MADIMAK
KATLİAMININ 14'ÜNCÜ YILINDA DA MÜZE SÖZÜ TUTULMADI
Yüzleşmedikçe
yanar SİVAS!
2
Temmuz 1993'te 37 kişinin yakılarak öldürüldüğü yer olan
Sivas'taki Madımak Oteli'nin müze yapılacağı söylenmişti.
Geçen sürede müze yerine, otelin altında kebapçı açıldı
"İnsanların
yandığı yerde et lokantası mı olur?" Almanya'dan, Avusturalya'dan,
Fransa'dan, Türkiye'nin çeşitli illerinden Sivas Katliamı'nın
yıldönümü için gelenlerin toplandığı cemevinde ismini de
görüntüsünü de vermek istemeyen öfkeli adamlar bunu soruyor:
"Çocuklarımızın
öldüğü yerde... Hem de kebapçı! Olabilir mi? Dünyanın nereresinde
olabilir?"
Çoğu
çok genç 37 kişinin yakılarak ve dumandan boğularak katledildiği
Sivas'taki Madımak Oteli'nin yanındaki kebapçı yeni değil.
Yeni olan öfkenin büyüklüğü...
Partilerin
seçim kampanyası minibüslerinin şarkılı türkülü dolaştığı
Sivas sokakları, hükümetin, siyasilerin verdiği müze sözünün
üzerinden, o sözü eze eze geçiyor bugün. Tam 14 yıldır olduğu
gibi, aynı müze beklentisini çiğneye çiğneye geçiyorlar.
Çaresizliğin
feryadı
On dört yıl önce, hatırlıyorum, Ankara'da Dikmen'de bir
evde duruyordu yan yana iki, boş yatak. Acısından canı çekilmiş
bir kadın, 17 ve 16 yaşlarındaki kızları Yasemin ile Asuman'ın
odalarını hiç bozmadan, "son günkü gibi" sakladığını anlatıyordu.
İki kardeşin lise defterleri, bıraktıkları gibi dağınık
duruyordu masada. Sonra duruşmalar oluyordu...
Duruşma
çıkışlarında çığlıklar, kendilerini başörtüleriyle asmaya
çalışan anneler...
Yasemin'le
Asuman'ın annesi, başka anneler, babalar, kardeşler, sevgililer
tam on dört yıldır her 2 Temmuz'da Sivas'a, Madımak Oteli'nin,
bir kebapçının önüne geliyorlar.
Kendilerinin
ve Türkiye'nin başına böyle bir şey geldiğini hatırlatacak,
kanıtlayacak başka bir yerleri olmadığı için Madımak Oteli'nin
önüne gelip bağırıyorlar. Bir kebapçının önünde ölen genç
kızlarını arıyor anneler, iskender döner kokularının arasında...
"Bir adam, birkaç yıl önce gelip kapının eşiğini öptü üç
kere. Öpüp gitti. En çok budur benim aklımda kalan."
'Burası bir işletme'
Katliam
günü on beş yaşında olan Madımak Oteli'nin sahibi Murtaza
beyin torunu Beren Öğütçü, yıllardır buraya ölülerini anmaya
gelen insanların acılarını yapabildiği kadar nezaketle taşımaya
çalışıyor. Bugün gelecek olan göstericileri de karşılayacak.
Ama:
"Onları anlıyorum, kayıplarını anmak istiyorlar. Hep bize
soruluyor otelin içinde müze benzeri bir yer yapıp yapmayacağımız.
Ama biz yapamayız. Burası bizim geçimimizi sağladığımız
bir işletme. Bu, bizim yapabileceğimiz bir şey değil." Her
2 Temmuz öncesi bütün şehrin gerginleştiğini anlatıyor Öğütçü:
"Bütün Sivas'ı suçladılar bu olay için. İnsanlar ilk yıllarda
Sivaslı olduğunu söylemeye utanıyordu.Çünkü karşılığında
şöyle sorular geliyordu:
'Yakanlardan mısın, yananlardan mısın?'
Şehrin
psikolojisi, sosyolojisi bozuldu bir bakıma. Yakanlardan
da yananlardan da olmayınca nasıl cevap vereceksin?"
Anma
törenlerine Sivas'ın içinden katılanların olup olmadığını
soruyorum. O da tıpkı cemevindeki öfkeli adamlar gibi cevaplıyor:
"Pek değil!"
Herkesin
katliamı unutturmamak için anma törenlerine sahip çıkması
gerektiğini söylüyor ama...
Yangından
geri kalan
Bundan
on dört yıl önce insanlar bu otelin içinde diri diri yandılar,
çoğu yükselen dumandan kaçmak için çatı katına koştu ama
vahşetin kara dumanı hepsini orada boğdu. Cansız insan gövdeleri
o son katta yandı. Ben, genç bir muhabir olarak Türkiye'de
herşeyin değişeceğini, bu olayın asla unutulmayacağını sanıyordum.
Çocukluk...
Aradan
on dört yıl geçti. Şimdi Öğütçü, odalardan o izleri nasıl
sildiklerini anlatıyor uzun uzun. O "yangından" kalan tek
şeyi gösteriyor: Mika bir duvar saati.
Bir
tarafta insanlar acılarının yok sayılmasına, Türkiye tarihindeki
en vahşi katliamın olmamış gibi yapılmasına kızıyor, diğer
tarafta bu acının altından bir otel ile bir kebapçı kalkmaya
çalışıyor.
Acılar
nereye akıyor?
Otelin
lobisinde Erdal İnönü'nün Madımak Oteli'ne geldiğinde çektirdiği
fotoğraf duruyor. Öğütçü'nün gösterdiği saat çalışmaya devam
ediyor. Zaman kendiliğinden yüzleştirmiyor insanları olup
bitenlerle. Ve ben on dört yıl sonra artık biliyorum:
Bu
ülke utançlarından ve acılarından kaça kaça hep aynı acılara
ve utançlara yakalanıyor. Her seferinde daha büyüklerine...
İnsanlarının
acısına yeterince saygı duymadığı için bir müze kurmayı
beceremeyen muktedirler, on dört yıldır bu acının görmezlerse
ortadan kalkacağını sananlar, her yıl daha kalabalık ve
daha gergin geçen anma gösterileri...Bu ülkenin acıları,
ölü çocukları nereye akıyor?
Bir
otel lobisine mi? Bir kebapçı mutfağına mı?
O
acının hâlâ orada durduğunu kabul etmedikçe Sivas hem yananlardan
oluyor, hem yakanlardan. Ve aslında herkes bunu içinin bir
yerinde biliyor. "Madımak Oteli ne tarafta?" diye sorduğunuzda
hepsinin yüzü buruluyor...