Sizler,
evet sizler Dalton kardeşlerdiniz(!). Neredeyse her akşam,
Ankara Konur sokakta Kardelen' de buluşur, birbirinize yarenlik
eder, çevremizdekileri gülmekten kırıp geçirirdiniz. Yaşam
dolu, güzellikler zinciriydiniz. Çerkes'i bize yadigar bıraktınız,
dûmanlarla birlikte göğe uçtunuz.
Çerkes
artık Kardelen'e girerken "Bizden kimse var mı?" diye sormuyor.
Bahçedeki
21 nolu masa artık hep boş. Dostlarınız karanfillerle fesleğenlerle
donatıyorlar. Onlara "Uğur'un Erdal'ın dostları merhaba,
hoş geldiniz" demek istedim, masaya yaklaşamadım;
hıçkırıklara
boğuldum.
Sivas'a
gitmemiştiniz henüz, öğlen saatleri mimar dostlarınızdan
biri merdivenlerden bahçeye çıktı, sizi görünce "Lan oğlum
on beş gün önce geldim yine buradaydınız, sizin hiç eviniz
yok mu?" deyince, imdadınıza yetişip, " o masanın tapusunu
onlara verdim" dediğimde gülüşmüştük.
Aynı
arkadaş sizleri uğurladıktan sonraki günlerde yine Kardelen
bahçeye geldi ve ben masamdan kalkamadım, “Hoca, onlar artık
yok, gittiler” dedim. Masanıza baktık fesleğenler hüzünlüydü,
zira sizler ellerinizle onları okşamıyordunuz.
Konur
sokağın yerinde durmayan, kıpır kıpır, heyecanlı, dost canlısı
çok özel çok güzel İnsanı Asaf; "Yok devenin kuşu" adlı
serginin başarılı olması için geceni gündüzüne kattın Bu
sergide satış yapamaz, başarılı olamaz isem intihar ederim"
diyordun özel dostlarına. Çünkü sen bu ülkenin sanatçısıydın
ve bu ülkenin sanatçılarının yaşam standardı da belliydi,
kiranı, telefon faturanı ödeyemiyor, öğünlerini birleştiriyordun.
Ama onurundan ödün vermeden yaşıyordun.
Sevgili
Asaf timsah göz yaşı dökenler var şimdilerde. Sizler hayatta
iken emeğinizin kadrini kıymetini bilmeyen, hakedişlerinizi
ödemeyen yayınevleri "kıymetleri hayatta iken bilinmeli"
diyerek, felsefe yapıyorlar.