Yazı
Dizisi: Maraş Katliamı Dosyası Tanıklar 28 . yılında katliamı
anlatıyor
KATLİAM
DOSYASI AÇILSIN: Katliam sekiz ay gecikti ( 4 )
Hamit Fendoğulu'nun öldürülmesinden sonra,
Başbakan Ecevit, bombaların Ülkü Ocaklarıyla ilişkisinden
söz eder. Bunun üzerine Türkeş, Malatya benzeri olayların
Erzurum ve Maraş'ta da çıkabileceğini söylemişti
Maraş Katliamını tezgahlayanların bu ilk planı değildir
aslında. ABD'nin literatürümüze soktuğu bir deyişle "B" planıdır.
Başarısızlığa uğrayan "A" planı ise, aralık ayından 8 ay kadar
önce devreye sokulmuş, ancak umulan sonucu vermemiştir. 1978
nisanında, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu'na gönderilen
bombalı paketin tıpatıp aynısı Pazarcık CHP İlçe Başkanı Memiş
Öz-dal'a da gönderilir. Özdal'ın şüphelenip almaması üzerine
paketi açan PTT memurlarından biri ölür, diğeri de ağır yaralanır.
Bombalarda kullanılan patlayıcıların Nükleer Araştırma Merke-zi'nden
alındığına dair bulgular üzerine başlatılan soruşturma sırasında
Başbakan Ecevit, bombaların Ülkü Ocaklarıyla ilişkisinden
söz eder. Bunun üzerine Türkeş, Malatya benzeri olayların
Erzurum ve Kahramanmaraş'ta da çıkabileceğini söylemiştir.
O günlerde, Türkeş'in yaptığı açıklamaların hemen ardından,
hedef aldığı kişi ya da kuruma ilişkin bir saldırının "tesadüf"
etmesi oldukça bildik bir ritüeldir. Nitekim Türkeş'in "kehanet"i
bir kez daha gerçekleşmiş, Maraş yakılıp, yıkılmıştır. CHP
Milletvekili Oğuz Söğüt'ün deyişiyle; bir soykırım olmuş ve
Alevilerin yüzde 80'i kenti terk etmiştir.
Milletvekili Hüseyin Doğan ise "Bu, Alevi-Sünni çatışması
da değildir. Bu planlı ve örgütlü bir faşist saldırıdır. Çevre
illerden Maraş'a getirilen katil çetelerine belli hedefler
gösterilerek, her şeyi hesaplanan bir plânla yürürlüğe konan
bir faşist eylemdir.
Kin ekip, kan çiçeği büyütenlerin, direnme hakkından söz
edip 'Milli direnme hakki doğmuştur' diye bildiri yayınlayanların
eseridir. Maraş katliami 'Müslüman Türkiye-Milliyetçi Türkiye,
Allah için Cihad başına' sloganlarıyla kadın demeden, çocuk
demeden vuranlar karşısında 'Bana sağcılar ve milliyetçiler
cinayet isliyor dedirtemezsiniz' diyenlerden destek görenlerin
eseridir..."
Doğan'ın sözleri belli ki o günlerde henüz kamuoyunca farkında
olunmayan gerçeklerin bilinmesine dayanıyordu. "Bana sağcılar
cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diyen kişi "hep başbakan"
Demirel'di.
"DEMİREL KEYİFLİ"
Olaylara manşetlerinden yer veren gazeteler ise, yalnız durumu
aktarmıyor, katliamın arkasındaki kişi ve kurumların da ipuçlarını
veriyordu. Israrla olayları bir çatışma, solcuları fail olarak
gösterme çabası kısa sürede çökmüş basının verdiği haberlerin,
resmi açıklamalarla taban tabana zıt olması "planlı bir organizasyon"un
varlığını netleştirmişti.
Gazetelerin yer verdiği tanıklıklar, muhabirlerin bizzat
yaşadığı dehşet, tarihe önemli kayıtlar olarak geçiyordu.
