Toplumların
yaşam sürecindeki etaplar, dönemeçler ve evreler, belli dönemlerle
ya da adlarla anılırlar. Bu anılmalar yanlış ya da doğru,
haklı veya haksız suçlamalarla bir kişiye, bir topluma veya
bir bölgeye fatura edilir. Bu faturanın bedeli, fatura kesilen
kişi, toplum ya da bölge tarafından yıllarca hatta asırlarca
kuşaktan kuşağa ödenir.
Alevi
Toplumunun, Osmanlı Şeyhülislamlarının o dönem aslı astarı
olmayan, (hatta Tanrı korkusu olan her hangi bir kişinin bile
bu tür iftiralarla suçsuz insanları din adına da olsa haksız
yere mesnetsiz suçlamayacağı) fetvaları gibi. Ki bu fetvalar:
"mum söndü" "Ana bacı avrat" gözetmeksizin zina yapan toplum"
"7 Kızılbaşı kesen bütün günahlarından arınmış olarak cennete
gideceği" gibi. İçinde bulunduğumuz süreçte, yeni şeyhülislamlar
Alevilere ve onun gençliğine yeni ve daha acı faturalar çıkarmak
istiyor: İşte bu noktada; sevgili Alevi gençliği tuzaklara
düşmeyeceğiz. Evrensel bir olgu olan Alevilik öğretisini ve
onun ilkelerine sadık olacağız ve sahip çıkacağız. Yaşama
hakkının en kutsal hak olduğunu bilerek terörün her türlüsüne
karşı çıkacağız.
Biz Alevi Toplumu olarak, Tarih boyunca terörün her türüne
ve her rengine en büyük bedelleri verdik. Artık bundan böyle,
Alevi kurum ve kuruluşları, Alevi bilgeleri, yaşlıları, gençleri
ve Alevi dostları oturup düşünmeleri gerekiyor. Duyguları
ile değil akılları ile karar verme zamanı gelmiştir.
Takvimin
her günü, gözyaşı ve ağıtlarla anacağımız bir olayın yıldönümüne
dönüştü. Birikimlerini enerjisini, gücünü, zamanını ve dinamizmini
mitinglere yürüyüşlere kınamalara bu konulardaki konferans
panel ve etkinliklere harcayan bir toplum üretken toplum olmaktan
çıkar: Böylece de her türlü istismara, sömürüye ve provakasyona
uygun bir zemin yaratılmış olur. Doğal olarak da birlik ve
beraberlik bozulmuş, parçalanmış, küçülmüş, güçsüzleşmiş bir
toplum olarak, bugünkü konuma gelmiş oluruz.
Aşağıda
anlatacağım olay Türkiye'nin yakın tarihine ciddi bir şekilde
ışık tutacak ve araştırılacak bir olaydır. 1961 yılında Yeni
Türkiye Partisi adıyla bir siyasi parti kuruldu. O yıllarda
ve daha sonraki yıllarda okumaktan başka seçeneği olmayan
Alevi gençliği üniversitelere ağırlıklı olarak girmekteydi.
Özellikle Tunceli gençliği oran olarak Türkiye'de birinciliği
alıyordu sürekli. İşte Tunceli gençliğinin başarısı bu partinin
genel başkanına (1) soruldu? Genel Başkanın cevabı gerçekten
düşündürücüydü. "Tunceli gençliğinin bu başarısı ne kadar
düşündürücüdür." Düşündürücü demekle ne kastettiği sorulduğunda
ise "Ben o kadarını söylerim" demişti: Söylemek istediği şuydu:
Alevi Tunceli gençliği geliyor devletin bütün kilit noktaları
bürokrat, müdür şef, yönetici, idareci olacak bu insanların
eline geçiyor. Dikkat !..
Bu
S.O.S. çığlığı bir yerlerden duyulmuştu. Zaten potansiyel
suçlu durumundaki bu toplumun gençliği başka hiçbir dünya
ülkesinde görülmedik sayıda ideolojik fraksiyonlara bölündü
ve artık bu burjuva kültürü ile okumak ihanetti.
