Maraş Katliamı,
19 Aralık Katliamı ve Ortadoğu Süreci Panel ve Etkinlikleri
İstanbul / PSAKD Kadıköy
Şubesinin ILPS ile ortaklaşa düzenlediği Panel, Sinevizyon
ve Fotoğraf Sergisi etkinliklerine ilgi olduça fazlaydı.
PSAKD
Kadıköy Şube Başkanı Feti Bölükgiray açış konuşmasına,
'Maraş Katliamı ve 19 Aralık Cezaevi Katliamlarının tarih
sayfalarına kara birer leke olarak geçtiğini, Ortadoğu’daki
emperyalist emellerin bu ve benzeri katliamlara temel teşkil
ettiğini; emperyalistlerin ‘böl, parçala, yönet’ politikalarının
ülkemizde de çeşitli yer ve zamanlarda uygulanmaya konulduğuna'
dikkat çekerek, Ozan Emekçi’nin bir türküsüne atıfta bulunarak
başladı : “Maraş ne ilk, ne de son katliamdır”
Bölükgiray, '2007 yılının göründüğü kadarıyla,
her bakımdan bu yıldan daha zor geçeceğini, ancak emekçilerin,
ezilen, sömürülen yoksul halkların umudu yitirmeden, ve umudu
yarına direnerek – örgütlenerek taşıyabileceğimize; bunun
için demokrasi, özgürlük ve laiklik taleplerimizden vazgeçmeyeceğimize'
vurgu yaptı.
Bölükgiray, devamla : “1 Mayıs 77, Çorum, Maraş,
Sivas, Gazi, Ümraniye ve Cezaevi katliamlarının sorumlularının
cezalandırılmasını; katliamlarla ilgili kapalı çekmece ve
kasaların açılmasını, sorumluların derhal yargılanmasını talep
ediyoruz“
2007 yılında Demokratik Alevi Hareketi olarak,
‘Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, Diyanetin lağvedilmesi,
Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik mücadelenin
sürdürüleceğini; Kürt sorununun barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasına
yönelik taleplerin haykırılmasına devam edileceğini’ sözleriyle
konuşmasını bitirdi.
Panel son derece doyurucuydu
Panelde ilk sözü alan ILPS Türkiye Temsilcisi
Selma ŞAHİN, 'emperyalistlerin Büyük Ortadoğu Projesi
(BOP) ve Genişletilmiş Ortadoğu Projelerine (GOP) değinerek
başladığı konuşmasında, emperyalistlerin sanıldığı kadar güçlü
olmadığını, dünyanın değişik bölgelerindeki (Latin Amerika’da,
Nepal’de, Ortadoğu’da) ezilen halkların mücadeleleriyle emperyalistlere
büyük darbeler indirdiklerini; darbe üstüne darbe yiyen emperyalistlerin
giderek saldırganlıklarını arttırdıklarını; emperyalistlerin
‘kağıttan birer kaplan’ olduklarını ifade etti.
Şahin, ' ABD’nin ve AB emperyalistlerinin Irak’ı
işgalinden bu yana geçen 3,5 sene boyunca 655.000 kişinin
öldüğünü, 1.500.000 Irak’lının ülkelerini terk ederek başka
ülkelerde yaşamaya başladıklarını, bugüne kadar yaklaşık 5.000
ABD askerinin öldürüldüğünü, Irak’ta işsizliğin % 60 lara
ulaştığına dikkat çekerek; sözlerini Irak’ın üçe bölünme tehlikesiyle
karşı karşıya olduğunu (Şiiler, Kürtler ve Sünniler), bunun
da emperyalistlerin ‘böl, parçala, yönet’ politikalarına hizmet
ettiğini, bu politikaların daha önce ülkemizde Maraş’ta, Çorum’da,
Sivas’ta uygulandığını, şimdi de Irak’ta tezgahlandığını sözlerine
ekledi.
PSAKD Eski Genel Sekreteri İbrahim KARAKAYA,
sözlerine özgürlükler ve güzel yarınlar için şehit düşenler
önünde saygıyla eğildiğini; 'Ortadoğu sürecini, Maraş Katliamını
veya siyasal bir olayı, olguyu değerlendirmeden önce, emperyalizmin
genel karakterini ve politikalarını iyi tahlil etmek gerektiğini
ifade ederek sözlerine başladı. Emperyalizmin ikinci paylaşım
savaşından sonra, işgal politikalarında değişiklikler olduğunu;
askeri işgal yerine, öncelikle o ülkede kendi güdümünde kukla
hükümetler kurarak işe başladığını, bunu sağlayamadığı ülkelere
savaş gücüyle saldırdığını ve işgal ettiğine vurgu yaptı.
Karakaya, ‘Ortadoğu’da işgal edilen ülke ve
ülkelerin değil, Türkiye kilit ülke olduğunu, ABD’nin ülkemizde
öncelikle AKP’yi iktidara getirdiğini, böylece Irak’ı daha
kolay bir şekilde işgal politikalarını hayata geçirdiğinin
altını çizdi.
