ÖRSELENMEK
VE UNUTMAK ÇELİŞKİSİNDE "SİVAS OLAYLARI" - 1 -
2 TEMMUZ 1993. PİR SULTAN ABDAL
KÜLTÜR ŞENLİKLERİ'NİN 2. GÜNÜ...ÖNCE
SİVAS KÜLTÜR MERKEZİ, SONRA MİSAFİRLERİN KALDIĞI OTEL
KUŞATILDI. 8 SAAT SONRA İSE ÖLÜM GELDİ
Sivas değil yüreğim yandı
Devlet
destekli dinsel gericiliğin bir kalkışmasıdır Madımak
yangını. Travmalarla çökertilmek istenen Türkiye'nin vicdanında
açılan en büyük yaralardan biridir... Utanmaz bir caniliğin
sokakları ele geçirme girişimi ve hesabı verilmeyen bir
katliam olarak capcanlı ortadadır...
Türkiye
tarihi özünde bir travmalar tarihidir. 31 Mart Menemen
olayı, Milli Şef dönemi tutuklamaları, karartma geceleri,
Yassıada mahkemeleri, 12 Mart, 1 Mayıs 1977, 1978 Maraş
olayları; Çorum, Malatya ve Sivas. Ardından kara tarih
12 Eylül. Bugün halen egemenliğini sürdüren ekonomi-politik
ve siyasal sistemin ilk tohumlarının atıldığı.
İşkenceler... 15 yıl süren binlerce insanın ölümüne, binlercesinin
fiziksel ve ruhsal olarak örselenmesine yol açan, faili
meçhulleri, gözaltında kayıpları, satirli saldırıları,
köy boşaltmaları ile süslü, teknik ve soğuk ifadesi ile
'düşük yoğunluklu savaş'. 1990'h yıllar ve körfez savaşı.
Irak Kürtlerinin büyük göçü... Yakın tarihimizin derin
olaylarının simgesi 'Susurluk' kazası. Son günlerimizin
dramatik aile içi şiddet öykülerinin en acılısı Töre cinayetleri.
Son olarak Hrant Dink cinayeti ve adını burada anmadığım
niceleri...
Yaşanmış
bu travmaların en temel özelliği; doğal felaketinden kazalarına,
cinsel şiddetinden işkencesine kadar, henüz 'işlenmemiş',
eş deyişle muhasebe edilmemiş olmaları. Bu sürecin nasıl
olacağı ve nasıl tamamlanacağı konusunda bir öngörümüzde
yok ne yazık ki. Bu deneyimler anlamlandırılmadıkça örselenmiş
belleğimizin birer parçası oldular. Mağdurlarının anılarında
acı veren birer deneyim olarak yeniden yaşantılanır duruma
geldiler. Bu olaylar artık belleklerimizi aşıp toplumsal
ve tarihsel belleğimizi kapladılar. Unutuldukça hatırlanıyorlar
aslında. Tanıkları dünyadan ayrıldıkça, bu tanıklığı yaşamayanların
merakı onu yeniden hatırlanır kılıyor. Aslında bu anıları
acı verici biçimde anılarında yineleyen bireylerin tanıklığında
geleceğe aktarılan bu tarihin tanıklığı da ör-selenmeye
açıktır. Bu deneyimlerin tanığı olmayan bireyler merak
ettikçe ve araştırdıkça, muhasebe edilmemiş ve zaman içinde
kanıtları yok edilmiş tarihsel olaylar da çarpıtılma riski
yaşamaya başlıyor. Çarpıtma, daha olaylar yaşanırken,
'travma' oluşurken, eş deyişle insanlık suçu işlenirken
başlıyor aslında, ve zaman içinde aynı biçimde sürüyor.
Bunu aşmanın yolu tarihe dürüstçe ve insanlığın evrensel
değerleri adına tanıklık etmekte yatıyor. Bu sürecin,
bu hesaplaşmanın ya da boşalmanın -adını nasıl koyarsanız
koyun- hangi biçimde olursa olsun gerçekleşmesi beklentisi,
anısını yaşatan ama acısını içine gömen her tanığın, her
örselenmiş bireyin umudu ya da beklentisidir.
2
Temmuz 1993. Tanığı ve mağduru olduğum, devlet destekli
dinsel gericiliğin bir kalkışması izlenimi veren ve tarihsel
dönüm noktası olan olaylar... Bugünlerde 14. yıldönümünü
anacağımız -andığımız- kara tarih. 37 kişinin öldüğü,
60 kişinin yaralandığı, 39 kişinin otelden sağ olarak
kurtulabildiği... Halen nedenleri anlaşılamamış, gerçek
failleri yakalanamamış ya da halen ortalıkta dolaşan...
