Danışma
Kurulu Toplantısı için Alanya’ya gelen Pir Sultan Abdal
Kültür Dernekleri Genel Başkanı Av.Kazım Genç’in gazetemiz
genel yayın yönetmeni Cemal Şencan ile birlikte Alanya Radyo
Flaş’ta 23 Ekim Pazar günü yaptıkları söyleşi metnini aynen
yayınlıyoruz.
-
Sayın başkan, Derneğinizin Danışma Kurulu Toplantısı ve
aynı zamanda Alanya şubenizin Genel Kururlu vesilesi ile
Alanya’ya gelmiş olmanız bizleri onurlandırdı. Bu Pazar
gününde Alanya’ya gelmişken çok değerli olan vaktinizden
biraz da bize ayırırsınız düşüncesi ile padyo programı davetimizi
kabul ettiğiniz için sizlere teşekkürlerimi sunarken, Alanya’ya
hoş geldiniz diyorum.
-
Teşekkür ediyorum sağ olun Alanya da yaşayan vatandaşlarımıza
mesajımızı göndermemizde bizleri bu programa aldığınız için
ayrıca biz teşekkür ederiz
.
- Sayın başkan dilerseniz programımıza Pir Sultan Abdal
Kültür Dernekleri nedir? Bu günkü yönetimden beklentileriniz
nedir? Sorularının yanıtını arayarak başlayalım. Dinleyicilerimize
kısaca bu konularda bilgi verir misiniz?
- Pir Sultan Abdal Derneklerinin demokratik kültür özelliği
vardır. Amacı; Türkiye’deki demokrasinin gelişmesi, yurttaşlarımızın
sorunlarını ve çözüm önerilerini siyasi iktidarlar üzerine
bir baskı aracı yaparak çözmeye uğraşan yapılanmalardır.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alevilerin yedi oğullarından
Pir Sultan adıyla kurulmuş bir dernek. Bu nedenle birde
inanç yönü vardır. Alevi inancı ve kültürü ile de bir yönü
vardır. Biz Aleviyiz. Biz inancımızı tüm kriterleriyle Cem
Evlerimizde Cem’lerimizi yaparak, deyişlerimizi söyleyerek,
kurbanımızla, cenazemizle yaşamak istiyoruz. Bunlarla ilgili
bize olan yasakların kaldırılmasını istiyoruz
- Bu yasakları biraz açabilir miyiz?
- Elbette. Öncelikle Cem evlerimiz ibadet yerleri olarak
sayılmıyor. Yani Alevilerinin Cem evleri Alevilerin bakış
açısıyla ibadet yerleridir. Bu konuda başkasının söz söyleme
hakkı ve yetkisi yoktur. Yani bir yurttaş nerede ibadet
yapacağına nerenin ibadet yeri olacağına kendisi karar verir.
Hiçbir devlet yetkilisinin bu konuda karar verme yetkisi
olamaz. Hatta Diyanet işleri Başkanlığının dahi yetkisi
yoktur, olmaz da. Kimse kendisini bu konuda yetkili görme
hakkına sahip değildir. Ülkemizde zorla din eğitimi yapılmaktadır.
Bu konuda Anayasanın 2. maddesi çok açıktır “Türkiye Devleti
laik sosyal bir hukuk devletidir” der. Buna göre laik devlette
devlet din eğitimi yapmaz. Anayasa bununla da yetinmemiş
4. maddesinde bir hüküm koymuş. Diyor ki; “2.maddede sayılmış
olan Cumhuriyetin temel ilkelerinin değiştirilmesi teklif
dahi edilemez” der. 10. maddesinde de derki;”ilk öğretim
okullarında din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunlu derslerdendir”
der. Anayasanın 2. ve 4. maddesinde laikliğin güvence altına
alınmasıyla 10. madde çelişmiyor mu? Ayrıca, din kültürü
ve ahlak dersini masum göstererek 10 yaşındaki bir çocuğa
bir dinin zorla eğitimi veriliyor. Burada hangi inançtan
hangi dinden olursa olsun tek din öğretiliyor. Geçiyoruz
Anayasanın 136. maddesi Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasını
sağlayan maddedir. Burada da görülüyor ki Diyanet İşleri
Başkanlığı anayasal bir kuruluştur. Peki insan hakları yönünden
tüm dinlere ve hatta dinsizlere eşit mesafede olması gereken
diyanet işleri başkanlığı neden sadece bir inanç konusunda
hizmet verir, ve diğer inançları yok sayar?
