Geçmişten
günümüze Anadolu Halk Kültürünün yaratılmasında en büyük yükü
omuzlamış insanlardan olan Halk Ozanları; yüzyıllar boyu her
türlü zorluğa ve baskıya karşın bu köklü geleneği, bu onurlu
yolu sürdürmeye devam etmektedirler.
Tanrı'yı
insanda gören, insan incitmeyi en büyük suç sayan, her türlü
insanlık dışı davranışa, haksızlığa, baskıya, zulme karşı
çıkan ozanlar, dünyanın her yerinde aynı duyarlılığı taşır.
Anadolu'da da farklı kökenlerden olsalar da gerçek halk ozanları
insanca duyarlılığı hep yaşatmışlardır.
Anadolu'da
Pir Sultanlardan gelen yiğit bir ozanlık damarı ve geleneği
vardır. Nesimiler, Viraniler, Kul Himmetler, Hatayiler söyledikleri
şiirlerle aynı zamanda Alevi/Bektaşi inanç ve kültürünün de
kökleşmesini, yayılmasını, yaşatılmasını sağlamışlardır. İstisnasız
tüm Alevi ozanlar bu büyük inanç ve kültürün dedeler, babalar
ve bilge kişilerle beraber en önemli taşıyıcıları olmuşlardır,
tarih boyunca. Alevilik, Alevi halk ozanlarının şiirleri,
yaşamları, düşünce dünyaları tam incelenmeden tanımlanamaz,
açıklanamaz. Bu felsefenin derinlikleri, inanç özellikleri,
düşünce boyutları halk ozanlarının paha biçilemez eserlerinde
saklıdır. Deyişler, düvazlar sadece güzel edebi metinler olmayıp;
bu şiirler altında çok ama çok önemli kültür ve inanç sembolleri
gizlidir. Ama bugüne kadar Anadolu, Türk ve Alevi Bektaşi
İnanç ve Halk kültürünün temeli olan ozanlarımızın şiirleri
tam anlamıyla incelenmemiştir. Bu konudaki derli toplu halkbilimsel
araştırmalar sınırlıdır. Aynı şekilde Cumhuriyet dönemi ve
günümüzde bu köklü geleneği sürdürme uğraş vermiş / veren
ozanların ve Alevi Halk Ozanlığı geleneğiyle ilgili sistemli
çalışmalar ya yoktur ya da çok azdır.
Alevi
Bektaşi kurum ve kuruluşlarının yapması gereken ana çalışmalardan
birisi de aslında bu konu olmalıdır. Zaten devletin bu konuda
ciddi bir çalışma yapmadığı ortadadır.
Günümüzde
hala bu büyük geleneği sürdüren ozanların varlığı inkar edilemez
bir gerçektir. Bugün de yine aynı felsefeyi onların eserlerinde
görmek mümkündür. Günümüzde birçok halk ozanı; Yunusların,
Pir Sultanlar'ın yolunu sürdürmeye çalışmaktadırlar. Şimdiye
kadar sürekli ihmal edilmiş bu değerli insanların fıkirlerinin
derlenmesi bir zorunluluk, bir borçtur... Bu nedenle yaşayan
Alevi Halk Ozanlarının görüşlerini söyleşilerle almak; oluşturdukları
en son eserleri derlemek, Aleviliğin günümüzdeki sözlü geleneksel
ürünlerini belgelemek, gelecek kuşaklara aktarmak bakımından
son derece önemlidir.
Bu
düşünceden yola çıkarak, son 6 yıldaki çalışmalarımda bu konuya
da ağırlık vererek; birçok halk ozanımızla söyleşi yaptım,
yapmaya devam ediyorum; Bugün kendisine halk ozanı diyen/denilen,
bu geleneği sürdüren/ sürdürdüğü söylenen kişilerin duygu,
düşünce dünyalarına inmek gerekiyordu. Bu insanlar şu anda
ne haldedirler, Alevilik/Bektaşilik, din, inanç, ozanlık,
çevre, yaşam, ölüm, Türkiye, değişen değerler hakkında neler
düşünüyorlar? Bu soruların yanıtlarını kısmen de olsa almak
maksadıyla elli halk ozanımızla söyleşiler yaptım. Yapmaya
da devam ediyorum. Bu çalışmamı kitap halinde de yayınlamak
düşüncesindeyim. Bu çerçevedeki çalışmalarım içinde; Türkiye'de
bu köklü geleneği sürdürmeye çalışan Aşık İhsani'yle yaptığım
söyleşiyi sizlerle paylaşmak istedim. Umarım bu çalışmalar
yararlı olur.