Mağdurunun halen benimseyemediği, acısını içinde yaşamaya,
anlam vermeye ve kabullenmeye çabaladığı... Üzerine şiirler,
öyküler, kitaplar yazılan ama halen hesabı sorulmayan,
sorulamayan. Adil dünya inancını sonsuza dek yok eden,
silen ve süpüren Sivas katliamı...
OLAYLARIN
GELİŞİMİ
2 Temmuz 1993'te yaşanan olaylar, Sivas'ta her yıl düzenlenen
ve tanınmış bir yazar olan şimdi aramızda olmayan ünlü
gülmece yazarı Aziz Nesin'in de konuk olarak katıldığı
Pir Sultan Abdal Kültür Şenliklerinin 2. gününde başlamıştı.
"Radikal İslamcı" olarak tanımlanan siyasi gruplar tarafından
düzenlendiği belirtilen eylemlerle sanatçıların kalmakta
olduğu Madımak Oteli ve etkinliklerin gerçekleştirildiği
Kültür Merkezi kuşatılmış, etkinliğe katılanlar ve düzenleyenlere
taşlı ve sopalı saldırılarda bulunulmuştu. Şenlikler sırasında
açılışı yapılan, Pir Sultan Abdal'ı ve Sivas'ın simgesi
kangal köpeğinin temsil eden OZAN
HEYKELİ göstericiler tarafından yıkılarak sürüklenmişti.
Bu eylemler esasında günümüzde müze olan Sivas kongre
binasının önündeki Atatürk büstüne de saldırıda bulunulmuştu.
Sivas Kültür Merkezi'ni yaklaşık beş saat kuşatan ve taşlı
sopalı saldırıda bulunan eylemciler daha sonra Madımak
Oteli önünde toplanarak saldırılarını burada sürdürdüler.
Kuşatıldıktan yaklaşık 8 saat sonra, polis kordonu altında
olmasına rağmen, otel göstericiler tarafından yakıldı.
Yakılmadan önce sevk edilen askeri birlikler otelin yakılmasına
kadar herhangi bir müdahalede bulunmadı ve izlemekle yetindi.
Olaylara ancak Özel Birliklerin kente gelişiyle birlikte
müdahale edilebilmişti. Olaylarda 35'i otelde olmak üzere
37 kişi öldü ve 60'tan fazla kişi yaralandı. Sekizi yaralı
olmak üzere 39 kişi otelden sağ olarak kurtuldu. Milyarlarca
liralık maddi hasar meydana geldi. Kültür merkezinde bulunanlar
içinde az sayıda hafif yaralı vardı. Olayda ölenler ve
yaralıların büyük çoğunluğu Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi'ne
götürülmüş ve yaralılar tedavi altına alınmıştı.
Nöroloji
kliniğinde rotasyon yapmakta olan bir yıllık bir psikiyatri
asistanıyken tanığı olduğum bu olaylar benim travma ve
ilişkili ruhsal bozukluklara ilgi duymamın bireysel gerekçelerinin
çok ötesinde bir zihinsel ve duygusal karışıklık yaşamama
yol açtı. İnsanlık tarihinde yaşanan olayların ve dünyada
halen olup bitenlerin yarattığı arayışla 'travma'yı anlamaya,
aklımdaki onlarca soruyla başa çıkmaya çalışırken binlerce
insanın bu örselen-meyi birdenbire, öylesine ve yanı başımda
yaşamasını şaşkınlıkla, acı duyarak izledim. Hastanede
saatler süren koşuşturmanın sonrasında 3 Temmuz sabahı
uykusuz gözlerle yanmış otele doğru baktığımda bugüne
dek yaşadığım en kötü deneyimin bu olduğunu düşündüm.
Umudu ve mücadeleci bir sevgiyi çağrıştıran, Hasan Hüseyin'in
"bir oğlum olacak adı temmuz" şiirinin taşıdığı umudun
nasıl da yandığını ve yüzünü küle gömdüğünü o an hissettim.
Biliyordum, artık temmuz olamayacaktı oğullarımızın adı...