-
Sayın başkan Diyanet işleri başkanlığı, illegal yani yanlış
din eğitimini önlemek için mi kurulmuştur? yoksa devletin
din eğitimini tek eline almak için mi kurulmuştur? Bunu
açıklar mısınız?
- Atatürk zamanında kurulmuş olan diyanet işleri başkanlığı
tüm dinlere eşit mesafede olmak ve laiklik ilkesine bağlı
kalmak şartı ile kurulmuştur. Burada ki amaç genç Türkiye
Cumhuriyetinde tarikatları denetim altına almak, yani Osmanlı
döneminde palazlanmış gelişmiş olan tarikatları denetim
altına alarak dinin özünü korumak amacıyla kurulmuştur.
Ama ne yazık ki bunda başarılı olunamamıştır. Maalesef diyanet
işleri başkanlığı bu gün tarikatların elindedir. Hatta tarikatlar
Diyanet İşleri Başkanlığı kanalıyla devleti yönetmektedir.
-
Sayın başkan bunun içinden çıkmak nasıl olur bu nasıl sağlanır?
- Efendim bu çok kolaydır. Devlet inançtan elini çekerek,
sadece güvenlik anlamında müdahale etmelidir. Yani inançlar
serbest bırakılacak ve eğer o inançlar Devletin herhangi
bir kurumunu tehdit eder duruma gelirse müdahale hakkını
kullanmalıdır. Yani Devlet hem denetimini sağlayacak, hem
de inancı kötüye kullananları yasaya teslim edecek. Dolayısı
ile Devlet diyanet işleri başkanlığı yerine, din konusundaki
uzman kişileri denetlemede görevlendirecek.
-
Diyanet işleri başkanlığı devletin dışında bağımsız olarak
örgütlenebilir mi?
-
Diyanet işleri başkanlığı 100 binin üzerinde kadrosuyla
bağımsız olamaz. Milli eğitim ve Türk silahlı kuvvetlerinden
sonra 3. kadro gücüne sahip. Genel bütçeden aldığı payla,
59. Cumhuriyet Hükümetinin 6 Bakanlığının bütçesinden daha
fazla bütçeye sahiptir. Böylesine devasa bir gücü barındırarak
Devletin dışına taşıyamazsınız. Taşırsanız, kendisini korur
müdahale eder, mücadele eder karşı duramazsınız. Yapılacak
şey Diyanet İşleri Başkanlığındaki görevlileri değişik bakanlıklara
dağıtarak lağvedeceksiniz.
-
Sayın başkan, Hıristiyanlar Vatikan oluşumunu nasıl becermişler,
bizde de böyle bir oluşum yapılabilir mi?
- Vatikan tamamen Devlet dışındadır, kiliseler Devlet dışıdır,
ama devletin bir kurumunu oraya aktarırsanız bunu sağlayamazsınız
yeniden oluşturmaz zorundasınız.
-
Bizdeki din görevlileri devletten maaş alırlar, çoğunun
lojmanı da vardır ve ayrıca toplumda da din görevlisi oldukları
için saygındırlar. Buna rağmen maaşlarını az buldukları
gibi din ve inançta önemli bir ilerleme de kaydedemiyoruz.
Bu nereden kaynaklanıyor ve din adamı maaş almalı mı sizce?
