Halaçoğlu
bilgisizlikle suçlandı. Meslektaşları, TTK Başkanı'na
en sert tepkiyi gösterdi
Türk
Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu 'nun son günlerdeki açıklamaları
üzerine, aralarında Prof. Dr. Edhem Eldem (Boğaziçi Üniversitesi),
Prof. Dr. Şevket Pamuk (Boğaziçi Üniversitesi), Prof. Dr.
İlhan Tekeli (ODTÜ), Prof. Dr. Mete Tunçay (Bilgi Üniversitesi),
Prof. Dr. Uygur Kocabaşoğlu (İzmir Ekonomi Üniversitesi),
Doç. Dr. Esra Danacıoğlu (YTÜ), Doç. Dr. Suavi Aydın (Hacettepe
Üniversitesi), Yrd. Doç. Dr. Ferdan Ergut (ODTÜ), Yrd. Doç.
Dr. Oktay Özel (Bilkent Üniversitesi) gibi tarihçilerin bulunduğu
Tarih Vakfı eski ve yeni yönetim kurulu üyelerinin imzasıyla
yapılan basın açıklaması aşağıdadır:
Halaçoğlu'nu,
tarihçi olmanın sorumluluğuyla hareket etmeye çağırıyoruz
Tarihçilerin birincil görevi mesleklerini kötüye kullanmamalarıdır.
Tarihin suiistimali, son tahlilde ahlaki bir soruna işaret
etmesi nedeniyle, bir tarihçi için affedilemeyecek kusurların
başında gelir. TTK Başkanı Halaçoğlu'nun 15 ila 16. yüzyıllarda,
bugün 'Kürt' olarak görünen kimi aile ve aşiretlerin 'Türkmen'
olduklarına ilişkin bulgularının olduğunu açıklaması ve buradan
yola çıkarak vehmettiği siyasal ve kültürel sonuçlar, söz
konusu suiistimalin en açık örneğidir.
Ünlü
(ve muhafazakâr) tarihçi G. R. Elton 'un lisans düzeyinde
tarihçi adaylarına öğretilen şu sözünü Halaçoğlu'nun da aklında
tutması gerekiyor: "Geçmişin hemen her yorumu için, bir yerlerde
mutlaka bazı belgeler vardır. Yeter ki, diğer belgeler görmezden
gelinsin."
Meslek ahlakına ilişkin bu çok kritik noktanın da ötesinde,
TTK Başkanı'nın, üzerine kelam ettiği milliyetçilik ve etnisite
çalışmalarının son 30 yılından da habersiz olduğu anlaşılmaktadır.
Dünyanın saygın tarihçi ve sosyal bilimcileri elbette birçok
konuda tartışmalarını sürdürmektedirler. Ne var ki, son 30
yılın birikimleriyle üzerinde neredeyse tam bir mutabakat
oluşturdukları alanlar da var. Bunların başında, ulusal ve
etnik kimliğin dinamik, değişken ve en nihayetinde öznel bir
durum olduğu bilgisi yer alır. Kimlikler tarih içinde değişir,
dönüşür, farklılaşır. O nedenle bazı Kürt aşiretlerinin uzak
geçmişte Türkmen kütlesi içinde görünmesinin, kimlik bakımından
bir anlamı yoktur. Onlar bugün kendilerine ne diyorlarsa,
hangi dili konuşup aidiyetlerini hangi çerçevede açıklıyorlarsa,
kendilerini nasıl hissedip tanımlıyorlarsa, odurlar. Modern
sosyal bilim yaklaşımı bunu sorgulamaz. Kaldı ki, kendisine
bugün Türk diyen toplulukların içinde de geçmişte Kürt kütlesi
içinde yer alanlar mevcuttur. Buradan da siyasal ve kültürel
bir sonuç çıkmaz. Ayrıca Halaçoğlu'nun ifşaatı yeni bir şey
de değildir. Bunlar çoğunlukla bilinen konulardır. Örneğin
Urfa'daki Karakeçili ve Türkmen aşiretleri, büyük ihtimalle
uzak geçmişte -adlarının ele verdiği veçhile- Türkmen kütlesi
içindeydiler. Ancak bugün tamamen Kürtçe konuşup o yörenin
bütün Kürt topluluklarına teşmil edilebilecek bir yaşam biçimini
paylaşmaktadırlar. Şimdi onlara gidip 'Siz aslında Türksünüz,
haydi asıl kimliğinize dönün' demek, sadece ırkçılıkla izah
edilebilecek bir tutum olur. Bunun gibi, eğer bu tutumu esas
alırsak, bugün kendisine 'Türk' diyen yüz binlerce insanın
üç-dört kuşak öncesinde kendisini başka etnik kimliklerle
tanımlayan kişiler olduğu dikkate alınırsa, onların eski mensubiyetlerini
esas alan çeşitli milliyetçiliklerin de onları 'geri çağırmasını'
doğal karşılamak gerekir. Ama bu doğallık sayıltısı sadece
milliyetçiliğin ve ırkçılığın temel kabulleri açısından doğru
sayılabilecek, akademik, bilimsel ve insani bakımlardan kabul
edilemez bir durum olacaktır. Nitekim Todor Jivkov döneminde
Bulgar hükümeti benzer bir tutum takınarak, kendisine 'Türk'
diyen insanlara, 'Siz aslında Bulgar ve Hıristiyandınız, sonradan
Türkleştiniz' diyerek kendilerince 'asıl kimliklerine' geri
çağırmış ve bu yönde kabul edilemez baskılar uygulamıştı.