Türkiye'de
halk ozanı denince ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Birçok
kitabınız yayınlandı, sizinle birçok kez röportajlar yapıldı.
Fakat ben yine de sizden yayınlanacak kitapta kalıcı olması
için yaşam öykünüzü yine sizin ağzınızdan ayrıntılarıyla almak
isterim.
Türkiye'de
sosyalist harekette yer almış bir ozanımızsınız, niçin sosyalizmi
seçtiniz? Kendinizi niçin sosyalizme yakın buldunuz da türlü
zorluklara karşın bu düşünceyi hala savunuyorsunuz? Türkiye'nin
yönetimden kaynaklanan sorunlarını şiirlerinizle, eylemlerinizle
çok çarpıcı şekilde yansıtmaya, dile getirmeye çalıştınız.
Sizce temel sorun neydi ve nedir?
Babam
Diyarbakır 'da öldügünde ben 3 yaşındaydım..Dul ve yoksul
anamın boynuna bir hükümlüye takılan zincirler gibi takılakalmışım.
Diyarbakır'da o ara kıtlık da vardı. Kim / kimsesizlik, yok
/ yokluk... Anamın belini boynunu bir iyice bükmüştü... Buna
karşın anam zaman zaman, Muş / Varto'lu Seyit Mehmet Baba'nın
kızı olduğunu söyler söyler övünürdü...
Altı
yaşıma basmıştım. Anamın kendisi şöyle dursun, beni bile besleyemiyordu.
Bu nedenle açlıktan ölmeyim diye beni bilmediğim köylere,
adamlara gönderdiydi.İşte bu nedenle, çok istediğim halde
okula gidemedim.
Günler,
aylar, yıllar geçip gidiyordu. Çalışıyor, eziliyor, büyüyordum.
Çalıştığım köyler, adamlar Alevi değildi. 17 yaşıma basmıştım.
Erzurum'da benim gibi birini tanıdım. Adana'ya gidecekti.
Atladık trene vardık Adana'ya. İş miş aradık hak getire...
İş bulamayınca Mersin'den bir vapura atlayıp İzmir'e İstanbul'a
vardık.. ve... Büyükçekmece / Mimarsinan Köyü'nde bir iş bulup
çalıştık. İki yıl yer altından kömür kazıp çıkardık. Maden
ocağı kapanınca İstanbul / Topkapı dışındaki kara lastik fabrikalarında
çalıştım. Bu arada beni askere alıp, Erzurum'a gönderdiler.
Askerlik
dönüşü elime bir saz geçirip tellerine vurdum... vurdum...
şiirciklerimi oluşturdum.
Diyarbakır'da
on dolayında Alevi köyü vardı. Halen de var. Dedeler gelir
saz çalar söyler giderlerdi. Dede olayını çocukluğumda duymuş,
görmüştüm.
Yaşadığım
çeşitli olumsuzluklardan dolayı sazı tek başıma çaldım. Çaldım,
çaldım az da olsa birşeyler öğrendim. Kendimi Anadolu deryasına
attım. Dolaştım çaldım, dolaştım. Bir ara yolum Ege'ye, Manisa'ya
düştü. Ünlü Manisa Tarzanı'yla tanışıp yanında bir ay kadar
kaldıktan sonra Uşak'a vardım. Saza sarılırken kafamızda Güllüşah
adlı bir kız adı katılmıştı. Ona aşıkmışım gibi türkülerimi
onun adına yapıyordum. Onun adını söylüyordum. Uşak'ta birkaç
gün kaldım. Bir ara mahpusane müdürü aldı beni evine götürdü.
Bir iyice karnımı doyurduktan sonra, sana Güllüşah kızı bulduk,
dedi. Kızı aldı bana gösterdi. Kız güzeldi ama kafamdaki Güllüşah'a
benzemiyordu. Baskı yapıldı. Kızı nikahlayıp hemen saz öğrettim
ve.. Güllüşah adını ona verdim, Anadolu'ya attık kendimizi.
Yıl 1957 idi. Olduk Aşık İhsani ve Güllüşah. Halk hemen bizi
tuttu, ilgi üstüne ilgi gösterdiler...
Bunu
duyan, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre kitaplarını
çıkaran kitapçılar bizi, geldi aldı ve ilk ilk kitabımız çıktı,
Aşık İhsani ve Güllüşah.....
1958'de
Ankara Radyosu, Yurttan Sesler şefi Muzaffer Sarısözen bizi
de programa aldı. Çarşamba günleri Güllüşah'la karşılıklı
saz çalıp türküler söyleyince halkın ilgisini daha çok çektik.
