ÖRSELENMEK
VE UNUTMAK ÇELİŞKİSİNDE "SİVAS OLAYLARI" - 4 -
HER
ŞEY O KADAR APAÇIK VE GÖZLER ÖNÜNDE OLDU Kİ, SORUMLULARINI
UNUTMAK MÜMKÜN DEĞİL
Asker
geç geldi, polisler eylemcilerin sırtını sıvazladı
Gazetelerde
de en çok dikkat çeken vurgu tahrik suçlamaları ve garip
çözüm önerileriydi. "Arı kovanına çomak sokulmuştur",
"Sisli havanın kurtları (Zaman)", "Vali istenmeyen kişi",
"Vali mahalle muhtarlarına kötü davrandı", "Aziz Nesin
otelden çıkarılıp Zara gölüne gezmeye götürülseydi olaylar
bu duruma gelmezdi (Yerel Basın)"...
Cumhuriyet
Gazetesi, manşetlerinde devletin olaylara seyirci kaldığı,
polisin gözü önünde katliam işlendiği, devletin şeriata
teslim olduğu, laikliğin temellerinin sarsıldığı yorumlarına
yer veriyordu. Basının ortak gözlemi; askerin geç geldiği,
polisin eylemcilerin sırtını sıvazladığı ve müşfik davrandığı,
itfaiyenin yangını söndürmekte ve insanları kurtarmakta
isteksiz olduğu, İçişleri Bakanı'nın günlük rutin işlerine
daldığı, Belediye başkanının ise bilinçli ve sürekli olarak
bakanı yanılttığı yönündeydi. Yasadışı İBDA-C örgütünün
yasal yayın organı Taraf dergisi, olayları "Şanlı Sivas
Kıyamı" olarak kutsuyor fakat cinayeti övme gerekçesiyle
ya da azmettirici olarak hiçbir yasal işlemle karşılaşmıyordu.
Ruhsal
travmaya yol açan bu katliamın kalıcı ruhsal sorunlara
yol açmasını önlemenin yolu yanıtlanmamış soruların yanıtını
bulmaktan ve vermekten geçiyor.
DAVADA
'ÖRGÜT' ARAMADILAR
Mahkeme
sürecinde de yaşananlar yaşanan örselenmenin yaralarını
sarmayı engelleyen bir nitelik taşıyordu. Kanıtlar eksikti
ve var olanlar karartılmıştı. Olayların iç yüzüne ulaşmak
için toplanan veriler yetersizdi. Araştırmalar eksik yapılmıştı.
Bir örgüt arayışı yoktu. Olayların bireysel bir girişim
olduğu iddiası yapılıyordu. Mahkeme sürecinde mahkeme
tarafından tutuklulara yüreklendirici tutumlar sergileniyordu.
Mağdur yakınları örselenirken mahkeme heyeti ve kolluk
kuvvetleri olaylar esnasında sergiledikleri müşfikliği
burada da sürdürüyorlardı. Yaklaşık 7 yıl süren yargılama
sonunda, ölen 33 aydın ve sanatçıya nazire yapar gibi
33 kişiye idam veriliyordu. Fakat bu karar Yargıtay tarafından
bozulacaktı.
SONUÇ
OLARAK...
Bireylerin
zihinlerinde ve belleklerinde başlayan bu bilgi işleme
süreci kalıcı bir travma sonrası stres bozukluğu oluşturacak
biçimde sürüyordu. İnsanlar artık şunları söylüyorlardı:
Dünya
hiç adil değil;
Bu
ülkede güvende değilim;
Düşüncelerim,
hatta duygularım,
Kültürüm bu ülkede tehlike, tehdit olarak algılanıyor;
Kullanıldım,
siyasi bir atışmanın nesnesi oldum;
Bunların
hiçbirini hak etmedim;
Neden
ben kurtuldum?;
Diğerlerini
de kurtarabilirdik,
Yine
başımıza gelecek
Bu
kronikleşen ruhsal örselenmenin belirleyicileri neler
olabilir?
Re-travmatizasyon:
Her söylenenle, her yazılanla, sokakta, mahkemede, anma
törenlerinde, cenaze törenlerinde aynı travmanın yinelenmesi.
Sekonder
travmatizasyon: Yani bu örselenmenin mağdurun tüm aile
bireylerine yayılması. Ölen ve yaralanan, televizyonda
izleyen ve tanıklık yaşayan herkesin bu "örselenmeden"
nasibini alması.
Bilgi
işlemeyi ketleyen bir 'iyileşme (recovery) ortamımın olması.
Bireylerin, toplulukların, genel olarak toplumun kendini
ifade edebileceği, duygularını boşaltarak yaşadıkları
bu olayı anlamlandırarak değerlendirebilecekleri, hesabını
sorabilecekleri bir siyasal-toplumsal ortamın olmaması.
