Babamı
aydın olduğu için yakanlar, bugün kendilerine 'aydın' tanımlaması
yakıştırılanların da desteği ile hepimizin geleceğini tehdit
ediyor. Uzlaşmacı aydınlar -bu nasıl aydın olmaksa- her
değere musallat kültür zararlısına dönüştü
ZEYNEP
ALTIOK
13
yıl önce, 2 Temmuz 1993'te 35 aydın insanımız, Sıvas'ta
şeriat yanlısı ve gözü dönmüş bir kalabalık tarafından yakıldı.
Bu tarihten itibaren 9 yıla varan uzun bir mahkeme süreci
yaşadık. Olayın örgütçüleri ve elebaşıları hâlâ yakalanmadı,
arandıkları da şüpheli.
Olayı
gerçekleştiren kalabalık arasından kimliği belirlenerek
yakalananların yargılandığı dava 33 idam cezası ile sonuçlandı.
Bugün ise iktidardan güç alarak aftan yararlanmak üzereler.
Yalnızlıkla
baş başayım
Bütün
bu süreç zarfında Sivas'ı unutturmamak adına neler yapıldı?
Ben kişisel olarak kendi kaybımın intikamını almak yerine,
bu korkunç olayı birincil olarak yaşamış biri olarak önce
ibret, sonra önlem almak konusunda toplumsal destek görebilmek
için çabalıyorum.
Bunun
için de doğal olarak toplumlara ulaşabilmenin en önemli
yollarından biri olan medyadan destek almaya çalışıyorum.
Sanırım
çoğunuz bu yaklaşımı oldukça naif bulacaksınız. Ama "aydın"larımız,
sanatçılarımız var. Bunca yıldır birkaç istisna dışında
karanlık ve çaresiz bir yalnızlıkla baş başayım.
"Daha
fazla yalnız kalamayız, artık daha fazlası olamaz" derken
Sivas'ın 10. yıldönümünde "aynı vahşet ve utancın bir daha
yaşanmaması için Sivas'ı anmamıza" bile birtakım aydınlarımızın
itirazı olduğunu hayretle gördük. "Bu konuyu ısıtıp ısıtıp
gündeme getirmeyin artık" diyen aydınlarla karşılaştık.
Hesaplaşılmamış ve özrü bütün bir toplum tarafından paylaşılmamış
bir tarih, eninde sonunda ayağa dolaşır. Bunu unutmamak
ve unutturmamak gerek.
Aydın, aydınlatır da
Ben
bugün burada "aydın" tanımını tartışmak istiyorum. Bizim
kadar eğitimsiz bir toplumda aydın olmanın ayrı bir önemi
olduğuna inandığım için... Bakın Metin Altıok ne diyor:
"Sözcük anlamından yola çıkarsak 'aydın'; aydınlanmış kendini
bilgiyle donatmış kişi diye açıklanabilir. Ülkemizde aydın
genellikle okumuş insan olarak bilinir ama okumuş olmak,
kendini elinden geldiğince bilgi ile donatmak aydın olmak
için yeterli midir acaba? Söz konusu bilgi donanımı hangi
seviyede olursa olsun bu soruya verilecek cevap 'Hayır!'
olmalıdır. Her ne kadar bilgili ve kültürlü olmak aydın
olmanın gerek koşuluysa da yeter koşulu değildir.
Şimdi
gelin sözünü ettiğimiz yeter koşul üzerinde duralım biraz:
Osmanlı'da okumuş, kültürlü insana 'münevver' denirdi. Münevver
sözcük olarak 'nur'dan gelir. Anlamı 'aydınlanmış, aydınlık'tır.
Osmanlıcada
aynı kökten gelen bir başka sözcük vardır ki, o da 'tenvir'dir.
'Aydınlatma, ışıklandırma' anlamına gelir. Birbirine bağlı
bu iki sözcükten de anlaşılacağı gibi, münevver olan, özü
gereği aynı zamanda tenvir edendir. Bunun aksi düşünülemez.
Yani tenvir etmeyen münevver olamaz. Bu çıkarsamamızı Türkçe
söyleyecek olursak; 'aydınlatmayan, aydın değildir' dememiz
gerekir."
İyiden
yana olmak
Evet;
babamı "aydın" olduğu için yakanlar, bugün kendilerine "aydın"
tanımlaması yakıştırılanların da desteği ile hepimizin geleceğini
tehdit etmeye devam ediyorlar. Metin Altıok'a göre "Aydın
olmaya giden yol muhalif olmaktan geçer. Muhaliflik ise
tavır koyarak yapılır. Doğru adına, iyi ve güzel adına yanlışın,
kötü ve çirkinin üstüne gitmeyen kişi aydın değildir.