Ama çarpıcı manşetler arasında Günaydın gazetesinin 28 aralık
tarihli sayısı özel bir önem taşıyordu. Başlık şuydu: "Demirel
keyifli. Yeniden başbakan olma umudu Demirel'i sevindirdi"
O kadar sevinmişti ki, yüzlerce insanın öldüğü katliam gecesi
dansöz oynatarak eğlenmişti. Olaydan tam 25 yıl sonra Reha
Mağden'in haberini manşetten veren Birgün bu gerçeği "Katliam
gecesi dansöz oynattılar" cümlesiyle duyururken, Demirel ve
yandaşlarının "resmi tarih" teki rolünün de altını bir kez
daha çiziyordu.
Dönemin Başbakanı Ecevit ise, "Bazı gençler kamplarda soykırım
ve katliam için yetiştirilmiştir. Bunlar devlet dışında bir
devlet gücü oluşturmaya başlamışlardır" diyordu. TİP Genel
Başkanı Behice Boran, "Faşist terör istediği yerde istediği
gibi kol gezmektedir. Hükümet terör yuvalarının ve arkasındaki
güçlerin üzerine cesaretle gitmeli ve sonuç almayı başarmalıdır.
Hükümet güvenlik kuvvetlerini kesin olarak kendi emri altına
almayı ve istihbarat örgütünü kendi emri ve kontrolü altına
almayı başarmalıdır" diyerek Ecevit'i uyarıyordu.
'Denetim dışı bir örgütlenme var'
KATLİAMDAN sonra görevden alınan İrfan Özaydınlı'nın yerine
İçişleri Bakanlığı'na getirilen Hasan Fehmi Güneş, Maraş katliamının
"örgütlü bir kalkışma" olduğunu belirterek, sorularımıza şu
yanıtı verdi:
"Ben göreve gelir gelmez, Ankara'dan yetkili, güvenilir
dedektiflerden oluşan bir ekiple araştırma yaptırdım. Olayların
öncesi, sonrası ve olaylara karışan isimleri tek tek belirledim.
Hazırladığımız bu raporları başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı,
genel kurmay, sıkıyönetim gibi ilgili makamlara ilettim."
Güneş, "bu araştırmada 'örgütlü kalkışma' diye tanımladığınız
katliamı örgütleyenler kimdi? sorusuna "devlet içindeki örtülü
bir örgütlenme" olduğunu, halen de devletin bu bölümünde "şeffaflık"
olmadığı yanıtını verdi.
"Peki sözünü ettiğiniz yapının bir adı yok mu?" sorusunu
ise "Söyleyebileceklerim bu kadar" diye yanıtlayan Güneş,
Devlet içinde, siyasi iktidarın denetimi dışına çıkmış bir
bölüm olduğunu ve bu işleyişin mutlaka şeffaf hale getirilmesi
gerektiğini açıklamakla yetindi.
Katliamı dört MİT görevlisi planladı
CELALETİN CAN (*)
1960'h yıllar, dünyada ve Türkiye'de sol değerlerin yükseldiği
yıllardı.
12 Mart darbesi, gelişen sol mücadeleyi kesintiye uğratsa
da solun üzerinde geliştiği toplumsal mecraya nüfuz edemedi.
İki yıllık bir 'sessizlik'ten sonra 1973 genel seçimlerinin
ardından, toplumsal siyasi mücadele topraktan fişkırırcasına
boy attı. 1973 genel seçimlerinin galibi Ecevit'in CHP'siydi.
Gerçekte ise seçimin galibi, Ecevit'te sembolize olan halkın
geleceğe dair umutlarıydı.
Halk, cumhuriyet tarihinde ilk kez geleceğe umutla bakmaya
başlamış, kendi kaderini ele alma düşüncesiyle devlet sınıfından
kaçmıştı. Mevcut düzeni de, Ecevit'i de çok aşan bir gelişmeydi
bu...
CHP-MSP koalisyon hükümeti Başbakan Ecevit'in Türkiye'ye
pahalıya patlayan siyasi hatası nedeniyle dağıldığında, yerine
hemen 'Komünizme karşı Milliyetçi Cephe' adı altında, asıl
işlevi, sol düşünceyi yok etmek olan bir hükümet kuruldu.