Bu
arada Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes
ile tanıştırıldık. Uzun zaman gürüştük. Onlara şu türküyü
söyledik:
Hey ağalar bahtiyarız mesuduz
Evvelallah
sonra Demokrat Parti
Her köşesi cennet oldu yurdumuz
Evvelallah
sonra Demokrat Parti
Nice
istasyonlar nice garajlar
Nice
fabrikalar nice barajlar
Yapıldı
düz oldu keskin virajlar
Evvelallah sonra Demokrat Parti
Sırılsıklam
cahildik. Ama sazımızı türkülerimizi sürdürüyorduk.
27 Mayıs 1960 darbesi yapıldı, askerler geldi, kaldı. Bir
ara Ankara Radyosu'nun üst katında, üçüncü Tiyatro salonunda,
Türk Ocakları'nın 51. Yıldönümü töreni yapıldı. 27 Mayıs'ın
Başbakanı Fahri Özdilek ve kordiplaması (büyükelçiler, konsoloslar)
ve ötekiler vardı. Sanatçılar geç kalınca beni aradı buldu.Sahneye
çıkardılar. Saçım sırtımı, sakalım göğsümü dövüyordu. Kendime
öz bir biçimde bir urba giyiniktim, ayakta saz çalıyordum
o zaman. İlk, yeni yaptığım türkümle girdim;
Nedendir
be koca Tanrı
Ben
ölüyom sen ölmüyon
Dünya
oluştu olalı
Ben
ölüyom sen ölmüyon
Anlamak
isterim önce
Bunlar
doğru mudur sence
Vaktim
saatim gelince
Ben
ölüyom sen ölmüyon
Neden
benim malım yoktur
Senin
mülkün benden çoktur
Üstelikte
adın haktır
Ben
ölüyom sen ölmüyon
İhsani'yem
için için
Bak
şimdi anladım niçin
Allahsız
olduğum için
Ben
ölüyom sen ölmüyon
Der
demez, Başbakan ayağa kalktı ve tüm gücüyle bağırdı: "atın
şu komünisti oradan .." Tabii kor diploması şaşkın .. ne olduğunu
öğrenmeye çalışırken ben karakolda ...
Yaklaşık
bir yıl sonraydı. Türkiye'nin dışırıya tanıtılması için kısa
metrajlı bir film yapılacaktı. Filmin yapımı Fransızlar'a
verilmişti. Yönetmen beni, Güllüşah, küçük oğlumuz Garip'i
aldı, Ürgüp Peribacalarına gidildi. Film yapıldı.Ve.. bu film
Avrupa'da beş ödül aldı.
1962'de
milletvekilleri maaşlarını artırmaya kalkıştı. Duyunca hemen
yanıma birkaç halk ve halk ozanını aldım, parlementonun içine
kadar gidip protesto ettik, maaşları geri aldırdık..
Bu
arada Belçika Kültür Bakanı Türkiye'ye geldi. Kültür Bakanımızla
görüşürken oradaydım ve kendisini bizim fakirhaneye davet
ettim. Ertesi günü akşamı 25 kişi çıktı yemeğe geldiler...
Bakanın adı Artur Olot'tu. Adam ülkesine gidince ünlü dergilerdinde
şu başlıkları okuduk; "Türkiye'de üç şey ilgimi çekti.
Bir, her kesimin Atatürk'e sarıldığını, 2. Parlementoda eski
Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a af teraneleri. 3. Saçı sakalı
gibi up / uzun görüşlü Aşık İhsani... "
Bir
ara birileri, İngiliz Parlementosu'nu yıkan Mendy isimli bir
fahişeyi getirdi, Hilton Oteli'ne koydu o.luğu açtı. Haber
aldım ki, bizim milletvekileri kız için sıraya girmiş, parlemento
bomboş kalmış. Başbakan İsmet Paşa'ydı. Hemen birkaç pankart
hazırladım, eşimi çoçuğumu da aldım doğru Hilton'un önüne
gittim "Defol evine, mevine" diye protestomuza başladık. Ertesi
gün basın yazınca Mendy uçtu.
Türkiye
İşçi Partisi kurulmuştu. İşçim, köylüm, açlık.. falan diyorlardı.
Ben de bunları şiire döktüm. İlk yazdığım devrimci şiirim
şu oldu; "Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar / Geliyoruz,
geleceğiz, yakındır" ve öteki devrimci şiirlerim peş peşe
oluştu.
Bu şiirleri yazarken cehaletim sürüyordu, ama yazıyordum.
Bıçak kemikte... Nazlı.. Ağasız dünya...... derken "Ağalı
Dünya" adlı kitabım çıktı. Ve eski dostlar düşman oldu, yeni
dostlar edindim.
