Dönemin
Valisi Ahmet Karabilgin, Sivas katliamının 9. yılında herkese
suçlama yağdırdı:
Göz
göre göre katliam
Sivas katliamının yıldönümü
nedeniyle hazırlanan ‘O Gün’ belgeseli için Can Dündar’la
görüşen dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin askerden, itfaiyeye,
içişleri bakanından, belediye başkanına kadar herkesi çok
ağır eleştirdi...
Askere : Geç geldiler, seyrettiler
Polise : Sırtlarını sıvazladılar
İtfaiyeye: İsteksizdiler
İçişleri bakanına: İşine daldı
Belediye başkanına: Bakanı
yanılttı
9 yıl önce bugün Sivas’ı bir
cehenneme çeviren katliamın anısına hazırlanan "O Gün" belgeseline
konuşan dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, 2 Temmuz gününü
bütün açıklığıyla anlattı ve ciddi ithamlarda bulundu.
Dönemin askeri yetkililerini
olayları uzaktan izlemekle suçlayan Karabilgin, linç tehlikesiyle
karşılaşan Jandarma Komutanının, emrindeki timi devreye sokması
sayesinde ölümden kurtulduklarını anlattı.
Beni linç
edeceklerdi
Can Dündar tarafından hazırlanan
ve bu gece CNN Türk’te yayınlanacak olan "Sivas Cehennemi"
adlı belgesele konuşan Karabilgin, 2 Temmuz akşamı saldırganların
oteli yaktıktan sonra "Vali istifa" sloganlarıyla Valiliğe
yürüyüp kapıya dayandıklarını hatırlatarak içerde yaşadıklarını
şöyle anlattı:
"Yağmur gibi taş yağıyordu.
3 vali yardımcım, Emniyet Müdürü, Jandarma Komutanı, iki korumam
ve odacım aşağıda. Başka kimse kalmadı. Herkes kayıp. Bir
yandan Ankara’dan telefon yağıyor, bir yandan muhasara altındayım.
Saldırganlarla aramda sadece 30-40 basamak var. Adamlar girecek,
beni linç edecek, yeşil bayrağı da yukarı asacak. Bunun başka
sonucu yok".
İntihar edecektim!
Vali Karabilgin, o an yanındakilere
"Sonumuz geldi" dediğini ve bir ara linç edilmektense kendi
canına kıymayı düşündüğünü açıkladı:
"Bir şey yapmak lazımdı.
İnsanlar kapıdan girdiği anda fiziki gücümüz onlarla mücadeleye
yetmeyecekti. Canlı ya da cansız bizi parçalayacaklardı. 5
- 6 kişi ne yapabilir? işte o anda onlara teslim olmaktansa
intihar etmeyi düşündüm".
Umutların tamamen tükendiği
o anda, Jandarma Komutanının, Alay binasını korumakla görevli
18 kişilik bir yedek timden söz ettiğini belirten Karabilgin,
berber, bulaşıkçı, terzi, ütücü erlerden oluşan 18 kişilik
bu timin başlarında bir başçavuşla, havaya ateş ederek hükümetin
önüne geldiğini, saldırganları gerilettiğini ve kendilerini
linç edilerek öldürülmekten kurtardığını anlattı.
Asker öylece
bekledi
Karabilgin, askerin ilk andan
itibaren olayları yakından izlediğini hatta Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Doğan Güreş’in kendisini arayarak "Orada 6 bin mevcudum
var, hepsi emrinde" dediğini de anlattı: "Güreş Paşa’ya, ‘Paşam
bunları bana söylemeyin. Yanımda Tugay Komutanı var. Telefonu
ona veriyorum. Ona söyleyin, talimatınızı ona verin’ dedim.
Tugay Komutanı telefonu aldı, ‘Başüstüne komutanım’ dedi ve
gitti".
Ancak Vali Karabilgin’e göre,
beklenen askeri kuvvet bir türlü gelmedi. Öğleye kadar Valiyle
olan Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Yücetürk, asıl hedef
olan Aziz Nesin’in Madımak Otel’de bulunduğunu yangından 1
saat önce öğrenmiş ve Meclis Araştırma Komisyonu’na verdiği
ifadede bu gecikmeden dolayı Vali’yi suçlamıştı.
"Oteli değil
orduevini korudular"
Vali Ahmet Karabilgin "Asker
yetişti" sandıklarında yaşanan hayal kırıklığını ise şöyle
anlattı: "Sonunda 20 - 30 asker geldi, hükümet meydanına...
Ama orduevini koruyacak şekilde mevzi aldılar. Bunları maalesef
ben yaşadım, gördüm. Halbuki benim güvenliğimle ilgili bir
sorun yok, Madımak’ta sıkıntımız var, oraya yoğunlaşması lazım.
Ama askeri birlikten parça parça gelen bu gruplar olay yerinden
çok, ana caddedeki mağazaların, kuyumcuların, askeri risk
altına atmayacak bölgelerin etrafında güvenlik önlemi aldılar".
Askeri
etkisizleştirdiler
Yangından hemen önce komutanın,
küçük bir askeri birlikle Madımak Oteli’nin bulunduğu meydana
girdiğini anımsatan Vali Karabilgin, o birliğin de "Asker
Bosna’ya", "En büyük asker bizim asker" sloganlarıyla etkisizleştirildiğini
söyledi. Karabilgin, bu tavrın nedenini de şöyle açıkladı:
"Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olayları masaya yatırılsa görülecektir
ki, asker hepsinde olay bittikten sonra devreye girmiştir.
