Tarih
kitapları ortaçağda dinsel suçlamalarla insanların yakıldığını
yazar... 21. yüzyılın eşiğinde 2 Temmuz 1993 tarihinde ortaçağı
hortlatmak istiyenler Sivas’ta Madımak Oteli’nde bir katliam
gerçekleştirdiler. Pir Sultan Abdal Şenliği’ne katılan çoğu
şair, yazar ve sanatçılardan oluşan 37 aydın diri diri yakıldı...
Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, Asım Bezirci, Asaf
Koçak, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve diğer
canlar... Daha yazılacak şiirler, söylenecek türküler vardı...
***
“...
Biri
mutlaka vardır
Zonguldak’ta
Sivas’ta
Yakında
ya da uzakta
Binlerce
baca arasında
Dumanı
lekesiz biri..”
diyor
bir şiirinde Metin Altıok ama onun payına ‘dumanı lekesiz
biri’leri düşmedi Sivas’ta. Zaten o hep ‘savaşları
yitirmeye razı’ydı. Kendine kefen biçer kendi teninden.
Işık sızan bir pencere gibidir şiiri. Gecesefaları gibi, akşam
açıp sabah örtülür, yeter ki yitireceği aşkları olsun. Beyaz
mürekkeple yazar her aşkın güncesini. Tutkulu ama sabırlı,
konuk gittiği acının kiracısı olur bir vakit, kimliksiz ölüler
görür ömrünün ‘on yılını geçirdiği doğu illerinde’ yeni bir
gerçek edinir.
Metin
Altıok için, yazmak yaşamakla özdeştir.
“Yazmak bir çeşit kendimi ve yaşadığımı ödemek sorunudur.
Çirkinliklerle doldurduğumuz ama aslında kendi güzel hayata
‘ben’im ve insan olarak herkes adına ödemem gereken bir kefaret
olarak görüyorum yazmayı. İsa çarmıha gerilerek ödedi ben
yazarak ödüyorum.”
diyordu bir yazısında. Yazarak ve yanarak bu ‘kefareti’
fazlasıyla ödedin Metin Altıok: Şiirin yanlız kırgın ‘Gezgin’i.
“...
belki sararmış
belki
esmer bir çocuğun dilinde
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin
hepsi iğreti
değişen
bir şey yok ölüm hariç.”
dizeleri Behçet Aysan’a ait. Sımsıcak imgelerin şairi, güncelde
kalıyıcı aradı. Gecede bir ‘Karşı Gece’ydi, ‘Sesler
ve Küller’ arasında kırık bir ‘Deniz Feneri’ ve
bir ‘Eylül’ sabahında yakmış gemilerini.
O’na
göre şiir;
“Kendi
toplumundan yola çıkarak evrensel ölçekte aynı sorunları olan
insanlığın nabzını çoğul değerler içinde elinde tutar. Kitlesel
bilinçaltını sarsar.”
Bazen
bir ranzaya çıkarak kırık camlı bir pencereden bakar dünyaya,
bazen sararmış eski resimlerden... Ve alnında biriken terden
anlamış “Her şey sevmekle başlar.”
Sevgiden,
barıştan ve güzelliklerden yana bir dünya özledi hep. Verilmeyen
bir mendil, üzgün bir gül gibi kanadı durdu, umudunu yitirmedi
hiç... Unutmadı bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi.
***
“... kadeh kaldırın
damatlık
giysileriniz içinde
bıyık altından gülün
yarattığınız
ölüme.”
Uğur
Kaynar Sivas / Zara’lıydı. Gençliği tutukevlerinde geçen bir
kuşağın temsilcilerindendi. Bu kuşağın duygu birikimi boy
verdi şiirlerinde. “Mapusluğa iyi gelir” diye dostlarına
bir merhaba niyetine şiir gönderdi. Kurduğu ‘Elyazıları
Yayınevi’nde çeşitli şairlerin elyazısı yapıtlarını yayımladı.
Ter
kokulu şiirler düşüne sonra ‘Çiçekler Halaya Durdu’
sonra ‘Gizemya’ ve ‘Aşıkınam’.
Son
fotoğrafında Metin Abi’sinin yanında oturuyordu. Bakışlarında
donmuştu zaman...