Sosyal
destek sistemlerinin yetersizliği. Mağdur ve yakınlarının
yaralarının sarılması konusunda yeterli çabanın sergilenmemesi.
Madımak otelini müze yapma talepleri kayıtsızlıkla karşılanmış,
otel, yangının her an sürdüğü bir dönerciye dönüştürülmüştür.
Oysa aynı dönemlerde Neo-nazilerin yaktığı bir evde bir
Türk ailenin öldüğü Solingen'deki olaylarda sorumluluğunu
kabul eden Alman devleti bu binayı müzeye dönüştürerek
kendi toplumuna mesajını sonsuza dek iletme girişiminde
bulunmuştur.
Kendini ifade edebilmenin engellenmesi. Türkiye de kendini
ifade etmenin önünde engel oluşturan yasal düzenlemelerin
terörle mücadele etme bahanesiyle sürmesi ve yenilerinin
eklenmesi...Ve tabii ki halen yanıtlanmamış sorular...
Yanıtlanmamış sorular....
Mağdurların
zihninde yaşadığı karışıklık ya 'kurtulmak' ya da 'kurban
olmak'; ya da 'fırlatılıp atılmak' ya da 'unutulmak' çelişkisindeydi.
Sivas davasının avukatı Sanal Saruhan'ın tarihe geçmiş
sözü bu yazı boyunca yürütmeye çalıştığım tartışmayı özetlemektedir:
Sivas Davası, tarihe açılmış bir yapraktır. Şimdi bu yaprak
işlenmeyi bekliyor.
SONSÖZ
Sivas olayları tek başına ele alınacak ve kendi sınırları
içinde değerlendirilecek bir olay değildir. Aslında o
12 Eylül 1980'de egemen kılınan anlayışın bir uzantısıdır.
Öyle okumak gerekir. Sivas olaylarının zemini, yine Sivas
ile birlikte Maraş, Çorum ve Malatya'da yine tarihe karanlık
birer sayfa olarak geçen, Alevi-Sünni çatışması resmiyle
çizilen, resmi devlet görevlilerinin katılımı kanıtlanan
katliamlarda hazırlanmıştı.
12
Eylül faşizminin - ya da askersel diktasının- adına ne
derseniz deyin, amacı asıl olarak Türkiye'de giderek yeşeren
özgürlüğü, barışı, sosyalizmi, sömürüsüz bir dünyayı muştulayan,
halkların özgürleşme mücadelesini sahiplenen sosyalist
bir dönüşümün, özgürlükçü bir toplumun önüne set çekmekti.
Devlet destekli dinci oluşumlar yaratarak, toplumun tüm
dokularına dinci bağnazlığı yayarak, yükselen özgürlükçü
solun önünü kesmek.
Bunu
başardılar da. Solun o güne dek geliştirdiği tüm değerleri
sömürerek ve içini boşaltarak. Bu değerleri de bir ürüne,
"meta"ya, bir tüketim nesnesine dönüştürerek. Bu daha
önce de birçok dikta ya da faşist rejimlerde kullanılan
modellerdi. Egemen sınıfın, sermayenin kendi krizini aşmak
için 12 Eylül ile oluşturduğu yeni siyasal ortamın devamını
sağlayacak bir kalıcı düzenlemeydi. Fakat 12 Eylül'ün
yarattığı bu yapı şimdi onu tehdit eder hale gelmiş, sermaye
bu kez dinci-şeriatçı gericiliğe karşı sol-sosyalist muhalefeti,
ulusalcılık vurgusuyla örtük milliyetçiliği aşikârlaştırarak,
anti kapitalist olmadan antiemperyalist söylemlerle süsleyerek
yedekleme telaşına girmiştir. 14 Nisan ve sonrasında gerçekleşen
"Cumhuriyet" mitingleri bunun en tipik örnekleridir. Amacı
dinci gericiliği engellemek değil, özünde onu da ehlileştirerek
bu çelişik yapının dinamiklerinden yararlanmaktır.
YORUMSUZ!
»
(...) Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir biçimde
zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ve yaralanan da yoktur.
Dolayısıyla olay, bir otelin yakılması ve içinde olan
vatandaşlarımızın ölmesi ile ortaya çıkmıştır. Tahrike
kapılacak bir durum yoktur. Ancak, dediğim gibi bir otelin
yanması meselesi olmuştur. Sivas olayının neden ve nasıl
olduğu tahkik edilmektedir. Sayın Aziz Nesin'in oradaki
konuşmasından sonra, gazetelere yansıyan haberlerden,
halkın tahrik içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. [2
Temmuz 1993, Başbakan Tansu Çiller'in ilk açıklaması]
»
(...) Hâlâ, demokrasi içinde fikirlere tahammülümüzün
olmadığını gösteren bir durum. Ama bundan çıkardığımız
sonuç, laik düzen aleyhine olamaz (...) Güvenlik güçlerimiz,
vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek olayları
kontrol etmeye çalışmışlardır. (...) [3 Temmuz 1993
Erdal İnönü, Başbakan Yardımcısı]
»
(...)
