Diaspora'da
Aleviler ve Aleviliğin Geleceği: NEREDEN NEREYE
Dr. İsmail ENGİN
1960'lı yıllardan beri, Türkiye'den Almanya'ya, Avrupa'nın
ve dünyanın diğer ülkelerine çeşitli nedenlerle göç ederek
işçi ve göçmen statüsünde yerleşen, sayıları milyonlarla belirlenebilen
bir nüfus bulunmaktadır. Göç eden nüfus, şu an için bulundukları
ülkelere kendi kültürünü (inancını) de taşımıştır. İşçi (veya
sığınmacı) ya da göçmen konumundaki Türkiyeli nüfusu oluşturan
bireyler, yetiştiği/edindiği kültürden farklı bir kültür çevresinde
yaşamını devam ettirebilecek davranış kalıplarıyla donanmakta,
rolleri üstlenmektedir. Aynı zamanda, göçmen olarak varlığını
devam ettirdiği kültür çevresine farklı bir dil, din, gelenek-görenek,
sanat vb. kültür öğeleri de katmaktadır.
Değişik
nedenlerle Türkiye'den göç ederek diasporada yaşamını sürdüren
Aleviler, açısından ele alındığında, onlar da kendi kültürlerini
(inançlarını), göç ettikleri ülkeye getirirken/götürürken,
yaşamayı düşündüğü kültür çevresine Aleviliğe özgü kültür
elemanlarını kazandırmaktadır.
Temel
okul eğitimini, doğduğu ülkenin dışında alan birey örneğinde
ise, onun, kültürlenme süreci açısından örgün eğitimde farklı-yeni
kültüre özgü davranış kalıplarını edinmedeki sorunlarıyla
karşılaşılmaktadır. Benzer sorunlar, göç edilen ülkede doğan-büyüyen
kuşak için de geçerlidir; ancak kök olarak geldiği kültürde
(Türkiye kültüründe), kendi kültürel kimliğini aynileştirdiği
bireylerin, grupların, cemaatlerin (Aleviler'in) yaşadığı
sorunlardan da farklıdır.
Almanya'ya,
1960'lı yıllardan itibaren yoğunlaşarak süren göç, beraberinde
bugün için sayıları 600 bin civarında olduğu söylenilen Aleviler'e
özgü kültürel "değerler"de hızlı değişmeyi ve bundan dolayı
da giderek artan sorunları gündeme getirdi:
*
Önceleri Alevi cemaati Sünni,Müslümanlığın dışında, Alman
ötekine özgü diğer inanç akımları karşısında şaşırdı; ne yapacağını
bilemez hale geldi.
*
Almanya'ya sanayi toplumuna, sonraları da post-modern topluma
özgü bir Alevilik oluşurken, Aleviler semtte, mahallede, apartmanda
farklı dini ve etnik kökene sahip ailelerle; farklı Alevi
"sürekleri"yle ortak normları yakalama çabası
içerisine girdi.
* Karşılıklı etkileşme ve etkilenmenin getirdiği sorunlar;
uzlaşma kültürünün nasıl yakalanabileceği, oluş(turul)abileceği
sorunları oluştu.
*
Aynı şekilde, kuşaklar arasındaki farklılıklar daha da arttı;
dede-talip ilişkisi, hem göç koşullarından, hem bundan etkilendi.
Dedelerin eğitim düzeyleri, taliplerinin ihtiyaçlarını karşılayamaz
hale geldi. Göç koşullarında, eğitim imkanlarından yararlanan
talipler, bu imkanlardan yararlanamayan dedelerden daha iyi
bilgiyle donandı.
*
Diasporaya göç, dede-talip ve pir-mürşid ilişkisinde kopmalara
neden oldu; talibin atalarının-babasının bağlı olduğu ocaklar,
bu anlamda fonksiyonlarını yitirdi.
*
Diasporada taliplerin büyük kısmı erkanı unuttu.
*
Erkanı yürütmek isteyen talip ise, babasının ya da atalarının
bağlı olduğu ocağa ve onun dedelerine değil de o an için dini
ihtiyacını gideren dedelere bağlandı.