Halaçoğlu'nun bugün söylediği şeylerle bu tutum arasında yaklaşım
ve temel mantık açısından hiçbir fark yoktur.
Halaçoğlu, ötekileştirici bir bakışla kendi ırkçılığına
dayanak arıyor
Halaçoğlu,
Alevi Kürtler içinde, tehcire uğramamak için Alevileşen Ermenilerin
bulunduğunu da söylemiştir. Bu açıklamayla kendince aşağılayıcı
bulduğu 'Ermeni' kimliğiyle 'Alevi Kürt' kimliği arasında
bir paralellik kurmaktadır. Söyleyenin zihniyeti konusunda
oldukça açıklayıcı olabilecek bu iddiaların bilimsel hiçbir
anlamı yoktur. Tarih boyunca farklı etnik gruplara mensup
pek çok insan çeşitli nedenlerle toplumsal, iktisadi veya
güvenlik kaygılarına bağlı- başka gruplara geçiş yaparak onların
içinde erimeyi tercih etmişlerdir. Bazı Ermenilerin de bu
biçimde Alevi Kürt gruplar içine girdikleri ve bu gruplar
içinde asimile olmaları mümkün. Ancak bu Halaçoğlu'nun ima
ettiği gibi Ermenilikle Alevi Kürtlük arasında tam bir paralellik
bulunduğu anlamına gelmez. Zira yine pek çok Ermeni Osmanlı
vatandaşının tehcirden kurtulmak için Müslümanlaştığı ve Sünni
grupların içine katıldığı da bilinen bir gerçektir. Halaçoğlu'nun
bunları yeni keşiflermiş gibi açıklaması ise ikinci bir garipliktir.
Sonradan Müslümanlaşıp Türkleşen Ermenilerin kendi özel hikâyelerinin
yansıdığı pek çok yayın bulunmaktadır.
Ayrıca
bir diğer gariplik, kişilerin belirli etnik kimliklere mensubiyetlerinin
ya da o etnik kimliklerle geçmişte belirli soy bağlarının
bulunmasının, onları doğrudan doğruya bugünün sorunları karşısında
eski aidiyetlerinin gerektirdiği düşmanca tutumlara sevk edeceği
düşüncesidir.
Halaçoğlu'nun
ima ve açıklamalarının altında yatan leitmotiv'lerden birisi
de budur. Bunun açık adı ırkçılıktır. Halaçoğlu elinde 'Ermeni
dönme'lerinin listesinin bulunduğunu da açıklamıştır. Bu,
açık bir tehdittir. En başta ciddi bir bilimsel etik ve ahlak
bakımından çok sorunlu bir duruma işaret etmektedir. Bir bilim
adamına yakışıp yakışmadığı bir yana, resmi bir kurumun başında
bulunan bir kişinin böyle şeyler söylemeye hakkı yoktur, zira
bu sözler o kurumu bağlar. Ayrıca o kurumun başında olmanın
getirdiği araştırma avantajlarını bu şekilde kötüye kullanmak,
en hafifinden adli bir vakadır.
Ayrıca
Halaçoğlu'nun bütün sözleri 'Ermeni olmak'ın kötü bir şey
olduğu temel kabulüne dayanmaktadır. İnsanlar kimliklerini
seçmezler, içine doğdukları topluluğun kimliğini 'edinirler.'