Yangın önceden planlanmış bir olay değil, topluluk psikolojisi
ile ortaya çıkmıştır. İdari ceza soruşturması sonunda,
olaylara karışan kişilerin ve kamu görevlilerinin verdiği
ifadeler doğrultusunda, Aziz Nesin hakkında da soruşturma
açılabilir. [3 Temmuz 1993, Mehmet Gazioğlu, İçişleri
Bakanı]
»
(...) Devletin valisi yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye'de
halkımızın dini duygularını rencide eden, dini değerlerle
alay eden bir konuşmacıya karşı tepkisiz kalmışsa, milletin
o valiye güvenmesini bekleyemezsiniz. (...) Fikir özgürlüğünün
halkımızın mukaddes değerleri için kullanılmasına hiçbir
şekilde kayıtsız kalmayız. [3 Temmuz 1993, Mesut Yılmaz,
Anavatan Partisi Genel Başkanı]
»
(...) Provokatörler geliyor, benzin döküyor, kibrit çakıyor,
perdeleri tutuşturuyor. Bunları yapanlar gene bulunmaz.
Çünkü arkasından CIA çıkar. Tıpkı Uğur Mumcu cinayetinde
olduğu gibi, katilleri bulamazlar. [Necmettin Erbakan,
Refah Partisi Genel Başkanı].
»
(...) Olayların bastırılması sırasında ve şu ana kadar
güvenlik güçlerinin gösterdiği itidalli ve akıllı görev
anlayışı, olayların daha vahim boyutlara ulaşmasına engel
olması bakımından, her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerine
teşekkür ederim. (...) Aziz Nesin'i Sivas gibi hassas
ilimize getirerek zehrini kusmasına sebep olanlar olayın
birinci derece sorumlusudur. Halkımız kışkırtılmıştır,
tahrik edilmiştir. [Sivas, 5 Temmuz 1993, Muhsin Yazıcıoğlu,
BBP Genel Başkanı].
»
(...) Gelişmelerden büyük endişe duyuyorum. Yetkililerden,
bir an önce, daha etkili önlemler almalarını isteyeceğim.
[Ziya Halis, SHP Sivas Milletvekili]
»
(...) Ben vali Beyin ve Emniyet Müdürünün isteği üzerine,
topluluğu yatıştırmak amacıyla konuşma yaptım. (...) Belediye
olarak üzerimize düşeni yaptığımız kanaatindeyim. Ben
aslında teşekkür beklerken adeta suçlandım. [Temel
Karamollaoğlu , Sivas Belediye Başkanı]
EN
İLGİNÇ YORUM
»
(...) Burada taraflardan birini suçlamak yanlış. Hangisini
suçlasak hata yapmış oluruz. O zaman gerçek suçluları
gözden kaçırırız. Gerçek suçlular, somut olarak söylüyorum.
Bir gizli servis operasyonudur. Bir Alman servisi yapabilir
bunu. [Prof. Dr. Mahir Kaynak, Eski İstihbaratçı].
*
* *
METİN ALTIOK için
1.
Öldü
de hayatıma öyle girdi şair ölmeden biraz önce
Çaytaşında
yontulmuş dişi kıvrımları çekti yüzüne
Parmaklarında
nemi kalmış
daktilosu
yorgun
Gözünün
izleri düşmüş kağıda
sabahın
erkeninde
2.
Testeresi
hep orada durur nedendir bilmem
Babasının
gözleridir sakladığı, kırık gözlüğünde
Bir
ömrü gizler kuytuda eski bir kimlik
Sararmış
şiirler asılır duvarların bedenine
3.
Soluğunu bıraktın göğüne bu küçük odanın
Kollarım
tozlandı bak,
çoktur
yazmadın mı yoksa?
Elinin
izi yüzüme kanar,
masaya
düşen gözyaşım
Seni
özledim şair, "sone"ni sormadan gitme
4.
Albümlere
birikmiş ömrün, yaşandı mı bilmem?
Oysa benim düşümdü, önce sen gördün
Bak
parmaklarım ağlıyor,
yüzünde
masum bir tebessüm
Seni
öldüm şair, şiiri yor/madan gitme
Burhanettin
Kaya /1993 İzmit Atika şiir dergisi
05.07.2007
DOÇ.DR.
BURHANETTIN KAYA
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı