Yazı
Dizisi: Maraş Katliamı Dosyası Tanıklar 28 . yılında katliamı
anlatıyor
KATLİAM
DOSYASI AÇILSIN: Bu vahşet unutulamaz! ( 3)
Hükümet konağında mahsur kalanlar arasında bulunan İçişleri
Bakanı İrfan Özaydınlı bir "emeldi orgeneral"di. Onun perspektifinden
olaylar "solcuların tahrikleri" sonucu çıktığı gibi, güvenlik
önlemleri ise ancak Türkeş'in "önerileri" çerçevesinde alınabilirdi.
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ise "Ülkücüler güvenlik
güçlerinin yardımcılarıdır" diyordu ama "merkezi" karardan
habersiz asker ve subayların, katliamı önlemeye çalışırken
gördükleri, yaşadıkları Türkeş'in sözlerinin tam tersiydi.
Savcı Dündar Saner'in hazırladığı dosyaya geçen "kamu tanıkları"nın
ifadelerine göre, olayda ne solcuların parmağı vardı, ne de
ülkücüler güvenlik kuwetierine yardımcıydı.
Örneğin, hükümet binasını korumakla görevli askeri birliğin
komutanı Yüzbaşı Mustafa Peker, 24 aralık gününü şu cümlelerle
anlatıyordu:
"...Kıbrıs Meydanından vilayet binasına doğru 2000 kişinin
üzerinde bir kalabalığın önünde ve yanında yürüyen bazı kişilerin
par-dösülerinin altında tabancalar olduğunu, topluluğun 'Kahrolsun
komünisder, Müslüman Türkiye, din elden gidiyor, Vali istifa,
İçişleri Bakanının kellesini istiyoruz' şeklinde sloganlar
attığını.."
"Merkez"den aldıkları emirlerin rahatlığı ile Jandarma İl
Alay Binasına bile saldıracak gücü bulan ülkücülerin cüreti
ise görevli jandarma astsubay Ali Köşnek ve Ramazan Ünal'ın
ifadeleriyle tutanaklara geçiyordu:
SUBAYLAR SİPERE YATIYOR
"Alay binasının etrafında bulunan eli sopalı, baltalı, silahlı
şahısları yakalamaya başladıklarını, bundan sonra Alay binasına
otomatik tüfeklerle hedef gözetmeksizin ateş edildiğini"
" 'Siper al' diye talimat verildiğini, bunun üzerine gizlendiğini,
o sırada elinde fotoğraf makinesi olan bir kişinin kendisini
görünce kaçarak yakındaki bir eve girdiğini, bu şahsı elinde
fotoğraf makinesi, tabanca ve dinamit lokumu ile yakaladığını,
bu şahsın kendisine gazeteci süsü verdiğini ve amacının Jandarma
Alay Komutanlığı binasına dinamit koyarak hadise çıkarmak
olduğunu..."
Ancak görevli asker ve subayların anlattıkları elbette bununla
sınırlı değildi. Resmi görevlilerin ağzından, katliamın bütün
dehşeti kayıtlara geçiyordu.
Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim
Komutanlığı 1 numaralı Askeri Mahkemesi'nde ifade veren Yüzbaşı
Timur Şen, belediyeden yapılan anonsu da doğruluyordu:
"Gün yeni ışımaya başlarken Belediye hoparlöründen, 'Dünkü
olaylarda şehit edilen 2 din kardeşimizin bugün cenazesi kaldırılacaktır.
Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, din kardeşlerimiz
son görevinizi yapın' şeklinde ve genel mahiyeti itibarıyla
sağ görüşlü kişileri toplamayı amaçlayan anonsların yapıldığını;
anonsların arkasından da anonsu yapan dernek veya partinin
isminin söylendiğini; bu anonsların 08.00'e kadar devam ettiğini;
durumu telsizle Tabur Komutanına bildirerek anonsların önlenmesini
istediğini, Tabur Komutanının Vali ile temasa geçtiğini söylediğini;
bu anonslar üzerine köşe başını tuttuğu yollardan şehir merkezine
doğru şahısların birer ikişer inmeye başladığını..