*
Diasporada dedelerin var olan icazetnameleri üzerindeki denetim
kalktı.
Bununla
birlikte, zamanla demokrasi geleneğinde sivil toplum kuruluşlarının
önemini kavramaya başlayan Aleviler, Türkiye dışında sayıca
azımsanmayacak Alevi cemaat(ler)inin yaşadığını görünce ve
diasporada yaşama geleneği, Sünni olanlarla ve Müslüman olmayanlarla
diğer bir deyişle "öteki "yle/"diğeri" yle ilişkileri yeniden
düzenlemeyi gerekli kılınca, birbirleriyle tanışma, birbirlerini
anlama ve sorunlarını birbirleriyle tartışmak, "öteki"ne/"diğeri"
ne kendini anlatmak amacıyla, 1970'lı yılların sonlarına doğru,
örgütlenmeye başladılar ve buna giderek artan bir şekilde
önem verdiler. Klasik örgütlenme modeli olan dergah ve ocak
tipi örgütlenmeler, diasporada sivil toplum kuruluşlarına
dönüştü. 1990'lı yıllarla birlikte cemaatleşmeye giden bir
yola girildi ve dernekler cemevlerine; politik merkezlerden
ziyade dini merkezler haline gelmeye başladı.
Bu
arada medyanm etkisiyle tanınmayan, bilinmeyen yabancı ve
öteki olarak görülen hususlar, Alevi ailesinin, hanesinin-evinin
içine girdi. Öteki(leri)ne özgü hususlar, kültürel kalıplar,
gündelik yaşamın her aşamasında sanki doğal bir parçası haline
geldi. Bu durum, Alevi cemaatinin, ailesinin öteki (ler) karşısında
gelenekselleşmiş kalıplarını zorladı. Beraberinde Aleviler'in
birbirleriyle olan ilişkilerinde ve dini yapısında gevşemeler
olduğu anlaşılınca, gevşeyen ilişkilerin yeniden kurulması,
sık(ı)laştırılması gerekliliğinin önemli olduğu görüldü. Dernekler
birbirleriyle ilişkiye geçmenin ve birbirlerinden haberdar
olmanın yollarını aradılar ve üst kuruluşlar kurdular.Bu noktada
da kimi temel güçlükler yaşandı ve onun da en belirgin olanının
iletişim güçlüğü şeklinde kendini gösterdiği ortaya çıkınca,
Aleviler arasında sorun olan iletişimin giderilmesi amacıyla,
medya araçları (yayın organları, dergiler) oluşturuldu.
Küreselleşme
çağının en önemli medya aracı olan "İnternet"ten yararlanılmaya
başlandı. Bu bağlamda ardı ardına çok dilli Alevilik siteleri
internet kullanıcısının hizmetine sunuldu. Özellikle internet
kullanımı ve kullanıcılarının yaygınlaşmasıyla, teknolojik
bilgiyi algılama ve kullanma yetisine sahip bir kuşak yetişti.
İnternet ile dünyaya açılan bir Alevi gençliği oluştu. Sınır
tanımayan internet aracılığıyla dünyanın değişik yerlerindeki
Aleviler, birbirleriyle tanışma ve anlaşma, sorunlarını tartışma
fırsatına kavuştu. Ancak, henüz bir tartışma kültürü oluşturulamadı.
(İdeolojik-politik boyuttaki tartışmalar, şu an için bunun
oluşturulmasına fırsat vermiyor. İnternet tartışmaları, "biz"
grubu içinde değerlendirdiğiyle veya "öteki"yle henüz olgun
bir düzeyde devam etmiyor. Tartışmalar, uzlaşmacı nitelikten
çıkıp ayrıştırmacı niteliğiyle ve rasgele yürütülüyor. İnternet
tartışmaları ve kültürü, metodolojik ve sağduyulu bir çerçeveye
oturtulabilmiş değil. Sanal dünyanın gizeminde kavramların
oluşturulup kullanılamadığı, tartışmaların sonuçsuz kaldığı
ve saptırıldığı görülmekte.)
