Anayasa'da ve vakıflar,
dernekler kanununda diyor ki: İzni olmadan polis bu yerleri
denetleyemez, silahla içeri giremez. Geçenlerde geldiklerinde
ne izin vardı ne bir şey. Kar maskeliler silahlarla daldılar
derneklere, herkesi yere yatırdılar, her yeri dağıttılar,
gittiler. Ne olduğunu anlamadık, bir şey de söylemiyorlar
bize, halk da tepki gösteriyor tabii buna.
Yıllarca
medyadan 'polisin giremediği bölge' olarak lanse edilen
4 mahalleden oluşan, bir semt Okmeydanı. 150 bine yalan
insan, 4 bin 500 civarında ev ve iş yerinde yıllardır 'işgalci'
konumunda yaşıyorlar burada. 49 yaşındaki Musa Aykanat,
"polis ve kar maskeli görevliler istedikleri zaman elini
kolunu sallayarak geziyorlar bu mahallede. Ama medya bunu
böyle vermiyor. Sanki polis buraya giremiyormuş gibi bir
izlenim yaratmaya çalışıyorlar" diyor. Kentsel Dönüşüm'le
uğraştırılıyor insanlar şimdi de. Tapu kayıtları Fatih Sultan
Mehmet Vakfı üzerinde gözüktüğü için bu bölgede oturanlar
yıllardır Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından açılan 'ecrimisil
ve kal' davaları ile boğuşuyor. Birçoğu Kentsel Dönüşüm
planlarının birilerine buraları peşkeş çekeceğini söylüyor.
"Bizden yine kentin ücra köşelerine çekilmemizi istiyorlar.
Bizleri yaptıkları plana dahil etmiyorlar. Halbuki bizi
de dahil etseler planlarına, okullar, parklar yapsalar,
her şey düzelir" diyor Musa Amca. Bu mahallenin sorunlarıyla
yıllardır mücadele etmeye çalışan Ercan ise, aşağılanmanın
ve çifte standardın mücadeleyi getirdiğini, bunun da doğal
olduğunu anlatıyor biz yabancılara. Bir de Hacı Hüsrev'li
gençle konuşuyoruz bir internet kajenin önünde. Hacı Hüsrev'i
ve polisi anlatıyor bize. "Kimse kusura bakmasın ama ben
akşama kadar eşşekgibi çalışıp kazandığım varanla sonra
gidip bir polise sigara almak zorunda değilim" diyor. Sonra
ekliyor: "Türkiye'de kanun mu var Allah aşkına. Böyle bir
devlet olduğu sürece bizi hiçbir yere almazlar. Kapıkule'den
bile dışarı bırakmazlar." Anlattıklarıyla buz kesiyoruz.
Burası Hacı Hüsreu, burası Okmeydanı, burası İstanbul...
» Musa Aykanat (49)
Ben 1979'da Sivas'tan geldim bu . mahalleye.
O zamanlar insanlar gecekondularını el biriliği ile yapıyorlardı.
1982 yılındaki belediye seçimlerinde buraya yol yapıldı.
1989'dan sonra müteahhitlerin girmesi ve apartmanlaşmayla
birlikte mahalleli arasındaki kolektif dayanışma da yok
oldu. Sonra belediye seçimleri oldu tekrar, MHP'li bir belediye
aldı, sonra CHP'ye gitti ve hava almayan bir beton yığınına
dönüştü mahalleler. Bu arada da birbirimizi tanımadığımız,
birbirimizi denetleyemediğimiz için yozlaşma da açığa çıktı.
Eskiden insanların buraya kötü şeyleri sokmamaya yönelik
çabaları vardı, şimdi o heyecan, sahiplenme duygusu zayıfladı.
Son zamanlarda insanlar yeniden bir araya
geldiler. Yozlaşmaya karşı kampanya yürütmeye çalışıyoruz.
