Açık
Oturum: Madem ki Halaçoğlu konuyu açtı hadi o zaman tarih
konuşalım
Türk
Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun geçtiğimiz
haftalarda yaptığı "Kürt Aleviler Ermeni dönmesidir" sözü
üzerine adeta bir fırtına koptu Türkiye'de. Aleviler ırkçılık
yapıyor diyerek protesto ettiler. Bu protesto eylemleri Ermeni
cemaati tarafından üzüntüyle karşılandı. "Ermeni olmak bir
suçmuş gibi algılandı, bu da bizi üzdü" dediler. Aleviler
ise "Biz Halaçoğlu'nu ırkçılık yaptığı için - maalesef Ermeniler
sözü üzerinden hareket ederek- protesto ettik" diyorlar. BirGün'ün
davetiyle yuvarlak masa etrafında yan yana geldiğimiz Ermeniler,
Kürtler ve Alevilerle Halaçoğlu'nun sözleri üzerine bir açık
oturum yaptık. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı
Kazım Genç, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel BaşkanYardımcısı
Ali Kenanoğlu, Agos Gazetesi Yazarı Markar Esayan, yazar Muhsin
Kızılkaya ve Latif Özdemir meselenin ince ayrıntılarına dokundular.
Ortak görüş ise, "Tamamen bir tahrik var".
Son
zamanlarda haklar arası, gruplar arası bir diyalog süreci
başladı, yurttaşlık bilinci ortaya çıktı. Derin devletin talimatıyla
korunan o duvarlardan taşlar ve tuğlalar döküldü. Bir arada
yaşamaktan rahatsızlık duyanlar da Halaçoğlu üzerinden açıklama
yaptılar. Türkiye'yi zora sokmaya yönelik bir tahrik söz konusu.
MUHSİN KIZILKAYA (GAZETECİ YAZAR):
Halaçoğlu 1915'i kabul ediyor Türkiye'de bir sel var ve kapıldık
gidiyoruz. Halaçoğlu çok doğru bir şey yaptı, resmi devlet
ağzıyla 1915'te olayların olduğunu söyledi. "Bir kıyım yaptık"
dedi. Teşekkür ediyoruz kendisine. Acaba Ermeniler neden Kürt
Alevi oldu? Bir insan soykırıma uğramazsa kendi asli kimliğinden
vazgeçmez.
MARKAR
ESAYAN (AGOS GAZETESİ YAZARI):
Bu açıklamalar ırkçılığın son kozu Çatırdayan resmi tarihi
tekrar birbirine yapıştıracak harç lazım, bu harç da bilim
soslu bir yerden geliyor. Bize bunu Halaçoğlu sunuyor. Bu
açıklamalar ırkçılığın son kozu. Bu açıklamalarla toplumu
tahrike yönelik, kimlik ve hassasiyet üzerinden toplumu ayrıştırmaya
yönelik bir politika yürütülüyor.
LATİF
ÖZDEMİR (YAZAR):
Devletin yeniden yapılanması gerek Tektipleştirmek isteyen
bir Anayasa var. Biliyoruz ki bugün söylenenler 1930'lu görüşlerin
söylemi. Dolayısıyla devletin yeniden yapılanması gerekiyor.
Aksi halde bütün bu görüşlerin yıkılması çok zor. Belki yarın
benzer bir açıklamayı TDK yapar, ya da başka bir kurum yapar
bilemeyiz ki...
ALİ
KENANOĞLU (ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI):
Atatürk'ün el yazılarına baksınlar Yavuz'un katliamından önce
Anadolu'da yüzde 90 Kızılbaş Alevi vardı. Atatürk 1919'da
Samsun'a çıkarken Tokat'a geliyor, "Tokat'ın yüzde 80'i Alevi
Bektaşilerden oluşuyor" diyor, "Bizim mutlaka Hacıbektaşi
dergâhına gidip yardım istememiz gerekiyor" diyor. Kendi el
yazısıyla duruyor bu belgeler.
KAZIM
GENÇ (PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI):
Birbirimize saygı göstermemiz gerek Bizim karşı çıkışımız
ırksal yaklaşımaydı. Ayrıca "Maalesef Ermeniler" deyişine
de bir karşı çıkıştı. Bu konuda belki de yanlış anlaşıldık.
Anadolu'nun ihtiyacı olan biz Anadolu insanıyız. Eşitlik içinde
yaşamanın yolu birbirimizin hakkına, hukukuna, diline, dinine
saygı göstermekten geçer.
GÜLŞEN
İŞERİ » Yusuf Halaçoğlu'nun sözleri ve yaptığı açıklamalar
haftalardır tartışılıyor. Tarihçiler, yazarlar, bilim insanları
vs... Sizler de kendi kurumlarınız adına açıklamalar yaptınız.
