BU
GÖKKUBBE ALTINDA KONUŞULMAYAN HİÇBİRŞEY KALMAMALI
ARABA
DEVRİLMEDEN ÖNCE
YAZAR:
Kamil ATEŞOĞULLARI
Bu
güne değin ABF Olağanüstü kongresi ile ilgili olarak çoğu
kasıtlı ve tek yanlı çok şey söylendi, çok şey yazıldı.
Kişiliğimden ve öğretimden, inancımdan aldığın yol terbiyesi
gereği hep sustum. Ne var ki “gemileri yakmış”, “gözü
kara” bir ekibin uzun erimde Alevilere ve Alevi örgütlerine
verecekleri zararları da düşünerek -daha önce ki parti deneyinden
bilindiği gibi- yazarak sağduyu sahibi, objektif düşünen
ve toplumsal çıkarı kendi çıkarından üstün tutan insanlara
duyurmayı görev bildim.
OLAĞAN
ÜSTÜ KONGREYE NASIL GELİNDİ?
15 Ekim 2005 tarihinde yapılan ABF 2. Olağan Kongresi’nde
bizlere görev verildi. Bu görev bizlere onur verdiği kadar,
büyük bir sorumluluk da yükledi. Bu sorumluluk; Alevi hareketini
akıllıca, sağduyu ile götürmek, yönlendirmek ve olması gereken
yere taşıyarak; Alevilerin çağlar boyu biriken sorunlarına
çözüm bulmak için gereken çabayı göstermek, çalışmayı yapmak
ve savaşımı vermekti.
Bunun yolunun da ortak aklı kullanmaktan ve maceradan uzak
durmaktan geçtiğinin da bilinmesi gerekiyordu. Çünkü yaşam
bize “ makul çözümlerin, makul kadrolarla olanaklı olduğunu
öğretmiştir.”
Bir
örgütle göreve gelenler, o örgütün tüzüğünde yazılı “amaçları”
yine tüzükteki “temel ilkeler” doğrultusunda gerçekleştirmek
zorundadırlar.
Bize de görev verilirken “ABF’ nun amaçlarını, tüzüğün 4.
maddesindeki “ilkeler” doğrultusunda gerçekleştirin, değerlerimize
ve ilkelerimize sahip çıkın” dendi.
Yönetim
içindeki görüş ayrılıklarının ve ayrışmanın önemli nedenlerinden,
ilk nedenlerinden birisi; temel ilkeler ve örgütsel bütünlük
içinde çalışmak isteyenlerle, eski alışkanlıkları gereği,
örgüte rağmen karar alıp onu kendi gelecek hesapları için
kullanmak isteyen, örgütün bağımsızlığına özen göstermeyip;
örgütü başka bir örgütün vesayeti altına sokanlar arasındaki
görüş ayrılıklarıdır.
Temel
ilkelere, örgüt kararlarına, örgütsel çalışmaya, bir şeyler
yapmaya, yaratmaya ve üretmeye aykırı birçok şeyler yapıldı.
Tavır
ve davranışlarını düzeltmeleri için uyardık, eleştirdik,
konuştuk ve sabırla bekledik. Ama anlamazlıktan geldiler.
Tüzüğümüzün
4. maddesindeki “temel ilkelerden” bazıları aşağıdadır:
*
Alevi- Bektaşi Kuruluşları Federasyonu Demokratik bir kuruluştur.
Hiçbir siyasi parti, örgüt, hareket ve ideolojik yapılanmaya
bağlı değildir. Kendi amaçları ve ilkeleri doğrultusunda
bağımsızdır.
* Hukukun evrensel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere
bağlıdır. Bu ilkeleri her koşulda savunur.
*
Çalışmaları yürütürken iş ve eylem birlikteliği yapacağı
kişi, kurum ve kuruluşların Alevi kültür ve öğretisini tanımasını
önemser.”
2.
Olağan Genel Kuruldan sonda yapılan görev bölümünde; verdiği
sözler nedeniyle 17 kişilik GYK da aldığı oy sayısına göre
16. sırada bulunan Selahattin Özel, ABF Genel Başkanı seçildi.
Oylamaya 15 GYK üyesi katılmış olup Selahattin Özel 8 oy,
Attila Erden 7 oy aldılar.
Selahattin
Özel başkan olursa;
A)
—
ABF’ nun o güne değin birikmiş borçları en kısa zamanda
ödenecekti.
— 15 günde bir Ankara da olacaktı. Danışma Kurulu’nun
yapıldığı 26 Mart 2007- 15 Mayıs 2007 de yapılan GYK toplantısına
kadar 50 gün Ankara’ya hiç gelmedi ama Avrupa’ da ki tüm
etkinliklerde boy gösterdi.
