|
Sivas DGM'ye Yeter Gültekin ve arkadaşları adına DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA ANKARA
AÇIKLAMALAR 2 Temmuz 1993 günü Sivas'ta meydana gelen şeriatçı kalkışma ve katliam soruşturması sonunda dosyalar örgüt, Madımak Oteli yakılarak katliam ve diğer gösteri ve eylemler olmak üzere üç ayrı dava haline getirilmiştir. Eylemleri gerçekleştiren örgütle ilgili dava Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde açılmıştır. Madımak Oteli'nin yakılarak 35 kişinin öldürülmesi ve 45 kişinin öldürülmesine tam kalkışılması suçu nedeniyle açılan davada Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılmıştır. Diğer gösteri ve eylemlerle ilgili de 2911 sayılı yasaya muhalefetten de bu dava açılmıştır. Bu davaya konu olan eylemler. Mahkemenizin 1993/106 Esasına kayıtlı olarak yargılaması yürütülen "terör amaçlı örgüt" tarafından gerçekleştirilmiştir. Madımak Oteli yakılarak gerçekleştirilen katliam da, bu davaya konu gösteri ve eylemlerin bir parçasıdır. Bu gerçeğe karşın üç aynı dava açılması, örgüt ve eylemler arasındaki bağı koparıcı ve hukuksal gerçeğin bulunmasını engelleyici niteliktedir. Oysa; 1. Sivas Katliamı Laiklik Karşıtı Devlet Politikalarının Sonucunda Gelişen Şeriatçı Örgütlenmenin Ürünüdür: Devlet 1940'lardan başlayarak izlediği politika ile toplumu laiklikten uzaklaştırdı, dinci ideolojinin etki alanı içine soktu. Ancak 12 Eylül 1980 bu açıdan da Türkiye tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. 12 Eylül rejimi, laikliğin ruhuna fatiha okumuş, onun devamı niteliğinde olan Özal ve Demirel hükümetleri de laiklik düşmanı bu politikaları sürdürmüşlerdir. 12 Eylül rejimi geniş kitleleri ideolojik hegemonya altında tutmak ve statükonun iplerini sağlamlaştırmak için, toplumu İslamlaştırmayı bir devlet politikası olarak benimsemiş ve uygulamıştır. Bu dönemde devletin başı Kenan Evren, bir yandan laiklikten söz ederken diğer yanda, "Din lazım ve birleştiricidir" demiştir. Askeri yönetim gelişen halk hareketine, özgürlük arayışlarına karşı dini ideolojiyi bir dalgakıran olarak benimsemiştir. Türk-İslam Sentezi resmi ideoloji olarak kabul edilmiştir. Bu anlayışın bir sonucu olarak: Din dersleri ortaöğretim kurumlarında zorunlu dersler arasına alınmıştır. Güneydoğu'da ayetli hadisli cihat bildirileri dağıtılmıştır. Devletin radyo ve televizyonu, dini ideolojinin propaganda aracı yapılmıştır. Devlet bütçesinin önemli bir kısmı Diyanet işleri Başkanlığı'na tahsis edilerek Sünni îslamın örgütlenmesi ve yayılmasının emrine verilmiştir. Ders kitapları da dini ideolojiye göre düzenlenmiştir. Şeriat düzeni özlemcisi tarikatların, devlet içinde özellikle güvenlik kuvvetleri ve eğitim kurumlan içinde etkin olmalarına göz yumulmuştur. Tarikatların faaliyetleri meşrulaştırılmış ve teşvik edilmiştir. Şeriatçıların, ülke çapında demokrat, devrimci ve ilerici kişi ve kurumlara yönelik saldırılarına arka çıkılmıştır. ABD'nin ılımlı İslam projesi benimsenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Televizyonu, radyosu, sineması, gazeteleri, dergileri, kasetleri, Kuran kursları, din dersleri, vakıfları ve hac seferleri ile islamcı