Din,
tarihin en ilkel toplumlarında bile varlığını saptayabildiğimiz
bir olgudur.(1)
Marx'a
göre din, "Din baskı altına alınmış kulun işareti, kalpsiz
dünyanın kalbi, ruhsuz durumların ruhudur. Din halkın afyonudur."
Tarihsel süreç itibari ile çok eskiye dayanan din olgusu;
yığınlar tarafından kavrayış farklılığı nedeniyle, farklı
toplumsal ilişkilerin doğmasına neden olmuştur. Bu farklı
kavrayış ve anlayış "değişik siyasal iktidar düzenlerinin
oluşmasına yol açmıştır."
Farklı kavrayış ve anlayış sonucunda Anadolu'daki egemenliği
nedeniyle İslamın siyasal iktidar düzenini nasıl oluşturduğu
konumuz nedeniyle önemlidir.
İslam'ın
bir devlet ideolojisi olarak tüm kuralları dinsel anlam içermektedir.
Oluşan irade, kaynağını Tanrı'dan almaktadır. Tüm hüküm ve
emirler Tanrıdandır.
Oluşturduğu
siyasal iktidarın kaynağı Tanrıdır. Kurallar şeklinde Kur'an'da
yer alan buyruklar tartışmasızdır. Kur'an'da belirtilmeyen
hususlar ise "Sünnet" olarak belirtilmiştir.
Kuran'da ve Sünnet'te yer alan kuralların tümü bir devlet
olma biçimi şeklinde, ŞERİAT olarak ifade edilmektedir.
Devlet
olmayı ta başta önüne hedef olarak koyan İslam dini; kurumlarını
yaratmada diğer dinlerden farklılığı esas almıştır İslam'ın
egemenlik aracı olması, toplumsal ilişkiler sonucunda düzenleyici
ya da belirleyici olma isteğinden kaynaklanmaktadır. Fetihlerle
sömürgeleştirilen coğrafyalarda egemen olan İslam dini, siyasal
anlamda önde olmayı hedeflemesinden dolayı kurumlarını hızlı
bir şekilde yaratma yeteneğini de geliştirmiştir.
İlk
İslam devletinin başkanı kabul edilen Hz. Muhammed'in ölümünden
sonra devlet başkanlığı konumundaki Halifeliği çözüm olarak
üretmişlerdir. İslam dininin egemenliğini yaymak her müslümana
bir görev olarak yüklenmiştir. Bu durum ise; "Tanrının
vekili olan kulları" Siyasal İslam'ın birer bekçisi
yapmıştır.
Tanrısal
egemenliği esas alan tüm dinlerin aksine İslam, kurumsallaşmada
ısrar etmiştir. Bu konuda başarılı olduğu da kabul görmektedir.
Kurumsallaşma
adına tespit edilen en önemli kurum Cami'dir.
Siyasal İslam'ın çok önemli bir kurumu haline dönüşen camiler
günümüzde farklı inanç grubundan insanların asimilasyonu sürecinde
önemli görevler üstlenmiştir.
CAMİ
Cami'nin
sözcük anlamı bir yere toplayıcı demektir. Tanrının doksan
dokuz adından biridir. Arapçada Mescid el-Cami deyimi, bir
kentin içinde, cuma namazı kılınan büyük toplum yerini dile
getirir." (2)
"Camiler
dini fonksiyonlarının yanı sıra İslam devletlerinde eğitim-öğretimin,
kültür hizmetlerinde, kamu yönetiminin, adalet hizmetlerinin
yerine getirilmesinde ve askeri gayelerde de "hizmet vermiştir."
TARİHTE
İLK CAMİ
İslam öncesinde tapınma yerleri olmasına rağmen Cami ya da
Mescid niteliğinde olmayan mekanlar söz konusu idi.
"Tarihteki
ilk Müslüman Cami, Peygamber Hz. Muhammed'in Medine'ye girerken
dört gün konakladığı Kuba'da yapılmıştır." (age) ve bu camiye
de Mescid-i Takva adı verilmiştir.
İLK CAMİ ARSASI VE MÜLKİYET DURUMU
Tarihte
ilk Müslüman camisi olarak anılan Mescid-i Takva'nın arsası
bir tür kamulaştırma yöntemiyle elde edilmiştir.