-
Din adamı devlet memuru olmamalıdır. Bu nedenle bizim ülkemizde
Diyanet İşleri Başkanlığı olmaması gereken ve tedavi edilmesi
gereken bir kuruluştur. Zaten Avrupa Birliği sürecinde bu
konu gündeme geldiğinde ve o dönem hangi iktidara denk gelirse
en çok baş ağrıtacak konu budur. Hele ki ülkemiz gittikçe
sağa kaymakta olduğundan, bu konuları bizler gibi cesaretle
kimseler dile getirememektedir. Düşünebiliyor musunuz; ülkemizin
Başbakanı “Cem Evleri kültür evleridir” diyor. Aleviliği
yok sayıyor. “Alevilik bir inanç değildir” diyor. “Alevi
vatandaşlarımız da Müslüman dırlar ibadetlerini camilerde
yapsınlar” diyor. İyi de ben eşimle gidip camide semah dönemiyorum
ki. Ben dedemle gidip, bağlamamı çalıp deyişimi söyleyemiyorum
ki. Ben Müslüman kardeşlerimin camilerinde ibadet yapmalarını
savunuyorum ve saygı duyuyorum. Bizim Cem evlerimize de
saygı duyulmasını elbette ki bekliyor ve istiyorum. Bakın
Türkiye de 87 bin tane cami var. Bunun yanı sıra Milli eğitime
bağlı tüm eğitim kurumları, özel eğitime bağlı tüm eğitim
kurumları artı sağlık bakanlığına bağlı devletteki tüm sağlık
kurumları ile tüm özel sağlık kurumları ile birlikte toplamının
sayısı 62 bindir.
-
Sayın başkan burada siyaset kokuyor mu sizce? Yani dini
siyasete alet ederek sandığa mı yansıtmak isteniyor?
-
Efendim sadece sandık şöyle dursun dini de dejenere ediyorlar
bu tutumları ile. Suiistimal ediyorlar. Türkiye’de belki
inanç konusunda en çok tartışılacak olan İstanbul Sultanbeyli.
Orda birde belediye. 50 bin Sünni var. Resmi cami 147 cami.
Apartmanların altıda mescit adı altında 400 civarında ibadet
yeri var. Bir tane cem evi yok. Bu resmi ideolojiyi savunan
kişilerin Alevileri açık olarak yok sayılmasıdır. Alevilerin
yok sayıldığını keza Alanya. Dün basındaki arkadaşlar sordular
burada 3 bin civarında da Hıristiyan yaşamaktadır. Avrupa
birliği ülkelerinin dayatmasıyla burada kilise açıldı. Burada
aşağı yukarı 5 – 10 bin alevi yurttaş var. Buna çifte standart
denir.
-
Sayın başkan, burada benim aklıma takılan; diyelim ki cem
evi açıldı. Bunun yanı sıra bizde Bahai inancında olanlarda
var bir sürü inanç çeşidi var. Bunların hepsi istemez mi.?
-
Devlet sorunsuz bir inanç yaşanması için cem evi yapılmasına
destek vermeyecek, Bahailere destek vermeyecek devlet bunlara
karışmayacak. Sadece devlet engel olmasın. Birisini palazlandırıp
diğerini yok etmesin. Karışmasın. Vatandaş kendisi yapsın.
- Diyelim ki vatandaş her şeyi kendisi karşıladı,
Cem evi yapamaz mı?
- Yapamaz yaptırmazlar. Sıkıntı yaratırlar. Arsa tahsis
etmezler. Dernek kurarsınız cem evi adıyla inşaat ruhsatı
vermezler size.
-Yasalar
da mı boşluklar var. Yasalar mı engel Beyinler mi ?
-Beyinlerde
ve yasalarda da engel var. Çünkü ibadet evleri kapsamı içinde
cem evlerini saymıyorlar. Bakanlar kurulunun 202 ye 4100
sayılı Tedaşın bedava elektrik vereceği kurumlar var. Bunları
parantez içerisinde Cami, sinegog vs der ve kapatır. Cem
evini saymaz. Orda kapatır ve size inşaat ruhsatı vermez.
Alibeyköy cem evi pir sultan abdal kültür derneğinin içindedir.
Tek başına cem evi olarak açamazsınız.
-
Bunları aşmak için yasa teklifi verdiniz mi?
-Bunlar
zorlamayla oluyor. Erdal İnönü’nün bir sözü var demokrasiyi
kimse altın tepsi içinde sunmuyor, dizginler elde tutuluyor.
Demokrasiyi kendi çıkarları için nasıl kullanmak istiyorlarsa
öyle kullanıyor yetkililer.
-Yasa
teklifi öneriniz oldu mu?.
-Biz
yıllardır bunu söyleriz. Zorunlu din derslerini söyleriz.
Bunu parlamenterlere söylüyoruz. Yasa teklifi yapmak onlara
ait.
