Gökbük Tahtacıları

Ali AKSÜT Ali AKSÜT

     16. yüzyıldan bu yana Toroslarda yaşayan Alevi Türkmenler, yerleşik hayata geçtikleri köylerde geleneği sürdürüyor.

Anadolu’nun her yöresi gibi Antalya da değişik kültürlerin inançların yan yana, iç içe yaşadığı bir kentimiz. Bu kentimizde yaşayanların bir kesimi Tahtacı adıyla anılıyor. Kentleşme ile birlikte birçok doğal güzelliğin yanında kültürler, inançlar da eski doğal yapılarını koruyamıyorlar. Biz araştırmacılara, bu doğal güzellikler yok olmadan, yarınlara bunları yazarak, görüntüleyerek belgeleyip sunmak düşüyor. Bu amaçla, çok kısa alıntılarla tarihçesini yazdığımız Tahtacılar'ın yaşadığı bir köye gittim. Çok kısıtlı olanaklarla gerçekleştirdiğimiz bu sununun eksiği noksanı da olacak elbet. Bir gün, ekipler halinde çok yönlü araştırmaların yapılması özlemim. Umarım o günler de gelir.

Antalya’nın Finike ilçesinden 20 km. kuzeyde bir Tahtacı köyü olan Gökbük, Abdal Musa türbesinin bulunduğu Tekke köyüne de aynı uzaklıkta. 1270 nüfuslu. Çevresi Sarıkaya, Sirken Dağı, Kozak, Gülmez ile Kırlangıç Kırı arasına sıkışmış. Gökbük’e girerken sedir, çam, meşe, ardıç, sandal ağaçlarıyla turuçgillerin sarmaş dolaş olduğunu görüyoruz. Yeşil, yeşile uyumlu, kirli kiremit rengiyle evlerin çatıları sanki doğanın doğal bir parçası. Başgöz’den doğan Akçay’ın iki yanında evler ve renkler sevdalılar gibi birbirine sokulmuş.

Bu Türkmen köyünde önce Veli Işık adlı bir dost karşılıyor bizi. Sonradan öğreniyoruzki, Dr. İsmail Kılıç bizim için bir ön hazırlık yaptırmış. Gökbük Muhtarı’nın eşi Yazgülü bacının da gayreti ile kocaman bir salonu dolduruyoruz. Yanımda Dinarlı Yörük Saffet Uysal, Çerkez kızı Ahu Eğriboz'la “Anadolu” adlı yumak oluyoruz.

Gökbüklüler kendilerini Oğuz Türklerinin Üçok kolundan ve 12 Türkmen oymağından Çaylaklardan sayıyorlar. Güneyden Toroslardan gelenleri Balabanlar diye adlandırıyorlar. Batıdan, Söke Aydın üzerinden gelenlere de Karalılar diyorlar.

Gökbük’e ilk Tahtacılar 1400-1500 yılları arası gelmiş, Kattaş denilen yere yerleşmişler. Daha önce burada yaşayan Rumların yanında çeşitli işler yapıp yaşamlarını sürdürmüşler. Yavuz Sultan Selim'in zulmü, yerlerinden yurtlarından bir kez daha oynatmış. Korkularından ormanın içlerine sığınmışlar. Gökbüklü olmuşlar. Dedeleri Narlıdere'den Yanyatır Ocağı'ndan gelirmiş. Beş yıl kadar öncesi ara verdikleri cem törenlerini yeniden başlatmışlar.

"İzmir Doğançay’dan Hasan Ulu dede gelip cemimizi yaptırıyor. Cem için, hiç bir eksiğimiz yok çok şükür”

diyorlar.

Duvarları Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli, Atatürk resimleri ile süslü cemevleri yok; ama evlerde cem yapmaktan kurtulma çabaları var. Kendi girişimleri ile yaptıkları köy konağının bir bölümünü cemevi olarak kullanmayı düşünüyorlar. "Okulumuz araç-gereç yönünden yetersiz, kütüphanemiz yok" diyen köylülerin; okula bilgisayar, köyün girişine köprü, bir km.lik asfalt yol ise, devletten beklentileri.

Bir Tahtacı müzesi için 2850 m² yer ayırdıklarını, müzelik malzemelerini koruduklarını duyunca, duyduklarımı duyurma amacımdan dolayı mutlu oluyorum. Kaymakamlardan, Kültür Müdürü’nden ve tüm devlet kuruluşlarından haklı olarak yardım bekliyorlar. Derneklerin, vakıfların biraraya gelmesini istiyor Tahtacı gençler:

"Bir kültür inanç ağırlıklı televizyon, bir radyo, ucuz, eğitici bir günlük gazete çıkarsınlar, parti parti bölünmesinler istiyoruz. Dernekler, vakıflar birleşirlerse güvenimiz artar. Günahımız birleşmeyenlerin boynuna"

diyorlar.

Gökbük’te ozanlık geleneği bitmiş adeta. Bir semah bile çalan çıkmıyor. Banttan dinlemek beni de kendilerini de üzüyor.

Oysa üçeteklerini giymiş, köyün yaşlı genç tüm kadınları, kızları tülbentlerinin üzerine terlik takıyorlar. Alınlarındaki özgün takının adı çelgi. Çelginin altındaki renk renk desenlerle süslü yazma. Takıları gümüş ağırlıklı, genç kızlar gümüşlük adlı takıyı alınlarından, boy ve karanfil adlı bitkisel takıyı boyunlarından eksik etmiyorlar. Üstlerinde üçeteğin çeşitleri, adı da güzel; balkaymak. Balkaymağın içinde basmadan köynek. Üçeteğin altında ayakkabılarına kadar inen şalvar giyiyorlar. Doğanın, insana sevdalı felsefelerinin ve giysilerinin renkleri birbiriyle öyle barışık ki.

Yaşama sevdalı Tahtacıların mezarlığı da görmeye değer.

Bu yazı, yazarın Cem 31 (1999) 87: 18-21'de »Toroslarda Cem: Tahtacılar« adıyla yayınlanan makalesinin yeniden gözden geçirilmiş şeklidir.

 

Kaynak: Bu makale http://www.tahtacilar.com/ sitesinden alınmıştır