Bugün bu masada yan yanaşınız. Halaçoğlu'nun açıklamalarının
altında yatan asıl nedeni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kazım Genç: Biz kurum
olarak gereken açıklamayı yaptık. Böyle bir tartışmaya izin
vermemiz gerekiyordu zaten. Çünkü insan insandır diye yaklaşıyoruz
ve bunun aksini gösteren hangi kurum olursa olsun buna karşı
çıkmamız şart. Halaçoğlu'nun tavandaki sorun da bu. 'Bilim
adamıyım' diyor ama aynı zamanda bir devlet kurumunun başında
bir araştırma yapıyor, araştırmanın bilgisini, belgesini de
kamuoyuna sunmuyor. Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilmiyoruz.
Ayrıca Halaçoğlu bir gerçeği de göz ardı ediyor. Anadolu'nun
tarihsel sürecine baktığımızda, yüzlerce yıl ırksal olarak
birçok şey yaşanmış, kültürel olarak bir şeyler almıştır Anadolu.
Ama o bunları da inkâr ederek tek tipleşmeye götürüyor. Bence
din, dil, ırkı birbirine düşürme gayreti var. Aslında Halaçoğlu
özelinde düşünmek de yanlış geliyor bana.
» Biraz yaşadığımız süreçle de ilgili
mi?
Kazım Genç: Evet. Öyle
bir sürece denk geldi ki, Başbakan Erdoğan'ın Bekir Coşkun'a
'git' dediği bir zaman diliminde yapıldı bu açıklama. Bunlar
birbirinden ayrı şeyler değil. Zaten yıllardan beri Anadolu'da
uygulanan politikalar var; bölmek ve parçalamak! Halaçoğlu
bakın ne dedi: "Maalesef Ermeniler". Bu söylemde aşağılık
görme var, bu asla kabul edilebilir bir şey değil. Biz Aleviler
buna şiddetle karşı çıktık.
»
Bir yanıyla da yaptığınız protestolarda Ermeniler tarafından
eleştirildiniz... Yanlış anlaşılma mı vardı?
Kazım
Genç: Buna
benzer tepkiler aldık. "Ne yani, Ermeni değiliz diyerek hakaret
mi ediyorsunuz diyenlerle de karşılaştık. Elbette ki hayır.
Bizim karşı çıkışımız ırksal yaklaşımaydı. Ayrıca "Maalesef
Ermeniler" deyişine de bir karşı çıkıştı bizim ki. Bu konuda
belki de yanlış anlaşıldık.
»
Tehcir döneminde böyle bir durumdan da söz edebilir miyiz?
Kazım
Genç: Anadolu'ya gidin araştırın. Bir çok Ermeni'ye,
tehcir döneminde özellikle yaşı küçük olanlara, mağdur olanlara
kol kanat gerilmiştir. Orada kalan 3-4 yaşındaki çocuk ne
Ermeniliği biliyordu ne Museviliği... Bir Kürt aile aldıysa
Kürt olmuştur, bir Alevi aile aldıysa Alevi olmuştur, onu
öğrenmiştir, onu yaşamıştır. Bu çok doğal. Ama Halaçoğlu'nun
sözlerinde Anadolu'nun renkliliğine karşı çıkış var, buna
cevap vermek gerekiyor. Cevabı da hep beraber vereceğiz.
Muhsin
Kızılkaya: Ben birilerinin ortaya attığı şeyi çürütmek
gayretiyle o noktadan hareket etmenin yanlış olacağını düşünüyorum.
Ortaya atılan tezin yanlışlığına verilen yanıt da farklı bir
noktaya götürebilir. Çünkü çok hassas bir konu. Nitekim öyle
de oldu. Hayır ben Kürt değilim ya da Türk değilim dediği
noktada da, benzer sıkıntılara götürebilir insanı. O yüzden
de hiç buralara sapmamak gerekir; en tehlikeli nokta burası.
»
Neden böyle bir tez ortaya atıldı?
Muhsin Kızılkaya: Bana
göre ırkçılığın son kozuydu. Bunu kullandılar ve baktılar
ki çok alt üst oluşlar olmadı. Ama sonuçları daha sonra göreceğiz.
İNTERNETTE
LİSTELER DOLAŞIYOR
»Listelerden
söz ediliyor, Halaçoğlu'nun elinde böyle bir liste olabilir
mi?