"Medine'ye
girip şimdiki yerine gelince devesi çöktü, Müslümanlar burada
namaz kıldılar. Orası ashâbın büyüklerinden ilk iman edenlerden
Zürâra oğlu Esad'ın oğulları ki Ebu Ümâme'nin bakmakta olduğu
Sehil ve Süheyl adlarındaki iki yetimin hurma kurutmak için
kullandıkları bir harman yeriydi. Efendimizin (Hz. Muhammed-KD)
devesi buraya çökünce; "Burası bizim durağımızdır. İnşallah
buyurmuşlardı." (Aktaran Ayşe) (age)
Bir
bölümü "Mezarlık ve Hurma ağaçları" ile kaplı
bu araziyi Muhammed "10 dinar" karşılığında kamulaştırmıştır.
Osmanlının şeriatçı ve binlerce Kızılbaşın kanının dökülmesine
fetvalarıyla neden olan Şeyhülislam Ebussuud Efendi, eskimiş
bir caminin yeniden inşası için "İzni Sultansız olmaz,
amma eski cami yerinin darlığı, etrafında evler olmak ile
ise, ol evler bahası verilip Cebr ile alınmak meşru'dur."
diyerek siyasal İslamın önemine işaret etmiştir. (3)
İLK CAMİ TİCARİ MERKEZ
İslam'ın tam olarak egemen olmadığı dönemlerde siyasal İslam'ın
merkezi olan Cami, bu işlevini yerine getirirken ilk ticari
müzakerelerinde yapıldığı alanlar olmaktadır.
Savaş sırasında veya sonrasında, yaralı olanların bu mekanda
tedavi edildi kleri, konukların ya da ticari kervanların burada
konaklamaları, Caminin işlevinin ilk dönemlerde bile etkin
siyasi ve ticari niteliğe büründüğünü göstermektedir.
"İbn Unays, Huzayl kabilesinden Sufyan'ın başını buraya
getirdi ve Peygamberin ayakları ucuna atarak yaptıklarını
anlattı." (İslam Ansiklopedisi)
"Avsler Camide yaralarını tedavi ediyorlardı... Bir harp esiri
caminin sütünlarından birine bağlanmıştır" (age)
İslam Ansiklopedisi'nden aktarılan ve İslam Hadisçisi Buhari'ye
dayandırılan bu alıntılarda görüleceği gibi önemli siyasal
merkezlerde sürdürülen tüm faaliyetler camide de sürmektedir.
Günümüzde
önemli ticari alanları kapsamında tutan camiler, ilk ortaya
çıktıklarında da ticari kimlikleri ön plana çıkmıştır. "Cemaat
istediği gibi mescide oturur, veya sırt üstü yatarak sohbet
ederdi. (Buhari)... Yabancıların, Halife Omar'ın zamanına
kadar, Mescidin bir köşesinde uyudukları görülmüştür... Peygamber,
bağışları burada kabul eder, onlar, Sahabeleri-ne dağıtırdı....
Buralardan ticari müzakereler de yapılırdı." (age)
"Müzakerelerin",
mübadelelerin iktidar sorunlarının tartışıldığı yer olan camilerin
ta başta bir siyasal merkeze dönüştüğü ortadadır.
CAMİ
İLK DEVLETİN DE TEMELİ OLUYOR
İslam ilk şekillendiği dönemlerde cami önemli bir mekan ,
tapınma yeri, ticaret alanı, gösteri alanı olarak kullanılmakta
idi.
Ancak;
önemli toplumsal ilişkiler tapınma alanı vb. işlevi olan camilerin
toplumu ilgilendiren ve yön veren merkezlere dönüşmesine yol
açmıştır.
"Cami müminlerin, namaz kılmak için, peygamber etrafında
toplandıkları bir yer idi. Peygamber orada vaazını vermekte
idi; bu vaazlarda Peygamber, Mü'minleri Allaha itaate davet
ettiği gibi cemaatin içtimai hayatı ile alakalı nizamlar da
koymakta (Buhari, Salat, Bab 70,71) ve bu şekilde dini ve
siyasi Müslüman topluluğunu idare etmekte idi" (İsl.
Ans)
İslami yaşam felsefesi,aynı zamanda bir devlet felsefesi olarak
da siyasal nitelik kazanmıştır. Bu durum özellikle Osmanlılar
döneminde belirgin bir hâl almıştır. "Camiler, bir ibadet
mahalli olmaları yanında, müslümanların işlerini gördükleri
ve herhangi bir devlet emri veya kararının görüşülüp neticelendirildiği
bir yer olarak da kullanılmıştır. Her semtin camine gelen
hükümet tebligatı burada halka açıklanırdı." (4)
İslam
dinin ortaya çıktığı coğrafyada tapınaklar, mabetler ve benzeri
mekanlar tahrip edilmiştir. Bu durum müslümanlar dışındaki
tüm inanç gruplarının ortaya koydukları değerleri de yok etmiştir.