Çetin
Altan Milliyet'teydi. Birkaç şiirimi almış yayınlamıştı. Ağalı
Dünya durmadan bitiyor, ben durmadan matbaalara gidiyor yenisini
çıkarıyordum. Böylesi bir günde, hanım şairlerden Sennur Sezer
beni aldı İstanbul dışına çıkardı. Geziyorduk. Sennur bir
ara, bak İhsani, Çetin Altan burada oturuyor. Gel istersen
gidelim, dedi. Akşamdı. Vardık. Çetin rakı içiyordu. Bir kadeh
bana da verdi ve "haydi sıhhatine" derken ben kadehimi
az aşağı indirip tokuşturunca Çetin atıldı "kimsin ulan, Sovyetler
Birliği'nden gelmişsin değil mi, bizi denetlemeye geldin,
hadi konuş... " Çetin Altan sonraları benim için çok yazdı.
Yazdıklarım
görülmemiş şiirlerdi. Edebiyat piyasası alak-bullak olmuştu.
Cahil, köyden gelmiş, okul yüzü görmemiş birinin bu şiirleri,
Ağalı Dünya'yı yazdığına inanmadılar. Yüzüme karşı, bu şiirleri,
"kitabı sana Sovyetler Birliği'nden gönderdiler",
deyip deyip duruyorlardı. Böylesini hiç görmemişlerdi. Hele
bir halk ozanınından hiç....
Galata
Köprüsü'nde Ağalı Dünya'yı yüz kuruşa satıyorduk. Bir akşam
üstü kadının biri yanıma yaklaştı; "Pertev Naili Hoca seninle
görüşmek istiyor" deyince tası tarağı toplayıp yola çıktık.
Pertev Naili Hoca adını, Anadolu'da öğretmenlerden duymuştum.
Türkiye'nin tek "halkçılık kürsüsü" profesörüydü. Vardık ki
ne görelim, tüm edebiyatçılar tıklım tıklım salonu doldurmuş,
Hoca'yı ortalarına almışlardı. Hoca'nın elini öptük. Sonra
da Hoca, İhsani, bize bir iki türkü söyler misin, deyince
saza sarıldım, başladım söylemeye... Türkünün bitiminde, Pertev
Hoca edebiyatçılara döndü, evet İhsani bir halk ozanıdır,
der demez ordakilerin tümü birden "ooh" dedi, rahatladılar.
Evet.
Benim gibi cahil birinin görülmemiş bir biçimde devrimci kitap
ve şiirler yazmasına inanmak istemiyorlardı. Bu nedenle Halkçılık
kürsüsü profesörü Pertev Naili Boratav'ı Paris'ten getirdi.
Benim Sovyetler Birliği'nden mi geldiğimi yoksa normal bir
halk ozanı mı olduğumu öğrenmek istediler... Bunların tüm
belgeleri bendedir.
1960'tan
1977'ye kadar bana pasaport vermediler. Ecevit o zamanlar
başbakan ve dostum olduğu halde bana pasaport verilmedi.1977'lerde
bir yolunu bulup Almanya'ya attım kendimi.Halk geceleri ve
televizyonlara çıktım. Bu arada Belçika ve öteki ülkeler de
bana el uzattı, halk gecelerine ve televizyonlara çıkardılar
beni... O ara Avrupa'dan üç de şiir ödülü aldım.
İlk okuduğum kitap Fuzuli'nin "Saadete Ermişlerin Bahçesi"
isimli kitabıdır. Bugüne kadar 24 kitabım yayınlandı. İkisi
yabancı dillere çevrildi. Ağalı Dünya ve Beyaz Köle. Taşplak,
45'lık plak, Longplay ve kasetlerim epey çıktı. Longpleylerimden
biri ABD'de biri de, SSCB'de çıktı.
Eşitlik,
özgürlük, tam bağımsızlık, laiklik, demokrasi, hakça bölüşüm
diyorsunuz her konuşmanızda, eserlerinizde. Bu kavramlar için
Türkiye'de bu kavramları savunduğunu iddia edenlerin gerekli
mücadele verdiğine inanıyor musunuz?
Hayır. İnanmıyorum. Herkes üzerine düşen görevi yapmış olsa
sorunlar daha da azalacaktır. Zaten temel sorun da orada yatıyor
zaten.
Halk
ozanı kimdir, halk ozanlığı nedir?