Olayın
hemen ardından başlayan ve giderek yükselen sesler, tartışmalar,
yorumlar, acılar, haykırılar; korku, gelecek kaygısı,
güvensizlik, çaresizlik, öfkeyi biriktiriyordu. Ama en
çok dikkat çeken ve özellikle yerel basında her gün yinelenen
şey bu olayları unutturma çabalarıydı. Esnafın yaşadığı
ekonomik kayıp ve Sivas ekonomisinin durumunun kötüleşmesi
riski yerel basında olayların üzerine sünger çekme, iç
yüzünü ve nedenselliğini tartışmama, küflendirme, hızla
gündemden kaldırma taleplerini dillendiriyordu. İnsancıllıktan
arınmış ve ölen insanları sadece bir istatistik veri olarak
gören bu eğilimin ilerleyen günlerde bir çok çevre tarafından
gösterildiğini anımsatmam gerekir.
Diğer
yandan olayların tanığı ya da mağduru olan bireylerde
tarihin tanıklığı görevini doğru biçimde yürütme, yaşanan
gerçekliği gelecek kuşaklara eksiksiz ve doğru biçimde
anlatma, yani unutturmama çabası kendini gösteriyordu.
Kimi zaman bir yaşanan ruhsal acının bir "tekrarlama belirtisi"
olarak, kimi zaman "katharsis" yanı duygusal arınma, kimi
zaman ise bu acı deneyimin temel inançlara asimile edilmesi
sürecinde, olayların yarattığı medyatik etkinin elektriğinden
yararlanıp kendi varoluşuna yeni bir "anlam" katabilmek
amacıyla birçok şey yapıldı. Birçok kitap, makale yazıldı,
söyleşiler yapıldı, etkinlikler düzenlendi vs. vs. Siyasi
dinamizmini kaybetmiş birçok yapı bu olaylar üzerinden
bir taban oluşturmanın uğraşısına girdiler o dönemlerde.
Siyasal
iktidar ve muhalefet bu olayların sorumlularını açığa
çıkaracak mekanizmaları hareketlendirmekten çok, kendi
sorumluluklarını gizleme ve siyasal konumlarını güçlendirecek
bir araca dönüştürme eğilimi gösterdiler. Özellikle olayları
izleyen dönemde basın ve medyada yer alan açıklama ve
yorumları incelediğinizde buna ilişkin çok sayıda kanıt
bulacağınıza biliyorum. Ama şimdi... Yıldönümlerinde hatırlanan,
anma törenleri giderek sönükleşen, mağdurunun, mağdur
ailelerinin kendi acılarına kendi, yalnızlıklarına gömülü
beklediği bir tarih: 2 Temmuz!
Travma
ve travma sonrası stres bozukluğu üzerine
Güneşin her bir doğuşu arasında yaşanan gerçeklikler insanoğlunun
aklının ve duygularının sınırlarını zorlayacak ölçüde
çok, zorlu ve acı üreten yaşantıları biriktiriyor. Her
doğan gün yeni örselenmeler doğuruyor. Ya da yıllardır
yaşananlar biraz daha çoğalarak eskiyor. Travmanın her
geçen gün yaşamın en bilinen kavramı olması, en sıradan
olguların içinde yer-leşebilmesi, istenmeyen vazgeçilmezliği
ve ürkütücülüğü, dikkatleri ona ve sonuçlarına yöneltiyor.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) sokaktaki insanın
dahi iyi bildiği bir sözcük artık. Eksik ya da fazla bir
fikri var, ve sonuçlarını merak ediyor. Bir dönemler aklını
kaybetmenin "kafayı yemek" sözcükleriyle argo anlatımlarda
yer bulması gibi "travmatize olmak"ta günlük konuşmaların
içine sızmaya başladı. Bu bir duyarlılık gibi anlaşılabilir.
Ama diğer yandan sözcükler sıradanlaştıkça ve yaygınlaştıkça
içeriği de değişiyor ve kendi gerçeğinin dışında bir gerçeği
de anlatmaya başlıyor. Bu durum bir yandan duyarsızlık
yaratma potansiyeline de sahip. Bunun bize gösterdiği,
yapmamız gereken şey kavramları ve içeriğini doğru ve
yerinde tanımlamak.
TSSB
1990'h yılların en dikkat çeken araştırma alanlarından
birisini oluşturmaktadır. Buna, karşın TSSB ile ilgili
bilgimiz yetersizdir. TSSB bu anlamda yeni bin yılımızda
en öne çıkacak bozukluklardan biri gibi görünüyor. Bu
bozukluk, daha çok uzun yıllar süren ve bireyin yaşamını
derinden etkileyen biçimleriyle, yani kronik TSSB ile
gündemde kalacak izlenimi veriyor. Bu nokta TSSB'nun oluşması
kadar, seyri ve bu seyri etkilemesi olası etkenlerle ilişkisini
önemli kılıyor.