ideoloji türlü kanallardan topluma pompalanmaktadır. Bugün şeriat düzeni yanlıları, devlet ve toplum içinde kazanmış oldukları mevzilerden almış oldukları cesaret ile artık kendi düzenlerini kurmanın eşiğinde olduklarını düşünür hale gelmişlerdir. Bu nedenle pervasızlaşmışlardır. Hedef, laikliğin son kalıntılarını da yok etmek ve ortaçağın karanlık düzenini tam anlamıyla gerçekleştirmektir. Bu ortam içinde bir yandan yasal parti ve kuruluşlar biçiminde, bir yandan da illegal olarak örgütlenen şeriatçı güçler, "Artık Vakit Geldi" sloganı ile, şeriatçı bir kalkışma zamanının geldiği sonucunu ilan etmişlerdir. Bu karanlık güçler, emperyalizmin ve devletin koruması altında Türkiye'nin aydınlanmacı, özgürlükçü güçlerini saldırılarının ilk hedefi yapmışlardır, işte Sivas Katliamı tam bu döneme ve bu duruma denk düşen bir olaydır. Türkiye genelindeki şeriatçı-dinci gelişmenin bir parçasıdır. 12 Eylül öncesindeki Maraş-Erzincan-Sivas-Çorum Katliamları'nın da yeni bir halkasıdır. 2. Olay, Örgütlü, Planlı, Şeriatçı Bir Kalkışma ve Katliamdır: Sivas Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü (Tanık) Mehmet Yıldız'ın anlatımında da belirtildiği üzere, aralarında sanıkların da bulunduğu şeriatçı saldırgan güçler, olaydan çok önce hazırlıklara başlamışlar, yasal ve yasadışı yollarla örgütlenmişler, her fırsatı "en ufak bir temel atma törenini bile" değerlendirerek; "şeriatın getirilmesi yönünde" propaganda ve tahrikler yaparak, gövde gösterisi yapmaya çalışmışlar, "şeriata olan özlemlerini dile getirmeye çaba göstermiş "lerdir. 1-4 Temmuz arasında Sivas'ta "Pir Sultan Abdal Şenlikleri"nin düzenlenmesini, laik kişiliği ile tanınan Aziz Nesin'in bu şenliklere katılmasını; güçlerini göstermek, şeriat devleti kurma yönündeki çaba ve hazırlıklarını ortaya koyabilmek bakımından bir bahane ve fırsat olarak değerlendirmişlerdir. "Pir Sultan Abdal Şenlikleri" öncesinde ve şenliklerin başlaması ile birlikte "Kuran'ın yakıldığı, peygambere küfredildiği" gibi gerçekle ilgisi bulunmayan söylentiler yayarak, ellerinde bulunan yerel basın olanaklarını kullanarak ve olaylardan bir gün önce "Müslüman Kamuoyuna" başlıklı, katliama çağıran, "İslamın peygamberini ve kitabın izzetini korumak için bu uğurda verilecek canlarımız vardır" "Gün müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür", "Gün Allah (cc)'ın vahyi, Kur'an-ı Kerim'e, Allahın meleklerine, Allahın resulü Hz. Muhammed (Sav) 'e, O 'nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulma günüdür", "İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostları ile savaşın... (Nisa 76)" sözlerinin yer aldığı bildiriler dağıtarak, şeriatçı kalkışma ve katliamın zeminini hazırlamışlardır. 