"... ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı.
Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun
sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın
hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında
yaptılar. Kocası dedi 'Allah'tan korkun'. Kocasını çektiler
öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşında bir babayı
oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların.
Seyrantepe'de Kaşanlı (...)ün karısının ırzına geçip, kurşuna
dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı
Şah İsmail'e de baltayla vurup beynini parçaladılar..."
Anlatılan bu vahşet, ne Hitler Almanyası'nda ne Pinoşe dönemi
Şili'de yaşandı. Bu vahşetin yaşandığı yer Maraş, tarihi ise
1978'in aralık ayıydı. Üstelik bu anlatılanlar, yıllar boyu
"gizli" kaydıyla devletin "karanlık" mahzenlerinde saklanan
resmi bir raporun içerdiği tüyler ürpertici kayıtlardan sadece
biriydi.
Dönemin Savcısı Dündar Saner'in hazırladığı ama geniş kitlelerden
saklanan raporun içerdikleri, dönemin İçişleri Bakanı İrfan
Özaydın-h'nın, Kahramanmaraş katliamının gün ışığına çıkarılması
için kurduğu özel ekibin hazırladığı raporla da birebir örtüşüyordu.
Ancak bu rapor da saklananlar arasında yerini almıştı. Raporu
ele geçiren Gündem Dergisi'nin bazı bölümleri yayınlaması
üzerine katliama ilişkin önemli bilgilerin bir kısmı daha
kamuoyuna yansıyordu.
Yavaş yavaş birleşen parçalara göre; katliamın startı 18
Aralık'ta verilir. Olayların başlangıcından 15 gün önce, Çiçek
sinemasının programında "Zeynel ile Veysel" adlı film varken,
16 Aralık'ta aniden "Güneş Ne zaman Doğacak" adlı film gösterime
sokulur.
Bu filmin program dışı gösterime girmesinin nedenini resmi
raporlar şöyle açıklar:
"18.12.1978 günü, ÜGD Maraş Şubesi İkinci Başkanı Mustafa
Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli'ye
'Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için
solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir
dinamit atılmasını' emretmiştir. Atılacak dinamitin Başkan
Mehmet Leblebici ile görüşür ve bir köye gelir, aynı gün birinci
Başkan Leblebici Ankara'ya hareket eder..."
ZANLI POLİS MEMURU
Patlamadan sonra bombayı atanı tanıyacağını belirten Cuma
Avcı karakola getirilerek teşhis yapması istenir. Avcı polis
memura Hasan Ay-dın'ı gösterir. Tanık Avcı iki kez yapılan
teşhisin ikisinde de aynı polis memurunu göstermesine rağmen
zabıt tutulmaz. Ancak, ısrar etmesi üzerine Emniyet Müdürü
Kâmuran Korkmaz'ın emriyle teşhis zaptı düzenlenir.
Aynı rapor, katliamın organizatörlerini, günler önce başlayan
hazırlığın bütün kanıtlarını da tek tek sıralar: "Ankara İli
Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları
bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Aağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa
Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin
Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail
Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların Kahramanmaraş iline
gittikleri öğrenilmiştir. Yine İskenderun Demir Çelik İşletmesinde
Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri KUŞÇU, Çelik-İş
Sendikası yeddlilerinden Tuncay TEREKLİ ... isimli şahısların
olaylardan önce ve olaylar sırasında Maraş'a gittikleri öğrenilmiştir."
Rapordaki ilginç tespitlerden biri ise, katliamın bir gün
öncesi ile son gününü içeren 19-25 Aralık tarihleri arasında
Maraş'taki otellerde kalanların kayıtlardaki isimlerinin her
seferinde mesleklerini farklı bildirmeleriydi. Dikkat çeken
bir başka nokta da aynı günlerde Maraş'a, görülmedik fazlalıkta
milli piyangocu akını olmasıydı. Oysa yapılan araştırmada
bu kişilerin hiçbirinin bayii olmadığı ortaya çıkmıştı. Rapor
bu durumu "olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları
kanısı uyanmaktadır" cümleleriyle yorumluyor ve şunları ekliyordu:
"Milli piyangocuların Kahramanmaraş'a doluştuğu bu günlerde
bazı evler ve işyerleri üç hilal çizilerek, bazıları ise üzerlerine
çarpı konularak işaretleniyor, şehirde çeşidi yerlerde solcular,
Aleviler ve hükümet aleyhine slogan yazılıyordu."