— GYK olarak Ankara, İstanbul ve İzmir’de yemek/
gece düzenleyerek gelir temin etme kararı aldık. Ankara’
da 25 Mart 2006 tarihinde düzenlediğimiz geceden sonra İzmir
de bir gece düzenlenecekti ve sorumlusu da Selahattin Özel’di.
Bu konudan bir daha hiç söz edilmedi.
—
ABF’ nun 15 Ekim 2005 tarihi itibariyle ( 2. Olağan Genel
Kurul) 17.606 YTL. Borcu vardı. Bunun bir kısmı Ankara’da
ki yemekten sonra ödenmesine karşın, borç devam ederek Olağan
üstü Genel Kurul’a kadar yeniden 18.500 YTL. ye çıktı.
B)
Selahattin
Özel’den GYK kararlarına uyması istendi. 26 Mart 2006 tarihinde
düzenlenen ABF’ nun Danışma Kurulundan sonra yapılan ve
Turgut Öker ile Hıdır Temel’in de katıldığı GYK toplantısında
ki tutum ve davranışlarıyla da GYK ile ters düşmüştür. İlkeli
ve objektif davranamamıştır.
Bu
toplantı GYK da ayrışmalara neden olmuş ve Alevilik yol
terbiyesi yönünden EDEB’in hiçe sayıldığı bir üslupta geçmiştir.
Örgütçülükten öğrendiğimiz ve bildiğimiz kadarıyla bir Konfederasyon
başkanı, konuştuğu her sözü ve attığı her adımı hesaplamalıdır,
saygılı olmalıdır. ( EK: 1 Serçeşme
Dergisi Sayı: 23 5.Sayfa)
Nisan
2006 başlarında Hıdır Temel’in Hubyar Tekkesi ile ilgili
olarak İstanbul’da yapacağı toplantıya katılacağının öğrenilmesi
üzerine ABF’nun Ankara’ da bulunan 9 GYK üyesi ile İstanbul’da
bulunan 3 üyesi telefonla görüşerek, Selahattin Özel’in
bu toplantıya katılmasının yanlış olacağı değerlendirilmesi
yapılmış ve Genel Sekreter Fevzi Gümüş’ten bu ortak görüşün
telefonla kendisine bildirilmesi istenmiştir. Ortak görüş
kendisine bildirilmesine karşın toplantıya katılmakla kalmayıp
toplantıyı yönetmiştir. Daha sonra bu konu tartışıldığında
da “Bu konuda yazılı bir karar var mı ki?” diyecek kadar
da pişkin davranmıştır.
Oysa
Hıdır Temel, Ağustos 2005 başlarında Ankara’da ABF’n da
yapılan ve Hubyar Tekkesi ile ilgili tüm tarafların katıldığı
toplantıda Attila Erden’e “Babam Mustafa Dede’nin sizlere
selamı var, ancak hakemliğinizi kabul etmiyor, bu taplantıya
sorunumuzu anlatmaya geldik.” demiştir. Daha sonra da kabul
etmediği ABF. ndan Ali Kenanoğlu için yaptırım istemiştir.
Hubyar’la
ilgili toplantı da arkadaşlara “dava mahkemeye intikal etmiş
de olsa, verilecek karar, taraflardan birini memnun etmeyecektir.
Korkarım ki hem Tokat’ta, hem de İstanbul’ da istemediğimiz
şeyler olabilir. Çünkü buna benzer bir olay Bergama da EUROGOLD
yüzünden; yandaşlık ve karşıtlık nedeniyle bir “dede” ailesi
olan Kılıç’lar da yaşanmış ve bu olay ve benzeri olaylar
tüm Alevileri üzer.
Her
ne kadar mahkemeye gidilmişse de, biz bu sorunu karardan
önce “yolumuza göre çözelim.” Alevi örgüt temsilcileri ve
Hubyar’ın bağlı olduğu Serçeşme’nin yol büyüğü Veliyeddin
Ulusoy ve örgüt temsilcileri eğer hakem olarak kabul edilirse,
tarafların da katıldığı bir toplantıyı köyde, kaç gün sürerse
bir “cem” de çözelim dedim.
Birkaç
gün sonra İstanbul’dan Ergül Şanlı’yı Veliyeddin Ulusoy’a
olan yakın ilişkisi nedeniyle arayarak görüşmesini ve düşüncesini
almasını rica ettim. Ergül Şanlı bir süre sonra beni arayarak
“iki tarafta vereceğimiz karara uyacak olursa elimden gelen
her şeyi yapmaya hazırım” dediğini iletti. ( Selahattin
Özel’in Serçeşme Dergisi’nde ki V.Ulusoy ile ilgili acıklamasıyla
birlikte değerlendirildiğinde ne denli tutarsız bir sav
olduğu ortaya çıkmaktadır.(Syf. 17)
13
Mayıs 2006 tarihli GYK toplantısında;
-
Hubyar Tekkesi ile ilgili tartışmalarda, Federasyonumuzun
taraf olmaması, hakemlik talebi olursa durumun değerlendirilmesi,
—
Alevi ulularının anıldığı etkinliklere katılınması, 02 Temmuz
2006 etkinliklerine destek verilmesi kararları alınmıştır.(
Bu tarihte Mersin’ de olduğumdan bu toplantıya katılamadım.)
