14
yıl önce Madımak Oteli ateşe verildiğinde içerideydi ve
kalanların çaresizliğini yansıtan fotoğrafları çekmişti
Mehtap Yücel. Bugün, Dink cinayeti davasıyla birlikte
"çifte acı" yaşadığını söylüyor. Yücel'le Sivas'tan, Dink'e
gelen bir söyleşi yaptık.
BİA
(İstanbul) - Sivas Katliamın 14. yıldönümünde katliamdan
kurtulmayı başaran ve insanların umutla umutsuzluk arasındaki
bekleyişlerini fotoğraflamış olan gazeteci Mehtap Yücel
ile yaşadıkları ve Fransız Kültür Merkezi'nde açılan "İstanbul
Ermenileri" fotoğraf sergisine dek uzanan bir sohbet ettik.
Yücel,
2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal şenliklerine katılmak
için kente gelen sanatçı, yazar, gazeteci ve yakınlarının
kaldığı Madımak Oteli'ndeydi.
Otel
ateşe verildiğinde, içeride daha sonra gazetelerde sıkça
yayınlanan, çaresizce kurtarılmayı bekleyen insanların
olduğu fotoğrafları o çekti.
Tekrar
o günlere dönüyor ve Sivas'ta öldürülen 35 kişiyi hatırlıyoruz.
Bugün
katliamın 14. yılı; neler hissediyorsunuz?
Bugün çifte acı yaşıyorum, çok garip duygular içersindeyim,
uyuşmuş gibiyim. Hrant Dink cinayeti davasının aynı güne
gelmesi daha farklı bir acı yaşamama sebep oldu. Birgün
gazetesinin baş sayfası, aslında benim acımın kapağı..
Madımak
Oteli'nde neler yaşadınız, biraz açabilir misiniz?
Çok
uzun süre içerde kapalı kaldık, ancak birkaç telefon görüşmesi
yapılabildi. İçeride yedi saat boyunca linç olmayı bekledik.
Bugün
baktığımda çok farklı hissediyorum; aradan 14 sene geçti,
hafızam o gün ve sonrasında yaşadıklarıma eleyerek bakıyor.
O gerginliğin arasında bir yandan da yakılmaya karşı hazırlıklar
vardı, yangın söndürme aletleri ortaya çıkarılmıştı.
Ama
biz yine de hep linç edilmeyi bekledik, yakılmayı değil.
Dışarıda yedi saat süren tekbir sesleriyle ve taşlamalarla
dolu gergin bir bekleyiş içerisindeydik.
Nasıl
kurtulmayı başardınız?
Bir yandan dergidekilerle telefonlaşıyorduk, bize 'her
şey kontrol altında' denildi fakat maalesef 35 ölü ile
sonuçlandı. Madımak Oteli'nden havalandırma boşluğuna
girerek kurtuldum. Boşluktan Büyük Birlik partisinin bürosunun
penceresine çıkan bir mesafe vardı ve ben oradan bir çocuğun
elini yakaladım. Çocuk beni yanındaki çocuk ile küfrederek
sopaladı ve itti fakat elini benden kurtaramadı, direndim,
çok inatçıydım ve kurtuldum.
Peki
yaşadığınız o acıyla nasıl başa çıkabildiniz?
Sivas
katliamının acısıyla beraber yaşamayı öğrendim. Çözülmemiş
olması ve karşılıksız kalması beni çok üzüyor. Ateş düştüğü
yeri yaktı. Şunu da belirtmek isterim ki Sivas ilk değildi,
giderek farklı olana şiddeti, linç kültürünü meşru kılan
bir toplum haline geldik.
Benim
babam öğretmendi ve 1969'da Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın
başında Fakir Baykurt vardı. Babam da TÖS'ün toplantısını
Kayseri'de yapmaya karar vermişti. Daha sonra 'içerde
Kuran yakıyorlar' diye bir söylenti ortaya çıkmış ve halk
yürüyüşe geçip toplantı yapılan sinemayı ateşe vermiş.
Bu benim babamın yaşadığı hikaye; içerden ordunun müdahalesiyle
herkes kurtulmuş.
Ben
de babamla aynı şekilde bir olay yaşadım 2 Temmuz'da ve
içerden maalesef elenerek çıktık.
Giderek
yükselen linç kültürüyle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Beraber
yaşadığımız insanların bir bölümünü ötekileştiriyoruz,
yargılıyoruz, dışlıyoruz, tehdit ediyoruz ve onların hayatlarına
saldırıyoruz. Bunu biz bize kendi içimizden olan insanlara
yapıyoruz; işin en kötüsü de bu. Linç kültürü giderek
yayılıyor ve meşrulaştırılıyor. Bunun kesinlikle bir yaptırımı
olmalı. Ve bu ülkenin yöneticilerinin utanç duymaları
gerekir ki Sivas katliamından sorumlu olanlar hala yargılanmadılar.
İstanbul
Ermenileri aslı fotoğraf projesi nasıl gerçekleşti?
Bu aslında bir fotoroportaj projesiydi ve Tamer Altunay'ın
önerdiği bir çalışmaydı. Tamer, Kurtuluş'ta yaşadığı için
Ermenilerle iç içeydi. Daha sonra da biz bunu Geo'ya önerdik,
onlar da kabul ettiler.
Ardından
Hrant Dink'e gittik, o da bize 10 yıllık Agos arşivini
açtı ve tüm bağlantıları sağladı. Ben sergi olsun çok
istiyordum ve bunu gerçekleştirme fırsatı bulduk. Şu anda
da gerçekleştirmek istediğimiz bir kitap projesi var.
İstanbul
Ermenilerini nasıl buldunuz?
Fotoğrafları çekmeden önce farklı bir kültür tanıyacağımı
sanıyordum ve çektikten sonra da dini ritüeller dışında
ne kadar aynı olduğumuzu görüp çok utandım.(NK/EÜ)