ADETA TURİSTİK KENT GİBİ
Çiçek sinemasındaki padama ı.perde, tetikçilerin belirledikleri
merkezlere saldırıları 2. perdedir. Son perde ise 12 Eylül'e
saklanmıştır. Tahrip gücü oldukça düşük padayıcının atılmasından
sonra sinemadaki bir grup ülkücünün "Bunu komünistler yaptı"
sözleriyle kışkırtılan kalabalık, CHP, PTT gibi binalara saldırır.
20 Aralık'ta akşam saatlerinde Alevilerin yaşadığı Yeni Mahalle'deki
Akın kıraathanesine padayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır.
Bir sonraki akşam ise Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden
Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken
silahlı saldırıya uğrarlar. Öğretmenlerin cenazesine katılmak
üzere Maraş'a gidenler arasında Celal Beşiktepe de vardır.
Beşiktepe, "kılpayı kurtulduk" dediği o günü ve yaşadıklarını;
Maraş'ın o günlerde adeta bir turizm kenti gibi bütün kahve
ve otellerinin tıklım tıklım dolu olduğunun altını çizerek
anlatıyor:
"O günlerde Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak
Elbistan'daydım. Elbistan'da bile müthiş bir gerilim vardı.
Öğretmen arkadaşların cenazesine katılmak üzere Maraş'a iki
arkadaşla gittik. Bir otelde zor bela oda bulduk. Her yer
doluydu. Cenazenin kalkacağı sabah erken uyandık. Ekmek alıp
bulduğumuz bir kahveye çay içmek için gittik. Ama oturacak
yer yoktu, o kadar kalabalıktı. Görünümlerinden ülkücü oldukları
anlaşılıyordu ama artık geri de dönemezdik. O sırada bir masadan
kalktılar ve bize yer verdiler. Muhtemelen bizi de dışardan
gelenlerden sandılar. Oturup çayımızı içtik ve hemen çıktık."
Camiye doğru yürürken, tam belediyenin önüne geldiklerinde
bir anons yapılmaya başlanır: "Bütün milliyetçi kardeşler,
hat boyuna! Bugün komünistlerle hesaplaşma günüdür!" Bunun
üzerine tekrar otele döner ve ulaşılabilecek herkesi aramaya
başlarlar. Milliyet gazetesine bıraktığı not, aynen yayınlanır.
CHP İstanbul milletvekili Ali Nejat Ölçer de aradıkları arasındadır.
Nitekim daha sonra soru önergesiyle olayı gruba getirip sorgulayan
Ölçer de tatmin edici yanıtlar alamaz.
Öğretmenlerin cenazesi anonsla işaret verilen katliamın başlamasıyla
kaldırılamaz ve askerler tarafından hastaneye götürülür. Beşiktepe
ve arkadaşları kentten çıkmak üzere arabalarını sürerken,
Vilayet binasının sarıldığını görürler:
"Görünüm gerçekten çok ilginçti. 1000 kişilik bir grup,
ellerinde balta, kazma, kürek yürüyor ve sloganlar atıyordu.
Bizi gördüler ve arabanın içini iyice incelediler. Ama akıllarına
elimizdeki gazetelere bakmak gelmediği için, geçmemize izin
verdiler. İlerlediğimizde Vilayet binasının askerlerce çevrili
olduğunu, askerlerin de ülkücüler tarafından kuşatıldığını
gördük. Ama askere müdahale emri verilmiyordu. "Zorlukla Pazarcık'a
ulaşan Beşiktepe'yle aynı gün İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı
da helikopterle Pazarcık'a gelir. Oradan Maraş'a geçen Bakan
da vilayette mahsur kalanlar arasındadır. Vilayete sığınanlar
arasında Vali'nin eşinden polis ve memur aileleri ile çoluk
çocuk kaçabilen halkın sığındığı binadakilerin sayısı bazı
kayıtlara göre 10 bine yakındır.
Saldırganlar binadakileri de ister. Kahramanmaraş Emniyet
Müdür Yardımcısı Hüsnü Işıklı tutanaklardaki ifadesinde "Saldırgan
gruplar, tekbir getirerek 'Müslüman Türkiye' sloganıyla hükümet
konağına saldırı düzenleyerek ele geçirmeye çalıştılar. Hükümet
konağına sığınan bazı memurlar ve bunların aileleri ile bir
kısım yurttaşın askeri araçlarla buradan alınarak şehir dışına
nakledilmesini istediler. Askeri birlikle çatışan saldırganlardan
6 kişi yaralandı" diye anlatır.
