Dönemin
SHP Milletvekili ve Sivas Olaylarını Araştırma Komisyonu Başkanı
Mustafa Kul, aradan geçen 14 yılın ardından önemli açıklamalarda
bulundu.
Dönemin
SHP Erzincan Milletvekili ve Sivas Olaylarını Araştırma Komisyonu
Başkanı Mustafa Kul, geçtiğimiz günlerde Cem TV’de katıldığı
Çapraz Ateş programında, Sivas olaylarıyla ilgili önemli açıklamalarda
bulunmuştu. Katliamdan 14 yıl sonra ilk kez dile getirilen
bu açıklamalara göre MİT Bölge Başkanlığı’nda görevli bir
istihbaratçı, Kul’a olaylardan önceden haberdar olduklarını
belirterek, “Bir provaydı, ancak sınırı aştı” dedi. Hem bu
açıklamaların detaylarını hem de o dönem yaşananları Kul’a
sorduk.
Sivas’taki
olaylardan nasıl haberdar oldunuz oradan başlasak...
Olayları
bana ilk olarak Arif Sağ bildirmişti. “Birtakım insanlar sokaklarda
geziyorlar, slogan atıyorlar. Bizim saat 14.00’te kültür merkezinde
bir etkinliğimiz olacak, kültür merkezine geçemiyoruz” demişti.
Ben de dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’i aradım. Merak
edilecek bir şey olmadığını, birazdan otobüslerin geleceğini
ve olay çıkaranların götürüleceğini bildirdi. Vali Yardımcısı
Şenol Bey’i aradım o da aynı şeyleri söyledi. Sivas Emniyet
Müdür Yardımcısı Veli Karadayı’yı aradım, o da aynı şeyleri
söyledi. Onlarla da yetinmedim, Emniyet Genel Müdürü’nü aradım.
O zaman Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’dı. O da “Merak etmeyin,
gelişmeleri masamdan takip ediyorum. Gereken yapılacaktır.
Devletin gücü oradadır, merak edecek bir şey yoktur” dedi.
İçişleri Bakanı’nı aradım, benzer şeyleri ondan da dinledim.
Akşam saat 16.00’dan sonra Sivas’la irtibat kurmak mümkün
olmadı telefonla. Akşam saat 17.30’da haberlerde Sivas Madımak
Oteli’nin yandığını öğrendim. Hemen birkaç arkadaşımla birlikte
Erzincan’dan Sivas’a hareket ettik. Saat 21.30 sıralarında
Sivas’taydık. Giriş çıkış kapalıydı, sokağa çıkma yasağı vardı.
Hemen valiliğe gittim. Orada neler olduğunu, 37 insanımızın
hayatını kaybettiğini vali bey bana söyledi. Ben olaylardan
sonra orada bir iki gün kaldım. Sokaklarda dolaştım, tanıdığım
insanlara giderek onları dinledim. Olaydan bir gün önce, “Müslümanlar”
isimli bir bildiri dağıtıldığı, iki gün önce de “Türkiyeli
Müslümanlar” isimli bir bildiri dağıtıldığı söylendi. Bildirilerde
“Ey Müslümanlar, ey Sivaslılar Müslüman mahallesinde salyangoz
sattıracak mısınız? Dinsiz Aziz’in Sivas’ta konuşmasına izin
verecek misiniz?” gibi şeyler yazıyordu. Bu bildirilerin birer
örneği Meclis Komisyonu’nun dosyasında var. Oraya koymuştuk.
Ben daha sonra Ankara’ya gelip, grup toplantısında bu olayla
ilgili bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını önerdim.
Kabul edildi ve biz o dönemki SHP grubu olarak bu konuda bir
önerge verdik, önergemiz kabul edilerek bir komisyon kuruldu
ve komisyonun başkanlığına da ben geldim. Sivas Olaylarını
Araştırma Komisyonu. Biz, öncelikle Sivas’a gittik. Sivas’ta
valiyi, emniyet müdürünü, tugay komutanını, oradaki bazı sivil
toplum örgütlerinin temsilcilerini dinledik. Gazetecileri
dinledik. Ama yerel gazetelerde de olayların 15 gün öncesinden
başlayarak her gün o bildirilerle aynı başlıkların atıldığını
gördük.
Kışkırtıcı
başlıklar...
Evet.
Ben bu bildirilerin hangi matbaada basıldığının öğrenilmesini
istedim. Ama ne yazık ki tek başınıza bir şey yapamıyorsunuz.
Diğer
üyeler hangi partidendi?
Komisyon 11 kişiden oluşuyordu. SHP’den ben ve Nami Çağan
bey vardık. Sonra Nami Çağan Bey ayrıldı komisyondan. Amasya
Milletvekili Haydar Oymak arkadaşımız seçildi onun yerine.
Biz SHP’den 2 kişiydik. DYP’den, ANAP’tan, Refah Partisi’nden
milletvekilleri vardı. Sivas Milletvekili Abdullatif Şener
Komisyon üyesiydi. Şu an AKP’li olan ve o dönemde MHP’de olan
Osman Seyfi komisyon üyesiydi.
Onların
tavrı nasıldı?
Önceleri
onlar da olayla ilgili dinlediğimiz kişilere benimle birlikte
birkaç soru soruyorlardı, ancak daha sonra hafife aldılar.
Pek önemsemediler.
Geçtiğimiz
günlerde Cem TV’de, bir MİT görevlisinin size, olaylardan
başından beri haberdar olduklarını söylediğini anlattınız.