Muhsin
Kızılkaya: Olabilir, o listeler yakında internette
dolaşmaya başlayacak. Nitekim dolaşıyor da. Bana böyle bir
liste geldi. Şu anda Kürtlerin içinde ya da Kürt siyasilerin
içinde yer almış bazı kişilerin Ermeni olduğuna dair isimler
var.
»
Siz de bu isimleri biliyorsunuz o halde?
Muhsin
Kızılkaya: Bazı yazarlar, üst düzey insanlar vs...
Bu liste zamanla hedef gösterilebilir; belki yapılmak istenen
buydu. Irkçılığın son kozunu kullanması meselesi bana göre
önemli bir durum. Türkiye devletinin kuruluş felsefesine baktığınız
zaman bir aşağılanmanın ürünü olan Türk kimliğiyle karşılaşıyorsunuz.
Çünkü Osmanlı İmparatorluğu içinde Türk olmak insanların başını
göğe erdiren bir durum değildi, daha sonra kimliğe büründü.
'Türk olduğunuzu söylemekten utanmayın, çekinmeyin' dediler
insanlara. Tabii ki durum şimdi farklı. 1940'larda insanların,
ilk dönem Cumhuriyet edebiyatını oluşturan yazarların, Kürtleri,
Alevileri, o zamanlarda bile nasıl aşağıladıkları görülüyor.
Dersim'de ayaklanan Alevilere yapılanlar nasıl acıydı... Bunların
amacı, bir döneme kadar, 1960'Iara kadar gerçekten de yekpare
bir Türk milleti yaratmaktı. Biz çok şey istemiyoruz; bu Cumhuriyetin
yurttaşı olmak istiyoruz. Bizi buradan kovmak isteyenlerin
de karşısında olacağız. Yekpare bir ulus değiliz ne yazık
ki, yekpare bir millet de değiliz... Yapmaya çalıştıkları
çok açık; bizi birbirimize düşürmek istiyorlar. Halaçoğlu'nun
yaptığı şeyi 'aman iç savaş çıkartacak' falan gibi zaten düşünmüyorum
ama insanlara 'acaba' sorusunu sordurtmak ve kafaları karıştırmak
istiyor. Kontrol edemedikleri o büyük zihniyet değişimi karşısında
ırkçılığın eski, tam oturmamış olan silahını kullanıyorlar.
Büyütülecek bir mesele olmadığını düşünüyorum. Evet bazı listeler
dolaşıyor ama sükûnete kavuşacak.
BU
POLİTİK BİR SÖYLEMDİR
Latif Özdemir: Çok ciddiye
alınacak bir söylem değil ama böyle düşünceler adının önünde
Profesör yazan birinin tezi olamaz diye düşünüyorum. Hele
hele Tarih Kurumu'nun başındaysa, bu politik bir söylemdir.
Irkı temelden ele alırsak çıkaracağımız sonuç Halaçoğlu'nun
iflas edeceği sonuç olur. Bu yapılan çalışmalarda da Türk
ırkının olmadığı ortaya çıkıyor. Bu konuda Halaçoğlu çok net
olmak istiyorsa, bir rapor elde etmek istiyorsa araştırsın
bakalım. Ama öyle bir yolu tercih etmez; çıkacağı sonuç bellidir.
Bugünkü söylemi de tamamen zırvalamadan öteye gitmiyor. Tarih
olarak yanılıyor.
»
Halaçoğlu'nun açıklamaları bir anlamda da bilinçli yapılmış
olabilir mi?
Latif
Özdemir: İşin açıkçası ciddiye alınacak bir yanı
yok ama yapmak istediği şey açık bir şekilde ortada. Tamamen
politik. Çünkü son zamanlarda haklar arası, gruplar arası
bir diyalog süreci başladı, yurttaşlık bilinci ortaya çıktı.
Derin devletin talimatıyla korunan o duvarlardan taşlar ve
tuğlalar döküldü. Bir arada yaşamaktan rahatsızlık duyanlar
da Halaçoğlu üzerinden açıklama yaptılar. Türkiye'yi zora
sokmaya yönelik bir tahrik söz konusu.
Markar Esayan: Ben de
Muhsin Bey'in söylediği gibi ırkçılığın son kozu olarak değerlendiriyorum.
Bu açıklamalarla toplumu tahrike yönelik, kimlik ve hassasiyet
üzerinden toplumu ayrıştırmaya yönelik bir politika yürütülüyor.
Aslında burada da açmazını görüyoruz, ulus devletin kendisini
kuran düşünceye adeta bir kanser gibi saldırdığını görüyoruz.
Ulus devletin en büyük iddiası bir ulus yaratmaktır. Ulus
devletinin başındaki adamın bu ulus devletinin temeline mayın
koyacak şekilde bir açıklama yapması bana biraz ironik geldi.