Halk ozanı halkın yanında olandır. Yani halkın görmeyen gözü,
duymayan kulağı, söylemeyen dilidir. Yani halk bir derya,
halk ozanı bir balıktır. Dahası, halk kır çiçekleri, halk
ozanı bir arıdır. Bir de şöyle diyelim halk ozanı, derin ve
karanlık kuyulara atılan halkını kartal pençeleriyle çıkarıp
apaydınlığa götürendir. Halk ozanının okulu yoktur. Halk,
derdini belasını sevincini söyletmek için ozanını yaratmıştır.
Halk varoldukça ozanı da olacaktır.
Alevilik
Bektaşilik için neler söyleyeceksiniz?
Alevilik vazgeçilmez bir güzelliktir, sevgidir, barıştır,
dostluktur, kardeşliktir ve de zengin bir kültürdür.
Çocukluğumdan
bugüne yüce Alevi halkının itildiğini, kovulduğunu, dövüldüğünü,
öldürüldüğünü, yakıldığını hep duydum, gördüm. Hükümetler
bu yezitliğin, bu işkenceceliğin.. bu yobaz faşist kırıntılarının
yaptığı katliama "dur" demediler. Üstelik göz yumdular yıkılasıcalar.
Yüce
Alevilik oluştu oluşalı hep öyle oldu. İşte, tarihlere beyinlere
kapkara bir leke olarak giren Kerbela.Kana doymayan yezit
kırıntıları daha sonra katliamlarına devam ettiler. Kedinin
ciğere yetişemediği gibi yüce Aleviliğin kültür hazinesini
yaratan şairlere, yazarlara ve Ali'yi sevenlere murdardır
deyip, çivili sopalarla, satırlarla, ateşlerle saldırdılar.
Bu yezit faşist kırıntıları, yüce Alevilik mertebesini, sırılsıklam
cahil kalıp yetişemediklerinden, murdar dediler.
Biz
ne yaptık? Yapabildiklerimizi yaptık. İhanetlerini, yezitliklerini,
katliamlarını saza söze döküp, beyinlere, tarihlere, işledik.
Başka ne yapabilirdik ki; onların hükümeti, onların polisi,
jandarması olunca.
İmam
Ali, İranlıların abarttıkları gibi, durmadan savaşan, kan
döken bir katil değildir.İmam Ali iyilik, kültür sever bir
bilim adamıdır. Sürekli halktan, haktan yana çıktığı için
ona (hak) denilmiş.Bir beyin hazinesidir. İşte size Ali'nin
bir deyimi, "her şey bir şeydir, cahil hiçbir şeydir.. " Bu
söz İmam Ali'nin kim olduğunu göstermiyor mu?
Halk
ozanının okulu yoktur. Halk, derdini-belasını, söyletmek için
halk ozanını yaratmış, içinden çıkarıp önüne katmıştır.
Halk
ozanı halkın duyan kulağı, gören gözü, söyleyen dilidir. Halk
bir derya, halk ozanı balıktır. Yani, halk kır çiçekleri,
halk ozanı arıdır. Türkiye'de halk ozanının özgürlüğü yoktur.
Geçmişteki halk ozanlarıda şiirleri yazmış, gizlemiştir. Sonraları
elden ele okunmuş, bana kadar gelmiştir. İşte, büyük Alevilik
Kültürü'nü yaratan bu şairlerdir.
UTAN
TANRIM
KENDİ
KULUNDAN UTAN
Şu
kullar sultanın kulu diyorlar
Utan
Tanrım kendi kulundan utan
Etli-sütlü
yiyip atlas giyiyorlar
Utan
Tanrım kendi kulundan utan
Fakire
cehennem zengine cennet
Beşerin
başına sarmışsın cinnet
Kula
kul olanda sana ne minnet
Utan
tanrım kendi kulundan utan.
Bu
sözü burada Ademi söyler
Sanmaki
seninle yarenlik eyler
Dünyayı
bölüşmüş paşalar beyler
Utan tanrım kendi kulundan utan.
*****
Allah
allahı seversen
Senden
başka Allah var mı
Yüzün
gördüm hamdulillah
Bana
da maşallah var mı?
Duyduk
ki sen evlenmişsin
Meyrem
anayı almışsın
Oğlan babası olmuşsun
İsai ruhullah var mı?
Sana
netsem ne eylesem
Her ettiğini söylesem
Aleme
ifşa eylesem
Bana
da İznullah var mı?