2 Temmuz 1993 gününün cuma olmasını ve cuma namazının da bir fırsat olarak değerlendirerek, önceden Paşa Camii, Meydan Camii ve Kale Camii'nde toplanılmasını, buralardan hareketle eylemin başlatılmasını planlamışlardır. Bir kısım sanıklar, anlatımlarında, şeriata göre Cuma namazlarının devlet başkanı veya onu temsilen Vali tarafından kıldırılması gerektiğini, böyle olmadığı için kendilerinin Cuma namazını kılmadıklarını belirttikleri halde, olay günü Cuma namazını kılmak üzere camiye geldikleri ve öğleden sonrası için sanıkların bir kısmının işyerlerinden izin aldıkları dosyadan anlaşılmaktadır. Ayrı alanlarda bulunan üç değişik camiden, aynı anda, aynı sloganlar bağırılarak, aynı hedefe doğru harekete geçilmiş, Valilik binası önündeki meydanda buluşulmuştur. Şeriatçı saldırganlar, "Şeriat Gelecek Yüzler Gülecek!, Kahrolsun Laiklik!, Şeriat Gelecek Herşey Bitecek!, Laiklik Gidecek Şeriat Gelecek!, Hizbullah Geliyor!!, Laik Düzen Yıkılacak!, Hükümet İstifa!, Laikliğe Son!, Vali İstifa!, Zafer İslamın!, Yaşasın Şeriat!, Kanımız Aksa da Zafer İslamın!, Şeriatçı Devlet Kurulsun!" gibi sloganları bağırarak, ulaşmak istedikleri hedefi ortaya koymuşlardır. Bu amaca yönelik olarak planlı ve somut bir şekilde Valilik Binası, Kongre Binası ve önündeki büst, Kültür Merkezi ve önündeki heykel ile Madımak Oteli'ndeki laiklik yanlısı şenlik katılımcıları saldırı hedefi olarak seçilmişlerdir. Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, olaylar tahrik olma sonucu, kendiliğinden meydana gelmiş ani olaylar değildir. Tersine, uzun bir propaganda ve hazırlık sonunda gerçekleştirilmiş, uzun ve kısa vadeli amacı belirlenmiş, organize edilmiş, şeriat devleti kurulması yönünde örgütlü, planlı bir kalkışmadır. Otelin yakılarak 35 kişinin öldürülmesi, 45 kişinin öldürülmesine tam kalkışma, yangın sırasında "YAK! YAK!" biçimindeki kitlesel istenç açıklaması da, şeriatçı saldırganların Anayasal düzeni yıkmak ve onun yerine şeriat devleti kurmak için herşeyi yapabileceklerini ve bu konudaki kararlılıklarını ortaya koymaktadır. Şeriatçı saldırganlar, Pir Sultan Abdal Etkinlikleri'nin yapıldığı Kültür Merkezi'ne saldırı ile eyleme başlamışlardır. Kongre Binası'na ve Valiliğe saldırı ile eylemlerine devam etmişlerdir. Saldırganlar kararlılıklarını oteli yakıp, içindekileri öldürdükten sonra da dağılmayarak ve saldırılarını Valilik Binası'na ikinci kez yönelterek göstermişlerdir. Ancak bu aşamadan sonra saldırganlar, Emniyet ve askeri güçler tarafından silah kullanılarak, 2 kişinin öldürülmesi ve bazı kişilerin yaralanması sonucunda bastırılarak, dağıtılmışlardır. Olayların sürdüğü 10 saat boyunca saldırgan şeriatçı güçler Sivas'ı denetimleri altına almışlar ve devlet organlarını işlemez hale getirmişler, şeriatçı terör uygulamışlardır. 3. Devlet, Katliam Sırasında Saldırganları Koruyucu ve Teşvik Edici Bir Tavır Almıştır. Bu Tutum Hazırlık Soruşturmasında da Sürdürülmüş, Davalar Usulsüz ve Eksik Soruşturma İle Açılmıştır: Gerek video bantlarının ve gerekse dava dosyasının incelenmesinde görüldüğü üzere; Güvenlik güçleri şeriatçı kalkışmanın bastırılması için etkili hiçbir önlem almadıkları gibi, olaylar sırasında ve sonrasında da saldırganları yakalama konusunda ciddi hiçbir etkinlik göstermemiştir. Olaylar başladıktan hemen sonra durum Başbakan, Başbakan Yardımcısı, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Emniyet Genel Müdürü gibi devletin en üst düzey görevlilerine bildirildiği halde, olayların büyümesini önleyici ve saldırganları dağıtıcı hiçbir çaba gösterilmemiştir. Sivas'taki üst düzey devlet ve Emniyet