28
Mayıs 2006 tarihinde HBVAK Vakfı kongresinden sonra T.Öker,
H. Temel, S.Özel, F. Gümüş, H. Yıldırım, K. Ata, K. Genç
ve N. Ceyhan’ın katıldığı resmi olmayan bir değerlendirme/
görüşme sırasında, T.Öker, S. Özel, H. Temel, H. Yıldırım,
H. Temel taraftarlarının yapacakları Hubyar Etkinliği’nin
ABF’nun resmi etkinlik programına alınmasını istemeleri
üzerine F.Gümüş;
*
ABF. na bağlı Hubyar Derneği’nin yapacağı etkinlik dışında
yapılacak bir etkinliğin ABF. nca desteklenmesinin yanlış
olacağı,
*
Konunun GYK toplantısında görüşülmesi gerektiği noktalarından
bu isteme karşı çıkarak toplantıyı terk etmiştir.
Bu
ve buna benzer davranışlar karşısında ABF Genel sekreteri
F. Gümüş 29 Mayıs 2006 tarihli (Gelen
evrak 35. sırada) istifa dilekçesi vererek görevinden
istifa ettiğini bildirmiştir.Dilekçesinde örgütsel işleyiş
ve ABF hukukunun ve temel ilkeleri konusunda görüş ayrılığına
düşüldüğünden ve böyle bir anlayış sahibi Genel başkanla
çalışamayacağını açıklamıştır.
Bu dilekçe 13 Haziran 2006 günlü GYK toplantısında ele alınarak
görüşmeye açıldı. Toplantıya 16 GYK üyesi katılmış olup,
10 GYK üyesi… Önümüzde 2 Temmuz ve Hacı Bektaş Veli Törenleri
var, böyle bir aşamada istifa yanlış değerlendirmelere neden
olur, istifa edilmemesi gerekir dediğimizde Selahattin Özel
“Ben böyle bir durumda Fevzi Gümüş ile çalışmam, istifamı
veririm” dediğinde Hüseyin Yıldırım ve Tekin Özdil de “bizde
görevimizden ayrılırız dediler.”
Bu
toplantıda Selahattin Özel’e “hem Hubyar konusundaki tutum
ve davranışları, hem de AABK. na yazdığımız ilkelerin, imzanın
arkasında duramadın, size güvenim kalmamıştır, MYK yeniden
oluşturulsun.” dedim.
Sonuçta,
istifaların değerlendirilmesi Eylül–2006 da yapılacak GYK
toplantısına bırakıldı.
HACI
BEKTAŞ VELİ TÖRENLERİ
Gerek
13 Mayıs 2006, gerekse 6 Ağustos 2006 tarihli GYK toplantılarında
Hacı Bektaş’ı Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerine
katılma kararı alınmıştır. Ancak; Belediye Başkanı protesto
edilecekti. 6 Ağustos 2006 tarihli GYK kararının ardından
9 Ağustos 2006 tarihinde biri Tekin Özdil, ikiside Selahattin
Özel imzalı üç ayrı yazı hem örgütlere gönderiliyor, hem
de kamuoyuna duyuruluyor.