Sen
bir cennet yaptırmışsm
Mümin
kullar girsin diye
Cehennemi
neden yaptın
Ey
akılsız koca tanrı
Ali
ile bir oldunuz
Bir
mektepte okudunuz
Ali
oldu hafızkelam
Sen
okursun hece tanrı
Türkiye'nin
tek kültürü Alevi Kültürü'dür. Çünkü, davul zurna Pakistan'dan,
ut, darbuka, cümbüş Araplar'dan, gitar İspanya'dan, keman
İtalya'dan... Ötekiler şurdan burdan geldi Türkiye'ye. Alevilik
ise bir yoldur. Kültür yolu hazinesidir. Ve de erişilmez,
bu topraklara özgü bir kültürdür. 1979'da, Türkiye'ye göre
dünyanın dibi olan Avusturalya Kıtası'na gittiydim, çağrılmıştım.
Baktım ki ne göreyim. Bir parça ekmek karşılığı, Alevi halkı
Avusturalya'ya da gitmiş.
Ekmek
Leyla oldu bre dostlarım
Mecnun
oldum ardı sıra gezerim
Dostlara hasret türküleri söyledim. Sonra da dertlerini belalarını
hasretlerini, oturup bir kitap yazdım; "Beyaz Köle" yi yazarken
Pülümürlü Hıdır geldi, sordum: "Buraya geldiğinde ilk işin
ne oldu?", "Ölü babamı aramak oldu. " dedi. "Anlamadım"
deyince yeniden girdi: "Ben çocukken, köyde babam öldüğünde,
komşular ağız birlik, babamın öte dünyaya vardığını dedilerdi.
Ee burası dünyanın ötesi olduğuna göre babamı neden aramayak
ki. " İşte yüce Aleviliğin yeni bir kültürel yanı daha: Bektaşi
mizahı... Bu olayı Cumhuriyet, ve başka gazeteler de yazdı.
Avustralya'nın, Türkiye'ye göre dünyanın dibi olduğunu anlatan
harika bir deyim. Aleviliğin bir dehasıdır bu.
Türkiye'de
halk ozanlarının temel sorunları nelerdir?
Halk
ozanı ekonomik gücü ve özgürlüğü olmayan bir kültür adamıdır.
En
çok sevdiğiniz, beraber olduğunuz, dost olduğunuz diğer ozanlar,
yazarlar kimlerdir?
Halkının
sömürülmesine karşı çıkan tüm ozanları, yazarları, çizerleri
seviyorum.
Geçmişe
baktığınız zaman, bir halk ozanı olarak sosyalist hareketteki
yerinizi bize bugün tarafsız olarak değerlendirebilir misiniz?
Günümüzdeki durum nedir, siz neler yapıyorsunuz?
Bugün
genç olsam yeniden Demokratik Sosyalizmin gelişmesine katkıda
bulunurdum. Bu konuda mahpusluk kapıları yeniden bana açlsa
bile. Türkiye halkının kurtuluşu bu sosyalizmdedir, bu kesin.
OZANIN
KİTAPLARI : Aşık
İhsani'nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960); Ağalı Dünya
(1964); Yazacağım (1966); Bakalım Hele (1967); Ozan Dolu Anadolu
(gezi, 1974); Vur Ağanın Başına (1975); Beyaz Köle (1985),
Düş Değil Bu (2000)
BİLMECE
Tam
otuz keredir evlendim, bana
Her
gelen kız, giden dulu arattı,
Genç aldım, yaşlıyı boşadım yine
Her gelen kız, giden dulu arattı.
İstemem geleni göklerden inse
Bayramlar
ederim gidenim dönse
Talihim
mi böyle bilmem nedense
Her
gelen kız, giden dulu arattı.
Tersine gelene yoldaş oldum ben
Gelen
güzel, gelen taze, gelen şen
Gelen
ömür fakat bunlara rağmen
Her
gelen kız, giden dulu arattı.
İhsaniyem
fazla gelmişken dünkü
Yetmez
gibi çıktı geldi bugünkü
İstemem
bir daha gelmesin çünkü
Her
gelen kız giden dulu arattı.