görevlilerinin saldırganlara karşı tutumu dağıtıcı ve bastırıcı değil, "ricacı" ve "teşvik edici"dir. Bu durum, olayla ilgili görüntülerde açıkça anlaşılmaktadır. Demokrasi güçlerinin, yasal mitinglerini dahi şiddet kullanarak dağıtan güvenlik güçleri Sivas'ta şeriatçıların katliam yapmasına seyirci kalmıştır. Valilik raporunda da görüldüğü üzere, dini esaslara dayalı bir rejim özlemi içinde olan, olaya katılan saldırganlarla bağlantıları konusunda dosyada kuvvetli kanıtlar bulunan Refah Partili Belediye Başkanı'ndan olayları yatıştırması konusunda medet umulmuş, konuşma yapması istenmiştir. Bu durum saldırganlara cesaret vermiş ve olayı daha da büyütmüştür. Olaylar bütün gün sürdüğü halde, dağıtma anına kadar güvenlik güçlerince kimse yakalanmamış ve gözaltına alınmamıştır. Telsiz anonslarının çözümünden de anlaşılacağı üzere, saat 14.20'den itibaren sürekli takviye gücü istenmiş, "...bilhassa saat 19.00 civarında ısrarla askeri güçlerin bir an önce olay yerine gelmeleri talep edilmiş, fakat Tokat Emniyet Müdürlüğü, çevik kuvvet olmayan 20 polis ile, Kayseri Emniyet MUdürlüğü'nden 31 polisin haricinde ve Jandarma Alay Komutanlığı 'tun 20 kadar kuvvetinin dışında hiçbir takviye alınamamıştır. Tugay Komutanlığı'na bağlı kuvvet saat 19.50 civarında Atatürk Caddesi'ndeki PTT'nin önüne kadar gelmiş ve orada daha fazla ilerleyemeyerek, yangına gelen itfaiyenin otel önüne giriş yapmasına kadar burada kalmıştır." (Olay Tutanağı Kİ.3, Dizi: 1297). İl'de bulunan Tugay'a bağlı askeri güçlerin yangından sonra olay yerine gelmesini ve yakılan otele yaklaşabilmek için itfaiye aracının yol açmasını beklemesini anlamak olanaksızdır. Devletin, olaylar sırasında, saldırganlara gösterdiği bu sırt sıvazlayıcı ve teşvik edici tutum, hazırlık soruşturması sürecinde de devam etmiştir. Hazırlık soruşturması usule aykırı bir biçimde yürütülmüştür. Sivas C. Başsavcılığı, olaydaki siyasi boyutun bunca açıklığına karşın, soruşturmayı görev alanı içinde saymış ve gözaltına alınan saldırganlara avukat istemiştir, Sivas Barosu'nun 5.7.1993 tarihli yazısında olayın DGM'nin görevine gireceği gerekçesi ile avukat görevlendirilmeyeceğinin bildirilmesinden sonra, durum Kayseri DGM Başsavcılığına iletilmiştir. DGM Başsavcılığı olayın vehameti ve çapına uygun bir tutum almamış, soruşturma için bir tek savcı göndermiştir. Böylece olay, bir yönüyle DGM'nin görevine giriyormuş gibi, bir yönüyle de girmiyormuş gibi soruşturmaya tabi tutulmuştur. Görüntü, fotoğraf ve diğer kanıtlar zamanında toplanmamış, video görüntülerinin tamamı fotoğraf haline getirilmemiş, arananlar albümü oluşturulmamış, video görüntüleri ve fotoğraflar halka sunulmamış, halkın teşhis ve tesbite yardımları istenmemiştir. Sanıkları fotoğraflardan teşhis ederek isimlerini bildirenlerden de imzalı dilekçe istenmesi, halkın bu konudaki yardımım olanaksız hale getirmiştir. Oysa, diğer soruşturma uygulamalarında arananlar açısından fotoğraflı afişler yapılarak genel yerlere asılmakta, ihbarlar için 155'e telefon etmek yeterli sayılmaktadır. Sivas olaylarına ilişkin soruşturmada bu tür uygulamalardan yararlanılmamıştır. Bu tutum, bir yandan