-
Tüsiad hazırlıyor. Hükümete bak ben Anayasa taslağı hazırladım
diyerek sunuyor.
-Doğru
hükümet sık sık Tüsiad’la görüşüyor.58 ve 59. hükümet bizim
onca talebimize rağmen randevu vermeyi bırakın, işlerimizin
yoğunluğu nedeniyle veremiyoruz deme nezaketinde bile bulunmadılar.
-
Efendim Siz kapital olarak zayıfsınız ondan mı acaba?
-Tabi
başbakanın son değerlendirmesinden sonra ben ülkemi pazarlamakla
görevliyim dedikten sonra. Bizde para olmadığına göre....
-
Acaba bizde mi pazarlanacağız efendim. Ne dersiniz?
Ben kendimi de sanki pazarlanacak gibi görüyorum da fiyatım
nedir bilmiyorum.
-
Yani bir ülke başbakanının öyle bir cümleyi kullanması ülkemiz
insanları açısından çok ayıp olmuştur.
-Sayın başkan başka neleri konuşmak istersiniz?
-Ben
derneğimle ilgili konuşmak istiyorum. Hazır burada Alanyalı
vatandaşlarımızla sohbet imkanı bulmuşken. Pir Sultan Abdal
Derneği Alevilerin Yedi ulularından olan Pir Sultan adıyla
kurulmuş bir dernektir. Alevilerin kendi adlarıyla örgütlenmeleri
yasak olduğu için Aleviler böyle "yedi ulu"laları
adıyla veya yaşadıkları yöre adlarıyla dernekler kurmuşlardır.
Çamşıhı Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş
Derneği gibi. 2002 yılından beri artık alevi adıyla örgütlenebiliyoruz.
Yargı kararıyla. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bu örgütlenmesiyle
Türkiye’de 42 şubeye ve bu 42 şubenin sonucu da 18 bin üyeye
ulaşmış bir dernektir. Tabi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
bir inanç örgütlenmesi de değildir. Bunun altını çok kalın
ve çok açıkça çizmek gerekir. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Türkiye’deki demokrasinin eksikliğini, demokrasi sorununu
kendisine sorun edinmiş emekten yana, demokrasiden yana
temel hak ve özgürlüklerden yana bir demokratik kültür örgütü
özelliğine sahiptir. Bu nedenle de işçi haklarını kendisine
sorun edinmektedir. Temel hak ve özgürlükleri kendisine
sorun edinmektedir. Öğrenci haklarını kendisine sorun edinmektedir.
Yurttaşlarımızın yaşamakta olduğu pahalılığı işsizliği kendine
sorun edinmektedir. Bu konuda her alanda demokrasi mücadelesi
vermektedir. Demokrasi mücadelesi verirken şuna inanmaktadır.
Ülkemizde bir çok sorun vardır ama biz bu sorunları demokrasiyi
yerleştirebilirsek birlikte çözeceğimize inanırız. Bu ülkede
biz demokrasiyi el birliği ile kurabilirsek kürdün hakkı
da Türkün hakkı da teslim edilecektir. Alevinin de Sunnininde.Bu
ülkede hiçbir yurttaşa farklı bakmamak durumundayız. Herkes
bu ülkenin eşit yurttaşıdır. Eşit yurttaşı olarak gözetilmek
durumundadır. Sözde yurttaş tabirleri ülke insanlarını bölmek
anlamına gelir. Bunu söyleyen sade bir vatandaşta olsa bölmeye
yöneliktir. Genel kurmay başkanı da olsa bölmeye yöneliktir.
Başbakanda olsa bölmeye yöneliktir. Ağır bir sözdür ve bölmeye
yöneliktir. Bu ülkenin sözde vatandaşı yoktur. Bu ülkenin
eşit yurttaşları vardır. Bunu kavramak gereklidir. Buna
sahip çıkmak gerekir. Devletin vatandaşlarına hizmet götürüşünde
devletin vatandaşlarına bakışında da bu eşit yurttaşlık
anlayışından asla uzaklaşmaması gerekir. Bu gün dönüp ülkemize
baktığımızda bir siyasi parti vardır iktidarda ve 365 mi
367 mi tam olarak bilmiyorum milletvekili ile parlamentoda
bulunup arasından bir tek alevi yurttaşımızın olmaması Alevilerin
değil o partinin ayıbıdır.