Düşünüyorum da, eğer 19 Ocak'ta Hrant öldürülmeseydi, şimdi
bu açıklamalar farkındalık yaratır mıydı?
Kazım
Genç: "Hepimiz Ermeniyiz" lafına herkesten evvel
karşı çıkan biriydi Halaçoğlu...
Markar
Esayan: Ondan evvelsi için söylüyorum bunu; o süreç
yaşanmasaydı, bunlar olur muydu? Hepimiz biliyoruz ki sözünü
ettiği listeler 1820'lerden beri var. Bu ırkçı hareketin bu
listelere dayanarak yapıldığını biliyoruz. Ama daha evvel;
70'lerde, 80lerde 'Sefil Ermeniler, köpek Ermeniler' diye
manşet atıldığı zaman, Ermeniler başta olmak üzere kimse sesini
çıkartmıyordu. Tabii o süreçle bu süreç farklı. Bu anlamda
bunun da olumlu diyalektik bir etki yarattığını düşünüyorum.
Bugün burada konuşmak da bunlardan biri.
HASSAS
YERLERİMİZE MAYIN ATILIYOR
»Kimlikler meselesi aslında çok hassas
bir konu iken kalkıp böyle bir açıklama yapmak şaşırtıcı değil
mi? Ya da çok mu normal?
Markar
Esayan:
Kimlikler meselesi çok yüklü bir şey elbette ki. Halaçoğlu
bunu çok bilinçli yaptı. Mesela bu açıklamalarda üç önemli
soruna gönderme var: Biri Kürt meselesi, diğeri 1915 Ermeni
olayları (Böyle söylenmesi isteniyor ya!) ve misyonerlik;
bu adamlar kilise kuruyor falan diye önünü kesme. Süreç hazır
aslında; cumhurbaşkanı halktan çıkıyor diye de bizim en hassas
olduğumuz yerlere birer mayın atılıyor. Şimdi Alevi Kürtlerin
Ermeni asıllı olması, PKK'nin TİKKO'nun Ermeni asıllı olması
gibi sözlerle 1915 yılında o kadar insanın zayi olmadığına
yönelik de bir delil sunuyor, bilim soslu... Öte yandan da;
Kürtler ve Türkler arasında aslında hiçbir sorun olmadığı,
araya karışan Ermenilerin kötü unsur olarak tanımlandığı bir
anlayışı da vermeye çalıştıklarını düşünüyorum. Yine burada
da bütün günah Ermenilerin üzerine atılıyor. Tüm bunlara baktığımızda
şunu görüyoruz; Türkiye'de yeni başlayan konuşma sürecinin
ve tarihle yüzleşmenin, 1915 gibi olayların konuşulmasının
vs Türkiye'ye bir özgürleştirme getirdiğini; kompartmanlara
ayırışmış bir halkın birbirine yakınlaşmaya çalıştığını ve
sorunlarını aslında tek bir paydada çözebilecekleri demokratikleşme
sürecine adım atıldığını gördüler ve buna tepki olarak da
bunu sundular. Elbette burada bir korku var. Çatırdayan resmi
tarihi de tekrar birbirine yapıştıracak harç lazım. Bu harç
da bilim soslu bir yerden geliyor. Bu yeni bir şey değil.
Bizim gösterdiğimiz tepki yeni bir şey diye düşünüyorum. Bu
benim için çok önemli, daha doğrusu hepimiz için çok önemli.
Gerçekten, gerek Kürt sorunu gerekse Alevilerin yaşadığı sorunları
1915 olayları ile birilikte düşünmeliyiz -ki zaten ayrı olmadığını
görüyoruz-. Bunları ayrı düşünürsek sadece kendi derdimizle
uğraşmış oluruz; bu da ilerisi için bize yarar sağlamaz. Bu
tartışmanın burada da bu olumlu etkisini görmek gerekiyor.
BU
KURUM NİYE KURULDU?
» Sorun sadece Halaçoğlu mu? Temsil
ettiği kurumun da önemi büyük, öyle değil mi?
Markar
Esayan: Tabii ki. Öncelikle TTK gibi bir kurumu
tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla bu kurum bunlar için mi kuruldu,
oturup bunu tartışmamız, konuşmamız gerekiyor. Halaçoğlu yeni
bir şey söylemedi, o yüzden de şaşırması normal. Çünkü 200
yıldır kullanılan listeleri hatırlattı. Yeni açıklamalar yaparak,
aba altından sopa göstererek, listelerin elinde olduğunu söyledi
ki o listelerden bana da geldi-, bu da toplumsal hareketlenme
üzerinde baskı koymanın aracı oldu. Ben yine de 19 Ocak'ı
bir milat olarak unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Susmanın
ne kadar büyük bedellere neden olduğunu gördük. Çok acı çektik.
