Aleviliği
benimsedikleri inanca, ideolojiye çekmeye ve Aleviliği o doğrultuda
yorumlamaya çalışanları çok gördük. Bunların içerisinde Alevi
olan da var olmayan da var. Birçok araştırmacı yazarımız gerçekten
bu toplumu, bu topluluğun yaşadıklarını görmüyorlar. Bazıları
ise Aleviliğin varlığına dahi sonradan haberdar olmuşlar ilgi
duymuşlar, birkaç Alevi dedesiyle sohbet etmişler, birkaç
Alevi köyüne gitmişler ve elde ettikleri bilgilerle yalan
yanlış Aleviliği yorumlamaya başlamışlar.
Bazen
de o birkaç saat veya birkaç gün içerisinde görüştükleri insanlardan
dinlediklerinden işlerine gelen kısmını tereyağından kıl çeker
gibi çekerek almışlar ve Alevilik diyerek sunmaya çalışmışlardır.
Kimisi
Ateist etmiş Alevileri, kimisi İran şiisi, kimisi şeriatçı.
Ben
Aleviyim. Hubyar Ocağındanım. Bir Hubyar Dedesinin çocuğuyum.
Çocukluğumdan beri Aleviliği yoğun bir şekilde yaşamış birisiyim.
Hem de Aleviliği özünde bir ocak merkezinde yaşamış bir insanım.
Hubyar Köyündenim.
Hubyar Ocağı,
Anadolu da bulunan Alevi Ocaklar içerisinde Hacı Bektaş Ocağından
sonra en kitlesel ve en aktif faliyet gösteren ocakların başında
gelmektedir. Hubyar Köyü Anadolu’nun birçok yöresinden gelen
insanlarla dolup taşmaktadır. Kurbanlar kesilmekte, cemler
yapılmakta , dualar edilmektedir Hubyar yurdunda. Dedim ya
ben böyle bir ocağın merkezinde yetişmiş birisiyim. Hubyar
ocağı üzerine çalışmalar yapıyorum. Ayrıca Hacı Bektaş Veli
Anadolu Kültür Vakfı İstanbul Şubesi-Okmeydanı Cem ve Kültür
Merkezinde de yöneticilik yapıyorum.
Dr. Abdulkadir
Sezgin ;
İmam-Hatip
Okulu ve Yüksek İslam Enstitüsünü bitirmiş, Diyanet işleri
Başkanlığına bağlı muhtelif yerlerde Hatiplik, İmamlık, Müftülük,
Yayınevi Müdürlüğü, merkez teşkilatlarda uzmanlık, şube müdürlüğü,
daire başkanlığı vekilliği, Müfettiş yardımcılığı, Başmüfettişlik
v.b. görevlerde bulunmuş bir Din adamımız. Bahsettiğine göre
Aleviliğe Tekirdağ – Malkara’da yaşadığı bir olay yüzünden
merak salmış ve araştırmaya başlamış uzunca zaman yaptığı
araştırmalar neticesinde de iki tane de kitap çıkartmış. Birisi
Tokat da bir yerel TV de yaptığı konuşmaların yazıya dökülmüş
hali diğeri ise “Alevilik Deyince” diye bir araştırma kitabı.
Sonradan başka kitap da yayınlandıysa bilemiyorum.
Kitaplarında
yaptığı araştırmalar doğrultusunda Aleviliği anlatan ve kardeşlik
mesajını vermeye gayret eden Sezgin, Alevileri olduğu gibi
kabullenmeyip ancak kendi çizgisinde olduğunu ima etmeye çalışıyor.
Sünni-Alevi arasında fark olmadığını çeşitli örneklerle açıklamaya
çalışan Sezgin Cem evlerinin varlığını ise hiç kabul etmiyor.
Sayın
Sezgin’ in Cem Evleri için söyledikleri oldukça ilginç;
- “Alevilik Müslümanlığın
kendisidir ve cami dışında ibadethanesi, mabedi yoktur.”
-
“Ne mimarlık, ne sanat tarihi eserleri arasında bir tek
örneği olmayan bu cem evi, yeni çıkartılmış bir meseledir.
Yapılmışsa dokunabilecek kuvvet varsa buyursun”
-
Türkiye de de Alevilerin ve Sünnilerin tek ibadet yerleri
camidir. Buna da şüphe yoktur.
diyor
(Alevilik Deyince adlı kitabından) . Şimdi ben çocukluğumdan
bu tarafa yaşadığım Aleviliğe bakıyorum, bir de sayın Din
adamımız Sezgin ‘in söylediklerine bakıyorum, ya bizim köy
alevi değil ya bizim köyde farklı bir Alevilik var da benden
hep gizleniyor, Daha da önemlisi bizim köy de cami varda ben
hiç mi göremedim acaba diye düşünüyorum.
Sayın
Sezgin , Diğer alevi köylerinde olduğu gibi Hubyar köyünde
de her ev bir cem evidir. Hubyar köyü gibi Sivas –Tokat bölgesinin
en yüksek noktasında kurulan bir köyde insanların neden evlerinin
bir bölümünü ısıtmak çok zor olmasına rağmen 150-200 m2 ye
varan büyüklüklerde yaparlar acaba, ve neden o büyük bölüme
cem evi derler acaba, bunu duyduğunuzu ve gördüğünüzü hiç
zannetmiyorum çünkü siz hiç Hubyar köyünü görmediniz ki.
