22
Temmuz; sanırım Türkiye siyasal tarihinin bir çok açıdan unutulmaz
bir günü olacaktır. Bir çok açıdan diyorum çünkü iç içe geçmiş
bir çok gelişmeyi içinde barındıran ve adeta çok bilinmeyenli
bir denklemi andıran bu seçim iktidarı ana muhalefeti, yavru
muhalefeti ve bağımsız adayları ile hem çok renkli hem de
çok ilginç bir şekilde yaşandı.
Sermayenin
ulusal ve uluslararası yoğun ve aralıksız desteği ile girilen
seçimlere bir yandan da militarizmin sınırlarını belirlemeye
çalışması ile yükselen milliyetçilik dalgası seçimleri iki
seçenekli olmaktan çıkaramadı. AKP yine ve açık ara ile, tek
başına iktidar oldu.CHP statükocu, dar gurupçu ve militarizmden,milliyetçilikten
medet umar tavrı ile adeta şamar yedi.Bu yazının yazıldığı
gece saat 02 .00 itibarı ile Baykal hala evinden dışarı çıkmamış,
bir basın organına telefonla dahi katılmamış derin bir sessizlik
ve umarım mahcubiyet içinde idi.Mahcubiyet sözcüğünü özellikle
kullanıyorum çünkü çok iyimser olacak ama bir an evvel istifa
etmesi onunla ilgili eleştirileri en azından hafifletir diye
düşünüyorum.(tabii sayın Baykal'ın bu seferki istifası önceki
gibi danışıklı döğüş olmazsa!!!) Nitekim seçimin ilk sonuçlarının
alınması ile DP genel başkanı Mehmet Ağar istifa ederek en
azından bu gece rahat uyuyabileceği bir yolu kendisine açmış
oldu!
"Cumhuriyet" mitingleri ile yelkenini dolduran CHP başkanı
doğu ve güneydoğuda miting yapmaya bile gerk duymamıştı.Son
bir - bir buçuk ayda hangi aday ya da CHP yetkilisi ile konuştuysam
%30-35 civarında oy alacaklarını AKP nin bu sefer ana muhalefet
olacağını kendilerinin de CHP-MHP koalisyonu kurabileceklerini
ifade ettiler. Sonuçta da MHP'ye büyük katkıları olduğu artık
yadsınamayacak bir gerçektir.(tabii İlhan Selçuk'un bu koalisyon
için yaptığı hayır duaları da, MHP'ye dizdiği övgüleri de
unutmayacağız!)
Seçim
kampanyaları boyunca elinde "Barzani ve idam ipinden başka
malzeme bulunmayan bu Cumhuriyetçi-Milliyetçi koalisyon bol
bol savaş naraları attılar. "AKP'yi Barzani destekliyor ya
siz?" adlı isimsiz el ilanları seçim sabahı tüm evlerin ve
oy kullanılacak bölgelerin yakınlarına dağıtıldı. Şimdi bu
sonuçlar ile Türkiye halkının % 47 si Barzaniden yana mı oluyor?
Ya da vatan haini mi? Aslında bu AKP'nin başarısı mıdır, yoksa
siyaseti laik-anti laik eksenine hapsedip; Milliyetçiliği,ırkçılığı
ve militarizmi yükseltmek isteyenlerin başarısızlığı mıdır
diye de sormak gerekiyor. % 10 barajı konusunda hemen ittifak
eden taraflar bu engele rağmen parlamentoya giren bağımsızlara
ne diyeceklerdir? Yine tutup boyunlarından içeri mi tıkacaklar?
Ya da bağımsızların % 100 başarılı olan ve mecliste gurup
kuracak sayıda seçilmelerini neyle ve nasıl izah edeceklerdir?
Sadece mazotun 1.00 YTL olacağı, ÖSS'nin kalkacağı vaadi seçim
almaya yetmemiş ama şimdiden bunun "geyikleri" yapılmaya başlanmıştır.
Bir yazarın dediği gibi,"Dört yıldızlı generallerin başına
geçtiği sivil toplum (!) kuruluşlarıyla, sivil olmayan toplum
kuruluşları kafa kafaya verip düşünmeliler: -Biz neden hep
aynı yanlışı yapıyoruz? Halkı korkutup uyardıkça, neden hep
o yöne doğru gidiyor? Demokrasi sivillerin rol aldığı bir
oyundur."