Bu, ne bir suçtur, ne de kaçınılabilecek bir şeydir. Belirli
bir topluluğu belirli karakter ve tutumlarla özdeşleştirmek
de açık bir ırkçılıktır. Türk Tarih Kurumu'nun başında bulunan
kişinin sözleri en başta Türkiye vatandaşı olan Ermenilere
yapılmış büyük bir haksızlık ve saldırıdır. İddia sahibinin
işgal ettiği mevki düşünüldüğünde, Ermeni yurttaşlarımızın
bizzat devlet tarafından potansiyel tehlike ve sorun olarak
görüldüğü izleniminin doğabilecek olması, tablonun vahametini
daha da artırmaktadır.
Halaçoğlu'nun
yaklaşımı tarih metodolojisi açısından sorunludur
Halaçoğlu,
bugünkü bazı Kürt topluluklarının 15-16. yüzyıllarda Türkmen
olduğunu söylüyor. 'Acaba aynı topluluklar 10. yüzyılda ne
idiler?' sorusuna verilebilecek bir cevap varsa ve bu cevap
anlamlıysa, Halaçoğlu'nun tespitlerinin de bir anlamı olur.
Halaçoğlu ne etnisite ne de aşiret konusunda bilgi sahibidir.
Etniklik, durumsal ve değişkendir, yukarıda belirttiğimiz
gibi... O yüzden, örneğin bahsettiği toplulukların, yani Türkmen
olanların belki de 10. yüzyılda hiç umulmadık bir kimlikle
karşımıza çıkması mümkündür. Kaldı ki, aşiretler etnik topluluklar
değildirler. Daha çok siyasal örgütlenmelerdir. Günün koşullarına
göre, kimi Kürt aşiretleri büyük Türkmen toplulukları içine
girerek ittifak etmiş; bazen de tersi olmuştur. Yani 'aşiretli'
olmak için aynı etnisiteden olmak gerekmez. Örneğin bugün
Midyat bölgesindeki bazı köylerde yaşayan Hıristiyan-Süryani
yurttaşların kendilerini bir Kürt aşiretine mensup saymaları
hiç şaşırtıcı değildir.
Zira aşiretli olmak başka şeydir, etnik kimlik başka şeydir.
Bunun gibi, belirli bölgelerde birbiriyle çatışma halinde
bulabileceğimiz Türkmen aşiretleri olduğu gibi, aynı bölgede
bir Türkmen ya da Kürt aşiretine karşı ittifak etmiş Türkmen
ve Kürt aşiretleri de görebiliriz.
Halaçoğlu'nun
hayalettiği, kan üzerine kurulu bir 'Türk' kimliği mümkün
değildir
19. yüzyıl boyunca Anadolu'ya Kırım'dan, Kafkaslar'dan ve
Balkanlar'dan 4 milyonu aşkın göçmen geldi. Bugün Türkiye
nüfusunun çok büyük bir bölümünün, belki de yarıdan fazlasının
kökenlerinde 19. ve 20. yüzyıllar boyunca gelen göçmenler
vardır. Bugün kendilerini Türk olan kabul eden bu insanların
pek çoğunun kökenlerinde Türkmen boyları yoktur. Göçmenlerin
yakın tarihimizdeki güçlü yeri, Türk kimliğinin Halaçoğlu'nun
yaptığı gibi kan ve ırk üzerine inşa edilmesinin mümkün olmadığını
bir kez daha gösteriyor.
Halaçoğlu'nun 'tarihçi'liği sorgulanmalıdır
Netice
olarak, Halaçoğlu'nun bu son örnekte bir kez daha ortaya çıkan,
tarihçilik ve bilim insanlığı açısından bu sorunlu ve tartışmalı
durumuyla TTK'yı nerelere sürüklediğini kamuoyunun takdirine
sunuyoruz.
Bu
vesileyle, bir anayasal kurum olarak TTK'nın konumunun, yeni
anayasa hazırlıklarının eşiğinde olduğumuz bu günlerde yeniden
ele alınmasını yararlı bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.
28.08.2007
- RADİKAL
"Halaçoğlu
Konumunu Irkçılık İçin Kullanıyor"
Akademisyenler
Halaçoğlu'nun "ırkçı ve milliyetçi" yakaşımına kılıf aradığını,
araştırmasının bilimsel olmadığını söyledi. "Kan üzerine kurulu
bir Türk kimliği mümkün değil."