Türk aydını kimi muhaliflerin başına gelenden ürkmüş ve
nemelazımcı bir konuma düşmüştür. Bu konuma düşenler bir
dereceye kadar bağışlanabilirler. Ama uzlaşmacı aydınlar
-bu nasıl aydın olmaktır bilinmez- her türlü değere musallat
bir kültür zararlısına dönüşmüşlerdir."
Hepsi
kurtuluyor
Sivas
olayı; cumhuriyetin kuruluşunu hemen izleyen bir dönemde
meydana gelen Kubilay olayından sonra, cumhuriyetin 70.
yılında tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir. Bu olayı
hiç unutturmamak, hep hatırlatmak ise aydınların görevidir.
Burada amaç, gösterilmeye çalışıldığı gibi yarayı kaşımak
ya da intikam almak değil, ülkemizi karanlık bir geleceğe
teslim etmemektir.
Davalar
sırasında Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanmamak ve
hafif ceza almak için, örgütlü olmadıkları savı ile savunma
yapan sanıklar, aradan geçen bunca yıldan sonra örgüt suçları
kapsamında geçerli olan bir kapsamına girebilmek üzere,
13 yıl önceki eylemlerinin örgütlü olduğunu kabul etmektedirler.
Bu ince ayrımı kimse vurgulamazsa, ben nasıl duyurabilirim!
Bugün 53 sanık bu programdan yararlanmak için başvurdu.
Üstelik
örgüt üyesi olarak yargılanmamış ve bireysel bir suçtan
hüküm giymiş olmalarına rağmen. Yani usulen başvuruları
temelsiz olmasına rağmen. Bu 53 kişinin serbest bırakılmasına
ilişkin dava devam ediyor.
Serçenin
yüreği
Ben
sözlerimi yine babamın bir yazısından alıntıladığım bir
masalı anlatarak bağlamak istiyorum:
"Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca
hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı
incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin
'Neden böyle yapıyorsun?' sorusuna 'Bunca mahlûkat var yeryüzünde,
gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben
de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı' cevabını vermiş.
Sonra içtenlikle 'Kaldırdım kaldırmasına ama yine de korkudan
yüreğimin kırk kantar yağı eriyor' diye eklemiş.
Çevresindekiler
'Amma yaptın ha, sen kendin beş dirhem etmezsin. Bu kırk
kantar yağ da neyin nesi!' diyerek alaya almışlar serçeyi.
Serçecik şöyle bir bakmış yüzlerine, 'Siz bunu anlayamazsınız.
Varın gidin işinize. Herkesin kendine göre kantarı, topuzu
var' demiş."
Metin
Altıok'a göre aydın sorumluluğu ve etkinliği bir toplumun
lokomotifidir. Eğer "Aydının gücü nedir?" diye soracak olursanız;
masaldaki serçe örneği aydın sorumluluğunun kendisinin,
kendiliğinden bir güç olduğunu söylemek olasıdır. Yeter
ki bir toplum oturduğu yerde ille de güç için fil beklemesin!
İşte benim 13 yıldır Sivas kıyımı suçlularından çok aydınlara,
kendi safımızda sandıklarıma içerlemem de bu yüzdendir.
'Bir
yarım umuttur'
Sivas'ın
10. yıldönümünde Fazıl Say tarafından bestelenen Metin Altıok
Oratoryosu'nun da adı olan bir dize ile bitireyim yazımı.
Ki bana göre sanatçının tam bir aydın ve sanatçı sorumluluğu
ile yola çıktığı; unutmamak, unutturmamak adına çok önemli
bulduğum bu eseri de ne yazık ki yine tırnak içindeki "aydın"larımız
tarafından sansüre uğratılmıştır.
Ülkemizi
başarıları ve çağdaşlığı ile yurtdışında da temsil eden
Fazıl Say ise sansürü içine sindiremediği, susmadığı için
bugün kendisine dönemin kültür bakanı tarafından açılan
dava ile uğraşıyor.
Sözde
aydınlarımız da meyve veren ağaç taşlanır misali onun tartışılmaz
dehasını ve başarısını tartışıyorlar, sosyal bilincine destek
olmak şöyle dursun köstek oluyorlar. Onun aydınlığını gölgelemek
istiyorlar. Varsın uğraşsınlar. Güneş balçıkla sıvanmaz!