Aslında bu sorun devletin çözmesi gereken bir sorun, Anayasa'da
da yazar. Ama insanların demokratik bir eyleminde karşısına
hemen dikilen devlet, bir hırsızlık olduğunda bunu görmüyor,
görüyorsa da hiçbir şey yapmıyor. Diyorlar ki "biz o mahallelere
giremiyoruz", oysa ki hep geliyorlar, herhangi başka bir
şey için geliyorlar, rahatrahat geziniyorlar burada. Hap
satılmaya başlandı okulların kapılarında, genç kızlarımızı
fuhuşa yönlendiriyorlar. Tespit ettiğimiz evler var mesela
onlar da biliyorlar buraları ama göz yumuyorlar. Mahallemizde
kumar oynatıyorlar bazı kahvehanelerde. Bu olumsuz gelişmeler
aileleri parçalıyor, yıkıyor.
96-98 arası burada yürüyüşlerin çok olduğu
bir dönemdi. Bir de ruhsatsız içkili mekânların yoğunlaştığı
bir zamandı. Beyoğlu'nun arka bahçesi olarak görüldüğü için
o mekânlar buraya taşınmaya başlandı. Sonra da bu yerler
en son bar, pavyona dönüşmeye başladı. Buraların kapanması
için 97'de 1500 imza topladık ve önce Kaymakamlığa gittik,
bize cevap vermedi. Belediyeye gittik, Okmeydanı'na polisin
baktığını, buraların ruhsatsız olduğunu ama bir şey yapamayacaklarını
söylediler. Ama mesela lokanta işleten bir esnafın ruhsatı
yoksa belediye hemen kapatıyordu. Yine de halkın tepkisini
önlemek için 25'er gün kapattılar bu mekânları, sonra devam
ettiler. Halkın tepkisi yoğunlaşınca mekân sahiplerinin
birçoğu kendiliğinden kapattı.
Ama mesela 98'de tek bir kavga oldu bu
mekânlardan birinde. Dönemin emniyet müdürü Hasan Özdemir
buraya 5 bin polis bir den yığdı. Kar maskeli, keskin nişancı,
siyah giyimli vs. Tam 5 bin polis.
İnsanlar haksızlığa tepki veriyorlar asıl
olarak. Geçenlerde derneklerimizi bastılar. Anayasa'da ve
vakıflar, dernekler kanununda diyor ki, izni olmadan polis
bu yerleri denet-leyemez, silahla içeri giremez. Ama geçenlerde
geldiklerinde ne izin var ne bir şey, kar maskeliler silahlarla
daldılar derneklere hemen içerdeki herkesi yere yatırdılar,
her yeri dağıttılar, çıkıp gittiler. Ne olduğunu anlamadık,
bir şey de söylemiyorlar bize, halk da tepki gösteriyor
tabii buna...
Bir ay önce burada olaylar olduğunda da
girdiler 'giremiyoruz' dedikleri mahalleye. İnsanları, halkı
sokaklarda yere yatırıyorlar, küfür ediyorlar. İnsanlar
da tepki gösterdi tabii. Burada mağdur olan da yine mahalleli
ve esnafımız oluyor. Burada Hacı Hüsrev mahallesi var. Eroin,
esrar ticaretinin çok yoğun olduğu bir mahalle. Polis mesela
oraya her zaman gider, hep oradadır ama ara sıra bilerek,
haber vererek gider birkaç yere baskın yapar, medya da der
ki, 'Polis nihayet Hacı Hüsrev'e girebildi'. Halbuki polis
zaten hep orada ama sanki giremiyormuş gibi bir izlenim
yaratmaya çalışıyorlar.
Eskiden gençler, herkes mücadelenin içindeydi,
şimdi gezmek, tozmak, kolay iş yapmak, hırsızlık yapmak
moda. Alabildiğine işsiz kaynıyor burası. Çocuk çalışıyor,
parasını alamıyor. Çalışmasa ne yapacak 'boş' sokakta kalıyor,
kötü şeylere bulaşıyor, parası yok. Gençlerin burada boş
vakitlerini değerlendirecek doğru düzgün mekânlar yok, bir
şey yapmıyorlar bu gençler için.
Biz mesela o kampanyalardan sonra bir kütüphane
açtık elbirliğiyle, 2 tane bilgisayar koyduk. Dersler veriyoruz,
satranç oynuyorlar vs. Bu alanların çoğalması gerek ki bu
olayların, yozlaşmanın önünü keselim. Okmeydanı halkını
burada yaşamaktan vazgeçirmeye, yıldırmaya çalışıyorlar...
