Evet,
2 Temmuz 1993 Cuma günü öğleüstü, Sıvas'ta Paşa ve
Meydan camilerinden çıkan gericiler, bu sloganlarla
yürüyüşe geçmişlerdi...
Daha
sonra yaşananları biliyoruz...
Şeriatçı
güruh, Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sıvas'ta bulunan
yazar ve sanatçıların toplandığı Madımak Oteli'ni ateşe
verdi.
37
insan, bu cehennem ateşinde yandı kavruldu.
Ama
yangın orada kalmadı, kısa sürede bütün ülkeyi sardı...
Gözü
dönmüş köktendinciler, Sıvas’ta “Madımak Yangını”nın
dumanı tüterken, halkı şöyle tehdit etmişlerdi :
"Kendinden
zuhur şeklinde ortaya çıkan şanlı Sıvas kıyamından alınacak
ne çok ders var herkes için! Sıvas’taki 'Cuma'da ani zuhur'dan,
son olarak altını çizmek istediğimiz husus şu: Halk, hakkına
sahip çıkıyor ve 70 yıldır kendisine hayatı zindan eden
işgalci laiklere karşı 'kısas'ın hayat veren soluğuna sığınıyor!
Artık TC'de hayat, yalnız Müslümanlar için zor olmayacak,
işgalci laikler için de zor olacak! Sıvas, sadece küçük
bir haber! Herkes safını seçmekle mükellef! Bizden söylemesi!”
(Taraf Dergisi, 1 Ağustos 1993)
Evet,
onlar daha o gün, “Sıvas katliamının sadece küçük bir haber”
olduğunu söyleyerek, “safımızı doğru seçmemizi” öğütlüyorlardı
bize!
Öğütlemekle
de kalmıyor, açıkça gözdağı veriyorlardı:
“Bîtaraf
olan, bertaraf olur!” (Türkçesi: Bizden yana olmayan,
yok edilir!)
Köktendinciliğin
yasası bu denli açık ve kesindi!
Ama,
şeriatçılarla laikler arasında “denge hesapları” yapan
bizim naif solcularla saftirik orta yolcular, dinci örgütlenme
karşısında “taraf” olmamak için hâlâ bin dereden su
getirmeye çalışıyorlar!
Ne
yapacaklar?
Sıvas
kıyımcılarıyla “konsensus” mu sağlayacaklar?
*
* *
“Sıvas
Davası”nın Ankara 1 Numaralı DGM’deki “karar duruşması”nı
gazeteci olarak izlemiştim...
Sanıklar,
yazımın girişindeki sloganları, o gün mahkemede de pervasızca
haykırmışlardı!
Sıvas
topluöldürümünün kahramanları (!), sokaklardan sonra, mahkeme
salonunu da savaş alanına çevirmişlerdi!
Hem
suçsuz olduklarını söylüyor, hem “dinsizlere ölüm!” çığlıklarıyla
duruşma salonunun altını üstüne getiriyorlardı!
DGM
yargıçları bile bu gözü dönmüş saldırganlar karşısında korkuya
kapılmış, çareyi dışarı kaçmakta bulmuşlardı!
Ben,
Ankara'daki yargılama aşamasında, katliam sanıklarının gözlerindeki
kini ve yüreklerindeki öc alma isteğini yakından gördüm.
Duruşma
arasında kapatıldıkları nezarethanenin demir parmaklıklarını
kırabilselerdi, hepimizi oracıkta parçalayacaklardı!
Üstelik,
bu niyetlerini gizlemiyor, ölüm tehditlerini yüzümüze karşı
açık açık haykırmaktan çekinmiyorlardı.
Laik
medyayı “can düşmanı” gördüklerinden, hepimizi bir
an önce cehenneme göndermek için sabırsızlanıyorlardı!
Biz,
onların gözünde “kâfir” ve “zalim”dik; bu yüzden
de “cehennem ateşi”ni çoktan hak etmiştik!
Nitekim,
Ankara DGM’deki son duruşmada da “cehennem” tutkularını
yüzümüze karşı haykırmaktan geri durmadılar. Karar açıklanırken,
bir yandan sağ el parmaklarını havaya kaldırarak “İBDA-C”
ve MHP’nin “kurt başı” işaretini yapıyor; bir yandan
da, “Yaşasın kâfirler için cehennem!” diye slogan atıyorlardı...
Bu
iflah olmaz fanatik katiller için, “Öyleyse canınız cehenneme!”
demekten başka bir şey gelmiyordu elden…
*
* *
Duruşmalarda
yaşanan bu sahnelere karşın, Ankara DGM, sanıklara yine de
en hafif cezaları vermiş, işin “örgütlü şeriatçı kalkışma”
boyutunu ısrarla görmezlikten gelmişti.