Diasporada
yaşama geleneği, yaşanılan ülkenin vatandaşlık haklarından
yararlanma taleplerini doğurunca, Aleviler, yaşadığı ülkenin
vatandaşlığına geçmeye başladılar. Böylece, Alevilerin (ya
da Alman Alevilerinin) anayasaya göre vatandaşlık haklarından
doğan talepleri, gündemin ilk sıralarına yerleşmeye ve cemaatleşme
ile yasal cemaat olma statüsü tartışılmaya başlandı. "Öteki"nin
kazanımları da göz önünde tutularak, bu, beraberinde okullarda
Aleviliğin bir din dersi olarak nasıl verilebileceği tartışmalarını
getirdi. Eğitim Bakanlıklarına müfredat programları sunuldu.
Burada, Alevilerin ve Alevilik öğretisinin tanıtılmasının,
ötekiyle diyalog ve hoşgörü, dolayısıyla toplumsal uzlaşma
ortamının yaratılmasında başat faktör olacağının altı çizildi.
Bütün bunlar, diasporada günümüz Aleviliğinin nasıl şekillendiğini"
ortaya koyarken, geleceğin Aleviliğiyle ilgili de kimi ipuçları
vermektedir. Öncelikle, diasporada dede-talip ilişkilerinde
yaşanan sorunların giderilmesi, geleceğin Aleviliğinin şekillendirilmesi
için önemlidir. Alevi sivil toplum kuruluşlarında dedeler
cemaatleşme çabalarının tam ortasında olmakla birlikte, geleneksel
fonksiyonlarını yitirmek üzeredir:
*
Dedelerin geleneksel fonksiyonlarını ve cemaatin irşad edilmesini
dernek yönetim kurulları kurslar, seminerler, paneller aracılığıyla
üstlenmektedir.
*
Kaçınılmaz bir gelişim olarak dedelerin toplumsal fonksiyonları
dini ayinlerin yürütülmesi, cenaze hizmetleri ve disiplin
kurullarıyla sınırlanmaktadır.
Ancak, diasporada dedelik kurumunun kendini yeniden inşa etmesi,
cemaatleşme açısından önemlidir:
*
Bunun için de dedelerin ocaklarının yazılı envanteri çıkarılmalı
ve ocakzadeler belirlenmelidir.
*
Dedelerin talibe sunacağı bilgiler güncelleştirilmeli ve derinleştirilmelidir.
Burada kriminaliteyle, uyuşturucu maddeyle mücadeleyi ve bilgili
insan yetiştirmeyi içeren bilgiler, üzerinde durulması gereken
başlı başına önemli konu kümelerindendir.
Önümüzdeki
yıllarda, giderek gevşeyen dede-talip zincirinin halkalarının
kopma ihtimali kuvvetlidir. Almanya'da artık "babamın pirinin
oğlu, benim pirimdir''' hususu pek gözetilmemektedir.
Öte
yandan, değişme kaçınılmazdır ve süreklidir.
*
Dini kuralların değişme karşısındaki durumları, yeniden ele
alınmalıdır.
*
Dini kuralların fonksiyonları korunarak günümüze uydurulmaları-güncelleştirilmeleri
gerekmektedir.
*
Güncelleştirilen kuralların ikrar, musahip tutma, rızalık,
pirlik üzerine inşa edilmelidir.
* Ötekine-diğerine yönelik açıklığın önemli bir göstergesi
ve ibadetin vazgeçilemez önemli bir parçası olan semahlar,
yavaş yavaş etkinliklerin vazgeçilemez bir gösterisi haline
gelmektedir. Semahların ibadetin bir parçası olarak kalmasının
sağlanılması, önemlidir.
Musahiblik,
diasporada tamamen ortadan kalkmış gibi gözükmektedir. Dernek
üyeliği, onun yerine yavaş yavaş fonksiyon olarak geçmek üzeredir.