tanıkların durumunu zorlaştırırken, diğer yandan saldırganların saptanması ve yakalanmasını engellemiştir. Olayın oluşunda yasal ve yasadışı örgütlerin payı olduğu, sanıkların anlatımlarından açık bir biçimde anlaşıldığı halde, katliamın arkasındaki örgüt konusunda hiçbir araştırma yapılmamış, hiçbir kanıt toplanmamış, hiçbir soru sorulmamıştır. Olaylar öncesinde dağıtılan tahrik bildirisinin kaynağına inilmemiş, bildirideki el yazısının kime ait olduğu konusunda araştırma yapılmamıştır. Onbinden fazla insanın katıldığı, örgütlü, kapsamlı bir olayın soruşturması tamamlanmadan, bir yandan soruşturma sürdürülürken, bir yandan da ifadeleri tamamlanan sanıklarla ilgili alelacele davanın bütünlüğü bozularak, ayn ayrı mahkemelerde, farklı suçlardan davalar açılmıştır. Bu biçimde, sanık tarafının dosyadan bilgi sahibi olmasına, henüz soruşturması sürenler, arananlar ve aranacak olanlar açısından hazırlık soruşturmasının sakatlanmasına, bunların önlem almalarına, kanıtlan yok etmelerine neden olunmuştur. Aynı eylemin değişik yönleri birbirinden kopartılarak üç ayrı dava açılmış olması, davanın bir bütünlük içinde ele alınmasını, incelenmesini ve değerlendirilmesini olanaksız hale getirmiştir. Oysa olay bir bütünlük içinde ele alındığında doğru kavranabilir. Uygulama, olayın arkasındaki örgütün, sorumluların ve katliam sanıklarının lehine bir durum doğurmuş, ayrı ayrı her Uç davayı da zayıflatmış, olayın aydınlanmasını zorlaştırmıştır. 4. Ayrı Ayrı Açılmış Davalar Birleştirilerek, Yargılamanın Bütünlük İçinde, Bir Dosya Üzerinden Yapılması Gerekir: Bu davanın İddianamesi sonuç olarak, Sivas'ta gerçekleştirilen şeriatçı kalkışmayı yapan örgüt ve Madımak Oteli'nin yakılması suçlarını dışta bırakarak, sadece örgütün ve sanıkların olay günü gerçekleştirdikleri izinsiz gösteri ve eylemleri konu almaktadır. İddianamede bütün gün süren ve Madımak Oteli'nin yakılması suretiyle katliamla sonuçlanan olaylar, sanki basit bir izinsiz gösteriymiş gibi değerlendirilmiştir. Olayın başladığı andan itibaren mevcut anayasal düzene karşı şeriatçı bir kalkışma olduğu gerçeği, örgütlülüğü ve planlılığı dikkate alınmamıştır. Böyle ele alındığı içindir ki, örgütle ilgili DGM'ne, Madımak Oteli'nin yakılmasıyla ilgili de Ağır Ceza Mahkemesi'ne aynı davalar açılmıştır. Oysa olay, arkasındaki örgütlü yapı, hazırlıklar, plan ve eylemin organize edilişi ile bir bütündür. Eylemin üç camiden harekete geçilmesi ile başlayıp, otelin yakılması yoluyla katliamın gerçekleştirilmesi ve Valiliğe ikinci kez saldırı üzerine, silah kullanılması yoluyla dağıtılana kadar sürmesi biçimindeki oluşu da bütünlüğü göstermektedir. Her üç davada konu olan olaylar ve şahıslar arasında bağlantı vardır. Eylemler aynı kasıt ve aynı hedefe yöneliktir. Eylemin doğru değerlendirilebilmesi, öncesi, sonrası ve bütün alanlardaki durumu ile birlikte bir bütünlük içinde incelenmesiyle olanaklıdır. Aynı eylemin değişik yönleri birbirinden koparılarak bir çok dava açılmış olması, sağlıklı sonuca ulaşılmasını, dolayısıyla adaletin tecellisini ortadan kaldırmaktır. Mevcut durumdaki yargılama ile olayın arkasındaki örgütün, sorumluların