"Bir yarım umuttur elimizde kalan, göğüslemek için karanlık
yarınları..."
Sivas
sanıklarının dörtte üçü serbest
35
aydının katledildiği olay üzerine 124 kişi hakkında dava
açıldı. 52'si bırakıldı, 8'i hiç yakalanmadı, çoğu hafif
cezalarla kurtuldu
BELMA
AKÇURA-İstanbul
Sivas'taki
Madımak Oteli'nde 2 Temmuz 1993'te meydana gelen ve 37 kişinin
yanarak ölümüyle sonuçlanan olaylarla ilgili olarak 124
sanık hakkında dava açıldı.
Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001'de
sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca,
"Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma" girişiminde bulunan
sanıklardan 33'ü TCY'nin 146/1. maddesine göre idam cezası
aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan
sanıklar da değişik cezalara çarptırıldı.
Ancak
13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle
33'e düştü. 8 sanık ise Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından
bu yana firarda.
Yasa
yanlış yorumlanıyor
2003
yılında Topluma Kazandırma Yasası'ndan yararlanmak için
bugüne kadar Sivas davasından hüküm giyen 64 kişi başvuruda
bulundu.
Bu
başvuru üzerine infaz durumunda olanların bir kısmı mahkemece
tahliye edildi. Müdahil avukatlarından Ali Sarıgül hâlâ
firarda olanların bile bu ceza indiriminden yararlanmak
için avukatları aracılığıyla dilekçe verdiklerini belirterek,
"Onlar da dilekçe verince biz bu karara itiraz ettik. Çünkü
mahkeme Topluma Kazandırma Yasası'ndaki değişikliği yanlış
yorumluyor. 146/3'ü maddenin kaldırıldığını düşünerek salıveriyorlar
ama bu hüküm yeni yasada 'Fer'i iştirak' olarak devam ediyor"
dedi.
Davanın
seyri
Sivas
davası 21 Ekim 1993'te 79'u tutuklu 124 sanıkla başladı.
İlk duruşmada sanıklar mahkemede toplu halde öğle namazı
kılmaya kalkıştı.
-
25 Mart 1994'teki duruşmada önceki salıvermelerle tutuklu
sayısı 78'e düşmüş, 51 sanığın daha bırakılmasını istemişti.
Mahkeme 26 kişiyi bıraktı.
-
26 Aralık 1994'te 22 sanık hakkında 15, 3 sanık hakkında
10, 1 sanık hakkında 5, 54 sanık hakkında 3, 6 sanık hakkında
2 yıl ceza; 37 sanık hakkında beraat, bir sanık için de
tefrik (dosyayı ayırma) kararı verdi.
- DGM'nin bu kararı müdahil avukatların yanı sıra, cezaları
çok bulan sanık vekillerince de temyiz edildi. Yargıtay
9. Ceza Dairesi, 6 Haziran 1996 tarihinde kararı bozdu.
-
Yargılama yeniden yapıldı ve 38 sanık çeşitli cezalara çarptırıldı.
-Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 4 Mayıs 2001 tarihinde, tüm sanıkların
mahkumiyet kararını onadı.
- Öte yandan, haklarında tutuklama kararı bulunan sanıklardan,
başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak
üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Arabistan'a sığındıkları
öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı.
Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç'ın yıllardır Almanya'da
Mannheim'da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği
ortaya çıktı.
35
aydın otelde yakıldı
Sivas'ta
2 Temmuz 1993'te, Pir Sultan Abdal'ı anma etkinlikleri,
cuma namazından çıkan grubun eylemiyle katliama dönüştü.
Şeriatçı grup, Aziz Nesin'in Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri"
kitabını yayımlamasını bahane ederek Madımak Oteli'ni ateşe
verdi. 35 yazar, şair, sanatçı ve öğrenci hayatını kaybetti.
Otel personeli ve oteli ateşe verenlerle birlikte ölenlerin
sayısı 37'ye çıktı.
'Madımak
Oteli müze olsun'
Alevi
Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel ve bağlı
örgütlerin başkanları, Madımak Oteli'nin müze yapılmasına
ilişkin yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu gündemine alınmasının
reddedilmesi nedeniyle önceki gün AKP Ankara İl Başkanlığı
binası önüne siyah çelenk bıraktı. Sivas olaylarında hayatını
kaybedenlerin fotoğraflarının yer aldığı pankart taşıyap
grup, "Sivas'ın ışığı sönmeyecek" sloganları attı. Özel
de binanın "kebap salonu" olarak hizmet vermesinin canlarını
yaktığını söyledi.