·
Tekin Özdil imzalı yazıda 15 Ağustos 2006 programımız başlığı
altında “…tüm Alevi – Bektaşi yöneticilerinin katılacağı
bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı yapılacağı,16
Ağustos 2006 da ise; Alevi örgütlülüğü ve sorunlarımız hakkında
bir panel yapılacağı.( EK: 3)
·
Selahattin Özel imzalı yazılarda ise ; “ 15 Ağustos 2006
da Serçeşme’de gerçekleştirilecek olan Dünya Alevileri Toplantısı”
yapılacağı bildiriliyor.(EK: 4–2 sayfa)
· Sonuç Bildirgesinde ise (sayfa:
3) “ Alevilerin Siyasete Müdahele etme gerekçeleri
nettir.( !) başlığı atılıyor. (EK:
5–4 sayfa)
· Taner Boyraz imzalı 10–10–2006 tarihli ve Köln’de yapılan
bir toplantıya ilişkin yazıda da “Dünya Alevileri Toplantısı’ndan”
söz edilmektedir. ( Ek: 6–4 sayfa)
Alınan
kararlar ve örgütlere gönderilen yazıda 16 Ağustos 2006
da törenin açılışında alınan kararlar uygulanacak ve panel
yapılacakken Turgut Öker ve arkadaşları törenlere bile katılmadan
kuracakları Umut TV ( daha sonra adı YOL TV oldu) toplantısı
için Avanos’ta kalarak Hacı Bektaş’a gelmemişlerdir.Bununla
da kalınmamıştır. 15 Ağustos 2006 da yapılan Dünya Alevileri
Toplantısı’nda (!) Turgut Öker 29 Ekim 2006 da Adana’da
bir miting düzenleyeceklerini açıklamıştır. Bundan birkaç
ABF yöneticisi ve bağlı dernek yöneticisi dışında kimsenin
haberi yoktur. Bu nedenle de üye örgütlerle şubeleri arasında
tatsızlıklar baş göstermiştir.(EK:
7)
09
Ekim 2006 tarihli bir yazı ile ABF Genel başkanı bu etkinliğe
davet ediliyor ve 13 Ekim 2006 tarihli bir yazı ile de siyasi
partilerin genel başkanlarının çağrılmasına kara veriliyor.(EK:
8) Ancak davetiyeler ABF Genel Başkanı Attila Erden’e
değil, HBVAK Vakfı’na gönderiliyor. Davetiyelerden Genel
Başkanın haberi yok.Olay bununla da kalmıyor. 18 Ekim 2006
da Adana’dan iş adamı Zülfikar Deniz ile Turgut Öker , CHP
Genel Başkanını davet etmek için parti genel merkezine gidiyorlar
ve görüşme istemleri kabul edilmeden geri dönüyorlar.( Olayın
Tanıkları: aynı gün CHP genel merkezinde Almanya’dan gelen
bir Alevi Kültür Merkezi Gençlik Komisyonu üyelerini getiren
CHP İstanbul Milletvekili A.Rıza Gülçiçek, ABF yöneticilerinden
Neşe Ceyhan ve Almanya Nevmünster’den Erdoğan Biçici ve
gençlerle birlikte olan Erdoğan Aslan’ dır.)
MYK’ DA DEĞİŞİKLİK
Yukarıda
açıkladığım gibi 13 Haziran 2006 da yapılan GYK toplantısındaki
konuların Eylül 2006 da yapılacak GYK toplantısında görüşülmesine
karar verilmişti.
16
Eylül 2006 tarihli GYK toplantısından bir gün önce (15 Eylül
2006) ABF Genel Başkan yardımcısı Ali Kenanoğlu HBVAK Vakfı’na
uğradığında; bir ara olağanüstü genel kurula gidilmesi isteneceğinin
konuşulduğunda kendisine Hüseyin Yıldırım tarafından “yarın
ki GYK toplantısında olağanüstü kongre kararı alacağız,
blok liste uygulayacağız ve işi bitireceğiz” dendikten sonra
Attila Erden, Kazım Genç, Fevzi Gümüş, Ali Kenanoğlu ve
Kamil Ateşoğulları’nın tasfiye edileceğini söylüyor. Tekin
Özdil’ de aynı içerikte görüş belirtiyor.
16
Eylül 2006 tarihli GYK toplantısında S. Özel ve arkadaşları
olağan üstü kongre istediler. Biz de özetle “kongre yapılalı
daha bir yıl olmadı, olağanüstü kongre Federasyona zarar
verir, yıpratır. Olağanüstü kongre en son yapılacak, düşünülecek
bir şeydir, MYK da değişiklik olsun dedik. Olağanüstü kongre
istemi oylandı. Toplantıya 13 GYK üyesi katılmıştı ve bu
öneri (6) oy aldı. İstem reddedilince “ biz MYK’dan çekiliyoruz”
denmesi üzerine Dr. A. Erden’in genel başkanlığında yeni
MYK oluştu. Bunun üzerine S. Özel “ olağanüstü kongre için
yarından itibaren imza toplamaya başlayacağız” dedi.
Bir
gün önce “tasfiye kararı” alanlar, her nedense bu tasfiyeyi
durdurmaya yönelik hareketi “darbe” olarak niteleyebiliyorlar.
Bununla da kalınmadı. Hemen arkasından HBVKTD’nde MYK değişikliği
yaparak A. Erden’i genel başkanlıktan alarak Tekin Özdil’in
başkanlığında yeni bir MYK oluşturdular.
Toplanan
imzaların çoğu geçersizdi. Ancak, geçerli imzalar olağanüstü
kongre toplanması için yeterli olduğundan işleme konarak
gereği yapıldı. Bu aşamada da olağanüstü kongrenin “eski
delege ile mi? Yeni delege ile mi? yapılacağı 16 Eylül 2006
GYK toplantısında tartışıldı. (Çünkü HBVKTD ile Seyit Garip
Musa Sultan Derneği, kongrelerini ABF 2. Olağan Genel Kurulunun
yapıldığı 15 Ekim 2005 ten sonra yaparak üst kurul delegelerini
yenilemişlerdi.)