"Zaptedilen şehirlerde ise Müslümanlar mabetleri müsadere
ediyorlardı. (Balazuri, s.120. İ.Ans) Müslümanlar her yerde,
bir çok kilisilere el koydular."
İslamın
egemen olma hevesi gayri müslümanlara inanç merkezlerini çoğu
zamanda "konut alanı" olarak kullanmışlardır. "Ayrıca
bu şehrin (Gemlik) iç kalesinde Manastır adı ile tanınan kiliseyi
medreseye çevirerek burada öğrencilerin kalacakları hücrelerin
yapılmasını da emretti." (Orhangazi-DK) (5)
Özellikle
kırsal kesimde yaşayan insanlar hızlı yayılması karşısında
zorunlu olarak İslamı seçmişler ve bu yerlerdeki "kiliseler
de camiye dönüştürmüştür.
Fatih
Sultan zamanında yalnızca İstanbul'da 8 önemli kilise camiye
çevrilmiştir. "731 Hicri (1330-31) tarihinde İznik şehri
başarılı padişahların uğurlu ayakları ile açılmış...
Burada
da derhal cami ve mescitlerin yapılmasına ferman çıktı."
(age)
İslamın egemen olması için caminin önemini kavrayan anlayış,
talanla birlikte kendi kurumunu hızlıca inşaa etmiştir.
"Biga,
yağma izni verilince zaptedilmiş oldu. Timsahları lokma lokma
doğrayana kılıçla sonları kötü alanlardan gereken öç alınmış,
köle olmaya elverişli olanları tutsak edilip zincire vurulmuş,
ev ve barkları ise gazilere, Müslüman halka dağıtılmıştı.
Kiliselerle öteki tapınakların mescit haline getirilmesi de
buyrulmuştu." (age)
CAMİ YAPMAK ÖZENDİRİLİYOR
İslamın kök bulması ve yaygınlaştırma çabası ile egemenliğin
disipline edilmesi bir başka deyiş ile kurumsallaştırılma
çabası bu felsefenin iyi aydınlatılması ve sürekli canlı tutul-ması
ile ilgilidir.
Bu nedenledir ki cami çok önemli bir kurum niteliğine bürünmüştür.
Bu amaçla da cami yapımı özendirilmiştir. Hz. Muhammedin "Bir
cami yaptırana Allah cennette ev yaptırır". Sözü oldukça önemsenmiş
ve savaşlarda yararlılık gösteren savaş komutanları ya da
İslamın yayılışında işgal edilen alanlarda ki ganimetlerden
yararlanarak nüfuzlu kişiler haline gelenler bolca cami yapmışlardır.
Muhammed
zamanında başlayan cami yapımı Sünni devletler (Emevi, Abbasi,
Selçuklu, Osmanlı) zamanında da sürmüştür. Siyasal egemenliğin
kurumu olarak cami, Anadolu'nun her yerine inşaa edilerek,
diğer inanç gruplarından insanların cemevi, kilise, havra,
tapınakları tahrip edilmiştir. Anadolu'nun yerleşik halklarından
Ermenilere ait kiliseler hızlı bir şekilde camiye dönüştürülmüştür.
1000'li yılların başında Urfa'lı Mateus Vakainamesinde Sivas'ta
toplam 1000 adet kiliseden bahsedilmektedir.
Yukarı
Mezopotamya'nın güneyinde Zerdüşt dininin son versiyonu olan
Yezidilere ait "Male Are Aziz" olarak isimlendirilen tapınma
evleri yok edilmiştir.