"Tarihin
suiistimali, son tahlilde ahlaki bir soruna işaret etmesi
nedeniyle, bir tarihçi için affedilemeyecek kusurların başında
gelir. TTK Başkanı Halaçoğlu’nun 15 ila 16. yüzyıllarda, bugün
“Kürt” olarak görünen kimi aile ve aşiretlerin Türkmen olduklarına
ilişkin bulgularının olduğunu açıklaması ve buradan yola çıkarak
vehmettiği siyasal ve kültürel sonuçlar, söz konusu suiistimalin
en açık örneğidir."
Tarih
Vakfı'nın eski ve yeni yönetim kurulu üyelerinden oluşan bir
grup akademisyen bir açıklama yayınlayarak "Halaçoğlu’nu,
tarihçi olmanın sorumluluğuyla hareket etmeye çağırıyoruz"
dedi.
Türk
Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu 18 Ağustos'ta Kayseri'de
düzenlenen "Türk Tarihi ve Kültüründe Avşarlar" konulu sempozyumda
yukarıda alıntılanan ve tepki gören açıklamayı yapmıştı.
"TTK’nın konumunu yeniden ele alınmalı" diyen vakıf adına
yapılan açıklamanın altında imzası olan isimler şöyle:
Prof.
Dr. Edhem Eldem (Boğaziçi Üniversitesi), Prof. Dr. Şevket
Pamuk (Boğaziçi Üniversitesi), Prof. Dr. İlhan Tekeli (ODTÜ),
Prof. Dr. Mete Tunçay (Bilgi Üniversitesi), Prof. Dr. Uygur
Kocabaşoğlu (İzmir Ekonomi Üniversitesi), Doç. Dr. Esra Danacıoğlu
(YTÜ), Doç. Dr. Suavi Aydın (Hacettepe Üniversitesi), Yrd.
Doç. Dr. Ferdan Ergut (ODTÜ), Yrd. Doç. Dr. Oktay Özel (Bilkent
Üniversitesi).
"Kimlik değişkendir"
"Ünlü
-ve muhafazakar- tarihçi Geoffrey Rudoph Elton’un lisans düzeyinde
tarihçi adaylarına öğretilen şu sözünü Halaçoğlu’nun da aklında
tutması gerekiyor: 'Geçmişin hemen her yorumu için, bir yerlerde
mutlaka bazı belgeler vardır. Yeter ki, diğer belgeler görmezden
gelinsin."
Vakıf,
"tüm dünyada son 30 yılda üzerinde mutabakat oluşan alanlardan
birinin de ulusal ve etnik kimliğin dinamik, değişken ve en
nihayetinde öznel bir durum olduğu bilgisi" olduğunu söyledi.
"O
nedenle bazı Kürt aşiretlerinin uzak geçmişte Türkmen kütlesi
içinde gözükmesinin, kimlik bakımından bir anlamı yok. Onlar
bugün kendilerine ne diyorlarsa, odurlar. Modern sosyal bilim
yaklaşımı bunu sorgulamaz."
TTK başkanının araştırmasının metodolojik olarak da sorunlu
olduğunu söyleyen akademisyenlerin açıklaması özetle şöyle:
Halaçoğlu, ötekileştirici bir bakışla kendi ırkçılığına
dayanak arıyor. Tarih boyunca farklı etnik gruplara mensup
pek çok insan çeşitli nedenlerle başka gruplara geçiş yaparak
onların içinde erimeyi tercih etmişlerdir. Kişilerin belirli
etnik kimliklere mensubiyetlerinin onları doğrudan doğruya
bugünün sorunları karşısında eski aidiyetlerinin gerektirdiği
düşmanca tutumlara sevk edeceği düşüncenin açık adı ırkçılıktır.
Halaçoğlu
elinde “Ermeni dönme”lerinin listesinin bulunduğunu da açıkladı.
Bu en başta Türkiye vatandaşı olan Ermenilere yapılmış açık
bir tehdittir.
Halaçoğlu’nun
hayal ettiği, kan üzerine kurulu bir “Türk” kimliği mümkün
değil. Bugün Türkiye nüfusunun çok büyük bir bölümünün,
belki de yarıdan fazlasının kökenlerinde 19. ve 20. yüzyıllar
boyunca gelen göçmenler var.(EÜ)