TRAVMA
Psikososyal
Travmalar
»
İnsan eliyle bilerek oluşturulan travmalar
»
İnsan eliyle kaza sonucu oluşan travmalar
»
Doğal felaketler İnsan eliyle bilerek oluşan travmalar
» Politik işkence ya da kötü muamele
»
Politik olmayan işkence ya da kötü muamele
»
Savaş travması
»
Tecavüz, cinsel şiddet
»
Aile içi şiddet
TRAVMA
SONRASI STRES BOZUKLUĞU
Travma
Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) bireyin fizik bütünlüğünü
tehdit eden ve onu dehşete düşüren, çaresizlik yaratan,
hemen herkes için sıkıntı kaynağı olabilecek bir olayın
ardından gelişen, birçok duygusal, bilişsel, davranışsal
ve sosyal bozuklukları içeren psikiyatrik belirtiler olarak
tanımlanıyor.
Tanımlamada
belirtilen sıkıntı verici deneyimler bireyin yaşamını
ve fizik bütünlüğünü tehdit eden deprem, sel, çığ gibi
doğal afetler; yangın, trafik ve uçak kazaları gibi insan
eliyle kazayla oluşturulan felaketler ve savaş, işkence,
tecavüz gibi insan eliyle bilerek oluşturulan felaketler
şeklinde sıralanıyor.TSSB'ndan söz edebilmek için travmayı
istem dışı sık sık anımsama, rüyalarda görme ya da travma
yeniden oluyormuş duygusuna kapılma gibi tekrarlama belirtilerinin;
olayları hatırlatan duygu, düşünce ve ortamlardan uzak
durma, etkinliklere ilgi kaybı gibi kaçınma davranışlarının;
uyku bozukluğu, öfke patlamaları, tedirginlik gibi aşırı
uyarılmışlık belirtilerinin görülmesi ve bu belirtilerin
en az bir ay sürmesi bireyin sosyal ve mesleki işlevselliğini
bozması gerekiyor TSSB'nun akut, kronik ve geç başlangıçlı
olmak üzere üç formu tanımlanmıştır. Bazı uzun dönem izlem
içeren çalışmalarda bozukluğun seyri sırasında bazı alt
formlarında oluşabildiği bildirilmiştir.
Toplumda
ağır travmaya uğrayan insanların toplam sayısı bilinmediğinden
TSSB'nin yaygınlık oranlarını saptamak zordur. Yapılan
çalışmalarda yaşam boyu yaygınlık oranının yüzde 1-14
oranında olduğu, risk gruplarında ise bu oranın yüzde
3-75 oranında değiştiği belirtilmiştir ABD'nde yapılan
epidemiyolojik bir çalışmada TSSB'nun yaygınlığı yüzde
1 olarak bulunmuştur. Kadınlarda yüzde 1.3, erkeklerde
yüzde 0.5 olduğu, genel olarak kadınlarda erkeklerden
daha yüksek sıklıkta görüldüğü belirtilmektedir. TSSB
ile ilgili çoğu araştırma erişkinlere yöneliktir. Ancak
travmatik bir olayla karşılaşılan çocuklarda da TSSB ölçütlerini
karşılayan belirtilerin gelişebildiği bildirilmektedir.
Çocukluk
dönemindeki örseleyici yaşantıların, travma öncesindeki
uyumu bozarak yaşam olaylarına duyarlılığı artırdığı ve
yaşanan bir travmanın kolaylıkla TSSB belirtilerini açığa
çıkartabildiği belirtilmektedir. Kişinin stresle başa
çıkma yolları ve stresöre verdiği anlam, travmatik yaşantının
nasıl bir bilgi işlemeye tabi tutulacağını ve TSSB'nin
gelişimini belirleyen önemli bir faktördür.
Travma
mağdurlarının verdiği ilk tepki, bir bozukluk değil, doğal
bir tepki olarak kabul edilmektedir. Oluşan belirtiler
ise yaşanan deneyimin yerleşik bilişsel şemalara oturamaması
sonucu oluşmaktadır. Başlangıçta patolojik olmayan bu
yanıt uzayarak ve günlük yaşamsal işlevselliği bozacak
düzeye ulaşırsa patolojik kabul edilmektedir. TSSB dalgalanmalarla
seyreden bir bozukluktur. Yıldönümleri ya da travmanın
bir yönünü çağrıştıran durumlar alevlenmelere neden olabilmektedir.
02.07.2007
DOÇ.DR.
BURHANETTIN KAYA
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı
KAYNAK:
BİRGÜN GAZETESİ
YARIN:
iki Temmuz'da 'kurban' olmak ya da 'kurtulmak'