» Ercan (32)
Okmeydanı'nı düşündüğümüz zaman kenarda
kalan bir semt modeli çizmiyor, İstanbul'un merkezi görünümünde
bir yer. Dolayısıyla da burada yaşanacak herhangi bir olaydan
çevre de etkilenecektir. İşte devlet bunu yok etmek içinde
buradaki insanları, 'hizaya getirilmesi gerekenler' olarak
gördü.
Tüm bunların ötesinde çifte standart uygulanıyor.
Bazı semtlerde asayiş sağlanırken buraya hiç dokunulmuyor.
Okmeydanı'nda hırsızlık olayı var dediğimizde hiçbir polis
göremeyiz mesela, ama basın açıklaması denildiğinde saatler
öncesinden gelir polisler. Bugün buralarda hırsızlık, gasp,
fuhuş her şey var. Hırsızlığa maruz kalmamış ev kalmadı.
İnsanlar karakola gidip şikâyet ettiler, ama hiçbir sonuç
alınmadı. Başka yerlerde bir takım önlemler alınıyor ama
bu tür yerlerde devrimci dinamiğin tasfiye edilmesi için
her şeyi yapıyor devlet. Var olan devrimci dinamiği yok
etmek için gençliğin rağbet edeceği şeylerin önünü açıyor.
1999 yılında devletin devrimcileri kılıçtan
geçirmeye başlamasıyla devrimciler zayıfladı, çeteleşmeler
kendini gösterdi. Bu çeteleşme şunu söyletti insanlara "devrimciler
olsaydı böyle olmazdı". Hâlâ da söylüyorlar. Burada olan
olaylar Beyoğlu'nda ya da başka yerde yok mu? Var. Ama bilinçli
bir karalama kampanyası uyguluyorlar bu mahallelere. Burada
yapılan şeylere tabii ki karşı geleceğiz.
'Rant sağlamaya çalışıyorlar'
HER gelen belediye başkanı Okmeydanı'na
tapu veriyorum diye geldi, ama burada şöyle bir durum var:
Okmeydanı'nın üzerine kurulduğu arazi Hazine'ye ait değil,
vakıfların arazileri buralar. Onun için burada bir şey yapmak
için bu vakıflardan izin alınması gerekiyor. Ama bunlar
onu yapmıyorlar, her gelen oy avcılığı için biz size tapu
vereceğiz diyorlar ve kaçak, çarpık yapılanmaya zemin hazırlıyorlar.
Onların şimdi bir Kentsel Dönüşüm Planları
var. Bu planda burayı boş bir arazi olarak görüyorlar, sanki
burada insanlar yaşamıyormuş gibi, 'biz buraya yeni bir
planlama getireceğiz, bu plandan siz faydalanamayacaksınız.
Ev sahibiysen biz seni başka bir yere yerleştireceğiz, ondan
sonra sen orada bize borçlanacaksın ve ödeyeceksin' diyorlar.
Kiracıları düşünmüyorlar, 5 katlı evi olanı düşünmüyorlar.
Sadece bir ev veriyorlar ve seni tekrar borçlandırıyorlar
o ev için, biz de buna karşı çıkıyoruz.
Aslında bütün sermayenin gözü burada, çünkü
Okmeydanı'nın yeri güzel. E-5'e, E-6'ya yakın, şehir merkezine
yakın, dolayısıyla buraları birilerine peşkeş çekecekler.
Burada o zaman yapılacak bir dairenin değeri 500 milyar
ile 1 trilyon arasında değişecek. Onun için de burada yaşayan
insanlara siz bizim gösterdiğimiz şehrin ücra köşelerine,
nereye olursa artık, çekilin gidin biz burayı başka bir
şey yapacağız diyorlar. Biz diyoruz ki bu plana bizi de
dahil edin. Okul olur, park olur her şey olur o zaman. Ama
buranın zemini de sağlam oluğu için onların kafalarındaki,
buraya gökdelenler dikmek, amaç farklı yani.