»
Siz de Halaçoğlu'na tepki verenlerdensiniz. Ermeni cemaati
olarak bir bildiri hazırladınız ve protesto ettiniz...
Markar
Esayan: Ermeni cemaati için konuşayım: Herkesin
de bildiği gibi, hala baskılar gören bir cemaattir Ermeni
cemaati. Toplumsallaşma, sivilleşme yönünde belki Agos'la
başlayan bir serüveni var. Hrant burada bir fenomen. Ve Ermeni
cemaati 90 yıllık aradan sonra, o içe kapanmadan sonra, Halaçoğlu'nun
sözleri üzerine ikinci toplumsal bildirisini yayımladı. Bu
çok büyük bir şey değil belki, ama bu Ermeniler için çok önemli.
Artık konuşan bir toplum olduk. Çünkü sürekli yasaklamalar
ve baskılarla yaşamış bir toplumduk. Burada, bir arada konuşmak
güzel çünkü hepimizin sorunu bu. Bu anlamda da kendi özel
tarihimizle yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Şunu da unutmayalım
ki 1915 olaylarında kendi kimliği dini, ırkı ve soyadıyla
muhafaza edilen Ermeniler sadece Dersim'deki Alevilere sığınan
Ermeniler oldu. Daha sonra başka bölgelerde hayatta kalan
Ermenilerin aslında nasıl kurtulduğu ayrı bir konu. Kimliklerinden,
inançlarından vazgeçmek zorunda kaldılar onlar.
Ali
Kenanoğlu: Alevilerin
biraz tarihine doğru gittiğimizde şunu görüyoruz; Selçuklular'da,
Osmanlılar'da münferit tarihler haricindeki bütün dönemlerde
baskı altında tutuluyorlar. Tabii bunun yanında katliamlar
da var. Cumhuriyet'e kadar devam eden bir süreç bu. Aleviler
üzerindeki oynanan oyunda aslında 12 Eylül bir milat olarak
alınmalı. Çünkü 12 Eylül'den önce Alevileri yok sayma politikası
vardı. Asimilasyon had safhadaydı. Kızılbaşlık 'zındıklıktır'
denilerek, 'olmaması gereken bir toplum' olarak değerlendirilerek
yok edilmeye çalışılıyordu. Cumhuriyet yasaları bile Alevilik
yok sayılarak hazırlanmış yasalardır. 12 Eylül'de durum değişiyor
aslında. 12 Eylül'de bir politika gelişiyor; Alevileri Alevi
olarak kabul etme başlıyor. 'Evet siz Alevisiniz, siz varsınız,
siz bu toplumun gerçek unsurusunuz, siz gerçek Türksünüz,
siz gerçek Müslümansınız' denilerek kabul ediliyor. Ama aslında
Aleviliği isim olarak kabul edip, içeriğini ve muhalif duruşunu
yok etmeye çalışan bir duruş oluşturuluyor 12 Eylül'de. Tabii
bu durumdan insanlar hoşlanıyor: O gariban toplum, 'gerçek
Müslümansınız, gerçek Türksünüz' gibi toplumda söylenen sözlere
sarılıyorlar. Müslümanlık için de aynı şey geçerli. Halaçoğlu'nun
sözlerine gelirsek: İç Anadolu'daki, Akdeniz'deki ve Ege'deki
Alevilerin Türk İslam sentezine sarılmaları karşısında, -tabii
burada Kürt Alevileri de var-, resmi tarih söyleminin ezberi
bozuldu. Bunun üzerine yeni bir açılım getirdiler; 'zaten
bunlar Ermeni' deyip kurtulmak istediler. Latif Özdemir: Kürt
Alevilerini sildiler hemen. Ali Kenanoğlu: 12 Eylül döneminde
Kürt Alevi, Türk Alevi ayrışması da oluşturuldu. Oysa Alevi
örgütleri içinde de böyle bir durum hiç yaşanmadı. Ama son
dönemdeki çeşitli Alevi yöneticilerin, yazar çizerlerin de
söylemleriyle birilikte, bir Kürt Alevileri bir de Türk Alevileri
oluşturulmaya çalışıldı. Kürt Alevileri hakkında şimdi de
'bunlar Ermeni' diyerek ayrıştırmaya girişiyorlar. Ama yanılıyorlar.
ERMENİ SAYILMAK
KÖTÜ OLMAMALI
»Alevi Bektaşi Federasyonu olarak
TTK'nın önüne siyah çelenk bıraktınız. Hatta bazı Aleviler'in
Halaçoğlu'nun sözlerine karşılık 'biz terörist değiliz' gibi
söylemleri oldu... Bir yanılsıma mı yaşandı kendi aranızda?