Yeni hükümetin konseptine göre MC'nin mimarı olan Demirel,
bürokrasi ve meclisi; Alparslan Türkeş ise sokağı kontrol
edecekti.
Faşistler artık hükümet ortağıydı.
Kamuoyuna da yansıyan belgelere göre, Çorum, Amasya, Tokat,
Sivas, Erzincan, Malatya, Maraş gibi Türkeş'in "Altın Hilal"
diye adlandırdığı kent ve ilçelere de yayılmıştı toplumsal
uyanış. Türkeş'e göre Altın Hilal, tarihsel ve kültürel olarak
Türklüğün köklerini derinlere saldığı topraklardan müteşekkildi.
'Komonist' ideoloji ve Kızılbaşlar bu kökleri bozuyordu. Öze
dönüş ve etnik temizlik şarttı.' Türklüğün ve Türk milliyetçiliğinin
Anadolu'daki bekası da bir yerde buna bağlıydı.
Kapalı kapılar ardında alınan kararlar uyarınca bu 'temizlik'
yapılacaktı. Asıl üzerinde durulan nokta, bu planın, sağ-sol
çatışması biçiminde mi, Alevi-Sünni çelişkisi kullanılarak
mı uygulanacağıydı. Bu topraklar, binlerce yıldır farklı mezheplerden
kesimlerin iç içe yaşadığı, dinsel duyarlılıkları hassas topraklardı.
Sonuçta Alevi-Sünni çelişkisinin körüklenmesi üzerinde karar
kılındı.
En kapsamlı katliam Maraş'ta düzenlendi.
CIA ajanı Peck, katliamın arifesinde Maraş'taydı. Bu şaibeli
adam, 1980 Çorum katliamında da görülecekti. Sonra bir daha
kimse görmedi onu. Kısa bir süre içinde de 12 Eylül darbesi
gerçekleşti. Peck, kendisine verilen görevi hakkıyla(!) yerine
getirmiş ve ortadan kaybolmuştu.
Ecevit'in özel arşivinden gün yüzüne çıkan yeni belgelere
göre, katliamlarla ilgili tek derin bağ Peck değildi. 1975'te
kurulan MC'nin başbakan yardımcılığına Türkeş getirilmiş,
MİT ona bağlanmıştı. Bir süre sonra MİT, asıl görevinden kopacak,
kontrge-rilla ve MHP ile ortak bir çalışacaktı.
1978 Ocak'ında hükümet olan CHP, MİT'e bir türlü hakim olamayacaktı.
Türkeş, Hukuk Müşavirliği, Psikolojik Savunma Başkanlığı;
İstanbul, Ankara ve Diyarbakır Bölge Daire Başkanlıklarındaki
yandaşları aracılığıyla MİT'i kontrol ediyordu.
Maraş katliamından aylar önce Türkeş; MİT'teki üst düzey
ilişkileri aracılığıyla, MİT Güney bölgesini ele geçirmişti.
MİT'in desteğini arkasına aldığından, Maraş olaylarını rahatlıkla
düzenleyeceğinden artık emindi. Bölgeden merkezi hükümete
istihbari bilgi akışı kesilecek, her şeyi sola bağlarken sağ
ile ilgili masumane tasvirler çizen manipülatif bir bilgilendirmeyle
hükümet 'uykuya yatırılarak' tezgahlanan plan uygulamaya konula
çaktı.
Katliamın planlamasını, Türkeş'in dünürü de olan MİT Hukuk
Müşaviri'nin içinde bulunduğu dört MİT mensubu yapmıştı. MİT'in
katliamın içinde olması, sağlıklı istihbarat akışını engellerken,
vahşete varan sonuçlara yol açtı.
MİT, bu rolünü sonrasında da sürdürdü. Faşistlerle ilgili
raporlar mahkemelerden gizlenirken, sol gruplar hakkında gerçek
dışı raporlar düzenlendi. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonra
Maraş Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Recep Haznedaroğlu,
bu tek yanlı raporlara dayanarak katliamı tersine çevirip,
işkenceyle sol bir gruba mal etmeyi deneyecekti. MİT raporlarının
bu şekilde tanzim edilmesi, bizzat Türkeş'in talimatı ile
olmuştu.