Mahalleliyi buradan dağıtmak, mücadeleyi
kırmak da diğer amaç. Burası yıkılacak diyorlar ama belediye
seçimleri yaklaşınca mesela üç gün içinde buraya doğalgaz
verdiler, seçim yatırımı olarak. Ben o doğalgaz altyapısına
da güvenmiyorum aslında, bence burada bir tehlike var, çünkü
alelacele borular döşendi.
'Türkiye'de kanun
mu var Allah aşkına!'
» M.T (23)
"Tekstilde çalışıyorum, son 3 yıldır Okmeydanı'nda
yaşıyorum. Burası güzel bir mahalle, daha önce 15 yıl Hacı
Hüs-rev'de yaşadım. İlkokuldan sonra bıraktım okulu çünkü,
bizim mahallede Hacı Hüs-rev'de okulların etrafında hep
uyuşturucu, esrar satılır. Ben onlara bulaşmaktansa okulu
bırakıp çalışmayı tercih ettim. Sizi istediğiniz zaman götüreyim
Hacı Hüsrev'deki bu mekânlara. Çok açık olarak ortada yapılıyor
bunlar, mahallenin her yerinde var. Orada mesela 15 yaşındaki
çocuğun altında araba var, ben 10 yıldır çalışıyorum, benim
sadece bir tane cep telefonum var. Ama ben de çarpsaydım,
çalsaydım, orada esrar içsey-dim benim de olurdu.
Polis falan da müdahale etmiyor, hatta
beraberler. Cep telefonları daha yeni çıkmıştı, bir çocuk
çaldığı bir telefonu 80 milyona satıyordu. Polis 75 milyon
dedi, çocuk 80'de ısrar etti, sonra polis de bıraktı telefonu.
Bu benim gözümün önünde oldu.
Sonra bir gün çalıştığım yerden haftalığımı
aldım eve geldim. Minibüsten inerken orada bulunan polis
otosundaki polisler cebime koyduğum parayı gördüler. Hemen
beni çağırdılar. Gittim, 'teyp nerede' diyorlar. Dedim benim
arabam yok ki, teybim olsun, anlamıyorlar. Onların derdi
cebimdeki parayı almak, "at bir şeyler bize git" diyorlar
bana. Sonra orada bizim köylümüz esnaf vardı, görüp geldiler,
dediler ki bu çocuğun böyle işlerle ilgisi yoktur falan,
en sonunda oradaki bütün polislere birer kutu şeker verildi.
Yani bir kutu şekere kendilerini sattılar affedersiniz.
Bütün dertleri benim paramı almaktı ama vermedim, direndim.
Böyle polisler olduktan sonra hiçbir şey yapamazsınız tabi.
Ben akşama kadar eşşek gibi çalışıyorum o para için sonra
kalkıp da ben o polise hiç vermem o parayı. Ona sigara almam
tabii, kendisi gitsin alsın sigarasını, o benden daha çok
kazanıyor bir de.
Hırsızlık vs de bitmez tabii, polis kendi
adamını içeri atar mı hiç, atmaz. Hırsızlar için polis normal
bir insan, ancak asayişten gelecekler ya da Gayrettepe polisi
gelecek. Onlar gelince toplayıp götürüyorlar ama birkaç
ay içerde tutulup salınıyor onlar da.
Türkiye'de ceza diye bir şey var mı, sadece
trafik cezası var, başka bir şey yok ki. Kanun diye bir
şey yok, ben öyle görüyorum. Bizim 2 yıl önce bir abimiz
öldürüldü mahallenin hırsızlarına müdahale etti diye. Polis
üç gün geldi, göründü biraz ortalıkta. Dördüncü gün kayboldu.
İnsanlar da korkuyorlar tabii, çekiniyorlar. 0 abiyi öldüren
insanlar şimdi hapisteler ama çıkarlar yakında. Kimlik yok
bir şey yok, yaşını küçük gösterip bir yolunu bulup çıkarırlar.
Çok oluyor böyle şeyler, çok doğal. Böyle bir devlet olduktan
sonra bizi hiçbir yere almazlar, Kapıkule'den bile dışarı
bırakmazlar."