Bundan
12 yıl önce Sivas`taki, Madımak oteli katliamında 35 Aydın,
yazar, sanatçı ve semah dönenler cehaletin ateşine verildi.
Ateşe verilen, katledilen demokrasi ve insanlıktı. Bu katliam
bireyin ve toplumun adalet, özgürlük, güvenlik ve yaşama gibi
temel haklarına, geleceğimize, hepimize yapılan bir saldırıydı.
Bu vahşeti gerçekleştirenler, tekçi, ayrımcı, farklılıkları
tanımayan, gerici, yobaz ve demokrasi nasibi almamış, insansız
ve hoşgörüsüz bir dünya görüşünün savunucularıydı. Her şeyin
kendi egemenlikleri altında şekillenmesini isteyen, özgürlükler
ve eşit haklar karşıtı bir ideolojiyi topluma zorla hipnoz
etmeye çalışanlardır. Alevilere ve demokrasiye yönelik katliamları
"siyasal İslam için", "Allah adına", "Müslümanlık
adına" idi, yani siyasal ve ideolojikti. Bu gerici ideolojik
cephe oldukça genişti. Kolları ve ideolojik kaynakları uluslar
arası ölçekte dolaşıyordu.
Sivas
katliamını anlamak için, arkasındaki gerçekleri iyi okumak
gerekir. 1990 yılında RAND CORPORATION tarafından ABD
yönetimine hazırlanan rapordaki, "Türkiye'deki İslami hareketi
daha yakından tanımalı, onların ideolojileri hakkında daha
yakından bilgilenmeli ve diplomatlarını eğitmeli", "ABD'nin
İslamcı akımın ılımlı üyeleriyle resmi olmayan ilişkiler kurması
yararlı olacaktır" stratejileri iyice irdelenmeden, Sivas
katliamı gerçekleştirenlerin uluslar arası siyasal ilişkileri
ve beslendiği ideolojik kaynaklar anlaşılamaz. ABD patentli
siyasal yeşil kuşak projesi tartışılmadan, Türkiye'de tırmanan
gericilik ve yükselen siyasal islamın hedefi ve doğuracağı
tehlikeler anlaşılamaz.
Yine
CIA bağlantılı kurum olan Rand Corporation tarafından
18 Mart 2004 tarihinde "Sivil, Demokratik bir İslam; Ortaklar,
Kaynaklar ve Stratejiler" başlıklı bir rapor ve bu raporun,
ABD siyaseti için önerdiği politik ve strateji hedef olarak
tanımlanan "Sivil, demokratik, yönetim talebinden vazgeçirilmiş,
Batı Dünyasında İslam'ın yeniden inşası, biraz ılımlı, biraz
modern, biraz demokratik, biraz sufi ve kısaca Batı değerlerine
uygun hafif bir İslam modeli meydana getirmektir" gibi
belirlemeler tartışılmadan ve yine bu raporun öngördüğü proje
çerçevesinde, Müslüman ülkelerden seçilerek 500 civarında
din adamının yakında Washington'a götürülüp eğitilip ve "Amerikan
İslamı" için seferber edilmesini sağlama çalışmaları tartışılmadan,
Sivas katliamı ve Türkiye'de ortaya çıkan tek partili AKP
hükümeti anlaşılamaz. Bunlar tartışılmadan dün "İran İslamını"
model olarak seçenlerin bugün BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)
çerçevesinde neden Amerikan patentli "ılımlı İslamı"
seçenek olarak kabul ettiklerini açıklayamayız. Türkiye'de
oynanan bu tehlikeli siyasi oyunlar salt dış siyasi dinamiklerden
dolayı gerçekleşmiyor. Aynı zamanda iç dinamiklerde vardır.
Bu
dış dinamiklere bağlı siyaset Türkiye'deki siyasi iktidarlar
üzerinde o kadar etkiliydi ki, bu etki kendisini Sivas katliamı
karşısındaki duruşta da gösterdi. 1993 yılındaki siyasi iktidarın,
devletin resmi tavrı da siyasal ve ideolojikti. O dönemin
Cumhurbaşkanı Demirel'e göre "Halkla polisi karşı
karşıya getirmeyin, Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu
tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri
ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında
çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı
vardır." Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ise,"Çok
şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!..
Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından
boğularak ölmüşlerdir. Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir
futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi" olmuştur.
Bu açıklamaların hepsi siyasi ve ideolojikti. İçişleri Bakanı
MEHMET GAZİOGLU'na göre ise katliam yoktu. "Oteli
sahibi kundaklamıştı" Başbakan Yardımcısı ERDAL
İNÖNÜ, katliamdan sonra "Ne yapayım, yetkim yoktu"
diyerek kendisini savundu. Dönemin Refah Partili Belediye
Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Meclis Üyesi Cafer
Erçakmak katliamdaki rolleri büyük olmasına rağmen yakalanmamışlardır.
Hatta Karamollaoğlu milletvekili bile oldu.
Katliamı
ortaya koyan ideoloji, sanki cumhuriyetin Alevilere karşı
korunmasının yedek teminatıydı. Çünkü onlar olmazsa "laik
rejim" tehlikede olur, "ülkeye komünizm gelirdi".