TABLO
1 : Mülkiyet Durumuna Göre Cami Sayısı
Kurum
Adı
Merkez
Kasaba
Köy
Toplam
Vakıflar
Genel Müdürlüğü
5706
303
553
6562
Özel
Vakıflar
2220
176
289
2685
Dernekler
6232
806
787
7825
Kamu
İktisadiTeşebbüsleri
486
47
82
615
Şahıslar
2532
304
731
3567
Belediyeler
1722
2045
331
4098
Köy
Tüzel Kişilikleri
1007
1980
53500
56487
Türk
Silahlı Kuvvetleri
34
37
4
75
Hastaneler
37
-
-
37
Toplam
82867
Anadolu'yu
önce İslamlaştırma sonra da Türkleştirme projesi ile yerleşik
halkların kurumları yok edilmiştir. Uluslaşma sürecinde burjuvazinin
kendi ulusal pazarını sahiplenme anlayışı Anadolu'daki İslamlaştırma
ve Türkleştirme projesini kesintiye uğratmıştır. Ancak ulaşılan
süreç tam anlamı ile bir felaket şeklinde değerlendirmek mümkündür.
Anadolu baştan aşağıya Siyasal İslam'ın kurumu olan cami ile
donatılmıştır.
CUMHURİYET
PROJESİ VE SİYASAL İSLAMIN KURUMU CAMİ
Halkların
Osmanlılardan kurtulma projesi, Anadolu'da başta Alevilerin
büyük bir desteğini almıştır. (Koçgiri ve Dersim başkaldırıları
ulusal, istek temelinde gelişmiştir. Ayrı tutulmalıdır.)
TABLO
2: Bazı illerimizdeki Cami Sayılarındaki Artış
İller
2000
1996
Adıyaman
598
549
Ağrı
752
615
Amasya
611
571
Batman
539
486
Bingöl
523
428
Bitlis
653
594
Çorum
1192
1162
Diyarbakır
1532
1392
Erzincan
542
491
Hakkari
427
345
Malatya
831
741
Kahramanmaraş
1134
993
Mardin
848
827
Siirt
479
426
Sivas
1424
1224
Şırnak
522
424
Tokat
1118
978
Tunceli
134
116
Şanlıurfa
1134
952
Van
927
843
Toplam
15920
14157
Cumhuriyet'in,
Osmanlı Devletinin şeriatçı, sömürgeci ve Sünni devlet anlayışına
karşı, ortaya koyduğu yeni kurumlar, Sünni anlayışın devam
ettiğini ortaya koymuştur.
İlk yıllarda çıkartılan yasalar (Köy Kanunu, D.İ.B. Yasası
vb.) Sünni anlayışın ta başta Cumhuriyete egemen olduğunu
göstermektedir. Bu konuda daha geniş yazı için Bkz. Pir Sultan
Abdal Dergisi Sayı 24)
Siyasallaşan
İslam dini, yayılmasının ve güçlü kalmasının kurum olarak
camide şekillendiğini tespit etmiştir. Türk-İslam siyasetini
egemen kılmak için, devletin bir çok kurumu tarafından raporlar
düzenlemekte, Anadolu Alevisini nasıl Sünnileştirilebilirimin
yolları aranmaktadır.
"1923 yılında 10 bin civarında olan cami sayısı 2000 yılında
82867'ye ulaşmıştır. (Mescitler bu sayıya dahil değildir.)
(Bkz.Tablo 1)
TABLO
3 : Ticari Merkezlere Dönüşen cami Sayısı 2000 yılı
İtibariyle
İller
Sayı
Amasya
7
Ankara
289
Bingöl
9
Bitlis
9
Bursa
18
Diyarbakır
41
Elazığ
23
İstanbul
127
İzmir
43
Kayseri
19
Konya
39
Malatya
18
Samsun
44
Toplam
Tablo 3 ise önemli ticari merkezlere dönüşen camilerin ticari
alanda da toplumsal barışı zedelediği görülmektedir. Müslüman
olmayan inanç grupları ile Alevilerin bu merkezlerde alışveriş
yapmadıkları bilinmektedir.
ASİMİLASYONDAN
KORUNMA YERİ CEMEVİ
İnsanın doğaya egemen olma çabasının her sürecinde, inançsal
faaliyetlerin yapıldığı mekanlar söz konusu olmuştur. Bu mekânların
bazıları önemli mimari özellikler kazanırken, bazıları ise
hiçbir mimari özellik kazanmadan günümüze kadar ulaşmıştır.
Buna en güzel örnek cemevidir. Anadolu'da son şeklini alan
Alevilik yaşam felsefesi, inanç mekanlarına çok uzun bir zamandan
sonra sahip olmuştur. Zerdüşt dininin temsilcileri ta başta
yukarı Mezopotamya'da "Male Are Aziz" dedikleri
kutsal ateş tapınaklarında, inançları gereği olarak isimlendirilen
bölgede "Cemi malan (cemevi)" adıyla bilenen mekanlarda Kürt
Aleviler "cemi Ayin" düzenlemektedir.