tespiti mümkün olamayacağı gibi, sanıkların hakettikleri cezalan almaları da mümkün olamaz. Bütün gün sürdürülen saldırı ve eylemlerle, "otelin yakılması suretiyle katliam" suçunun işlenmesi fiillerinin ayrı ayrı zamanlarda, birbirleriyle ilgisiz kişiler tarafından, farklı kasıtlarla işlenmiş fiiller gibi birbirinden koparılarak ele alınması son derece yanlıştır. Kaldı ki, yargılama ekonomisi yönünden de davaların birleştirilmesinde yarar vardır. Her üç davanın da sanık, tanık ve tarafları aynı kişilerdir. Bugünkü durumda her sanık, her tanık aynı konuda üç ayrı davada üç kez ifade vermek zorunda kalacağı gibi, aynı nitelikli yazışmalar üç ayrı dava için de tekrar tekrar yerine getirilmek durumunda kalacaktır. Üç ayrı davada da aynı konuda ayrı ayrı emek ve zaman yitirilmesi gerekecektir. Bu nedenle davaların birleştirilmesi yargılama ekonomisi bakımından da zorunludur. Ayrıca, suç nitelemesinin sağlıklı bir biçimde yapılabilmesi de davaların birleştirilmesine bağlıdır. Açıklandığı üzere, ayrı açılmış davaların birleştirilerek, olayın yargılamasının bütünlük içinde ve bir dosya üzerinden yapılması gerekir. 5. Bütün Veriler, Olayın Anayasal Düzene Karşı Şeriatçı Bir Kalkışma Olduğunu Göstermektedir. Bu Nedenle, Olayın TCK'nun 146. Madde Kapsamında Değerlendirilmesi Gerekir: Her ne kadar fiil basit bir adli olay olarak değerlendirilip, salt "İzinsiz gösteriye katılmak" suçundan kamu davası açılmış ise de yukarıda da açıkladığımız gibi, olay mevcut Anayasal düzeni yıkarak dini esaslara dayalı şeriatçı bir devlet kurmak amacı ile meydana getirilmiştir. TCK. 146. Madde: "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya... cebren teşebbüs edenler... 65. maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca, gerek birkaç kişi ile birlikte, kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda veya nas 'ın toplandığı mahallerde nutuk irad veyahut yafta talik ve neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeye teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi... Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenlerden gayri surette iştirak edenfer'i şerikler..."in cezalandırılacağını hükme bağlamıştır. Olayımız tam da bu tanımlamaya uygun düşmektedir. Bu suçun maddi unsuru Anayasa düzeninin kısmen veya tamamen değiştirilmesine (tebdil), bozuklaştırılmasına (tağyir) veya kaldırılmasına (ilga) cebren girişme (teşebbüs, tentant) hareketleridir. Olayımızda katliam sanıkları önceden hazırlık yaparak, örgütlü bir biçimde eyleme geçerek (fiil işlemeye girişerek) Anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanmak suretiyle değiştirmeye yönelmişlerdir. "Laik Düzen Yıkılacak!, Laiklik Gidecek Şeriat Gelecek!, Hükümet İstifa!, Şeriatçı Devlet Kurulsun!" gibi sloganlarla harekete geçerek, mevcut Anayasal düzeni yıkmayı ve onun yerine şeriat devleti kurmayı hedeflemişlerdir. Bu hedefe ulaşmak için laikliği savunan 35 aydını yakarak,şiddete başvurmuşlardır. Olay günü Sivas'a saldırganlar hakim olmuştur. Dağıtılan bildirilerle, atılan sloganlarla hedefi açıkça ortaya konan bu eyleme sanıklar kendi istekleri ile katılmışlardır. Eylemin gün boyunca