Bu
da yetmedi; Kimilerine göre Türkiye Alevileri artık ateistleşiyordu,
bunun önüne geçmek gerekiyordu.
Zaten
tapınmalarından ötürü başlarına gelmeyen hiçbir zulüm kalmamış
olan Alevilere İran'ın Kum kentinde 1977 yılında Diyanet işleri
Başkanı Süleyman Ateş ile Ayetullah Şeriat Medari ile ölüm
fermanı hazırladılar. Medari " Ya bırakın biz Şiileştirelim
ya da siz Sünnileştirin " diyordu.
Sunnileştirilmeye
karar verilmiş olacaklar ki laik T.C.'de yaşayan Alevi vatandaşların
köylerine okul, su, yol, iş yerine, zorla cami yapımlarına
başlandı. Bu durumlara karşı çıkan Alevi vatandaşlara sağcı,
solcu ve devrimci geçinen siyasi partilerden yardım gelmiyor,
destek olunmuyor ve seslerini duymuyorlardı...
Kendi
çocukları arasında kız erkek farklı davranan anne ya da baba
ile, kendi toplumu arasındaki ırk, inanç ve felsefi düşüncelerinden
ötürü ayrımcılık yapan, birilerini kollayıp gözeten, birilerini
de horlayıp dışlayan devletin farkı olmasa gerek.
Alevi
örgütlerinin kurulması çoğalması kendi kültürüne ve kimliğine
sahip çıkması, Aleviliğin asimilasyonuna göçler ve başka nedenlerle
oluşan erozyonlara olabildiğince karşı durmaları,doğru tahlil,doğru
tespit ve doğru strateji ile kendi toplumun da buluşması ve
kucaklaşması en çok siyaset bezirganlarını ürkütmüştür. Çünkü
onlar yani bu bezirgan takımı Alevilerin bu dağınık, örgütsüz
ve asimile görünümündeki toplumdan en çok yararlanan ve sömüren
kesimdi.
Asırların
damgalı ve potansiyel suçlu durumunda ki Alevilerin kutsal
mekanlarındaki vaizlerinde kalabalık yığınlara haklılıkları
teslim ediliyor, Osmanlıdan Kurtuluş Savaşına kadar oradan
günümüze kadar kahramanlıkları, demokratlıkları, devrimcilikleri
yere göğe sığdırılmıyor. Cumhuriyet'in garantisi görülüyor.
Ancak gel gör ki, bütün bunları söyleyenler; Diyanet İşleri
Başkanlığı 8 yıllık temel eğitimi bölsün ve kuran kurslarını
çoğaltsın diye bütçesini laik Türkiye Cumhuriyeti, Milli Savunma
Bütçesinden sonra 2. Büyük bütçeye çıkartabiliyor. Bir dizi
cinayetin sanıklarını mahkemelere getirmeye para bulamıyor.
Dışişleri bakanlığı suçlama ve iftiraları çürütmek için araştırma
ve propagandalara kaynak bulamıyor. "Türkiye Laiktir, Laik
kalacak." Diyen bir dizi solcu, demokrat, devrimci Atatürkçü
ve yurtsever kurum ve kuruluştan ses çıkmıyor.
Alevi
toplumunun durumu ile Türkiye'nin durumu nasıl da bir birine
benziyor. Aleviler kendilerini Türkiye'yi yönetenlere anlatamıyorlar.
Haklılıklarını
ve doğrularını kabul ettiremiyorlar ! Türk devleti de Avrupa
devletlerine, dünya devletlerine kendi haklılıklarını ve doğrularını
anlatamıyor ve kabul ettiremıyor.
Ne acı ve dramatik bir benzerlik değil mi?
KAYNAK:
Pir Sultan Abdal Kültür Sanat Dergisi / Sayı 43 - Mart-Nisan
2001 Sayfa 46-48