Bu
toplantı ile ilgili olarak T.Eser’in 21–11–2006 günlü yazısında
(EK: 9) “ …zaten GYK toplantısında
MYK üyesi Kamil ifade etti. Amaç Kamil Ateşoğulları’nın
GYK Toplantısında ifade ettiği gibi MYK gereğini yapacak,
sizin de hoşunuza gitmezse mahkemelere başvurup hakkınızı
arayın” dayatması ile …” demekte ancak benden önce konuşan
S.Özel’in dediğini de yazsaydı, neden böyle söylediğim açıkça
anlaşılırdı. Bir bütünü değil de, bir yazı ya da konuşmanın
işine gelinen bir bölümünün ele alınarak taraflı ve maksatlı
yaklaşımlar (eklektizm) ne kimseye bir yarar sağlar, ne
de konuya açıklık getirir.MYK olarak Olağanüstü kongreye
bir önceki Olağan Genel Kurula katılan (eski delegeler)
delegelerle gidilmesi kararını da aldığımız bilirkişi raporuna
dayanarak aldık.(Ek 10 –Bilirkişi
Bilal Uçar’ın Raporu)
26
Kasım 2006 da Genel Kurula gidileceğinin açıklanmasından
sonra AABK ve bağlı bazı ülke federasyonu yöneticileri Türkiye’ye
gelerek gitmedikleri yer, toplantı, bölge bırakmamışlardır.
Keşke bu çalışma ve çabaları olumlu bir yönde Alevi hareketinin
gelişmesi için ve etik/ ahlaki değerler içinde yapsalardı…
Kongreden bir gün önceki akşam YOL TV yi tanıtma adına HBVAK
Vakfı’ndaki kokteyl ve yemekte kongreye yönelik burjuva
partilerinde ve sarı sendika kongrelerinde yaşanan her türlü
şey (!) Alevi hareketine de girmiş, yaşanmıştır. Bazı onurlu
delegeler tanık oldukları şeylerden utanarak yemeği terk
etmişlerdir. “
Gaye,
vasıtayı meşru kılar” Makyivel
Ayrıca
gittikleri yerlerde iftira, çamur atma, bol keseden söz
vermeyi sürdürmüşlerdir. Bizler için “darbeci”, “şer güçleri”,
gibi şeyler söylemişler ve bunu daha sonra basınla görüşmelerinde
de sürdürmüşlerdir. Attila Erden, Fevzi Gümüş, Kelime Ata
için de “derin devletin ve genelkurmayın adamı” suçlamasını
yapmışlardır.(EK: 11–4 sayfa)
Fevzi Gümüş ve Kelime Ata’nın ABF na yazdıkları 09-12-2006
tarihli yazı üzerine 31 Mart 2007 tarihinde ABF’da suçlananlar,
suçlayan ve olayın tanıkları ve tarafsız kişiler bir araya
getirilerek yüzleştirme yapılmış olup, konuşmalar banta
alınmış ve çözümü yapılmış, olağan üstü kongre öncesi ve
sırasında Alevi yoluna, inancına yakışmayacak karalamalarla
kişiler yıpratılarak sonuç alınmıştır.Şimdi herkes şunları
soruyor:
*
Bu sözleri söyleyenler 10 yıldan beri Attila Erden ile birlikte
çalışan aynı derneğin yöneticileri olup, böyle bir durum
var idiyse bugüne kadar neden sustular?
*
Neden bugün konuşuyorlar?
ABF
olağanüstü kongresinden bir önceki günün akşamı T.Öker,
A.Erden’i arayarak “Hocam ABF’ye geliyorum, beni bekle de
görüşelim” demiş. A.Erden’ de o sırada yanında bulunan K.Genç,
A. Kenanoğlu, N.Ceyhan ve İbrahim Karakaya’ya “sizler de
bekleyin beraber görüşelim” demiş. Bu görüşmede T.Öker,
A.Erden’e “Hocam yarın için ne düşünüyorsunuz” diye sormuş.
A.Erden de “bir aydır sağda solda arkamızdan Derin Devletin
adamı, Genel Kurmayın adamı gibi sözler söylüyorsunuz. Yarın
bunu söyleyenler kürsüden bunun belgelerini bir açıklasınlar,
bunun hesabını bir versinler bakalım” demiştir.
Bunun
üzerine olağanüstü genel kurul ile ilgili olarak: “Biz Avrupa
Konfederasyonu olarak yolumuzu çizdik, biz bu yolda ilerleyeceğiz.
İster ABF ile olur, ister ABF siz olur. ABF’ ye bağlı kurumların
en fazla 100 bin üyesi var. Fakat dışarıda milyonlarca Alevi
var, biz bunları etkileriz.” demiştir.