Saat 09.00 civarında Uzunoluk Caddesinden yukarıya tertibat
aldığı yere doğru ellerinde kalın sopalar ve taşlar olan,
'Kahrolsun komünistler, Şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız,
hesap soracağız' diye bağıran, yol üzerindeki işyerlerini
tahrip ederek ilerleyen 15.000 kişi civarında bir topluluğun
gelmekte olduğunu; grubun hareketlerini devamlı olarak Tabur
Komutanına rapor ettiğini; yolun ortasına bir makineli tüfek
yerleştirerek beklemeye başladığını; grupla arasında 100 metre
kalınca gruba doğru giderek daha fazla ilerlememelerini, bağırmamalarını,
aksi halde ateş açacağını söylediğini; grubun bu ihtar üzerine
durduğunu; liderleri kimse onun gelip konuşmasını söyleyince,
grubun önünde lider pozisyonundaki 3 kişinin gayet küstahça
ve ellerindeki sopalarla kendisine doğru ilerleyerek, 'Söyle
biziz' dediklerini; bu 3 kişiyi bir gün önceki cenaze töreni
olayları sırasında Ulucami önündeki sağ grubun en ön saflarında
görmüş olduğunu ve tahrik edici davranışlarda bulunduklarını
fark ettiğini; bu 3 kişiden birisinin olaylardan sonra yakalandığında
teşhis ederek hakkında ifade verdiğini ve isminin Şaban Denizdolduran
olduğunu.."
ATEŞ ALTINDAKİ TABUR KOMUTANI
Jandarma Önyüzbaşı Günay Güneri ise saldırganların yakıp
yıktığı mahallerden Yörük-selim'de tanık olduğu vahşeti anlatırken,
güvenlik görevlilerinin aczini de beraberinde anlatmış oluyordu:
"Bu sırada büyük bir grubun hemen aşağılarında ve Yörükselim
Mahallesindeki evlere saldırdığını, içindeki insanları çıkarıp
yaktıklarını görerek, erleri tepede bırakarak olay yerine
yalnız gittiğini, orada bulunan piyade taburuna ait bir miktar
erle beraber havaya ihtar atışı yaparak topluluğun üzerine
yürüyüp 50 metre kadar gerilettiklerini; topluluğun hemen
hemen hepsinin elinde sopa, demir, nacak gibi şeyler olduğunu;
bu toplulukla uğraştığı sırada Yzb. Teoman Saraç'ı da bir
kariyerin üzerine çıkmış toplulukları dağıtmaya çalışırken
gördüğünü; kariyerlerin gelmesiyle topluluğun saldırılarının
o bölgede durduğunu ve topluluğun başka bir yere gittiğini;
öğle vakti yolların kapalı ve ateş altında olması nedeniyle,
tabur arazisinden geçerek alaya geldiğini; alaya giderken
Piyade Tabur Komutanı Bnb. Kemal Gündüz'ün ve yanındakile-rin
Yörükselim Mahallesinde ateş altında olduklarını, kendilerini
gizleyecek birer siper seçtiklerini gördüğünü"
Piyade Yüzbaşı Sedat Kiper'in tanıklığı ise Yörükselim mahallesindeki
kıyım tablosuna şunları ekliyordu: "Evlerin yanmakta olduğunu
ve bazı sivil şahısların evlerini söndürmeye çalışmakta olduğunu,
bir grup insanın toplu olarak kışlaya gelmekte olduklarını;
mahallede yanan evlerin bahçelerinde cesetler gördüğünü; saat
ıg.oo'a kadar mahallede görev yaptıklarını; itfaiyenin görev
yapmasına engel olmak isteyen grupların olduğunu; dar bir
sokak içinde yanmakta olan bir eve karşısındaki elektrik direğinin
yatırılmış olduğunu ve bu evi yakanların direği kullanarak
içeriye girmiş olduklarını; evin önünde yerde biri kadın ikisi
erkek üç ceset olduğunu; bu yangını söndürdüklerini; bazı
işyerlerinde büyük Türk bayraklarının asılı olduğunu..."
Saldırıların hız kesmesi ve amacına ulaşmasından sonra Maraş,
Nazi dönemindeki Yahudi soykırımını gösteren karelerle tıpa
tıp aynıydı. Alevi mahallelerine hâkim olan duman, barut ve
is kokusuna, kan ve yanık ceset kokusu eşlik ediyordu. Birbiri
üzerine yığılmış cesetier tanınmaz haldeydi. İnsanlık tarihine,
tüyler ürperten bir vahşet, bir kıyım daha eklenmiş, ama kanlı
ellerin asıl sahipleri bir kez daha ustaca yaptıkları "kamuflaj"la
araziye uymuşlardı.
Mağdurların tüyler ürperten ifadeleri
"BENİ ATEŞİN ÜSTÜNE ATTILAR"
"Aşağıdan dunları yakarak evi ateşe verdiler. Taşlarla camları
kırarak içeriye ateş ettiler, dinamit attılar. Şişelere gaz
doldurup attılar. Evin içi yanmaya başladı. Dumandan duramaz
hale geldik. Balkona çıkmak zorunda kaldık. 0 sırada damın
üstünde bulunan Recep ESENCELİ, 'Gelin sizi kurtaracağım'
diyerek Ali BİLMEZ'i ve beni elimizden tutarak damın üstüne
çekti. Ali BİLMEZ, dama çıkar çıkmaz vuruldu. Ben de yaralandım
ve tekrar balkona düştüm. 0 sırada saldırganlar, 'Siz kadınlar
aşağıya inin, erkekleri öldüreceğiz' diye bize bağırdılar.