(Her gelen kız yeni yıldır / giden de eski yazılar)
GELİYOR
Geliyor
heyyy bire dostlar geliyor
Koca
halkım kalka kalka geliyor
Yıkılası
zorbalığın üstüne
Her
bir yandan aka aka geliyor
Yivli hançer gibi sıyrılmış kından
Ne
ölüm korkusu ne de bir zından
Ortaçağın
kahpe karanlığından
Kurun
gibi çıka çıka geliyor
Poyraz
yemiş sarı siyah yüzüyle
Her
cümlesi küfür dolu sözüyle
Çanağından çıkmış iki gözüyle
Aç
toprağa baka baka geliyor
Köylüsü
kentlisi ederek toyu*
Bir
elinde kitap birinde oyu
Kendisinden
olmayanı yol boyu
Ateşleyip
yaka yaka geliyor
Vakti
gelmiş durmaz olmuş yuvada
Bir ayağı dağda biri ovada
Sağları
rüzgarda eli havada
Yumruğunu
sıka sıka geliyor
*
Toy düğün anlamına gelir
YETİŞİN
Yetişin
heyy arkadaşlar yetişin
Memleketi
zulüm aldı yetişin
Zulmun
arkasına geçen deyyuslar
Tepemizde
fazla kaldı yetişin
Politik
cambazlar sarıldı dine
Derviş
Vahdetiler hortladı yine
Demokrasi
denen yerin dibine
Faşizm
kökünü saldı yetişin
Güveni
müveni kalmadı canın
Haddi-hesabı
yok dökülen kanın
İktidar
partisi anayasanın
Kitabını
yere çaldı yetişin
Ayaklar
altında çiğnendi haklar
Sorumlu
kürsüde gerçeği saklar
Arpası
irice gelen uşaklar
Birer kuduz köpek oldu yetişin
NAMAZ
KALDI
Mehmet
askariden aylık alıyor
Altı
nüfus, ve kirada kalıyor
Mehmet
ya evliya, ya ad çalıyor
Çiftetelli
oynamaya az kaldı
Her
şeye zam geldi bir namaz kaldı
Tok
olanlar yedi, daha tok oldu
Hırsız
daha hırsız, dönek çok oldu
Orta
direk vardı, tümden yok oldu
Çiftetelli oynamaya az kaldı
Her şeye zam geldi bir namaz kaldı
Muhalefet
geri-meri esiyor
İktidar-miktidar
hava basıyor
Borçlar gırtlağa dayandı kesiyor
Çiftetelli
oynamaya az kaldı
Her
şeye zam geldi bir namaz kaldı
Sivaslı
küçük bir kızın dramı. (Ödül aldı)
Anam
Gül komuş adımı
Hani
neden gülmüyom ben
Şu
insanlar sanki diken
Bunu
doğru bulmuyom ben
Sabah
erkence kalkıyom
Uykusuz yola çıkıyom
Elin
işine bakıyom
Bi
dakka boş kalmıyom ben
Babam
kız git çalış diyo
Anam
buna alış diyo
Sonra
da gel gülüş diyo
Çok
istiyom ölmüyom ben
Ne
bi yeni pabıç giyom
Ne
bi lokma datlı yiyom
Kaç
oldu hastayım diyom
Bi
gün eyi olmuyom ben
Ne
okuyom ne yazıyom
Ne oynuyom ne geziyom
Bazı herkese kızıyom
Ne
olacam bilmiyom ben
DÜŞ
MÜ
Dün
gece düşümde gördüm dostlarım
Dersimliler
birden bire yürüdü
Kimi
eşeğini kimi kazını
Tepe
bayır süre süre yürüdü
Kiminin
sıkılmış nasırlı eli
Kiminin
kimine dayalı beli
Afyon’dan
Ağrı’dan bir insan seli
Kaya kaya dere dere yürüdü
Kiminin
sırtında baltası çulu
Kiminin
dağlara çevrili yolu
Samsunlu
İzmirli tüm Anadolu
Bölge
bölge sıra sıra yürüdü
Kimisi yaşlıca kimisi ergen
Kimi
dev yapılı azimli girgen
Kiminin
uyy babo elinde dirgen
Bıyığını bura bura yürüdü
Tok
davul sesleri güm dedi yer yer
Herkesin
alnında şapır şapır ter
Kiminin
ağzında yeni bir haber
Ötekine
vere vere yürüdü
Kimisi
sarılı çıplak bir taya
Kimisi göğsünü eylemiş kaya
Koca halkım bir aydınlık bulmaya
Karanlığa
vura vura yürüdü
BALTA
Odun
kırıcıydı adı İlyas'tı
Yanaştım
yanına yüzünü astı
İşin nasıl dedim bir küfür bastı
Arkasından
baltasını biledi
Bana bak arkadaş dedim, dedi ne
Dedim
sen bir vatandaşsın, dedi he
Dedim
kanun var, dedi çekil be
Arkasından baltasını biledi
Dedim
ilin nere senin, dedi Van
Dedim
çoluk çocuk, dedi sekiz can