Ali Kenanoğlu:
Halaçoğlu'nun açıklamasının arkasından biz de kendi
açıklamalarımızı yaptık Evet bizim çeşitli derneklerimizden
de açıklamalar yapıldı; 'Biz terörist değiliz, dava açacağız'
denildi. Bu söylem o kadar tehlikeli bir söylem ki... Otomatik
olarak o söyleme siz de ayak uydurmuş oluyorsunuz. Ermenilerin
teröristliğini kabul etmiş oluyorsunuz. Orada Alevi insanların
şuna dikkat etmesi gerekiyordu; Ermeni sayılmanın kötü bir
şey olduğu değil, ırkçılık yapmanın kötü bir şey olduğu tezi
üzerinde durarak itiraz etmeleri gerekiyordu. Bu açıklamayı
gördüğümde kaş yaparken göz çıkarıyoruz diye düşündüm. Halaçoğlu'nu
eleştireceğim derken, Ermenileri kaldırdın attın bir tarafa...
Tabii diğer taraftan da Kürtleri yok saymacı bir durum var.
Bazı arkadaşlarımız Halaçoğlu meselesi önemsiz falan dedi
ama bence çok önemli. Çünkü öyle ya da böyle devletin resmi
kurumunun başındaki bir adam bu. Bu söyledikleri de devletin
resmi görüşü gibi. Baktığınız zaman, devletin resmi kurumlarından
da hiçbir itiraz gelmedi. AKP milletvekillerinden itiraz edenler
çıktı, bunlardan biri de Reha Çamuroğlu. O zaten Dersimli.
Tarih sürecinde değişimler, dönüşümler olmuştur. Bu yanıyla
bakarsak da kültürlerin etkilenmeleri çok normal. Sözünü ettiğim
değişim ve dönüşümler kendi seyri içinde yaşanmış olabilir.
Irksal yaklaşım dışında doğal olgu olarak algılamak gerek
bu değişimleri. Bir Alevi Ermenilerden etkilenebilir, ya da
tarihi süreç içinde bazı değişimler de yaşamış olabilir. Bunlar
normal olarak değerlendirebilir. Ama Halaçoğlu'nun yaklaşımına
bakacak olursak tamamen ırkçı bir yaklaşım olduğunu görürüz.
Tamam Halaçoğlu ortaya bir tez attı. Araştırdığını söyledi.
O zaman Halaçoğlu'nun elinde başka belgelerin de olması gerekiyor.
Bizim elimizde var mesela.
» Nedir o belgeler?
Ali
Kenanoğlu: Örneğin, bahsetmiş olduğu 1500-1600
yıllarında Anadolu'nun yüzde 80-70'nin Alevi olduğu gerçeği
var. O zaman Halaçoğlu bunu söylerken şunu da desin: 'Bütün
Sünniler de aslında Alevidir'. Bunu da demesi gerekmiyor mu?
Yavuz'un katliamından önce Anadolu'da yüzde 90 Kızılbaş Alevi
vardı. Atatürk 1919'da Samsun'a çıkarken Tokat'a geliyor.
"Tokat'ın yüzde 80'i Alevi Bektaşiler'den oluşuyor" diyor,
"Bizim mutlaka Hacıbektaşi dergahına gidip yardım istememiz
gerekiyor" diyor. Kendi el yazısıyla duruyor bu belgeler,
bunu biliyorlar. Şimdi Tokat'ta yüzde 20 Alevi var. Halaçoğlu
desin bakalım "Aslında Tokat'ın yüzde 80 Alevidir" diye. Bunu
söylesin ya da söylemesin, bize ne getirir ki. Buradan da
bakmak gerekiyor.
Muhsin
Kızılkaya: Bence böyle
bir araştırmada en fazla zarar görecek olanlar Halaçoğlu'nun
yanında yer alanlar olur. Araştırmaya kalkmasınlar çünkü çok
tehlikeli bir iş. Kimin Türk olduğu araştırmasından geriye
neler kalır; gerçekten zorlanırlar.
Kazım
Genç: Başta da dediğim gibi kamunun ya da sivil
yaşamın her hangi bir yerinde olan herhangi birisi topluma
yönelik bölücü söylemleri dile getirdiğinde yanıtını vermek
gerekiyor. Diyanet İşleri Genel Başkan Yardımcısı, Alevilerin
cemevlerini cümbüş evleri diye nitelediğinde hemen basın açıklamaları
yaptık; Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduk.
Sonrasında bu zat Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığından alındı.