Nasıl geçti o diyalog. Bir daha ayrıntılarıyla dinleyebilir
miyiz?
Sivas’ta
olayla ilgili çalıştığımız zaman, Sivas Valiliği’nde takım
elbiseli birisi yanımıza geldi ve “Komisyon başkanı ile görüşmek
istiyorum” dedi. Valilikte koridorda görüştük.
MİT görevlisiymiş değil mi bu kişi?
Evet, istihbaratta çalıştığını söyledi ve şöyle dedi: “Efendim,
bizim bu gelişmelerin hepsinden öncesinden haberimiz vardı.
Biz yerel basını günü gününe takip ediyoruz. Sivas’a dışarıdan
gelenlerin kimler olduğunu, hangi amaçla geldiklerini biliyorduk.
Kale Camisi’nin önünden slogan atarak bu işi başlattıklarını
biliyoruz. Bizim, bu provokasyonun olacağından haberimiz de
vardı ama, acaba bunların burada gücü nedir, toplananların
ne kadarı sempatizan, ne kadarı taraftar, bunları tespit etmek
için böyle bir olay olması halinde bunları ne kadarlık bir
güçle dağıtabileceğimizin provasını yaptık. Ancak olay öyle
bir hale geldi ki, elimizdeki güçle bunları engellememiz mümkün
olmadı.”
Bu
açıklamalar üzerine ne gibi girişimlerde bulundunuz?
Ben bunları Komisyon’da dile getirdim. Bir kez daha MİT Bölge
Başkanı’nı çağırıp dinlememiz lazım dedim. Komisyon’un diğer
üyeleri, “Bir kez dinledik, yeni ne söyleyecek?” diyerek karşı
çıktılar.
Peki
bugün o dönemde görev yapanların listesi çıkarılsa tanır mısınız
o kişiyi?
Tabii
tanırım.
Peki,
bir de “Sivas’ta aydınlar yakıldığında sosyal demokratlar
iktidar ortağıydı” diye bir görüş var. Yıllardır söylenir.
Sosyal demokratlar gereken her şeyi yaptı mı o dönemde?
Vicdanınız
rahat mı tam olarak? Biz o dönemde hükümetten çekilmeyi de
çok tartıştık. Ancak, hükümetten çekildiğimiz zaman bu olayın,
Sivas davasının üzerine hiç gidilemeyecekti. O zaman hükümette
kalıp bu işin üzerine gitmeliyiz yönünde bir karar çıktı.
Ortağımıza İçişleri Bakanı’nın ve Emniyet Genel Müdürü’nün
görevden alınması için baskı yaptık. Ama kabul ettiremedik.
Tugay
komutanı ifade vermeye gelmedi
Olayda
ihmali bulunduğunu düşündüğünüz yetkililerle ilgili neler
yaptınız?
Tugay
komutanı (Tuğgeneral Ahmet Yücetürk) çağırdığımız halde komisyona
gelip bilgi vermedi. Ben bunları komisyon raporumuza yazdım,
ancak ne yazık ki o raporu Haydar Oymak ve ben imzaladık sadece.
Diğer komisyon üyeleri suçu daha çok Aziz Nesin’e ve Pir Sultan
Abdal Derneği’ne yüklemeye çalıştılar. “Neden Aziz Nesin orada
konuşma yapıyor, neden ortamı bildikleri halde oraya Pir Sultan’ın
heykelini dikiyorlar” gibi suçlamalardı bunlar. Onlar ayrı
bir rapor verdi. Ben raporumda İçişleri Bakanı ve Emniyet
Genel Müdürü başta olmak üzere, MİT Bölge Başkanı’nın, Emniyet
Müdürü’nün ve Vali’nin hakkında soruşturma açılmasını istedim.
Ne yazık ki, Meclis’te onlar çoğunlukta olduğu için onların
raporu kabul edildi.
Dönemin
valisi, “O Gün” belgeselinde, “Askerler geç geldiler ve oteli
değil, orduevini korudular”, “Polis sırtlarını sıvazladı”,
“Belediye Başkanı bakanı yanılttı” diyor.
Evet, video kayıtlarından da görüleceği gibi asker saat 19.00’da,
otel yanmaya başladıktan sonra geliyor oraya. Asker geldiğinde
bir içerde yananlar var, bir de hâlâ dışarıda taş atan, bağıran
çağıran ve parmak sallayanlar var. Sonuçta askerin araya girmesi
lazım. Önce onları oradan uzaklaştırması lazım. İtfaiyenin
otele yanaşıp söndürebilmesi için bir ortamın yaratılması
lazım. Ama ne yazık ki askerin yanında birisi itfaiyenin hortumunu
kesiyor, asker seyirci kalıyor. Asker orada havaya bir el
ateş etseydi bence kalabalığın tamamı dağılacaktı. Zaten vali
bey bana şunları söyledi: “Oteli yaktılar, en son benim kapıya
geldiler. ‘Dinsiz vali çık dışarı seni de öldüreceğiz’ diye
bağırıyorlardı. Ben son anda Jandarma Alay Komutanı’nı aradım.
‘Elimde son bir manga asker var, onu göndereyim’ dedi. O bir
manga askerin gelip havaya ateş açması sonucu kalabalık dağıldı.”
O bir manga asker otel yanmadan önce gelip havaya ateş açsa
o kalabalık gene dağılacakmış.