Dedim
düzelecek, dedi ne zaman
Arkasından baltasını biledi
Dedim
yoksulluğun ocağı söne
Açıldı
gözleri atıldı öne
Dedim
dur bakalım, dedi ne güne
Arkasından
baltasını biledi
SAVAŞ
ALANI
Vurulmuştu
nefes nefes uyandı
Ölenlerden
arta kalan tek candı
Çabaladı
dizlerine ayandı
Kalktı
kalktı kalktı çaresiz
İmkan bulsa uçacaktı yurduna
Yem
olmadan dağ başının kurduna
Bir geleni varmış gibi ardına
Baktı
baktı baktı çaresiz
Çömeldim
yanına kaldık tek teke
Bir şeyler diyordu can çeke çeke
Aldığı
yaradan kan leke leke
Aktı
aktı aktı çaresiz
İçten bir titreme almıştı onu
Çıkmıyor
kısıktı sesinin tonu
Akbabalar
dönüyordu boynunu
Büktü
büktü büktü çaresiz
Bırakmıştı
elindeki işini
Yavrusunu yuvasını eşini
Varan
Azrail'e karşı dişini
Sıktı
sıktı sıktı çaresiz
Silahların
parladığı o her an
Çukur
çukur yanıyordu koca han
Böyle cinayetten insanlık çoktan
Bıktı
bıktı bıktı çaresiz
SİVAS
OLAYI
Bak
ne etti Sivas bize
Yetiş
İmam Alim yetiş
Kan
göl oldu çıktı dize
Yüreğime
doldu ateş
Hain
yezit yıktı yaktı
Hükümet
uzaktan baktı
Yeter insan kanı aktı
Yetiş
İmam Alim yetiş
Yüreğime
doldu ateş
Edibe
Sulari çöktü
Akarsu
boynunu büktü
Pirsultan göz yaşı döktü
Yetiş
İmam Alim yetiş
Yüreğime
doldu ateş
Eller
gider iken aya
Biz düştük lanet belaya
Sivas döndü Kerbelaya
Yetiş
İmam Alim yetiş
Yüreğime
doldu ateş
TOPRAĞA
NE EKTİYSEM
Ne
ektiysem onu biçtim
Şu üç dönümlük tarlaya
Elma ektim pekmez içtim
Şu
üç dönümlük tarladan
Bir
dönüme sevgi ektim
Çevresine barış diktim
Kucaklar
dolusu çektim
Şu üç dönümlük tarladan
Bir
dönüme hızlı daldım
Bir
yılda dört ürün aldım
Altın
buldum elmas buldum
Şu
üç dönümlük tarladan
Bir dönümü kırmızı nar
Biri
pamuk biri pancar
Fındığım
var zeytinim var
Şu
üç dönümlük tarladan
Bir dönümü kara üzüm
Üzüm
benim iki gözüm
Portakala
güldü yüzüm
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönümü benim yurdum
Yurduma
bir okul kurdum
Gül
kokladım bal yoğurdum
Şu
üç dönümlük tarladan
Bir
dönüme yağmur verdim
Yağmura bol güneş serdim
Oğlanı
kızı everdim
Şu
üç dönümlük tarladan
ÇEKECEK
Memlekette gezinirken yitirdim
Kim
bulduysa versin çekeceğimi
Çekeceksiz
ben kendimi bitirdim
Kim
bulduysa versin çekeceğimi
Zengin
değil yoksula kötü baksın
Kitap değil onu faşistler yaksın
Aydın
değil savcı mapusa tıksın
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Patron
değil işçiye kazık atmaz
Ağa
değil köylüyü alıp satmaz
Meclis
değil enflasyonu yaratmaz
Kim
bulduysa versin çekeceğimi
Siyasetçi değil yalan söylemez
Öksüzün
hakkını yemeyi bilmez
Devlet
bankasını talan eylemez
Kim
bulduysa versin çekeceğimi
Pahalılık
değil yürüsün öne
Hayalici
değil köşeyi döne
Başbakan değildir balonu söne
Kim
bulduysa versin çekeceğimi
YAZACAĞIM
Yazacağım,
bu can tende
Durana
dek yazacağım
Eşitsizlik zincirini
Kırana
dek yazacağım!
Günüm
çıkasıya dardan
Haber gelesiye yardan
Vurguncuyu şahdamarından
Vurana
dek yazacağım
Ağalığın çöküşünü
Gür
suların akışını,
Fakirliğin
kalkışını
Görene
dek yazacağım
Sorumluyum ben çağımdan
Düz ovamdan dik dağımdan
Sömürgeyi
toprağımdan
Sürene
dek yazacağım
Halkım
uyanmasın diye
Gerçekler gizlenir niye
Anayasa'm raftan köye
Girene
dek yazacağım
KAYNAK:
Pir Sultan Abdal Kültür Sanat Dergisi - Sayı 43 / Mart-Nisan
2001 - Sayfa : 55 - 66