Türkiye
tarihine kara bir leke olarak geçen Sivas katliamının üzerinden
13 yıl geçti. 13 yıldır kanayan bir yaraya dönüşen Sivas
katliamı bugün bir kez daha çeşitli illerde düzenlenecek
miting ve eylemlerle lanetlenecek. Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta
yaşanan vahşetin bir daha yaşanmaması için demokratik Türkiye
mücadelesinin yükseltilmesi çağrısında bulunulacak.
Adana’da
dün öğle saatlerinde İnönü Parkı’nda bir araya gelen demokratik
kitle örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler, katliamda
hayatını kaybedenleri anarken; emperyalizme, faşizme, şovenizme,
şeriata ve gericiliğe karşı mücadeleyi devam ettireceklerini
vurguladılar.
‘Sivas’ı
unutmadık unutmayacağız’, ‘Faşizme karşı omuz omuza’, ‘Yaşasın
halkların kardeşliği’, ‘Kahrolsun ABD emperyalizmi’ sloganlarının
atıldığı eylemde ortak açıklamayı yapan Pir Sultan Abdal
Kültür Derneği GYK Üyesi Metin Çelik, 2 Temmuz 1993’ün,
Türkiye’nin aydınlanma sürecinde, geriye düşmenin adı olduğunu
söyledi. Çelik, “Toplumun ileri ve çağdaş birikimi, bu geriye
düşüşün mutlaka muhasebesini yapmalıdır” dedi.
Çelik,
bölgede ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerle, Sivas-Madımak
katliamının daha da anlam kazandığını, katliamı yaratan
zihniyetin bütün kadrolarıyla iktidara taşındığını söyledi.
Mücadele
sürecek
ABD
emperyalizminin bölgede ortaya koyduğu politikalar, IMF
ve AB politikaları, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki
özelleştirmeler ve TMY ile ve özgürlüklerin kısıtlanması
nedeniyle 2 Temmuz’u anmanın daha bir önem kazandığını vurgulaylan
Çelik, şöyle konuştu: “13’üncü yılında özgür ve demokratik
bir ülke yaratmak için, Madımak’ta bedenleriyle ateşe semah
duran canlarımızın direnci, bilinci ve inancı, mücadelemize
ışık olacaktır. Sivas katliamının 13. yılında emperyalizme,
faşizme, şovenizme, şeriata ve gericiliğe karşı mücadelemizi
sürdüreceğiz.”
Ankara
Sivaslı Dernekler Federasyonu (ASİDEF) 2. Başkanı Muharrem
Ülger, de, yaptığı basın açıklamasında, “İnsanlarımızın
acısını yüreğimizde taşıyor, 2 Temmuz katliamını kınıyoruz”
dedi. Ülger, “Yüzlerce yıl Alevisi ve Sünnisi ile bir arada,
barış ve kardeşlik içinde yaşadık. Bundan sonra da yaşayacağız”
dedi.
Mitingler
yapılacak
Dönemin
Cumhurbaşkanı Süleymen Demirel’in, “Güvenlik güçleri ile
halkı karşı karşıya getirmeyin” talimatı ile yine dönemin
Başbakanı Tansu Çiller’in “Oteli saran vatandaşlarımıza
bir şey olmamıştır” sözlerinin hafızalardaki yerini koruduğu
Sivas katliamını lanetlemek için bugün bazı illerde mitingler
ve etkinlikler düzenlenecek. Mitinglerin yerleri ve saatleri
şöyle:
İstanbul:
Kadıköy, saat 14.30...
İzmir:
Bornova Cumhuriyet Meydanı, saat 15.00...
Ankara:
Abdi İpekçi Parkı, saat 18.00...
Ordu:
Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu, saat 20.00...
SİVAS
KATLİAMI’NIN YILDÖNÜMÜNDE BİR KEZ DAHA: KATLİAM/LİNÇ POLİTİKALARINA
HAYIR!
Bundan
13 yıl önce 2 Temmuz 1993 tarihinde gerçekleştirilen ve
aydın, sanatçı, yazar, devrimci 35 kişinin diri diri yakılarak
katledildiği Sivas Katliamı sonrasında ortaya çıkan gerçekler,
devletin dinsel gericiliğin arkasına gizlenerek oynadığı
rolü bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Katliamı
unutturmayacak şeylerden biri 35 insanımızın katledilmeleri
ise, diğeri de, ülkemizdeki "katliam-linç" kültürü ve bunun
devletin bir politikası olarak yerleşmesidir. Bu şu demektir:
Ülkemizin mutluluğunu, halkın barış ve kardeşlik içinde,
eşit, özgür ve birarada yaşamını savunun insanların her
an yeni bir katliam ve linçle karşılaşmaları kaçınılmazdır.
