Alevilerin
Sesi okuyucuları Ali Çağan’ı iyi tanıyorlar. Sivas yangınını
okuyucularımızla Alevilerin Sesi 66.sayısında paylaşmış bir
dostumuzdur.
2
Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli yangınından kurtulan
Ali Çağan bir katliamın, bir acının tanığı. Ali Çağan ile
bir süreden beri ülkemizde yükselen milliyetçilik paralelinde
Sivas katliamını konuştuk.
-
Sivas’a daha önce gitmiş mi idiniz?
- Banaz ‘da yapılan etkinliklere bir önceki yıl katılmıştım.
O yıl yapılan etkinliklerde inanılmaz bir kalabalık vardı.
Pir Sultan Abdal heykelinin olduğu dağda adeta insan seli
vardı. Hem organizasyonu yapanlar hem de izleyiciler çok mutlu
idiler. İnanılmaz bir coşku ve ilgi vardı. Bu ilgi bu coşkudan
dolayı, demokratik kitle örgütlerinin talebi ile ertesi yıl
yapılacak olan Sivas’taki Pir Sultan Abdal etkiniklerinin
çerçevesi genişletilmişti .
-
Sivas’a tam olarak hangi tarihte gittiniz?
-
Bir çok arkadaş 30 Haziran’da gittiler. Ben 1 Temmuz’da gittim.
Madımak Oteli’nde yer olmadığı için bir arkadaşın evinde kaldım.
- Genel olarak o gün Sivas halkını gözlemleyebildiniz mi?
-
Sokaklarda ilginç bir sessizlik vardı.Hasret Gültekin ile
sohbet etmiştik. Bana halktaki genel bir sessizliğin dikkat
çekici olduğunu söyledi. Ben de bunu hissettim. İnsanlar sessiz
bir şekilde bizi izliyorlardı. Birgün önce şehirde bildiriler
dağıtılmış. Şehir ve Sivas halkı katliama hazırlanıyormuş
ama biz farkında değilmişiz.
-
Saldırılar başladığında nerede idiniz?
-
Hasret Gültekin ve bir kaç arkadaş yemek yemeye gitmiştik.
O sırada 20-30 kişilik sakallı bir grup slogan atarak restorantın
önünden geçtiler. Restorant sahibi korkmuştu. ‘Sizi görürlerse
buraya saldırırlar’diyerek bizi üst kata çıkardı. Grup geçip
gidinceye kadar üst katta bekledik. Sonra Buruciye Medresesi’ni
dolaştık. O gün Cuma idi. Cuma namazına da denk gelmiştik.
İnsanlar akın akın namaza gidiyorlardı. Kentteki genel durumu
anlamaya çalıştık. Sonra da Madımak Oteli’ne gittik. Zaten
bir daha da dışarı çıkamadık.
-
Şehirde 30 Haziran günü başlamak üzere halka dağıtılan bildiriler
var. Bu bildirilerden haberiniz olmuş mu idi?
-
Evet vardı. Otelde beklerken Kültür Merkezi’nin kalabalık
bir grup tarafından basıldığı haberi geldi. Ardından semah
grubundaki ve tiyatro grubundaki gençler şehirde dolaşırken
saldırıya uğramışlar, başlarındaki sorumlu arkadaş onları
saldırganların ellerinde kurtarabildiği ve otele sığınabildikleri
için çok mutlu idi. ’Çocuklarımı ellerinden kurtarabildim’
diye seviniyordu.
O
esnada Turizm Müdürlüğü’nde görevli olduğunu söyleyen birisi
geldi. ‘Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı ile görüşmek istediğini
söyledi. Kültür merkezinde olaylar çıktığını, bizi otobüslere
doldurup buradan çıkaracaklarını ve kurtaracaklarını söyledi.