Zaman geçti, Diyanet İşleri'nden biriyle karşılaştım; "Biz
size karşı daha dikkatli olacağız" dedi. Yani bir işe yarıyor
bu çıkışlar. Çünkü Anadolu'nun ihtiyacı olan biz Anadolu insanıyız.
Eşitlik içinde yaşamak istiyoruz. Bunun yolu birbirimizin
hakkına, hukukuna, diline, dinine saygı göstermekten geçer.
Saygı göstermeyene de karşı çıkmak gerekiyor. Ki yeni yeni
Halaçoğlulları çıkmasın. Bilsinler ki karşılarında bu ülkenin
eşitlik, kardeşlik ve barış içinde yaşamak isteyen insanları
var.
»Ortak
görüş Halaçoğlu'nun istifa etmesi yönünde. Aslında Markar
Bey de konuşma sırasında TTK'nin kendisiyle uğraşmak gerektiğini
söyledi. Halaçoğlu'nun istifası ne sağlar? Neyi değiştirir?
Öncelikle bu kurumun ve sistemin değişmesine yönelik bir girişim
yapılamaz mı?
Kazım
Genç: Tabii ki Halaçoğlu'nun gitmesi asla bir çözüm
değil. Ama bunlar birer adımdır. Siz merdivenin birinci basamağına
basmadan, onuncu basamağına çıkamazsınız.
Latif Özdemir:
Evet biraz bence bu konu üzerinde durmak gerekiyor.
Tektipleştirmek isteyen bir Anayasa var. Siz de biliyorsunuz
ki bugünkü söylenenler 1930'lu görüşlerin söylemi. Dolayısıyla
devletin yeniden yapılanması gerekiyor. Aksi halde bütün bu
görüşlerin yıkılması çok zor. Belki yarın benzer bir açıklamayı
TDK yapar, ya da başka bir kurum yapar bilemeyiz ki... Yani
bu resmi ideolojiye, bu merkezi sisteme, bu Kemalist anlayışa,
devlet yapısına entegre olmuş, onun zorunlu ürünleri olarak
seyreden, ilk günden bugüne kadar varlıklarını devam ettirmiş
olan bu tekçi kurumlar yok olup daha çağdaş, daha demokratik,
herkesi kucaklayan bir yapılanma olmazsa bu tartışmalar sürer
gider. O yüzden de öncelikle sisteme vurgu yapmak gerekir.
Markar
Esayan: Aslında ben de buna vurgu yapmak istiyorum.
Başta da söyledim ama bu konuda sanırım biraz iyimser davranmaya
da çalıştım. Durgun bir su var ve bu su kokmuş artık. Ve biz
bu resmi ideolojiyi baskıyla, insanlarımızı kaybederek kabul
etmişiz ve konuşmamışız. Dolayısıyla hastayız. Aynen bireyin
psikolojik tedavisinde olduğu gibi bir psikanalize ihtiyaç
var. Bunun da tek yolu dil. Biz Halaçoğlu'ndan neden rahatsız
olduk, bunu düşünmek gerek. Halaçoğlu'nun bazı bilimsel araştırmalar
yapmış olacağı ile ilgili değil bizim sıkıntımız; onun niyetiyle
ilgili bir sıkıntı var. Oradaki birkaç tehlikeli söylem herkesi
alt üst etti. Türkmenlerin, Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin
kökeni ile ilgili bir araştırma yüksüz anlamda yapılabilir
belki, bir şey diyemem. Ama böyle bir Türkiye'de yaşamasaydık,
bunları aşmış bir Türkiye'de yaşamış olsaydık, kimse bunlarla
ilgilenmeyecekti. Sosyolojik, antropolojik bir şey olacaktı.
Yan yana yaşayan her halk birbirlerini etkiler; dillerini,
kültürlerini vs... Bunlar elbette ki normal. Ama bizi rahatsız
eden bir kırılma noktası var. Bu kırılma noktasından hiç söz
etmedik. Bunları konuşmamışız, yaşadığımız sıkıntıları anlatmamışız
ve bunun acısını çekiyoruz. Bunlar konuşturulmamış bize. Tam
da bunun üzerinden, bunun konuşulmaması için yapılan bir açıklama
geldi. Yine o hassasiyetleri kaşıyarak, konuşturulmaması için
yapılan bir araştırma, söylem. Bugün burada yan yana geldik
ve konuşmamız gereken bir mesele olduğunu gördük. Tam da tarihi
konuşmaya başlayalım o zaman. Bunun ciddi bir iyileşme getireceğine
inanıyorum.
