Sivas,
oldum olası Anadolu bozkırının ortasında, bir vaha gibi durur.
Kızılırmak boyunda ilk büyük kent odur. Bu büyük nehir, İmranlı’nın
doğusundaki Kızıldağ’dan çıktıktan sonra, Zara ve Hafik’ten
geçip tertemiz gelir Sivas’a.
Meraküm
Yaylası’ndan doğan iki büyük akarsu Sivas’ta Kızılırmak’ı
karşılar. Birinin adı Tavra Suyu’dur. Şehre girdikten sonra,
bütün lağımlar ona akar, murdar olur, adı değişir: Murdarırmak.
Bu onun suçu değildir. Tavra Suyu’nu temiz tutmayı akıl edemeyen
biz Sivaslılar, onu önce kirletip sonra da adını değiştirmişiz.
Aynı dik yamaçlı yaylalardan doğan bir başka ırmak, eskiden
şehre hiç uğramadan doğrudan Kızılırmak’a giderdi. Onun adı
Mısmılırmak’tır. Mısmıl, murdarın tam tersidir, “temiz” demektir.
Aslında o da çok temiz değildir. Şehre bulaştığı her noktada
o da kardeşi Tavra Suyu gibi kirlenmiştir. Ama gözden uzak
kaldığı için, adına dokunmamışız. Murdarırmak ve Mısmılırmak,
iki kardeş su, Meraküm’ün kızlarıdır. Ayrı ayrı aktıktan sonra,
Kızılırmak’ta birleşirler. Kızılırmak, Tecer Suyu’nu ve Kanlıırmak’ı
da aldıktan sonra, Sivas’tan ayrılır. Ülkenin en büyük, en
coşkun ırmağı halinde, Karadeniz’e doğru akar gider. Hemşerimiz
Hasan Hüseyin, dünyanın bütün ırmaklarının Kızılırmak’a aktığını
söylemiştir. Şair, “yalanı” olduğu için bütün doğrulardan
daha doğrudur.
Neredeyse
on yıldır, Sivas Anadolu ortasında bir vaha olarak değil,
kanlı bir katliamla anılıyor. Aslında bu asla Sivas’ın suçu
değildir. Büyük ve köklü bir tarihin üzerinde yükselen güzel
kent, bin yıllar boyunca değişik dinlerden, inançlardan, farklı
milliyetlerden insanların ortak evi olmuştur. Birileri alçakça
fesatlar sokmadıkça, asla birbirine yan gözle bakmayan, namuslu
ve çalışkan insanların kentidir.
Tarih
boyunca hep yoksul, hep yıkık kalmış Sivas’ın temiz adını
kirletenleri, onu tarihimizin en büyük katliamlarından birinin
mekânı yapanları hiçbir zaman unutmamalı, ama Sivas’ın adını
da artık o lanetli günle anmamalı.
Madımak’ta
yakılanlar, bu ülkenin yetiştirdiği en aydınlık, en yurtsever
insanlardı. Vahşice öldürüldüler. Bunu kimse unutamaz, unutturamaz.
Katliamın
yıldönümünde, iki ayrı bildiri yayınlandı. Birinin altında
şu imzalar var: Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Sivas
İl Başkanı Hidayet Yıldırım, Yönetim Kurulu üyesi Ali Rıza
Özdemir, Vedat Ataş, Emeğin Partisi (EMEP) İl Başkanı Satılmış
Başkavak, Eğitim-Sen Şube Başkanı İbrahim Erdoğan, Sağlık
Emekçileri Sendikası (SES) Şube Sekreteri Mustafa Yıldız,
Halkevleri Sivas Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Süleyman Öncel.
Diğer
bildiri ise, Ticaret Odası Başkanlığı’ndaki bir grup esnaf
odası temsilcisi ile Büyük Birlik Partisi (BBP), Milliyetçi
Hareket Partisi (MHP) ve Belediye Başkanlığı’nın da katıldığı
oluşumun imzasını taşıyor. Eğer ajans haberinde bir eksiklik
yoksa, bildiride diğer siyasi partilerin imzası bulunmuyor.
DYP yok, SP, AK Parti, ANAP yok, CHP yok. DYP ve CHP o gün
iktidardaki partiler olarak, ola ki burada kendi partilerinin
suçlandığını düşünmüşlerdir, haklıdırlar. ANAP ve SP ve AK
Parti de, katliamın sorumlusu olarak bilinmiş olan BBP ve
MHP ile aynı metne imza atmaktan çekinmiş olabilir; onlar
da haklıdır. Tavşan burnu gibi, kokmaz, bulaşmaz, bir kenarda
dursunlar.
İlk
bildiride imzası bulunanlar,
“Sivas’ı
üzerinde kara dumanların yükseldiği bir şehir olarak değil,
dostluğun, barışın, kardeşliğin geliştiği bir kültür şehri
olarak görmek istiyoruz. Anadolu’nun ortasında kültürlerin,
medeniyetlerin yeşerdiği renklerin ve seslerin birbirine kaynaştığı
ozanlar şehri Sivas’tan tüm halkımıza sesleniyoruz. Gelin
hep birlikte bu katliamı kınayalım. Bir daha böyle acılar
yaşamak istemediğimizi haykıralım. Düşmanlık ve kini yok edelim,
dostluğu ve barışı yüceltelim”
diyorlar.
İkinci
bildiride de,
“Dünyamız hoşgörü dünyasıdır. Dünya Savaşları’nda birbirini
katletmiş insanlar acılarını bir kenara bırakıp, bir değer
etrafında birleşebiliyorken ve ülkemiz üzerine de birçok oyunlar
oynanıyorken, bizler neden birleşmeyelim? Bu ortamda, herkesi
gereken duyarlılığı gösterip yeni acılar ve kinler yaratmaya
fırsat vermeden Sivas’ın barış, kardeşlik ve sevgi şehri olması
için katkı koymalarını bekliyoruz”
sözleri
yer alıyor.
Burada
kimin adına hoşgörü beklendiği çok açık değil; kendilerini
Dünya Savaşları’nda katliam yapmış olanlarla özdeşleştirmeleri
de ilginçtir.
Bilinmesi
gerekiyor ki, hangi mezhepten, hangi inançtan olursa olsun,
alınteriyle yaşayanlar, huzurlu ve kardeşçe bir Sivas’ı istiyorlar.
Fakat
gerçek şu ki, yara kanamaya devam ediyor.
Bugün
Murdarırmak’ın üzeri betonla kapalıdır. Alttan ne lağımlar
akıyor, görünmez. Üstü örtüldü diye Murdarırmak “Mısmıl” olmamıştır.
Ancak Kızılırmak’a ulaştığında, taşa, toprağa, çalıya çarpa
çarpa arınır, kirinden pisinden kurtulur. Ama caninin elindeki
kanı, bin Kızılırmak bir araya gelse temizleyemez! Sivas’ın
alnına sürülmüş haksız lekeden kurtulmak için, geçmişin üstünü
örtmemek, sorumlusu, haini kimse açığa çıkarmak ve onları
sürekli hatırlamak, hoş görmemek, lanetlemek gerekiyor.