Sayın
Sezgin Cem evleri eskilerden yapılsa idi bugünlerde ayakta
olurdu, bunları yıkabilecek kuvvet hiçbir zaman olmamıştır
demeye getiriyor. Sayın Sezgin, siz Hubyar ocağı gibi kitlesel
ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı bir ocağın kurucusu olan
Hubyar Sultan’ ın türbesinin bile Osmanlılar zamanında hem
de Hubyarlıların gözleri önünde onların inançlarını aşağılayarak
yıktırıldığını biliyor musunuz. Bırakın cem evini. Alevi köylerinde
var olan camiler (çoğunda yoktur) sonradan yaptırılmıştır.
Bir kısmı yeniçeri ocağının kapatılmasından sonra bir kısmı
ise 12 Eylül sonrasında yapılan asimilasyon politikalarının
sonucudur. Bunlar da bomboş durmaktadır.
Sayın
Abdulkadir Sezgin cem evi fikrinin sonradan çıktığını belirterek
bunun sebebini de şöyle sıralıyor.
a-
Tek mabet fikrinde şüphe meydana getirmek, böylelikle
“aleviler camiye gitmez” tezini güçlendirerek din birliğini
zayıflatmak
b-
(Cem evlerini) Dini bir mabet olarak kabul ettirerek,
din ve vicdan hürriyeti gölgesi altında illegal örgüt merkezi
oluşturmak
c-
Kırsal kesimden şehre gelen alevi vatandaşların “Alevilik”adıyla
daha kolay toplanabilecekleri düşünülerek ; siyasi taraftar
olarak bulundurulabilecek daha masum ve daha tabii mekanlar
elde etmek
d-
Şehirlerde ekonomik ve sosyal baskılarla karşılaşan alevi
kökenli yurttaşların toplumla entegre olmalarını engellemek
e-
Ayrı kimlik ihdas ederek siyasi, ticari güç merkezleri oluşturmak
f-
Şehirlerde kaybolan alevi giyim, kuşam, yemek, oyun, türkü
gibi mahalli ve folklorik değerleri muhafaza etmek
g-
Alevi kimliğini muhafaza ederek köyde dönmeye devam eden “Dede
Hakkı” adlı tarikat vergisini şehirde de toparlanabilir hale
getirmek.
Tüm
bu sıralanan sebeplerden ortaya çıkan şu ki Sayın Sezgin,
Şehirlerde kurulan Alevi Cem ve Kültür Merkezlerinin varlığından
dolayı fena halde rahatsız olmuş ve bu yüzden Alevilerin şehirlerde
de asimle edilemeyeceğini düşünmüş olmalı.
Ayrıca
esefle karşıladığım ve şiddetle kınadığım bir nokta ise Cem
evlerinin illegal örgüt merkezi olarak kullanıldığını bu amaçla
şehirlerde cem evlerini yapıldığını ifade etmesidir. Şehirlerdeki
cem evleri ne caminin karşıtı olarak ne de başka sebeplerden
dolayı yapılmıştır. Cem ve Kültür merkezleri ihtiyaçtan yapılmıştır.
Geliniz, Cem evlerini geziniz görünüz ve kanaatinizi ona göre
oluşturunuz. Önyargılı olmadan.
Sayın
Sezgin’ in Tokat’ da bir yerel TV de söyledikleri (Bu konuşma
Ülkenizde Alevilik-Sünnilik Meselesi adlı kitapta yayınlanmıştır)
daha da dikkat çekici benim açımdan;Sayın
Sezgin bu konuşmasında alevi katliamlarını yapan Yavuz Sultan
Selim ile bu katliam fetvalarını veren Ebussuud efendinin
Hubyar ile iyi ilişkiler içerisinde olduğunu, bunların Hubyar
Sultan’ı ziyaret ettiğini Hubyar Sultan’ın Yavuz ile Ebussuud
‘a ikramlarda bulunduğunu anlatmakta ve bu sebeple de Ebussud
efendinin Aleviler ile ne denli sıcak ilişkilerde olduğunu
ispatlamaktadır aklınca.
Sn
Sezgin böyle bir konuşmayı Tokat’ da yani Hubyar mensubu insanların
en yoğun oldukları yerde yapmaktadır. Böylelikle Hubyar’ı
kullanarak Ebussuud efendiyi aklamaya Hubyar’ a gönülden bağlı
olan o insanlara Yavuz ile Ebussuud’u şirin göstermeye çalışmaktadır.
Bu
söylenenler tamamen asılsızdır. Yavuzun padişahlık dönemi
1512-1520 yıllarıdır. Hubyar bu dönemde henüz türbesinin bulunduğu
bölgeye gelmemiştir. Kaldı ki Hubyar Sultan Celali isyanlarına
katılmış yani Osmanlının haksızlıklarına karşı mücadele etmiştir.
Bunlarla ilgili belgeleri de çok yakında yayınlayacağım.
Ayrıca
Hubyar köyünde anlatılan ve Hubyar dedelerinin rivayet olarak
bildikleri ise Hubyar’ın Sultan 4.Murad ile karşılaştığı ve
ona ikramlarda bulunduğu yönündedir. Bu bile sadece rivayetlerden
ibarettir. Çünkü Hubyar ile Sultan 4.Murad’ın yaşadıkları
dönem birbirlerini tutmamaktadır.
Bilip
bilmeden, dahası hiçbir dayanağı olmadan bu tür hassas konularda
konuşmanın ve yorum yapmanın anlamı yoktur. Kimse size Hubyar’ı
kullandırmaz, Hubyar Sultanı kullanarak tarihi saptırmanıza
da müsaade etmeyiz sayın Sezgin.
Aleviliği
öğrenmek için Alevilerin yaşantılarına bakmak onlarla iç içe
yaşamak gerekmektedir.