ERMENİ
SÖZÜ KÜFÜR GİBİ SÖYLENİYOR
»Biraz başa doğru dönersek, Halaçoğlu'nun
söylemi Aleviler'de büyük bir tepkiye neden oldu. Bu tepkiden
sizler de rahatsızlık duydunuz, Alevilerin tepkisini nasıl
değerlendirdiniz? Bu rahatsızlık neydi?
Markar Esayan: Biraz geriye
dönersek; Ermeni kelimesi ile ilgili hassasiyetin Halaçoğlu'na
gösterilen tepkilerin arkasında kalması beni biraz üzdü açıkçası.
Böyle açıklamalar da aradım; ilk neye tepki gösterilecek diye
baktım. Aleviler Kürtleşmiş mi? Kürtler Ermenileşmiş mi? Yoksa
'kardeşim, olabilir neden olmasın ki, öyleysem öyleyimdir'
mi denilecek, onu aradım. Ama herkesin, -öncelikle neyle suçlanıyorsan-
bir küfürmüşçesine, bir suçmuşçasına algılaması tabii ki üzdü.
Ama bu çok normal. Çok zor şeyler bunlar elbette... Bunu da
anlayabiliyoruz. Türk kimliği baskı olarak dayatılmasaydı
bundan gocunmazdım
»Tüm
yaşanan gerilimler, bir arada yaşamaya duyulan tahammülsüzlük
nasıl aşılacak peki?
Muhsin
Kızılkaya: Bir takım şeyler ortaya atılıyor, eşitliktir,
adalettir vb... Bunlar zaman içinde aşınıyor ve içini dolduramıyorsun.
Eşitlik ama nasıl eşitlik? Bunların ölçütleri yok ki. Burada
biz beş kişiyiz, bir tane Ermeni, bir tane Türkmen Alevisi,
bir tane Zaza Alevisi, Safı Kürt ve ben Sünni Safi Kürt'üm.
Türkiye'nin en önemli sorununu konuşuyoruz. 70-80 yıldır başımıza
bela olan bir şey, biz bunları Türkçe konuşuyoruz. Biz neyiz
o zaman? Ben, Kürt müyüm Türk mü? Gerçekten de Türk kimliğim
bana baskı olarak dayatılmasıydı, Türk olmaktan hiç gocunmazdım.
Ama öyle değil. Ben Türk'üm şu an. Ben Türkçe konuşuyorum,
ekmeğimi Türkçe kazanıyorum. Ben üniversiteyi bitirdim ve
sadece yazı yazarak hayatımı kazanmaya başladım. Türkçe yazıyorum.
Benim kimliğim bu. Peki bunu tanımını nasıl yapacağız? Bana
göre basit bir tanım var; o da ortak yaşama alışkanlığı. Bu
da kültür demektir. Bu sorunu siyasi kimlikler üzerinden sürdürmemek
gerekiyor. Nerelere dayandığımızı araştırsak neler çıkar.
Mesela babamın kökenini biliyorum ama söylemek istemiyorum.
Annem tam anlamıyla bir Kürt. Türkiye'de bir sel var ve kapıldık
gidiyoruz. Halaçoğlu çok doğru bir şey yaptı, resmi devlet
ağzıyla 1915'te olayların olduğunu söyledi. "Bir kıyım yaptık"
dedi. Teşekkür ediyoruz kendisine. Acaba Ermeniler neden Kürt
Alevi oldu? Bir insan soykırıma uğramazsa kendi asıl kimliğinden
vazgeçmez. Ama Ermeniler geçmiş, böyle söylüyor. Demek ki
bir kıyım yapıldı, Alevi ya da Kürt oldu. Bunu kabul ettiler.
Ben bir sürü tehcir biliyorum. Kürtler o kadar çok tehcir
edildi ki, hiç kimse kimliğinden vazgeçmedi. Ama Ermeniler
geçmek zorunda kaldı. Çünkü bir kıyım yapıldı. Bunu açıkladılar.
Latif
Özdemir: Zaten Kürtlerin, Ermenilerin sorunları
devletin kapalı kapıları arkasında konuşuluyor sürekli. Biz
kendi aramızda konuşamıyoruz, sıkıntı orada aslında.
Markar
Esayan: Evet büyük
bir sıkıntı ama konuşmanın bedeli de ağır oluyor. Hrant konuştu
ve öldürüldü...
Latif
Özdemir: Evet işte bunu söyleyeceğim. Konuşma hakkı
verilseydi belki sorun buraya kadar gelmeyecekti.
Ali
Kenanoğlu: Sıkıntımız var bu konuyla ilgili. Ama
tek talebemiz var bizim: Tüm etnik gruplara demokrasi ve laiklik
noktasında özgürlük istiyoruz.