Söz
alan İbrahim Karakaya “ Siz güzel gemiler yapıp denize açılmış
olabilirsiniz ama yanaşacak limanınız olmazsa o geminin
hiçbir kıymeti olmaz. Bu liman da TÜRKİYE’dir. Anadolu’da
ki Alevi kurumlarıdır. Avrupa’da ki Alevi Diasporasının
tüm dünyadaki diğer diasporalarla aynı psikolojiyi yaşadığını,
bunun da anayurtlarındaki partnerlerinin güçlü olmaması
ve buraları sürekli kendilerinin yönetmesi ve belirleyici
olması gibi bir psikoloji olduğunu, Avrupa Konfederasyonu’nun
da, Türkiye’de ki Alevi Kurumları ve ABF için de aynı şeyi
uyguladıklarını…” söylemesi üzerine T.Öker toplantıyı terk
etmiştir.
Sanıyorum
ki bu toplantıda Turgut Öker’in konuşmasını değerlendirmesi
gerekenler öncelikle ABF’nun şu anki yöneticileri olmalılar.
( ABF’nun bağımsızlığı açısından)
Kongre
öncesi çeşitli karalamalar yetmezmiş gibi bir yazıda hızını
alamayıp bu suçlamaları az bularak daha da ileriye giden
2 Aralık 2006 günlü Birgün Gazetesi’ndeki köşesinde Necdet
Saraç’tan:
“Bu güne kadar rahatça yönetilen Alevilerin, kendi adlarına
hareketlenmeleri, siyasal sürece müdahil olmak istemeleri,
karar mekanizmalarında hak talep etmeleri, hatta daha da
ileri giderek “ Türkiye’ yi İmam Hatip kökenli biri yönetiyorsa
Alevi kökenli biri neden yönetmesin diye ortaya çıkmaları
ABF içinde bir operasyon sürecini hızlandırdı. ABF’ nun
ve doğal olarak alevi hareketinin önünün kesilmesi gerekiyordu.
Nitekim S.Özel’in ABF Genel Başkanlığından alınmasında niyetlerden
öte bu yaklaşım belirleyici olmuştur.” diyor. (Ek:12)
Bunlara
karşı söyleyecek söz bulamıyorum. Anlıyorum artık yaşınız
geçiyor ve Türkiye’ye dönmeniz gerekiyor!.. Kazım Genç’in
yazısı da zaten durumu açıkça ortaya koyuyor. (Ek:13-Sayfa
6)
Bir
Federasyonun yönetim kadrosu üye derneklerin delegeleri
arasından seçilir. Temel felsefe de, ilkelerde amaç da olmasa
bile uygulamada, yöntemde ayrı düşünceleri olabilir. Önemli
olan temel mutabakatı sağlamaktır.
Bazı
AABK ve ABF nun sorumsuz yöneticileri “tasfiye edilenler”
için “şer güçler” demekteler ve gerekçe olarak örneğin;
T.Öker “O birkaç insanı yan yana getirmekte zorlanıyorduk.
Sohbet etmekte bile zorlanıyorlardı. Aynı listede görmüş
olmama tepkiydi.”Şer cephesi” ifadesini kullanmam. Bu birlik
yoldaşça birlik değildi. Daha çok seçimi kazanmaya yönelik
ittifaktı.” (EK: 14 Aksiyon Dergisi
sayfa:32)
Eğer
“ şer cephesi” olmanın ölçütleri bunlarsa, şimdi şunları
sormam gerekiyor:
1/A)
9/10 Ekim 2004’te Ankara’da HBVAK Vakfı’nda yapılan “Cemevleri
Alevilerin İnanç Merkezidir” toplantısında Ercan Geçmez
yazılı bir metin sundu ve Avrupa örgüt yöneticilerini, Türkiye’de
ki Alevi örgütlerinin içişlerine karışmakla suçladı. Metnin
bir çıkışını okuyan T.Öker’in Ercan’a tehdit savurması üzerine
Hüseyin Yıldırım “bu görüş yalnız onun değil, ortak görüşümüzdür.”
demiştir.
1/B)
İstanbul’da yapılan Binyılın Türküsü’yle ilgili olarak HBVAK
Vakfı üzerinden ABF’ na verilmesine karar verilen 150 bin
Euro konusunda E. Geçmez’in AABK yöneticileri için söylediklerini
bilmeyen yok.
2/A)
Kayseri Hacı Bektaş Derneği ve Vakfı yöneticilerinin ABF
ve AABK ‘ca her yıl protesto edilen Hacı Bektaş Belediye
Başkanı ile ABF’ nun bilgisi dışında İç Anadolu Bölge Toplantısı
yapmaları nedeniyle ben bu konunun yönetimde ele alınarak
ABF üyeliğinin değerlendirilmesini istememe karşın konunun
üstü hep örtülmüştür.