Görgü cemi artık geçmişin bir parçası halindedir. Görgü cemIerinin
yerini, sivil toplum kuruluşlarının disiplin kurulları almaktadır,
almıştır. Buradaki şikayetler ve savunmalar da sözlü halden
yazılı hale bürünmüştür. Günümüzde, dernek genel kurulları
yönetim kurullarının ikrar alma yerleridir. İkrarın kontrolu,
denetleme kurulları aracılığıyla yapılmaktadır. Rızalık da
derneğe üye olarak kabul edilme süreciyle aynileşmektedir.
Cemevleri,
1990'lı yıllardan itibaren Türkiye'de köylerde, kasabalarda
ve kentlerde inşa edilmeye başlanmıştır, mimari olarak kent
dokusunda yerini almaktadır. Bu gelişmeye paralel olarak diasporada
da cemevleri özel mimari tasarımlarıyla kent siluetinin bir
parçası haline gelmeye başlamıştır ve ihtiyaca cevap verebilecek
uygun mimari oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bugün için cemevleri,
özgün mimarisi ve fonksiyonları açısından geleceğin önemli
bir cemaat merkezi olmaya adaydır.
Bu
bağlamda, cemevlerini bekleyen temel sorunlar da vardır. Örneğin,
cemevleri, bağlı olduğu sivil toplum kuruluşu (dernek) etkisizleştiği
ölçüde, dedesiz ve(ya) talipsiz (cemaatsiz) binalar haline
gelebilir. Ekonomik sorunların, bunların oluşumuna ve gelişimine
nasıl bir ivme kazandıracağı hususu da daha açıktır.
Öte yandan, cemevlerindeki cemlerde, Türkiye koşullarında
yerel özelliklerden kaynaklanan farklı süreklerin, erkanın
yürütülmesinde yarattığı sorunların giderek aşılacağı gözükmektedir.
Özellikle Aleviliğe özgü din dersinin okullarda verilebilme
şansının yüksek olması, yerel özelliklerden kaynaklanan farklı
sürekleri örseleyebilmeye adaydır.
Almanya'daki
Alevi gençlerinin, birşeyler istediği; ama o birşeylerin ne
olduğunu aktarmakta ve onların anlaşılmasında yetersizlikler
çekildiği; kuşaklar arasında diyalog eksikliğinin bulunduğu;
gençlere ulaşılamadığı; onların kültür boşluğuna düştükleri;
kendine has bir Alevilik istediği, zaman zaman da Aleviliği
modalaştırdığı gözlemlenmektedir. Aleviliğin muhtevasının
gençliğe verilmesi, başlı başına temel bir sorun olarak karşımızda
durmaktadır. Çağdaş eğitim metodlarıyla muhtevası belirlenmiş
ve sınırları çizilmiş Aleviliğe özgü konuların, Aleviliğe
özgü din dersleri kapsamında okullarda verilebilmesiyle, gençlerin
söz konusu sorunlarının önemli bir kısmının önüne geçilebileceği
belirtilebilir.
Zamanla
internet kültürünün gençler arasında gelişeceği ve interneti
kullanabilme becerilerinin artacağı; "Post-modern"
bir Aleviliğin koşullarının, internetin cemaat içinde kullanım
oranının yükselmesiyle oluşacağı ve bu tür bir Aleviliğin
günümüz Aleviliğinden farklılıklar taşıyacağı söylenebilir.
Sanal dünyada sivil toplum kuruluşlarının yerini "e-group"lar
almaya aday gözükmektedir. İnternette, herkesin ulaşıp yazabileceği
"forum" lar irşad etme-olma sürecinin bir parçası
olmaya adaydır. Sanal dünyada kamusallaşma olan "site"
ler de burada yerini alacaktır.
Kısaca,
geleceğin Aleviliği ve Aleviler'i bugünkünden farklı olacaktır.
Buna hazır olmak gerekir.
KAYNAK:
Pir Sultan Abdal Kültür Sanat Dergisi - Sayı 43 / Mart - Nisan
2001 - Sayfa: 83-87