Yargıtay
9. Ceza Dairesi, suçun unsurlarının oluşmadığını söyleyen
başsavcılık tebliğnamesine de, bilirkişi raporuna da itibar
etmeyerek, bırakın Türklüğe hakareti, kendi etnik kimliğine
eleştirel yaklaşan bir metafor kullanan Hrant Dink’in altı
aylık hapis cezasını onayladı. Bakalım bu türden kararlarla
ülkesini yürekten seven Hrant gibi sağduyu seslerini kaçırıp
göçürmeyi becerecek miyiz?
Ne
yazık ki, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde bu ülkenin
gazetecileri ve aydınları ne yazarsam, ne söylersem başıma
ne gelirin hesabını yapmak zorunda kalıyorlar. İnsanların
diledikleri gibi yaşamaları için “özgürlük” bayraktarlığı
yapan, türban için, imam hatipler için, ibadet için, seçilen
yaşam biçimleri için özgürlük de özgürlük diyen bir iktidarla
yaşadığımız şu son yıllarda ne kadar da özgürleştik, farkında
mısınız?
İpler
bir yandan gerilip duruyor. Özgürlükçülük yarışında ana
muhalefet de iktidardan geri kalmıyor. Terörle Mücadele
Yasası’nın karşı çıkılacak onca maddesi varken, “Kim koydu
bu Öcalan’a af maddesini?” diye AKP’nin boğazına sarılıyor.
Hükümet bu soruyu “GİZLİ” damgası var diye geçiştirmeye
çalışırken, Yeni Şafak “6. maddeyi Jandarma Genel Komutanlığı
teklif etti” diye fısıldıyor.
Henüz
6. madde tartışmasının ateşi sönmeden, 9. Cumhurbaşkanımız
ile Başbakanımız arasında “Erkeksen meydanlara çık” tonunda
bir başka tartışma başlıyor. Şimdi onunla meşgulüz. AKP’liler
“Cingöz Recai, Suudi Arabistan’a sen git” diye yüklenirken
Demirel’e, yılların siyaset kurdu da AKP’yi yumuşak karnından
dövüyor: “İktidarsızsınız işte” diyor, “Söz de verdiniz,
neden çözmüyorsunuz türban sorununu?” Ankara’da, bu hareketlenmeyi
erken seçim işareti ve Demirel’in AKP’ye karşı sağa koçluk
yapma girişimi olarak görenler var. Hani bir erken seçim
olsa, AKP’nin ne diyeceği belli: Özgürlüüüüüük!
AKP’nin
bu konudaki duruşu sağlam! Onlar özgürlükçü! Onlar her vatandaşın
seçtiği yaşam tarzına göre özgürce yaşayacağı demokratik
bir ülkeden yanalar. Onlar herkesin bireysel özgürlükleri
çerçevesinde değerlendirilebilecek başörtüsüne kimse karışmasın
istiyorlar. Bu yüzden, Anayasa Mahkemesi kararlarını, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını totaliter bir anlayışın
yansımaları olarak görüyorlar. “Kızlarımız üniversitelere
neden başörtülü giremiyor? Bu ne biçim demokrasi, bu ne
biçim özgürlük?” diyorlar.
Kısacası
özgürlük istiyorlar. İstiyorlar da, nereye kadar? Terörle
Mücadele Yasası’nın sınırlarına kadar. Bir de.... Cemevinin
kapısına kadar. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, cemevlerinin
ibadethane değil “tarihsel gelenekleri yansıtan mistik geleneklerin
yaşatıldığı mekânlar” olduğunu söylüyor. Bu yüzden, cemevlerine
cami, kilise ya da sinagoglara verilen parasal destek verilemiyor.
Türbanın siyasal simge mi, yoksa bireysel inanç gereği mi
olduğuna devlet karar verince isyan edenlerden, cemevinin
ibadethane olup olmadığına Diyanet karar verince tıs yok.
“Bundan
hükümete, AKP’ye ne?” diyenler olacaktır. Peki, Sultanbeyli’de
cemevi yapmak isteyen Alevi vatandaşlara mevzuattı, yasaydı,
yönetmelikti, imardı, şuydu buydu diye sürekli engeller
çıkaran belediyeye ne demeli? “Yüzde 99.9’u Müslüman olan
bir ülkeyiz” diyerek cami üstüne cami yaparken, cami olan
bir alanın yanında cemevine izin vermemek, ne özgürlükçülük
ama.
Sahi,
o yüzde 99.9’u Müslüman olan nüfusumuzun ne kadarı Alevi
acaba? 10 milyonu mu? 15, 20 ya da 25 milyonu mu? 20 milyon
70 milyonun yüzde kaçı ola ki?
İnançlara
özgürlük... Türbana özgürlük... İbadete özgürlük... Veee
“Suudi Arabistan’a önce sen git kardeşim” diyenler ne kadar,
nereye kadar özgürlükçüler acaba? Cemevinin kapısına kadar
mı?