2/B)
Kayseri Hacı Bektaş Vakfı Başkanı aynı zamanda Kayseri Hacı
Bektaş Derneğinin üst kurul delegesi ve bu kişi şu anda
hep karşı çıktığımız ve eleştirdiğiniz Alevi Vakıfları Federasyonunun
Genel Başkan Yardımcısındır.
3/A)
Her Kongresinde ABF üyeliğinden ayrılıp ayrılmamayı gündem
maddesi yapan ve karar yetkisini yönetim kuruluna bırakan
Seyyid Garip Musa Sultan Derneği’nin bir ayağı Cem Vakfı’nda
olan Başkanının ‘Turgut Özal’ın Gölbaşı toplantısına’ katılmayı
övünç olarak gören kişi ve örgütünün ele alınmasını yine
ben istedim.
3/B)
Bu kişinin oyunu almak için S. Özel’in “ T.Öker Alevilik
konusunda öyle söylüyor ama ben o görüşte değilim” dediğini
Ankara’da bilmeyen yok.
Şimdi şunları soruyor ve yanıt bekliyorum:
1-
Bu kişilerle hangi ortak noktada buluştunuz?
2-
Buluştuğunuz temel ilkeler nelerdir?
3-
Hangi düşünsel birlikteliğiniz var?
4- Birkaç oy için verdiğiniz ödünlerin farkında mısınız?
Hangi pazarlığı yaptınız?
5-
Tüm bunlardan sonra bizim de sizlere “şer cephesi” dememiz
mi gerekiyor?
BİR
SÖZ AĞIZDAN ÇIKANA KADAR SENİN TUTSAĞIN, AĞIZDAN ÇIKTIKTAN
SONRA SEN ONUN TUTSAĞI OLURSUN…
Yunus
Emre’nin dediği gibi:
“ilim
ilim bilmektir
İlim
kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya
nice okumaktır.”
Bazı
görevlere gelen kişilerin uluorta konuşmamaları, düşünüp,
tartıp konuşmaları, bu konuşmaların sonra kendilerine soru
olarak döneceğini bilmeleri de gerekir. S. Özel bir konuşmasında
“Hukukçuluklarını Alevilik için kullansalardı” diyor. Daha
önce ki GYK da dört hukukçu vardı ve hepsi de hukukçuluklarını
değişik alan ve konularda hiçbir beklentileri olmadan, ücretli
yönetici olmadan yerine getirmiş kişilerdir.
Neler
yapıldığını bilmemeleri doğal…
· 1994 ve 1995 yılları 2 Temmuz Etkinliklerinin komite başkanlığını
yaptım.
· HBVAK Vakfı’nın son iki döneme ilişkin çalışma raporlarını
okuduklarında, bu etkinliklerin kim tarafından gerçekleştirildiğini
öğrenebilirler.
·
Yine Vakfı’n yayınladığı 6 kitaptan üç’ünün tarafımdan hazırlandığını,
sonraki etkinliklerde de katkım olduğunu, bazıları bilmese
de herkes bilmektedir.
·
1. Alevi Konferansının alt çalışması, hazırlanması, kitap
haline gelmesi kimin çabasıydı?
· Eylül 2004’de Brüksel’e gidecek raporu ve ABF adına hazırlanan
kitapçıkları kim / kimler hazırladı. ( İlk iki kitapçığı
ben, üçüncü kitapçığı ben, Kazım Genç, Ali Balkız birlikte
hazırladık.)
· Gerek Sivas Davası, gerekse zorunlu Din dersi Davası /Davaları
ve ABKB davasının her aşamasında AİHM ‘de mücadele veren
Kazım Genç değimlidir?
· Sivas Davası ve ABKB Davasının avukatlarından birisi de
Fevzi Gümüş değil midir?
· Fettullah Gülen’in Ali Balkız aleyhine açtığı davanın
ve Zorunlu Din Dersi davalarının bir avukatı da Muhterem
Aktaş değil midir?
BAZILARININ
BUNLARI BİLMEMESİ ÇOK DOĞAL. BÜTÜN BUNLAR YAPILIRKEN NEREDEYDİNİZ?
Avrupa’da
ki Alevi örgütlerinin çoğu yöneticilerinde şöyle bir anlayış
var:
Türkiye’de ki örgütler hiçbir şey yapmıyorlar/ yapamıyorlar.
Türkiye’de ki örgütler bizi hep ekonomik güç/ para olarak
görüyorlar.
Zor
koşullara karşı gerçekleştirdiğimiz;
‘Cemevleri Alevilerin İbadet Merkezidir’ imza kampanyası
‘Zorunlu Din Dersine Hayır’ imza kampanyası
1. Alevi Konferansı
görmezlikten
geliniyor.