Devletin tepesine göre "devleti komünistlerden ve kızılbaşlardan
korumak için din adamı yetiştirmek" gerekiyordu. İHL
bu yüzde açılmalıydı. Alevi çocuklar zorunlu din dersleri
ile asimilasyona tabi tutulmalıydı. Milyar dolarlık bütçesi
ile DİB devlet adına din adamı çalıştırmalı ve propaganda
yapmalıydı. Yetişen "din adamları" cami çıkışında örgütlü
bir katliama hazırlanmalıydı. Bu ülkenin orta yerinde, devletin
tüm birimlerinin gözleri önünde ve devletin bilgisi dahilinde
gerçekleşen katliamda 35 insan diri diri yakılmalıydı. Devlet
ise üç maymunu oynamaya devam etmeliydi. Görmedim, duymadım,
bilmiyorum. Sözde "laikçiler" ise halen "Türkiye
laiktir laik kalacaktır" diye, aslında statükonun devamını
savunmaya devam edeceklerdi. Aslında bu sözde "laikçilerde"
aynı tehlikeli oyunun bir parçası olduklarını görmeyecek kadar,
siyasi bir körlük içinde utanmaya devam edeceklerdir. Toplumun
bir çok kesimi bugün (2 Temmuz), Sivas katliamını lanetleyecek
mesajlar verecekler. Sivas'ta ateşte semaha dönenler, sazları
külde türküleşenler ve kitapları ışık olanlarla bir olacaklar.
Bugün Türkiye'nin ve Avrupa'nın bir çok kentinde, 2 Temmuz
katliamının neden unutulmaması gerektiğine vurgu yapılacak,
hafıza özürlü siyasi iktidarlara, Sivas katliamının hesabını
tekrar hatırlatacaklar.
Madımak
otelinin müzeye çevrilmesi fikri, amasız ve fakatsız en doğru
öneridir.
Birileri
"unutun", "bunu fazla kaşımayın", "toplumsal
barışı bozmayın" diyecek! Bu birileri belli birileri!
Kimisi siyasetçi, devlet adamı, yazı işleri müdürü, gazeteci,
siyaset uzmanı, danışman, vs. Görevleri toplumsal belleğimize
"format çekmek"le meşgul. Yani asli görevlerinin zıttı
olacak işlerle uğraşmaktalar. Toplumsal bir travmaya nasıl
format çekilir? Bu birileri toplumsal bellek ile bilgisayar
belleklerini karıştıracak kadar da saf.. Oysa Maraş'ta, Çorum'da,
Sivas'ta ve Gazi'de katliamlar toplumsal bir olguydu ve toplumsal
bellekten silinemezdi. Bunları unutmaya ya da unutturmaya
çalışmak, yok saymak sağlıklı bir tavır olmadığı gibi bir
ihanettir. Bu ülkeye, bu ülkenin insanına ihanettir. İnsanlığın
evrensel değerlerine ihanettir. Sivas katliamı hem o toplumun
hayatında, hem de insanlık tarihinde iz bırakmış alçakça ve
utanç veren bir olaydı. Toplum ve insanlık tarihinde bir daha
bu tür utanç verici katliamlar olmasın diye, toplumsal belleğe
iz düşmek için ve insanların bu tür utanç verici katliamlara
karşı insanlıktan yana tercih koyması için, Madımak otelinin
müzeye çevrilmesi fikri, amasız ve fakatsız en doğru öneridir.
12
yıldır düzenli olarak, toplumsal muhalefet güçlerinin ve onların
örgütlerinin sahiplendiği katliam karşıtı hareket, PSAKD öncülüğünde
bu davanın yılmaz savunucuları oldu. Kendilerini demokrasi
mücadelesi içerisinde tarif eden Aleviler ve onların örgütleri,
2 Temmuz etkinlikleri çerçevesinde Türkiye'nin diğer toplumsal
muhalefet dinamikleri ile birlikte, Sivas katliamının arkasında
gerçekleri kamuoyuna aktarmayı ve Alevilerin bu ülkede yaşadıkları
sorunlara karşı duyarlı olmaya teşvik etmeye devam ediyor.
Türkiye,
Aleviler ve tüm demokrasi güçleri için oldukça soğuk bir ülkedir.
Aleviler bu ülkede eşitsizliğin, ayrımcılığın, katliamların
ve dışlanmışlığın en soğuk yüzünü yaşamaktadır. Bir yandan
evrensel geçerliliği olan ''insan hakları''nı kapsayan hukuksal
güvenceler ve teorik metinler, diğer yanda ise, Alevilerin
karşı karşıya olduğu acı gerçekler arasındaki derin uçurumlar.
Türkiye'de Alevi olmanın bedeli çok ağırdır. Aleviler bu bedelleri,
K.Maraş, Çorum ve Sivas katliamında ödediler. Yıllardır Türk
eğitim sisteminde Alevi olmak, yok sayılmaktır. Çünkü Türk
eğitim sistemi Alevisizdir. Türk demokrasisi Alevisizdir.
Türk hukuku Alevisizdir. Üst düzey bürokrasi Alevisizdir.
Devletin bütçesi vergi toplamada Alevi yurttaşı bulur, dağılımında
ise Alevisizdir.
Türk
"demokrasi" tarihi Alevisiz bir karaktere sahiptir. hükümetleri,
Alevilere yapılan bunca haksızlık ve ayrımcılık karşısında
kendi hatalarını kabul etmemekte ve sürmekte olan hak ihlallerine
devam etmektedir.
Aleviler
kendi ülkesinde eşit koşullarda, eşit haklara sahip yurttaşlar
olarak yaşamak ve özgürlük istiyor. Bu da çok olmasa gerek...