Hatırlayacaksınız
ki, ’80 darbesinin hazırlık aşamalarından olan Maraş ve
Çorum katliamları, bugünkü adıyla "derin devlet" tarafından
desteklenen gerici/faşist güruhlar tarafından gerçekleştirilmişti.
Toplumsal muhalefet dalgasının yükseldiği 1980 öncesi yıllarda,
yükselişin önüne set çekmek isteyen egemenler, harekete
geçen emekçi halk içinde Alevi-Sünni ayrımını körükleyerek,
toplumu bu yapay ayrım temelinde bölerek, varlık temellerine
yönelmekte olan tehlikeyi savuşturmayı hedeflemişlerdi.
Sivas
Katliamı, sayıları yarım milyonu aşan işçilerin toplu sözleşme
görüşmelerinin tıkandığı ve kamu emekçilerinin grevli-toplu
sözleşmeli sendika hakkı için eylemlerini yaygınlaştırdıkları,
bir süreçte gerçekleşmişti. SHP-DYP koalisyon hükümetinin
içinde debelendiği politik krizden kendi olanaklarıyla çıkamayacağı
artık iyice gün yüzüne çıkmıştı.
Ülkemizde her krizin faturası emekçi halka çıkarıldığı gibi,
acıları da halkımız yaşamaktadır. Artık bir devlet politikası
haline gelen ve ırkçı,şoven, gerici bir toplum yaratma anlayışıyla
gerçek bir hesaplaşma yaşanmadığı; halkın barış ve kardeşlik
içinde birarada yaşama umudu yükseltilmediği; özgür ve demokratik
bir Türkiye yoluna girilmediği sürece insanlık barbarlık
içinde çöküşe doğru yol almaya devam edecektir.
Bir
kez daha ve yüksek sesle Sivas Katliamı’nı kınıyoruz!
DİSK
Genel Sekreteri Musa Çam’ın, Sivas Katliamı’nın 13. yılı
nedeniyle yaptığı basın açıklaması
2
Temmuz 1993'de gerici, faşist güçlerin planlı bir organizasyonuyla
Sivas'ta "Pir Sultan Kültür Etkinlikleri"ne katılan 35 aydın,
sanatçı, yazar, genç, her şeyden önce insan, Madımak Oteli'nde
yakılarak katledildiler.
Kendinden
olmayana, farklı olana, “öteki” sayılana karşı tam bir tahammülsüzlük
ve yoketme histerileriyle dolu olan bu gerici oluşumların
ilk “çıkarması” değildi Madımak. 80 öncesi yine Sivas, Çorum,
Malatya ve Kahramanmaraş’ta onlarca insanımız, kadın, çocuk
denilmeden vahşice katledilmişlerdi.
Devletin
“derinlerinden” üretilen politikalarla birleştirilen ırkçı-gericiliğin
tek hedefi kuşkusuz Aleviler değildi. Geçmişe baktığımızda,
12 Eylül’e giden yolda Türkiye, faşizmin ve gericiliğin
yoğun bir saldırısıyla karşı karşıya kaldı. İçlerinde Kurucu
Genel Başkanımız Kemal Türkler’in de olduğu bütün ilerici,
demokrat insanlara, aydınlara, gazetecilere, işçilere, öğrencilere,
öğretim üyelerine karşı cinayet ve katliamlar düzenlendi;
K.Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da gerici ayaklanmalar çıkarıldı,
mezhep ayrılıkları körüklendi. Yüzlerce insan öldürüldü,
binlercesi yaralandı, sakat bırakıldı.
24
Ocak Kararları’yla ilan edilen, sınırsız bir sömürü anlamına
gelen ekonomik politikalara karşı oluşması muhtemel muhalefet
hareketleri de sınırsız bir terör uygulanarak "zapt-ü rapt"
altına alınmaya çalışıldı.
12 Eylül mevcut sömürü düzeninin onarılmasını hedefledi
ve ekonomik krizin yükünün emekçi halkın üzerine yıkılması
için gündeme getirildi.
Türkiye’de
emekçilerin, işçi sınıfının geleceğinin teminatı olan solun
gelişiminin bastırılması, sindirilmesi ve yokedilmeye çalışılması
politikalarından bağımsız tutmuyoruz Madımak yangınını!
Ve geçmişte ülkemizin aydınlık geleceğini karartan bütün
tertipçilerinin cezalandırılmaları şöyle dursun, “kahraman”
ilan edildiklerine, makamlar ve payeler verilerek mevkilerinin
yükseltildiğine içimiz yanarak tanıklık ediyoruz.