Aynı tespitten hareketle, 'Maraş’ta katliamdan
önce yaşanan bir dizi gelişme ve olayın iyi irdelenmesi gerektiğine
işaret ederek; katliamdan önceki çeşitli bombalama olaylarında,
ki bunlardan birisi Malatya’da Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesidir.
Kullanılan bombanın sadece ‘Türkiye Atom Enerjisi Merkezinde’
üretildiğinin tespit edildiğine dikkat çekmiştir. 'Ülkede
yaşanan katliamları sadece katliamda tetik çekenler veya Madımak’ta
olduğu gibi Oteli ateş verenlere bağlamanın, sadece bu piyon
görevi görenlerine mal etmenin bizi yanlış sonuçlara götüreceğine
sözlerine ekleyen Karakaya, ülkemizde devletin bizzat katliamların
planlayıcısı, destekleyicisi ve uygulayıcısı olduğunu unutmamak
gerektiğine dikkat çekti. Devletin Maraş’ta, Çorum’da,
Sivas’ta, Gazi’de, Cezaevi katliamlarında bizzat katleden
olduğunu söyleyen Karakaya, 'devletin çeşitli baskılarına,
oyunlarına ve hatta katliamlarına rağmen Halkların Kardeşliğini
engelleyemediğini ve engelleyemeyeceğini; 19 Aralık Cezaevleri
direnişinin, Kerbela’da 70 kişiyle bir orduya karşı direnen
İmam Hüseyin’in direnişi, Hızır Paşaya direnen Pir Sultan
duruşu olduğuna vurgu yaparak sözlerini bitirdi.
Cezaevleri Katliam tanığı Bayram KAMA
sözlerine, “19-22 Aralık tarihleri sadece bir katliam değildir.
O tarihlerde bir direniş destanı, bir kahramanlık da sergilenmiştir.
Devletin topuna, tüfeğine, bombalarına, iş makinalarına, hatta
kimyasal silahlarına karşı, özgürlük direnişçilerinin iradesi
vardı, bedenlerini ateş topuna dönüştüren, bedenlerini ateşe
verenlerin direnişi vardı. Dünyada ilk kez kullanılan, bugün
bile içeriği açıklanmayan, kimyasal yanıcı – yakıcı bombalara
karşı insan onuruyla direnenlerin şanlı mücadelesi vardı”
diyerek sözlerine başladı ve cezaevlerinde o günlerde yaşanan
bazı olaylara atıfta bulunarak, “üç kapı, 3 kilit açılsın”
kampanyasının güçlendirilerek, hayata geçirilmesini örgütlemek
gerektiğine vurgu yaparak sözlerini bitirdi.
Son panelist Doç.Dr.Yücel SAYMAN, ise
İstanbul Barosunun Cezaevleri katliamı sürecine kısa değindikten
sonra, ABD’nin Irak işgaliyle uluslararası hukukun hiçe sayıldığını,
böylece Birleşmiş Milletlerin varoluş nedenlerinden olan ve
birleşmiş milletlerin yasak ettiği ‘savaş’ yeniden ABD tarafından
uygulandığını ve Birleşmiş Milletlerin bittiğini – bitirildiğini
belirtti.
Ortadoğuya bakarken, önce Nazizme iyi bakmak
gerektiğini söyleyen Sayman, 'Nazi Almanyasında, insana hakim
olma, hükmetmeye yönelik uygulamaların, -zamanımızda- özellikle
de ülkemizdeki Amerikan Hastanelerinde yeniden denendiğini;
bunun “insan onurunu yok etmeye, insana hükmetmeye” hizmet
ettiğini, bu duruma karşı geç kalınmadan ve zamana geçirilmeksizin
karşı çıkılması ve örgütlenilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Sayman, : “Özgürlüklere, kendi organlarımıza
baktığımız gibi bakmalıyız, korumalıyız, sahiplenmeliyiz”
diyerek, 'F Tipi cezaevlerinde ortak sosyal yaşam alanları
olmadığını, bu hücrelerin insanı sessizleştirme, izole etme
ve yalnızlaştırmaya yol açacağına dikkat çekti. Sayman, ‘yeni
bir kanunla polise verilen yetkiyle, polisin mahkeme kararı
ve savcılık izni olmadan istediği kişiyi 24 saat gözaltına
alabileceğini, insanların genetik verilerinin toplanmaya başlandığını,
biyolojik tüm verilerin toplanarak, daha sonra sosyolojik
araştırmalarda kullanılacağını, bunun insanlık onuruna bir
saldırı olduğunu’ belirterek sözlerini bitirdi.
Panelistlere sorulan ve verilen birkaç cevaptan
sonra sançtı Atilla MERİÇ, çok güzel bir müzik dinletisi sundu..