Çünkü,
“cuma”yı ve “cami”yi tarih boyunca “kıyam”
(dinci kalkışma) için sıçrama tahtası olarak kullanan
şeriatçılar, “Sıvas cankırımı”nın kendiliğinden “zuhur”
ettiği masalına devletin kimi birimlerini de inandırmışlardı!
Oysa,
Sıvas Valiliği’nin 2 Temmuz 1993 tarihli “Olay Raporu”,
bunun tam tersini kanıtlıyordu.
Bu
raporda, örgütlü saldırının gelişimi dakika dakika anlatılmıştı.
Dönemin
Sıvas Valisi Ahmet Karabilgin de, olayın Cumhuriyet'e karşı
“irticai tertip ve kalkışma” olduğunu açıkça belirtmişti.
Müdahil
avukatların bütün çabalarına karşın, Ankara DGM, suçun gerçek
niteliğini görmemekte direndi.
Neyseki,
yanlış karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nden döndü. Yargıtay,
Sivas cankırımının cumhuriyete ve laikliğe karşı gerici bir
ayaklanma olduğu gerekçesiyle, Ankara DGM'nin kararını bozdu...
Ancak, adaletin gerçekleşmesi için, Sıvas mağdurlarının sekiz
yıl beklemeleri gerekti…
*
* *
İnsanlar
2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’nde yakılmayı beklerken,
devlet ve hükümet sözcülerinin açıklamalarını anımsıyor musunuz?
Hiç unutulmaması gereken bu sözler, Sıvas cankırımında devletin
sorumluluk payını açıkça gösteriyor.
·
Süleyman Demirel (Cumhurbaşkanı): “Devlet güçleriyle
halk karşı karşıya getirilmemelidir. Ona gayret ediliyor.”
·
Tansu Çiller (Başbakan): “Devlet oradadır. Sayın
İçişleri Bakanı oradadır. Güvenlik güçleri oradadır. Otelin
etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir şekilde zarar gelmemiştir.
Onlardan ölen ve yaralanan da yoktur. Dolayısıyla olay,
bir otelin yakılması ve içinde olan vatandaşlarımızın ölmesi
ile ortaya çıkmıştır.”
·
Erdal İnönü (Başbakan Yardımcısı):“Güvenlik
güçlerimiz, vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek
olayları kontrol etmeye çalışmışlardır. Olaylar sırasında,
güvenlik güçlerinin özverisi sayesinde itfaiyeye yol açılmış
ve vatandaşlarımızın daha fazla zarar görmemesi sağlanmıştır.”
·
Mehmet Gazioğlu (İçişleri Bakanı): “Olaylar, Aziz
Nesin’in, halkın inançlarına karşı bilinen tahkir ve tahrik
edici konuşması ve Türk halkını aşağılayıcı deyimleri yüzünden
başlamıştır. Yangın, önceden planlanmış bir olay değil,
topluluk psikolojisi ile ortaya çıkmıştır. Aziz Nesin hakkında
soruşturma başlatılmıştır.”
Evet,
aymazlık içindeki DYP-SHP Hükümeti'nin Sıvas topluöldürümü
karşısındaki tutumu budur.
Şeriatçı
tehlikenin boyutlarını, bugün sekiz yıl öncesine göre daha
somut olarak görebiliyoruz.
Biliyorsunuz,
Sıvas yangınını çıkaran zihniyet, daha sonra iktidar ortağı
oldu.
Sıvas
katillerinin savunmanı Şevket Kazan, cumhuriyet düşmanlarını
kovuşturacak adalet örgütünün başına getirildi.
Madımak
körükçüsü “kara molla”lar, Türkiye Büyük Millet
Meclisi'ne girdi!
Sıvas
olayı, Cumhuriyet tarihimizin en utanılası sayfalarından biridir.
Edebiyatçılar
Derneği’nce yayımlanan “Sıvas Kitabı”(*),
bu büyük cankırımını yaşayanların tarihsel tanıklıklarıyla
doludur. “Hâfıza-i beşer”, ne denli unutmaya yatkın
olursa olsun, bu kitap var oldukça, “Sıvas Katliamı”,
toplumsal belleğimizde hep taze ve diri kalacak, asla unutulmayacaktır!
09.08.2003
Attila
Aşut
-------------------------------------------
(*) Sıvas Kitabı
/Bir Topluöldürümün Öyküsü, Yayına Hazırlayan: Attila Aşut,
Edebiyatçılar Derneği, 1994, Ankara.