Sivas
Katliamı hala toplumun vicdanında kanayan bir yara olarak
duruyor! Geçmişi kapatmaya ve unutturmaya çalışmakla değil,
onunla yüzleşerek toplumsal barışı sağlayabileceğimiz unutulmamalıdır.
Sivas
Katliamının üzerinden tam 13 yıl geçti. 13 yıl önce 37 insanımız
diri diri yakıldı. Bu olaylar nedeniyle bazı insanlar yargılandılar
ve bunlardan bir kısmı çeşitli cezalar aldı. Fakat hala
olayın öncesinde ve sonrasındaki koşullar, devlet yetkisi
kullanan kamu yetkililerinin sorumlulukları, dönemin hükümetlerinin
idari ve siyasi sorumlulukları, bu olayın toplumsal barışta
yaptığı tahribatlar tam olarak araştırılmış ve tespit edilmiş
değil.
Bazı olaylar sonuçları itibariyle, toplumun gelecekteki
ilişkilerini derinden etkileyen, yaşanan travmayı gelecek
kuşaklara aktaran etkiler yaparlar. Sivas katliamı bu tür
olayların tipik bir örneğini oluşturmaktadır. Şayet olay,
hukuki, siyasi, yönetsel ve toplumsal boyutları ile irdelenmez
ve gerekli önlemler alınmaz ise salt görünürdeki birkaç
sorumlunun cezalandırılması, olayın geleceğe yönelik etkilerini
ortadan kaldırmaya yetmez.
Daha
önce de bu senaryoyu izlemiştik 1 Mayıs 1977 Taksim, Çorum,
Maraş, Gazi katliamları sonrasında ise, Susurluk ve Şemdinli
olayları göstermiştir ki bu olayların gerçek sorumluları
ortaya çıkarılmadan Türkiye’de demokratikleşmeden bahsedilemez.
Türkiye çok kimlikli ve çok kültürlü bir yapıya sahiptir.
Bu yapıda bir arada barış içerisinde yaşamaktan başka bir
seçeneğimiz yoktur. Bu gerçeği Türkiye’deki militarist ve
anti-demokratik güçlere bir kere daha hatırlatmak isteriz.
Ancak görünen o ki bu güçler yeni çıkarılan TMY ’sı ile
Türkiye’yi tekrar karanlık bir döneme sürüklemek istiyorlar.
Türkiye’de
her geçen gün daha çok yükseltilen çatışma ortamı karşısında
Kültürel, dini, etnik ve sosyal farklılıklarımızla bir arada
barış içinde yaşabilmemiz için farklı kimliklerin bütün
haklarının anayasal güvence altına alınması ve devletin
Sivas Katliamı ile ilgili sorumluluğu kabul edilmeli ve
bu çerçevede devletin sorumluluğunun gereği olarak da;
Türkiye’nin
çok kimlikli ve çok kültürlü yapısına uygun yasal düzenlemeler
yapılmalıdır.
Başta mağdur aileler olmak üzere tüm toplumdan özür dilenmelidir.
Katliamda
ölenlerin ailelerinin maddi ve manevi zararları karşılanmalıdır.
Olaylarda
sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında idari ve cezai
kovuşturma açılmalıdır.
Türkiye’de
din ve mezhep farklılığının toplumsal barışı zedelememesi,
farklı kesimler arasındaki güvensizliğin ortadan kaldırılması
ve herkesin (dinsizlik dahil) kendi inancını serbestçe
yaşayabilmesi konularında, devlet-sivil toplum işbirliği
ile projeler geliştirilmelidir. Ayrıca;
İdari
ve yasal tüm mevzuat gözden geçirilmeli, din ve mezhep
ayrımcılığı içeren hükümler mevzuattan çıkarılmalıdır.
Devletin, din ihtiyaçlarını düzenleme anlayışı tartışmaya
açılarak, tüm mezhep ve dinlere karşı eşit uzaklıkta olmasını
sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.
Devlet
içerisindeki dini ve mezhepsel yapılanmalar ve kadrolaşmalar
tasfiye edilmeli,.
Çağdaş,
demokratik ve laik bir devlette esasen var olması gerekli
olan bu hususların gerçekleştirilmesi zor değildir. Önemli
olan sorumluluğun ve eksikliklerin siyasi iktidarlar ve
devlet erkini kullananlar tarafından kabul edilmesidir.
Ancak, konu önemlidir ve toplumsal barışı ve insan haklarını
doğrudan ilgilendirmektedir. Sivas Katliamının 13 yılında;
TBMM'ne, Hükümete ve diğer devlet kurumlarına sorumluluklarını
tekrar hatırlatıyor, 13 yıl önce kaybettiğimiz 37 insanımızı
sevgiyle, saygıyla anıyoruz.