Teyzem Fatma BİLMEZ; 'Kocamı da öldürdünüz, oğlumu da öldürdünüz,
daha ne istiyorsunuz?' diyerek saçını başını yoluyordu. İçerideki
ateş biraz sönmüştü, tekrar içeri girdik. 0 sırada, damda
bulunan Hasan ILDIRCAN'ı da vurdular. Evin içine yine dinamit
atmaya başladılar. Saldırı sabahtan akşama kadar devam etti.
Mecburen balkona çıktım ve 'Teslim oluyoruz' diye bağırdım.
Evde erkek olarak yalnız Hasan BİLMEZ sağ kalmıştı. Onu da
silahla yaraladılar. Teyzem Fatma BİLMEZ ile Selda BİLMEZ,
yaralı olan Hasan'ı dama çıkardılar. Saldırganlar pencereye
demir direk dayadılar ve eve bir sürü saldırgan doldu. Birisi
beni merdivenlerden, yanan odunların üstüne attı. Ağzım ve
yüzüm yandı. Biri 'kız yanıyor' diyerek beni ateşten aldı.."
"YAVRULARIMI GÖSTERİN"
"Babam, bizi banyoya sokarak saklamaya çalışıyordu. Evin
iç kapısını zorluyorlardı ki, babam kapıyı açtı. 'Tamam, ben
sizinle geliyorum, çocuklarımı ellemeyin, ne yapacaksanız
bana yapın' dedi. Babamın kollarından tutarak aralarına aldılar.
Bize de, 'Anneniz var mı?' diye sordular, 'Yok' dedik. Bize
dokunmadılar. Karşımızdaki komşumuz Gülizar bizi evlerine
götürdü. 0 sırada saldırganlardan bir kısmı arkadan bize saldırdılar.
Gülizar kapıyı zorla örttü. Pencereden baktık; evimizin önünde
babamın alnı kan içindeydi. İki saldırganın arasında dışarıya
çıkardılar. Babam, 'Yavrularımı, çocuklarımı gösterin' diye
bağırıyordu. Dayanamadık ve balkona çıktık, babam bize bakıyor
ve ağlıyordu. 0 sırada babamızın kolundan çekerek ileriye
doğru götürdüler. Saldırganların hepsinin elinde gaz şişesi,
sopa, torbalar, silah vardı. Biz Gülizar'ın evinde hep ağlıyorduk.
Akşam karanlığı çöktüğünde babamızı aramaya çıktık. Evimizin
30 metre uzağında bulunan sokakta cesediyle karşılaştık. Göğsünden
vurmuşlardı. Kafasının ve yüzünün yaraları daha kötüydü. Korkuyorduk,
kaçarak askeri birliklere sığındık. Orası yaralı, çocuk ve
kadınlarla doluydu. Babalarını, kardeşlerini ve evlerini kayıp
etmişlerdi."
"ATEŞ EDİN KAÇIYOR"
"5. katta oturan annesini sırtına alarak aşağıya indiğini;
o sırada çevreden, 'Komünist kaçıyor ateş edin' diye bağırdıklarını;
üzerine ateş edilince bir römorkun altına girdiğini; o sırada
kariyerlerin gittiğini ve kendisinin sırtında annesi ile kaldığını;
yanındaki bir askerin, 'Dayı ben seni korurum' dediğini, fakat
Cuma SEVİM'in evinden ateş açılması sonucu askerin vurulduğunu,
apartmanın etrafındaki komşuların hepsinin saldırıya katıldıklarını
ve saldırganlara yardım ettiklerini..."
"OĞLUM KAZANDA YAKILMIŞTI"
"Oğlum Ali ile afet evlerine doğru kaçmaya başladık. Yolda
bir saldırgan grup oğlum Ali'yi yakaladı. Ben Karamaraş'a
kaçtım. Öğleden sonra dayanamadım, oğlumu aramaya çıktım.
Mahalleye geliyordum, Kalender TOKLU ve Hüseyin TOKLU'nun
cesetlerini evlerinin önünde gördüm. Tüm aramalarıma rağmen
oğlumu göremedim. Askerlere sığındım, olaydan dört gün sonra
askerlerle birlikte oğlumu aramaya çıktık. Mahalleye geldiğimde
oğlum Ali'nin cesedini, Dilber YILMAZ'ın evinin bodrum katında
bulunan bir kazan içinde yakılmış bir vaziyette buldum.