Derin
bir sessizliğin perdesi ardına gizler onları; üstüne suskunluğun
merhemini sürer.
Oysa yara derindedir ve sustukça büyümektedir.
Çözüm,
önce kendiyle, sonra kurbanlarıyla hesaplaşmaktır.
Toplumlar da öyledir.
Şimdi
sevimsiz çağrışımlarla kebapçıya dönüştürülen Madımak
Oteli, önerildiği gibi müze olursa Türkiye, hafızasını
yitirmiş bir kazazedenin kendine gelmesi gibi hatırlamaya
başlayacaktır mazisini...
Kindar
bir hesaplaşmaya soyunmak için değil asla...
Tersine
tarihin bu cinnet anından ibret almak ve onu bir daha
yaşamamak için...
Müze,
herkesin susarak ortak olduğu bir katliamı gözler önüne
serecek ve hepimizi o acıların dersine sokacaktır.
Vahşetin
tekrarını, yargı kararlarından çok bu vicdan dersi engelleyecektir.
* * *
Madımak
Müzesi, kışkırtıldığı zaman o güzelim Türkiye'nin nasıl
bir canavara dönüşebildiğini belgeleyebilmelidir.
Müzenin girişinde Aziz Nesin'in Salman Rüşdi tercümeleri
ve ona öfkelenen fanatiklerin "Gün küfrün hesabını sorma
günüdür" başlıklı bildirisi ve Hakikat gazetesi olmalıdır.
Katliam
öncesi yerlerde sürüklenip parçalanan Ozanlar Anıtı'nın
parçaları ortaya konmalıdır.
Asım
Bezirci'nin son imzaladığı kitap durmalıdır bir camekân
içinde...
Uğur Kaynar'ın o cehennemden her nasılsa kurtulmuş askılı
deri çantası ile içinden çıkanlar sergilenmelidir başköşede:
Bir ehliyet... bir paket Bafra... kibrit... eşine hediye
aldığı işlemeli cüzdan ve ölmeden önce üzerine son şiirini
karaladığı kâğıt peçete:
"Öldüğümde / doğduğum yere gidiyorum / Yıllarca süren
bir hasret ve bilinmezliği / işte böyle yeniyorum."
* * *
Belediye
Başkanı'nın "Gazanız mübarek olsun" diyen sesi yankılanmalıdır
bir hoparlörden...
Otel
kapısında deliye dönmüş kitlenin "Asker Bosna'ya" sloganıyla
geri çekilen ve oteldekileri kaderine terk eden askerlerin
süngüleri durmalıdır bir köşede; ibret olsun diye...
İçerde
elde sopa bekleyenlerin cesur, naçar, mahzun resimleri
asılmalıdır duvarlara...
Mahsur
kalanları kurtarmaya gelmişken Aziz Nesin'i görüp "Esas
öldürülecek hayvan burada" diye haykırarak onu linççilere
fırlatan itfaiye erinin kazması da olmalıdır bir yerlerde...
Morgda
yan yana yatan cesetlerin fotoğrafları üzerine Metin Altıok'un
yangın dumanıyla islenmiş gözlüğü ve dizeleri konmalıdır:
"Üzülme Altıok Metin / Hüzünlerle geçen tarazlanmış ömrüne...
/Sen yoğun sis içinde sesi duyulan / uzak çandın bir zaman..."
* * *
Belki
o zaman hafifler yaramızın sızısı...
Gezdikçe
ibret olur, mazimizdeki cinnet; ağlar, ferahlarız. Dinmese
de kayıpların acısı, bir daha acı çekmemek için Madımak
müzesine çocuklarımızı derse yollarız.