CEMEVİ
Cem
sözcüğü Farsça'dan Kürtçe'ye yerleşmiş olup ve Kürtçe'de bir
araya gelme, toplanma anlamına gelmektedir. "Cem hev, cemi
mal, mal are aziz" gibi kutsal mekanlara Mezopatomya'da verilen
adlar olarak bilinmektedir.
Anadolu'da
Sünni devletlerin egemenliği nedeni ile söz konusu mekanlar
bağımsız mekanlar konumunda olmayıp, bir konutun en geniş
ve anlamlı bölümleri şeklindedir.
Anadolu Alevisinin kente yoğun göçünden önceki cemevi olarak
kullandığı mekan, köyde dede var ise, dedenin evinin en büyük
odası, dedesiz köylerde, rehber olarak seçilen kişinin evinin
odası cemevi olarak kullanılmıştır.
Doğrudan
doğruya toplanma yeri ya da kutsal toplanma yeri olarak ifade
edilebilecek cem evleri, yaşadığı uzun sürece rağmen, baskı,
korku ve yaşanan kırımlar nedeni ile tüzel bir kişilik kazanmadan
Anadolu Alevisinin toplumsal dokusundaki önemini sürekli olarak
korumuştur. Anadolu Alevisinin iç hukukunun, yaşandığı mekan
olan cemevi aynı zamanda bir ibadet alanıdır.
Cemevi
yerine, Anadolu Alevileri tarafından, cem meydanı, Erenler
Meydanı, Kırklar Meydanı olarak da isimlendirilen bu kutsal
mekan, günümüze kadar (son on yıl hariç) yalnızca bir oda
şeklinde ulaşmıştır. Odanın giriş kapısının iç kısmına "Eşik"
denir.
Bu odaların
ortası DAR kısmı (Dersim ve Koçgiri Bölgesinde DAR-I MANSUR'da
denmektedir.) bulunmaktadır. Odanın giriş kapısının tam karşısında
bir çerağ (şamdan ya da mum) konarak "FATIMA OCAĞI"
temsil edilmektedir. Yine oda girişinin sağ üst köşesine (mevcut
yükseltiden yukarıda) Mürşid Postu konur. Mürşid ile girişe
göre sağdaki mekan "Çerağ Tahtı" denen bölüme
Allah, Muhammed, Ali üçlemesini temsil eden üç fiske (Anadolu'da
idare Lambası olarakta adlandırılır) konur. "Çerağ tahtı"
olarak isimlendirilen yerin soluna Rehber Postu konur.
Her
cem öncesi planlanan odalarda giriş kapısının soluna Kürtçede
"Şemuga Sor" ve Türkmen Alevilerinin deyimi
ile Kızıl eşik, Niyaz taşı, Meydan taşı denen bir taş konur.
Bu makama da Kolu Açık Hacım Sultan Makamı adı verilmiştir.
Suçluya ceza bu makam tarafından verilir. Bu makamın solunda
ise üzerine oturulmayan Horosan Postunu temsilen bir mum yakılarak
bırakılır. Genelde "Evladı Resül" soyundan gelen,
insanların cem odalarında yukarıdaki düzenlemeye uygun mekan
Cem-i ayine hazır halde tutulur.
Dünya'daki
dinlerin heteredokslarında gizlilik her dönem var olmuştur.
Anadolu Alevisinin inancını açıkça ortaya koymamasının nedeni
onun toplumsal yapısından kaynaklanmaktadır. Gizlilik ona
yönelim ile ilgilidir. Korku, baskı, kıyım gizliliği yaşamın
vazgeçilmez malzemesi haline getirmiştir.
Gizli
yapılan Cem ayinlerin nedeni tamamen korunmaya yöneliktir.
Halk arasında "Ali Sırrı" olarak çok önemli
konuların konuşulduğu cemlerin ifşasını önlemek amacıyla,
gizlilik ilkesi getirilmiştir.
Osmanlının
Şeriatçı Sünni devlet uygulamalarının yerildiği, gerekli korunma
çabalarının tartışıldığı önlemlerinin alındığı, cemlerin gizliliği
bir zorunluluk olarak algılanmalıdır.
Anadolu Alevileri cem odalarını ya da cemevlerini ayların
belirli günleri, yılların önemli günlerinde veya her haftanın
perşembe günlerinde kullanmaktadırlar.