-
Tabi bunu seçim sisteminde aramamız lazım. Genel başkanlar
listeyi yaparsa...
-Şunu
söylemek istiyorum tabi o siyasi seçim sistemi başka bir
şey..Akp lilerin alevileri ne kadar dışladığını söylemek
için söylüyorum. Keza bu ülkede 81 tane il vardır. 81 tane
ilin içinde Alevi olan bir tek Çankırı valisi sanıyorum
o da yargı kararıyla dönmüştür.
-
Yani bu kadar ince elenip sık mı dokunuyor.?
-
Kesinlikle öyle. Türkiye’de 400 civarında genel müdürlük
vardır. 400 genel müdürün hiç birinin alevi olmadığını biliyoruz.
Türkiye’de müsteşar ve müsteşar yardımcılarını sayarsak
tek tek, içlerinde hiç alevi bulamazsınız. Yani bunlar alevilere
yönelik ne kadar ince eleme sık dokuma ve kadar dışlayıcı
ve ne kadar yok sayıcı olduğunun göstergesidir. aman bir
yere gelmesinler başımıza bela olurlar mantığının ne kadar
derinlere işlediğini göstermektedir. Biz bunların hepsinin
kalkması ve alevilerin kurtuluş mücadelesinde, hem doğuda
hem batıda her yerde bu ülkenin kurtuluşu için bedel ödediklerini
kan döktüklerini hiç kimsenin unutmaması gerektiğini düşünüyoruz.
Cumhuriyet kurulurken en çok emek veren kişiler olduğunun
unutulmaması gerektiğini bu ülkenin eşit vatandaşları olarak
hiçbir üstün taleplerinin olmadığının bilinmesi gerek. Biz
birinci vatandaş olmak istemiyoruz. Eşit vatandaş olmak
istiyoruz.
-Anlıyorum.....sayın
başkan işiniz o kadar zor ki. Hele bu dönemde daha da zorlaşmış.
Şimdi siz anlattıkça daha da zorlaşmış olduğunu anlıyorum.
Şöyle bir çerçeve çizmeye çalışıyorum. Devasa boyutlara
ulaşıyor. Şimdi aklıma şöyle bir şey geldi. Siz insan hakları
dediniz de....geçen TRT 1 de 9. senfoni diye bir program
var. Ben orda sayın Elkatmış’ı hani şu insan haklarından
sorumlu insan hakları komisyonu başkan sayın milletvekilimiz
var onu izledim. Öğrenciler ve program yapımcısı bir iki
tanede prof vardı. Orda bizim hala insan hakları konusunda
şurada olduğumuzu gördüm. Elkatmışta sanıyorum 3 dönemdir
milletvekili ve aynı komisyonun başkanı. Hala o programda
işkence ve insanlara yapılan kötü muamele insan hakları
olarak gösteriliyor. Sizin anlattıklarınız hepsi ve daha
niceleri insan haklarına giriyor aslında. sayın elkatmışa
böyle bir öneri götürdünüz mü? Böyle bir isteğiniz oldu
mu? İnsan hakları yönünden de bunları değerlendirme fırsatı
buldunuz mu?
-Tabi
sayın Elkatmış'la biz bir iki kere görüştük. Ben Başbakanlık
İnsan Hakları Danışma Kurulu üyesiydim. Aktifken. Şimdi
o kurul fesih edildi. Azınlıklar raporu nedeniyle, Biz o
kurulun nacizhane bir üyesiydik O dönemde gidip görüşmüştük.
Sayın Şencan bu bir kültür sorunu. Bu gün sabah gazetede
bir haber okuyorum. Haber çok çarpıcı. Bir sivil vatandaş
otobüsü durduruyor. Evraklarını istiyor. Otobüsün kaptanı
kimliğinizi görebilirmiyim diyor. Görevli olduğunu anlamak
için. Vay sen bana nasıl kimlik sorarsın? Diyor ve karakoldan
iki polis arkadaşını çağırıyor. Otobüsün kaptanını orada
bir dükkana alıyorlar. Dükkanın içi darmadağın camlar kırık.