Hukuksuz yargıdan vicdani yargıya!
12 Eylül sonrasında Maraş olayları hakkında açılan davalar
ise tam bir hukuk skandaliydi. Katliamın faili olarak 804
kişi yargılandı. Katliamda birinci dereceden rol oynayan 68
kişi ise hiç yakalanmadı. 379 kişi beraat etti. 1 ila 15 yıl
arasında mahkumiyet cezası ile yargılanan 314 kişinin cezalarında
önce 1/6 oranında indirim yapıldı, sonra hepsi mahkeme sürecinde
salıverildi. 29 kişi hakkında verilen idam ve yedi kişi hakkında
verilen müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu.
1991'de çıkan Terörle Mücadele Yasası'nda yapılan değişiklikle
de katliam sorumlularının hepsi salıverildi.
Böylece Maraş Katliamı dava dosyası sessiz sedasız kapatılmış
oldu. Sonra da bu dosya hiç açılmadı.
Kim bilir, belki Maraş katliamı başta bizim kuşağımız olmak
üzere, toplum olarak hepimizin yüzünü kızartıyor, vicdanımızı
kanatıyor. Zayıflığımızla, güçsüzlüğümüzle, çaresizliğimizle
yüzleşmekten korkuyoruz. Belki de bu yüzden kimsenin ulaşamayacağını
düşündüğümüz derinliğimize gömdük Maraş katliamının izlerini...
Nesneleştirdik, ona yabancılaştık.
Katliamı yapan partinin yıllar yılı Maraş'ta en güçlü parti
olduğu, böylece 'en doğruyu bilir' halkımızın katliamcılığı
ödüllendirdiği, katliamcılarla suç ortaklığı yaptığı gerçeğini
değiştirmiyor. Katliamı örgütleyenlerden birinin basit bir
soyadı değişikliği ile kendini unutturduğu, hatta halkın temsilcisi
olarak TBMM'ne girdiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Katliamı
kontrgerilla, dönemin MİT görevlileri ve MHP'nin ortaklaşa
düzenlediğini pekala iyi bilen 'vicdanlı ve dürüst' Ecevit'in
MHP'yi iktidara taşıdığı gerçeğini de değiştirmiyor.
Katliamın asıl kurmaylarına gelince... Darbe koşulları yaratmak
için Türkiye'yi istikrarsızlaştırma siyaseti güden, darbeyi
"kendi çocuklarına" yaptıran ABD'nin, simgesel olması bakımından
CIA ajanı A. Peck'in, Türkeş'in, dönemin MİT yetkililerinin;
bölgedeki AP'li ve MHP'li il başkanları ve yöneticilerinin,
iş adamlarının, toprak sahiplerinin, eşrafın, Çatlı ve Kırcı
başta olmak üzere Susurluk Çetesinin katliamdaki sorumluluklarının
kamuoyunun gündemine gelmediği, sorgulanmadığı ve bir hesaplaşma
yaşanmadığı açık.
78'lilerin Sorumluluğu
Peki bir hesaplaşma olmayacaksa adalet nasıl sağlanacak?
Adalet yoksa, demokrasi ve özgürlük nasıl olacak? Bir daha
aynı şeylerin yaşanmamasının mahşeri vicdanı nasıl kurulacak?
Yaptırım olmayan bir suç, her daim işlenmeye açık değil mi
yoksa?
Ve 2 Temmuz Sivas katliamı, aynı makus tarihin tekerrürü
değilse ne?
Bu kanlı tarihin bir daha yaşanmaması için 78'liler Girişimi
olarak Maraş dosyasını yeniden açıyo-ruz.Adalet için, hak
ve hukuk için, özgürlük ve demokrasi için Maraş katliamının
kamuoyunun gündemine getirmeyi 78'lilerin tarih önünde bir
sorumluluğu olarak kabul ediyoruz.