YARIN: RESMİ AĞIZLARDAN KATLİAM
Yurtaslan itiraf etmişti
"MARAŞ olayları sırasında, Kahramanmaraş ile genel merkez
arasında sürekli telefon görüşmesi yapılıyordu. Buradan konuşanlar
Şevket Çetin ve Burhan Kavuncu idi. Bu konuşmalarda Maraş'ta
cihadın açıldığı, inşallah ülküdaşlarımızın başaracağı söyleniyordu."
(MHP itirafçısı Ali Yurtaslan, 'İtiraflar' kitabı, sayfa:143)
Özaydınlı'nın raporundan
İÇİŞLERİ BAKANI Özaydınlı'nın yaptırdığı incelemede tespit
edilen telefon konuşmaları 'organizasyon'un boyudarını ortaya
koyar. 22 Aralık 1978 günü Maraş'ta olaylar padak verdiğinde
iki ayrı telefon görüşmesi yapılır. Yapılan araştırmalarda
Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru
Muhittin Turgut'u telefonla arayarak; 'Kahramanmaraş'tan oraya
yaralılar gelecek, dikkatli olun' der. Muhittin Turgut ise;
'Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim
mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı
siz de bilirsiniz' karşılığını verir..
SAVCI DÜNDAR SANER'İN RAPORUNDAN
Vahşetin 'gizli' tanıkları anlatıyor
"..UZUN süreden beri tezgahlanan plan bu şekilde tatbikat
safhasına konuldu. 14-15 yaşlarındaki çocuklar, 20-25 yaşında
şartlandırılmış kişiler tarafından Yörükse-lim, Şeyhadil ve
dünden itibaren sırayla Kümbet, Yeni Mahalle'ye sevk edilerek
burada cinayetler işletilmiştir. Olayların başlangıcında 20
kişiye otopsi yapabilme imkanı bulduk. Bunlar uzun menzilli
silahlarla öldürülmüş idi. Daha sonra gelen ceset fazlalığından
değil otopsi, kimlik tespiti bile yapmaya imkân kalmamıştır.
Nitekim çukurlar içerisinde, çatışma gerçeklesen mahallelerde,
öğretmen evleri civarında üçer, dörder ceset bulunmaktadır.
Olayları bizzat yasayan bazı mağdurların vahşete dair hatırladıkları
söyle:
"...mağdur Kemal Yıldız'ı bir tepeye çıkarttılar. İşin zevkine
varmak ve nişancı olduklarını göstermek için önce bıraktılar,biraz
uzaklaşınca arkasından ateş ettiler.."
"...müfettiş Süleyman Metin'i öldürenler, karısının ve çocuklarının
cezetin üzerine atılıp ağlamalarına el çırparak, kahkahalar
atıyorlardı.."
"..öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı
ellerinde,evlerimize saldırdılar, gazlı bezleri ateşleyerek
içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. 'Maraş size mezar olur,
vatan olmaz; Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP' diye bağırıyorlardı.
Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye
başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş
edip öldürüyorlardı..."
".. Gazipaşa semtinde, iki kişi saldırganların elinden kurtularak,
yakınında bulunan askeri birliğe sığınmış. Saldırganlar, bu
iki kişiyi, askerlerin elinden alarak kurşuna dizdiler. Sağlık
ocağında görevli iki yaralıyı da zorla dışarı çıkararak kurşuna
dizdiler. Devlet Hastanesinin yolunu ve et rafını çeviren
saldırganlar, hastaneye getirilen yaralılara silahla ateş
ediyor,öldürüyorlardı. Yaralıları hastaneye taşıyan cankurtaranın
şoförünü de silahla öldürdü-ler.Yüzleri maskeli bir grup,
yurttaşların korkudan sığındıkları bir apartmanı yaylım ateşine
tutarak bazılarını yaraladılar..."
"...babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük
kız kardeşim Hürriyet'in, babama sarılarak ağlamasıyla alay
ederek gülüşüyorlardı. Sonra evin her tarafına gaz, benzin
dökerek ateşe verdiler. Odalar ve salon alev alev yanıyordu.
Babamın cesedini yanmaması için dışarı çıkarmaya çalışıyorduk.
Saldırganlar ise 'Bırakın kafir yansın' diye bağırıyorlardı.
Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye
başladılar...
"...kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler.
Öldürülürken kocama sarıldım, üstüm başım hep kan oldu..."