Tabi kaptan da darmadağın. Böyle bir şey olabilir mi? Bakın
bu konuda devlet tartışmasız iradesini ortaya koymalıdır.
Başbakan diyor ki; işkenceye sıfır tolerans. Bu komiserin
anında bu gün görevden alınması gerekir. O iki emniyet görevlisi
polisin anında görevden alınması gerekir.
-
İç hizmet yönetmeliğine göre biliyorsunuz önce onlarla ilgili
soruşturma açılması gerekiyor.
-
Efendim insan hakları sadece fena muamele değil ki. Benim
ülkem soyulmuş, sayın başkan 22 tane banka soyguncusu, 37
milyar dolar benim bildiğim. Faiziyle birlikte 50 milyar
doları buluyor. Şimdi bu hükümet diyor ki, biz bunu nasıl
olsa alamayız. Üzerine bir bardak soğuk su içelim ditor.
Gazetelerde okuyoruz ki o banka soyguncuları Amerikalarda,
Avrupalarda. Yada Türkiye’de boğazlarda yine zevki sefa
içerisinde. Şimdi bunun üstüne nasıl soğuk su içeceğiz?
37 milyar dolar bir çanta dolusu para değil ki?
-Sayın
Şencan bu konu çok açıktır. Devlet burada da eşit yurttaş
gibi davranacak. Bakın banka soygunculuğunda uzan gurubu
günah keçisi yapılmıştır. Sakın uzan gurubunu savunduğumu
sanmayın.-
Hayır efendim öyle bir şey yok. Ama toprak gurubu orada
duruyor. Aksoy gurubu orada duruyor. Yani böyle 20 banka
duruyor. Ve bunlar yatlarında geziyorlar. Yalılarında oturuyorlar.
Zevki sefalarını sürüyorlar. Uzan gurubuna uygulananlar
tüm banka hortumcularına uygulanmalıydı. Tüm malvarlıklarına,
tüm şirketlerine el koyulması gerekirdi. Bir miktar cep
harçlığı verilerek kardeşim şu kenarda dur bakalım denmesi
gerekirdi. Cem Uzana bunu yapmalarını nedeni banka hortumculuğu
değil tamamen siyasi rakip olarak gördükleri içindir. Büyük
bir ayıptır bu.
-
Sayın başkan bende Alanya Tüketici Hakları Derneği Başkanıyım.
Benim de bir derdim var. Derdim şu; yani tamamen benim derdim
değil, ülkemin insanlarının derdi .Başbakan % 60 vergi kaçağı
var, Maliye bakanı % 70 vergi kaçağı var diyorlar. Biz ortasını
bulalım % 65 diyelim. Bu kadar vergi kaçağı olan bu memlekette
bu devlet nasıl yürüyor? Bir alo demeye %66 dolaylı vergi
ödüyoruz. Her şeyde bir dolaylı vergimiz var. Şimdi bu dolaylı
vergiler bu kaçırılan vergilerin yerine mi yamanıyor?ki
öyle olması lazım. Yani onların kaçırdığı vergiyi biz veriyoruz.
Ne diyorsunuz?
- Sayın Şencan bir kere konumuzun çok dışına çıktık. Ama
şunu söyleyeyim. Sıkıntı şu, devlet alması gereken yerden
vergisini alamayınca, vatandaş en çok neyi kullanıyorsa
oraya yükler vergiyi. Vatandaş telefonu çok kullanıyor ki
en çok vergi oraya konuyor.
-
Peki bu insan haklarına girmiyor mu?
-
Kesinlikle...biz onun mücadelesini veriyoruz.
-
Şimdi Elkatmış’a soracağız, o da insan hakları portföyünü
biraz genişletsin ve 9. senfonideki gibi bir kaç dönemdir
hep aynı şeyleri dinlemeyelim.
-
Sayın başkan sanırım vaktimizde azaldı. Son olarak Alanya
halkına neler söylemek istersiniz.
-Şunu
söylemek istiyorum. Barış ve kardeşlik içerisinde, herkesin
eşit hak ve özgürlüklere sahip insanca yaşamasını dileyerek
tüm Alanya halkına saygı, sevgi ve selamlarımı sunuyorum.