Seçim
bildirgelerinde 12 Eylül ile ilgili, Kürt sorununa ilişkin,
Alevilerin kültürel-inançsal kimliklerine ve taleplerine ilişkin
tek satır yazmayanların, emekçi örgütlerini ve emeğin taleplerini
görmezden gelenlerin alacağı sonuç bundan daha fazla olamazdı
ve aslında CHP'nin aldığı bu oyda hak edilmiş bir oy değildir.
Bu oy oranında Alevi örgütlerinin ABF'nin ve AABK'nin ve de
İzettin Doğan'ın açıklamalarının önemli katkıları olmuştur.
Alevi toplumunu ilkeler, haklar ve talepler üzerinden temsil
edemeyen ABF ve AABK yöneticileri, koltuk sayısı pazarlığı
üzerinden temsil etmeye kalkışınca ve doğru bir hedefi,zamanında
gösteremeyince adeta Aleviler üzerinde manipülasyonuna çanak
tutmuşlardır. Açıkça Aleviler manipüle edilmiş, köşeye sıkıştırılmış,
alternatifsiz bırakılmıştır. Sonuçta bir çok çelişkili açıklama
ve gel-git ler ile alevi toplumu bu yöneticiler tarafından
CHP'ye mahkum ve mecbur edilmiştir.Bu "manidar tutumlar dikkatli
Alevilerin gözlerinden kaçmamıştır. Daha sonra yapılan "iç
içe geçmiş karmaşık ve samimi olmayan" açıklamalar ve şahsi
görüş beyanları ise zevahiri kurtarmak şöyle dursun kendileri
açısından da sonun başlancının ilanı olmuştur.
Aleviler
örgüt yöneticilerinden umut beklerken hüsrana uğramışlardır.
Bağımsız adaylarını seçebilme alternatifleri bu yöneticiler
eliyle yok edilmiştir. Bu gün 15-20 alevi adayın seçilebilmesi
her zamankinden daha fazla olanaklı iken; on iki yıldır (
Evet tam 1995 Barış Partisi'nin baş rollerinde oynadıktan
sonra) ortalıkta görünmeyen ABF başkanı önce Cumhuriyet mitinglerinde
İzmirde, daha sonra CHP Mersin mitinginde sayın Deniz Baykal'ın
ekrandan görünebileceği alanlardan ayrılmamıştır. AABK başkanı
ise Avrupa'da yapılan toplantılarda "Ne yapalım siz CHP'ye
yönelttiniz biz de gittik" diyerek birilerini suçlamaya çalışmakta
ve sorumluluktan kurtulmayı denemektedir. "Siyasete müdahale"
müdahil dahi olunamadan hezimetle sonuçlanmış ve bu yöneticiler
hala çıkıp pişkin pişkin açıklamalarda bulunabilmektedirler.
Seçim sonuçlarının belli olmaya başladığı saatlerde nasıl
ki CHP önünde Baykal istifa sesleri yankılanmakta ise Alevi
örgütlerinde de başta ABF olmak üzere AABK yöneticilerinin
çoktan istifa etmeleri gerekirdi. Şimdi değil 4 Haziran günü
akşamı istifa etmeleri gerekirdi. Ama bakıyoruz sayın yöneticilerimiz
pişkinliği Baykal'dan devralmış görünüyorlar, bu işi zamana
yayıp toplumu uyutacaklarını ve bu hezimeti unutturacaklarını
sanıyorlar. Ama yanılıyorlar, Türkiyedeki örgütümüz ABF yöneticileri,
genel kurulu beklemeden geç de olsa istifa ederlerse etik
bir davranışı gecikmiş olarak uygulamış olurlar, aksi halde
ABF delegeleri hak etmedikleri koltuklardan kazımasını bilecektir.
Çünkü
bu seçim sonuçları da gösterdi ki "her ağacın kurdu özünden
olur, el atına binen tez iner, ve YOL'a YOLDAŞ ile gidilir!"