Ardından da ‘şerefiz Aziz Nesin dünkü konuşmayı yapmasa idi
bu olaylar çıkmazdı’ dedi. Biz ‘kendi aramızda bir değerlendirme
yapalım ve karar verelim’ dedik. İçeride bulunan sanatçılar
ve yöneticiler bu adamın sarfettiği sözden dolayı bu adama
güvenebilmemizin söz konusu olamayacağı kararına vardık. Bizi
otobüslere doldurup saldırganlara da teslim edebilirlerdi.
Oteli terk etmemeye, otelde kalıp bizi devletin koruması kararına
vardık. Sonuç olarak otelde kalıp devletin bizi korumasını
talep etmek en akla yakın çözüm idi. Hepimizin beklentisi
devletin bizi gelip kurtaracağı idi.
Bu
kadar kayıp vermemizin sebebi de devletin bizi koruyacağına
inanmamız oldu zaten. Aziz Nesin, Ankara ile sürekli telefon
görüşmesi yaptı ve yardım istedi. Erdal İnönü’ye telefonun
ahizesinden binaya attılan kaldırım taşlarının çıkardığı sesleri
dinletti, durumun vehametini anlatmaya çalıştı. İnönü’nün
söylediği ‘geleceğiz, sizi kurtaracağız’ oldu.
Saat
17 civarı idi sanıyorum. Aslen Sivaslı olan arkadaşım Celal
Yıldız birinci Sivas olaylarını da yaşamış bir arkadaştır
aynı zamanda.
‘Ben bu Sivas‘ı iyi bilirim. Devlet bizi buradan yarım saat
içinde çıkardı çıkardı. Yoksa bizi diri diri yakacaklar. Hava
kararmaya başlayınca önce arabaları yakmaya başlarlar ardından
da oteli ateşe verip bizi de yakacaklar’ dedi. Bu geç bir
tespit olmuştu, ama yapacak bir şeyimiz yoktu artık.
-
Devlet ve güvenlik güçlerinin durumu nasıldı? Çevre illerden
gelen güvenlik güçlerinin sayısı komik rakamlar 30 40 gibi.
Asker ise kalabalığın arasında karışmış izleyici gibi duruyor.
Devlet orada var mı idi?
- Söylendiğine göre çevre illerden yardım istenmiş. Gelen
yardım 20-30 gibi komik rakamlar. O gün yakındaki çevre köylerden
birinde bir ilçe takımının maçı varmış. Orada olaylar çıkmış.
Sivas merkezdeki polisler de oraya göndermişler. Diğer yandan
Büyük Şehir Belediyesi’nin hazırladığı müsabakalar var. Sivas
şehrinde bulunan bütün kuran kursu ve İmam Hatip Okulu yurtları
tıklım tıklım dışarıdan getirilen insanlarla doldurulmuş.
Bu düşündürücü. Pir Sultan Abdal etkinliği gibi bir etkinlik
organize edilmiş olduğu biliniyor. Şehirdeki güvenlik güçleri
başka bölgelere gönderilerek zayıflatılıyor. Diğer taraftan
ise şehir olay çıkarmaya hazır bir güçle doldurulmuş. Sanki
herşey önceden planlanmış gibi. Bizim sıradan vatandaş olarak
bundan haberimiz olmayabilir ama polisin ve devletin bu organizysyonlardan
haberinin olmaması mümkün mü? Bildirilerin de polise ait fakslardan
çekildiği söyleniliyor.
-
Halkımız milli ve dini duyguları ile oynanınca hemen tahrik
oluyor.Tuhaf değil mi bu? Hassasiyet yüksek. Siz ülkenizi
daha az mı seviyorsunuz bu insanlara göre?
-
Ülkeyi ‘böldürtmeyiz, parçalatmayız’ diyenler ülkenin bu hale
gelmesine neden oldular. Bizler ülkemizi onlardan daha çok
seviyoruz. Ben İsveç’te yaşıyorum. İsveç Devleti’nin halkına
nasıl baktığını biliyorum. Ben kendi halkımın da buna layık
olduğunu biliyorum. İsveç vatandaşından daha azını hakettiğini
düşünmüyorum. Dünyanın en eski medeniyetlerinin yaşadığı o
coğrafyada yaşayan insanlar iyi yönetilmeyi de hakediyorlar.