Niye? Çünkü asker, savunma ve savaş düzeni esasına göre eğitilir.
Oysa toplumsal olaylar, farklı eğitim ve deneyim ister. Komutanlar
‘Siviller işlerini kendileri bir yapsın, görelim. Belki başarırlar’
anlayışıyla son ana kadar bekler. Askerin burnu kanamasın
ister. Bu da onların sorumluluğudur. Genelkurmayın izni olmadan
hiçbir birlik komutanı bir tek neferi olayların içine atamaz.
Bunlar konuşulmuyor, onlar hiçbir şey söylemiyor ama Sivas’ta
da birlik komutanı, Genelkurmayın verdiği izin kadar asker
yollama yetkisini kullanabilmiştir".
Polis teşvikçi,
itfaiye isteksiz
Karabilgin, o gün kentte 350
civarında polis ve 80 civarında jandarmanın görev yaptığını,
saldırganların sayısının ise 15 bini bulduğunu söyledi. Bu
koşullarda polis, jandarma ve itfaiyecilerin çoğu görevini
fedakarca yapsa da istisnalar olduğunu da vurguladı: "5 saat,
polis ve jandarma Madımak’a saldırganların girişini engelledi.
Yerine göre havaya ateş açtı, yerine göre cop kullandı, yerine
göre kenetlendi, yerine göre de belki birilerinin sırtını
sıvazladı. Bunlar da oldu, olmadı demiyorum. O noktada tıkandık
artık. Polisin panzeri yok ki, topluluğu nasıl dağıtacaksınız.
Emniyet Müdürü ‘itfaiyeye tazyikli su sıktırıp dağıtalım’
dedi. Ancak Belediye Başkanı ‘Su sıkıldığı zaman halk birbirini
ezer’ gibi bahanelerle olumsuz tavır aldı. Bir süre sonra
itfaiyeyi hükümetin önüne getirtebildik, ama ileriye adım
atamadı. Hep kafamda bunları düşünürüm, acaba otelin yanacağını
birileri biliyor muydu da o rahat dönemde itfaiye gelmedi
diye.. Oysa araçlar yanarken bir tek itfaiyeyi otelin önüne
ulaştırabilmiş olsaydık, kesinlikle oteli yaktırmazdık. itfaiye
buna istekli miydi? Hayır, itfaiye de isteksizdi".
Çare:
Özel müdahale timi
Sivas olaylarından sonra görevden
el çektirilen ve Danıştay’ca aklandıktan sonra halen merkez
valisi olarak görev yapan Ahmet Karabilgin, Sivas felaketinin
derslerle dolu olduğunu belirterek benzer olayların yaşanmaması
için şunları önerdi:
"Güvenlik örgütü yeniden yapılandırılmalı.
İlin gücünü aşan bu tür toplumsal olaylarda çok süratli ve
donanımlı bir şekilde olay yerine ulaşabilecek bir yapılanmaya
gidilmeli. Belli illerde aracı, helikopteri, uçağı, donanımı,
eğitimiyle hazır kuvvetler bulundurursunuz. İçişleri bakanı
düğmeye bastığı zaman nerede yerel kolluk gücü zafiyete uğramışsa
oraya indirirsiniz. Ama bu, ulusal iradeye dayalı hükümetin,
bakanın ve valinin emrinde olan bir sivil güç olmalı."
‘Gazanız
mübarek olsun’ deyince...
Eleştiri oklarını, dönemin
Refah Partili Belediye Başkanı, halen Saadet Partisi milletvekili
Temel Karamollaoğlu’na da yönelten Karabilgin, Başkan’ın olaylar
sırasında teskin edici bir konuşma yapmasının gündeme geldiğini,
bunu kendisinin de onayladığını, ancak başkanın konuşmasına
"Gazanız mübarek olsun" diye başladığını söyledi: "Başkanın
konuşması grubu teskin mi etti, yoksa daha mı çok alevlendirip
cesaretlendirdi, bunun kamuoyu yorumlasın" dedi. Karamollaoğlu
ise belgeselde, konuşmasında böyle bir ifade bulunmadığını
söyledi.
‘Bakan
takviye gönderseydi...’
Vali Ahmet Karabilgin, 2 Temmuz
günü DYP’li İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’ndan yardım talep
ettiğini belirtirken de şunları söyledi: "içişleri Bakanı’nın,
benden sonra Belediye Başkanı Karamollaoğlu’nu aradığı anlaşılıyor.
Bu konuşmadan da, benim abarttığım kadar büyük bir tehlike
bulunmadığı sonucunu çıkarıyor. Oysa Bakan, takviye gönderse
bunlar yaşanmazdı. Sanırım o rahatlıkla başka işlere daldı.
Zaten görevde yeniydi ve bakanlık görevlileriyle uyumlu bir
havaya girememişti. Sonradan Müsteşar ve Emniyet Genel Müdürü’nün,
tehlikeli gelişmeler olabileceğini arz etmeye fırsat bulamadıklarını
öğrendik."
Belgesel
bu gece CNN TÜRK ’de
Can Dündar’ın Barış Duran’la
birlikte hazırladığı "O Gün" belgeseli katliamın yıldönümü
olan bu gece 21.05’de CNN Türk’te ekrana gelecek.