Çolpan
ve tren. Ağır işçisi kederin ve aşkın. Yanmış çam kozalağı.
Bıyıklarını keserek beş yıl daha kazanan kardeşim. Sarnıçlardan
ses veren dili ülkemin.
Bir
şiir gününden çıkmışız. Sen, Metin abi, Ahmet... Armağanımız
birer şişe şarap, birer saksı çiçek. Bir şaire daha güzel
ne verilebilir? Sesin büyüyüp duruyor şiirin göğünde; o
esmer, lirik sesin. Eğilseler birazcık yüreğin görülecek
gözlüklerinin ardından.
İçimde akçamın turuncu bulutu Sakarya'dan geçiyorum siline
siline. Bir serin su, bir mavi aydınlık; bir ince buğday
sapı soluk almak için. Sesin seçiliyor sesler içinden, o
derin davudi merhaban; bir güven duygusu kadar güçlü ve
güzel...
Bir
deli oğlanın devekuşu sergisindeyiz. Kadınlar ve rakı ve
Nâzım. Bir ülke resmi çiziyoruz devekuşlarının eşliğinde
'68'den '93'e... Tanrı bile bilemez bir ay sonra yanacağınızı.
Bir
oteldesiniz, sevdiğim ne kadar adam varsa. Dışarda cinnet,
içerde umut ve yalnızlık. Hangi resme baksam, hangi kapıyı
aralasam yanık yır kokusu, ağır bir duman yükseliyor. "Durgun
yıllarda gelmiş olanlar dünyaya/anımsamazlar geçtikleri
yolları" (1) Bizim anımsayacak ne çok acımız var değil mi?
Ah sevgili Behçet, "yok başka bir cehennem/yaşıyoruz işte"
(2)