Dinsel
yönü olan günler genellikle kış aylarındaki gecelerde yapılmaktadır.
Bu cemler genelde Görgü Cemi (ikrar verme Müsahip tutma) yola
girme olarak da anılan bu cemlerde Anadolu Alevisi iç hukukunu
yaşama geçirir.
CEMEVİNDE
CEMİ AYİNDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR
Kutsal mekan hüvviyetine cemi ayinle kavuşan odalar, oturuştan
ayinin sonuna kadar bir disiplini ve adapte olmayı gerektirmektedir.
Bu kurallar şöyle sıralanabilir:
-
Anadolu Alevileri gündelik olarak kullandıkları odalarını
Cem sırasında, kutsal bir mekan olarak algılarlar. Bu nedenle
cemevine girişte eşik niyaz edilir. Eşik giriş olarak aydınlığa
giden yolun başı, arınmak, arıtmak için bir yolculuğun ilk
başlangıcı olarak algılanır.
-
Kapı girişinde ceme katılacak can eğilir. Toplanan heyete
saygısını belirtir. Bu ceme tabi olduğunun algılanmasını istercesine
bir dakika bekler.
Anadolu
Alevisinde kapı ve eşiğin önemi büyüktür. İhanet eden birisi
kapısında ezilmiş ise, eşiğini geçmiş ise herşey unutulur.
Dersim ve Koçgirinin köy odalarının zeminine bir şey serilmez.
Toprağa olan saygı nedeni ile her akşam kuruyan toprak sulanır,
ancak eşik kısmı kesinlikle sulanmaz. Perşembe günleri eşikten
geçerken Ya Hızır, Ya Xızıra Boz, Ya Ali vb. yakarışlarla
saygı belirtilir.
-
Cemevine girerken dede de eşiği niyaz eder kapıyı öper.
-
Eşik geçildikten sonra posta oturan dedeye saygı anlamında
secde edilir ve yerine oturulur.
-
Dersimden göç ederek Divriği bölgesine gelen Şeyh Hesen aşireti
mensubu Alevileri, eşiği niyaz ettikten sonra sürünerek (dizlerinin
üzerinde) dedenin dizini öper geri geri tekrardan yerini alırlar.
-
Cemevinde dinlenen ve dinleyen kesin çizgilerle belirlidir.
Sessizlik ve adaptasyon en yüksek noktadadır.
-
Cem'e insanlar en temiz giysileriyle gelirler. Yalnız abartıdan
kaçınılır. Ziynet eşyaları takılmaz. (Zengin ile fakir ayrımının
ortaya çıkma-ması amaçlanır.) Cemevinde ya da ayini cem odasında
tüm canlar yüz yüze oturmak zorundadır.
SONUÇ
Günümüz
kent şartlarında Anadolu Alevileri cemlerini ve cemevlerini
açıkça yapabilir duruma gelmiş bulunmaktadır. Bir çok çağdaş
modern mimari özellikleri taşıyan cemevlerinde görgü cemi
görülmese de, temsili cemlerle yıllardır süren bir kaosa son
verilmiştir. Anadolu Alevileri cemevleri ile cem kültür evi
projesini geliştirmişlerdir. Kutsal mekanlar olarak kullanılan
ibadet yerleri, inanç merkezleri siyasallaşmadıkları sürece
toplumsal barışa zarar vermezler. Ancak söz konusu olan cami,
Kilise, cemevleri vb. inanç kurumları insanlar arasındaki
barışı, işbirliğini, bir arada nasıl daha iyi yaşanabilirliği
araştırdıkları sürece toplumsal yaşama katkıda bulunabilirler.
DİPNOTLAR:
1
- Devlet ve Din, Prof Dr. Çetin ÖZEK, Ada Yayınları, İstanbul
2
- İslam İnançları Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, R.Kitapevi,
1984, İstanbul
3
- Şeyhülislam Ebusuud Efendi Fetvaları Işığında 16.Asır Türk
Hayatı, Enderun Kitapevi, İstanbul
4
- Tacüt-Tevarih, Hoca Saadettin Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları
5
- Osmanlılarda Devlet Teşkilatları ve Sosyal Yapı, Prof Dr.
Yusuf Halaçoğlu, TTK Yayınları
KAYNAK:
Pir Sultan Abdal Kültür Sanat Dergisi Sayı 43 Mart-Nisan 2001
Sayfa : 37 - 45