2
Temmuz 1993'te Sivas'ın Madımak Oteli'nde bir grup sanatçı
ve aydının katledilişinin 13. yılı yarın. Kimbilir, belki
geçen yıllarda olduğu gibi "büyük" medyanın "büyük" yazarları
tek satır yazmayacaklar, yakın tarihimizin bu kapkara olayı
üzerine. 13 yıl... Tarih adına çok kısa bir zaman dilimi.
13
yıl öncesinin vahşetini, "nefret üreten bir ayin"e
dönüşmesin diye anımsamayı ve anımsatmayı reddeden liberalleri
var bu ülkenin. Olanı biteni hiç üzerine alınmayan "demokrat"
İslamcıları var. Sanılıyor ki, unutursak eğer 13 yıl
önce olanları, daha kolay olacak birarada yaşamamız!
Oysa,
laik-dindar, Alevi-Sünni, Kürt-Türk falan demeden gerçekten
birarada yaşamak istiyorsak, doğru olan unutmak değil hatırlamaktır
Madımakları. Bugün, orada bir anıt yapılmasını, Madımak'ın
müze olmasını reddedenler, birarada yaşama konusunda samimiyseler
eğer, en önünde yürümeli "Madımak müze olsun" kampanyalarının.
Türbana
geçit verilmemesini zulüm sayanlar, laik çevrelerin bu konudaki
tepkilerine "paranoya" diyenler, o "paranoya"yı besleyen
olaylar dizisini de görmeliler. İnsanların diri diri yakılması
ve bunun din adına yapılmasının dehşetinden beslenen endişeleri
anlayabilmeliler.
Türbanlarına
sahip çıkanlar, yapabiliyorlarsa eğer, yarın herkesten önce
koşmalılar Madımak Oteli'nin önüne. Yaraları hâlâ
kanayan Alevilerin ve laik demokrat çevrelerin "Madımak
Oteli'ndeki insanlık dışı kıyımın vicdanlarımızda yarattığı
utancı hep birlikte temizlemek gerektiğine inanıyor ve Madımak'ın
toplumsal belleğimizde açtığı yarayı da demokrasiye, insan
hak ve özgürlüklerine, eşitliğe, çokkültürlülüğe inanan
kesimlerle sarabileceğimiz! biliyoruz" demelerindeki
erdemli tavıra yaklaşabilmelir.
Katliamdan
iki gün önce, "Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar'ın
çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile
cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği,
yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz
Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar'la
alay edercesine gezebilmektedir. Kâfirler şunu iyi bilmeli
ki: İslâmın Peygamberi'ni ve kitab'ın izzetini korumak için,
bu uğurda verilecek canlarımız vardır. Gün, Müslümanlığımızın
gereğini yerine getirme günüdür" diye bildiriler dağıtılmışsa
eğer; 1 Temmuz akşamı evlere bırakılan "Halkımıza Çağrı"
başlıklı metinlerde "Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede,
İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim
tarafından, 'basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti' adı
altında, Müslümanlar'ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı
olarak kimse saldıramaz.
Biz
Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi
korumakta kararlıyız.
Müslüman
halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam'ın değer yargılarını
alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun
bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar
karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah'a nasıl hesap
vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz" denilmişse; Madımak
"Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu,
Sivas'ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak" sloganlarıyla
ateşe verilmişse eğer, bir kültürel etkinliğin katliama
dönüşmesinin koşulları böyle hazırlanmışsa, birarada yaşama
havasının zehirlenmesinde ve bu zehirin temizlenmesinde
kendisine düşen payı herkes iyi düşünülmeli.
Evet, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, eşitlik
ve çokkültürlülüğün hüküm sürdüğü bir ülkede birarada yaşamak
istiyoruz, ama buna giden yol, başta dindarlar olmak üzere,
herkesin Madımak'ta yaşananların vehametini kavramasından
geçiyor!