devam etmesi, sanıkların amaçlarına ulaşmada ısrarlı olduklarının bir kanıtıdır. Bütün bunlar suçun manevi unsurunun (kastın) varlığını ortaya koymaktadır. Bütün veriler, suç örgütünün ve sanıkların mevcut Anayasal düzene karşı şeriatçı bir kalkışma içinde olduklarını göstermektedir. Katliamın arkasındaki örgüt ve şeriatçı saldırganlar Anayasa ile güvence altına alınmış laik düzeni ortadan kaldırarak, şeriat düzenini hakim kılmak amacı ile organize bir biçimde "fiili fesat" çıkararak, meydan ve sokaklarda bildiri dağıtıp, söylevlerde bulunarak, yayın yaparak bu cürmü işlemişler ve işlemeye tevsik etmişlerdir. Bu davranışlar TCK'nun 146. maddesinde yaptırıma bağlanmış fiillerdir. 6. Müvekkillerin Suçtan Zarar Gören Kişiler Olarak Davaya Katılmaları Yasal Haklarıdır: Her ne kadar müvekkillerin zarar görmeleri olayı, Madımak Oteli'nin yakılması olarak değerlendirilip, bu konuda ayrı bir dava açılmış ise de bu biçimde olayları birbirinden ayırmak olanaklı değildir. Müvekkillerin zarar görmelerine neden olan olaylar 2 Temmuz 1993 günü cuma namazından sonra Paşa Camii, Meydan Camii ve Kale Camii'nde toplanan eylemcilerin, buradan harekete geçmesi ile başlayıp, bütün gün süren, Madımak Oteli yakılarak katliamla sonuçlanan eylemler bütünüdür. Eylemler arasında gerek örgütlülük ve gerekse sanıklar yönünden açık bir birliktelik vardır. Müvekkiller hu davaya konu eylemler nedeniyle de zarar görmüşlerdir. Davaya katılmaları yasal haklarıdır. Keza, katılma istemimizin kabulü, katılan taraf olarak kanıtların toplanmasına, dosyanın değerlendirilmesine ve olayın aydınlatılmasına katkıda bulunmamıza olanak verecektir. Davaya katılma isteminde bulunan müvekkillerin bir kısmı olayın doğrudan mağdurudur. Diğer kısmı ise olayda birinci dereceden yakınları öldürülen kişilerdir. Zerrin TAŞPINAR, Melahat YAVAŞLI, Cemdirehşan CİLASUN, Hidayet KARAKUŞ ve Iclal KARAKUŞ olay sırasında Madımak Oteli'ndedirler ve doğrudan zarar görmüşlerdir. Yeter GÜLTEKİN'in eşi Hasret GÜLTEKİN, Nebahat ALTIOK'un eşi, Zeynep ALTIOK'un babası Metin ALTIOK, Mazlum ÇİMEN'in babası Nesimi ÇİMEN, Ahmet SİVRİ ve Yeter SlVRl'nin kızları, Yalçın SİVRİ'nin kardeşleri Yasemin SİVRİ ve Asuman SİVRİ ve Kaynar soyadlı müvekkillerin kardeşleri Uğur KAYNAR yakılarak öldürülmüşlerdir. Müvekkiller atılı suçtan zarar görmüşlerdir. Davaya katılan sıfatıyla kabullerini istemekteyiz. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1) Suçtan zarar gören müvekkillerin davaya müdahil olarak kabulüne, 2) Olayın TCK. 146. madde kapsamında oluşu gözönünde tutularak, olayın bütünlük taşıdığı ve örgütlülüğü dikkate alınarak, bu dosyanın, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1993/169 Esas No ile görülmekte iken görevsizlik kararı ile Mahkemenize gönderilen dava dosyası ve Mahkemenizin 1993/106 Esasına kayıtlı dava dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, 3) Sanıkların TCK'nun 146. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına, 4) Kişisel haklarımızın saklı tutulmasına, Karar verilmesini vekaleten saygılarımızla arz ederiz. Katılan Vekilleri Adına Av. Şenal Sarıhan Av. Önder Sav Kaynak: Aleviyol
|