Ama yönetici durumundaki bir grup halkı birbirine düşman ediyor.
Cehalet ve kompleks insanların kolay tahrik olmalarına neden
oluyor. 15 bin insan dışarıda yangını izledi. Sağduyulu bir
insan çıkıpta bunu engellemeyi düşünmedi.
-
Neden insanlar tahrik ediliyor? Amaçlanan nedir? İsteyen herkes
suç unsuru taşıyan bu tür bildirileri basıp dağıtabilir mi?
- Bu olayları devlet ya kendisi yaptı ya da politikasını uygulayabilmek
için göz yumdu. Herşeyden haberi olan devlet bu olayların
organizesinden nasıl haberdar olmaz? Dönemin İçişleri Bakanı
olaylardan hemen sonra verdiği demeçte ‘çok şükür dışarıdaki
halka bir şey olmamıştır’ diyor. Yakan tarafı cesaretlendirip
onlara moral veriyor. Sivas davasının gönüllerde karara bağlanması
için devletin yargılanması gerekiyor.
-
Mersin olaylarında 12-13 yaşlarında bayrak yakan çocukları
bahane ederek milli hassasiyet yaratıldı. Bir hukuk devleti
var ise bayrak yakma suçuna mahkemeler bakar ve bunun cezası
3 ile 6 aydır. Neden devlet suçluyu mahkemelerine havale etmiyor
da halka havale ediyor?
-
Sivas davası iki ayrı süreçte devam etti. İlk karar Yargıtay’dan
döndü. Birincisinde dinci kesime ödül verilir gibi kararlar
verildi. Yargıtay sonrasında ise mahkeme 33 tane idam kararı
verdi. Mahkeme üyeleri aynı idi. Olayları yapanlar aynı idi.
Bana göre biz bu iki süreçte de kullanıldık. Devlet önce bizi
yakarak kullandı. Yargıtay sonrası ikinci dönemde ise 28 Şubat
süreci başladı. Burada da dincilere gözdağı verilmesi gerekiyordu.
Kısacası iki durumda da devlet bizi kullandı.
- Siz Sivas olaylarını birebir yaşamış bir insansınız.
Son aylarda Türkiye’de yaşanan gelişmeler size neler düşündürüyor
?
-
Devlet istediği takdirde bütün bu olaylara izin vermez ve
durdur. Türkiye’nin Devlet istediği takdirde bütün bu olaylara
izin vermez ve durdur. Türkiye’nin ekonomik ve sosyal durumunda
düzelme olmadığı için, halkın refah durumu giderek kötüye
gittiği için devlet sıkışmış durumda ve bunu örtbas etmek
için böyle bir ortamdan medet umuyor. Biz kardeşçe yaşamak
istiyoruz. Ama toplum bu tür olaylarla kaos içine sürüklenmeye
çalışılıyor, bu durum körükleniyor. Kardeşçe yaşanılan, demokratik
bir toplumda bu güçler istedikleri gibi hortumlayamayacaklar
Bu durum işlerine gelmiyor. Toplumda azınlık olarak gördükleri
herkesi potansiyel suçlu olarak görecek bir psikolojik hava
yaratmaya çalışıyorlar.
Karar
sonrasında mahkeme çıkışında, Sivas olaylarında iki çocuğunu
kaybeden anneye bir gazeteci ‘sevindiniz mi, neler hissediyorsunuz’
diye bir soru yöneltti.
Annenin
cevabı ‘ne sevineceğim evladım’ oldu. ‘Bu karar benim çocuklarımı
geri getirmez. Kaldı ki onların da anneleri var.’