Bu
etkinliklerin yapılması için verilen hiçbir söz yerine getirilmemiş
ve ABF’nun bazı borçları bu etkinliklerden dolayıdır.
1. Alevi Konferansı için de aynı şey yapılmış, verilen söz
yerine getirilmemiş ve 1.Alevi Konferansı kitabı aradan
16 ay geçtikten sonra kişisel çabamla temin ettiğim parayla
bastırılmıştır.
Avrupa
örgütlerinin bu güne kadar ki katkıları:
*
Avusturya Federasyonu : 1.000 Euro
*
Fransa Federasyonu : 1.640 YTL
*
İsviçre Federasyonu : 700 Euro
* Haydar Aygören(Kişisel) : 500 Euro
Ayrıca
İstanbul’da yapılan Binyılın Türküsü etkinliği sonunda ABF’ye
verilecek 150 bin Euro’dan hiç söz edilmiyor.
‘Gölge
etme başka ihsan istemem’ (DİYOJEN)
Şimdi
Avrupa’da ki Alevi örgütleri yöneticilerinden öncelikle
de AABK yöneticilerine şunları soruyorum:
· Köln’ de ki binanın son durumu nedir?
· Bilim ve Araştırma Merkezi, aradan 3 yıl geçtiği halde
neden açılmadı?
·
Benim de bulunduğum 23 Ekim 2004 tarihli bir toplantıda
Brüksel’de açılmasına karar verilen ve 1 yıllık kirası ile
donanımını karşılamayı Hayrullah Akkaya’nın üstlenme sözü
verdiği temsilcilik neden açılmadı?
· AB organları, özellikle AP(Avrupa Parlamentosu) ve AİHM
ile ilişkileriniz Kasım Yeşilgül’ün hakka yürümesinden sonra
ne durumda?
· Avrupa Alevi örgütlerinden, örgütün belirleyeceği isim
ya da isimlerin AP’da olmasını da istiyoruz. Çünkü AP’ da
bir temsilcimizin bulunması çok önemli.
Türkiye’de
ki partilerden kontenjan isteyenlerin neden AP’ da olmak
istememeleri anlaşılır bir durum değil. Yoksa Avrupa’da
ki Alevilere ve demokrasi güçlerine mi güvenemiyorsunuz?
Onlar mı size güvenmiyorlar?
· Avrupa’da yaşayan; kapkaç, tecavüz ve uyuşturucu v.s.
suçlardan cezaevlerinde bulunan Alevi gençlerine yönelik
neler yaptınız? Daha önceden onları kazanma adına Alevilik
değerleri ile neden buluşturamadınız? Bu konuda herhangi
bir projeniz oldu mu? Var mıydı?
·
H. Zengin’in kızı E.Z.’ye İstanbul’da hesap açtırmanıza
rağmen bu güne kadar kaç lira gönderdiniz?
· Sizler birkaç seneden beri Türkiye sevdalısı (!) olmadan
önce sizler yokken 2 Temmuz’larda Sivas’ta Sivas Demokrasi
Platformu vardı. Onları dışlamaya kalkıp bir de suçlamanızın
dayanağı nedir?
· Türkiye’de ki Şehit Aileleri şunları soruyorlar:
a-Davalar
sırasında bunlar neredeydiler?
b-Sivas
Katliamının Almanya’da yaşayan katillerinin yakalanması
için hiçbir çabaları oldu mu? ( Bazı suçluların yakalanmaları,
Türkiye’de ki Alevi örgütlü yöneticilerin özverili çalışmaları
sonucudur.)
*
2006 yılı Sivas Madımak Otelinin önündeki yığınsallığı neden
tek başına kendi çalışmanız olarak gösteriyorsunuz? SU Tv.
ve Düzgün Tv.nin hiç mi katkısı olmamıştır.
·
Avrupa’dan “insanlığın ortak değeri” olarak yalnızca bunları
mı; Alevi inanç ve öğretisine, EDEBE aykırı dili ve sözleri
mi öğrendiniz.
ÖRGÜTLERE
DOĞRU BİLGİ VERİLMİYOR
Örgütlere
doğru bilgi vermek, örgütsel terbiyenin ve sorumluluğun
bir gereği olduğu kadar, inancımızın da bir gereğidir. Cemlerde
dede “ Kov, gaybet etmeyin, yalan söylemeyin” der ki; bu
EDEB’in bir gereğidir.
Avrupa’dan
Türkiye’ye gelen bazı örgüt yöneticileri abartılı bilgiler
veriyorlar. Türkiye de yapılanları da Avrupa’ya aynı biçimde
aktarıyorlar.
Bunun
en çarpıcı örneği de 10/11 Şubat 2007’de Ankara’da yapılacağı
duyurulan ABF ile AABK’nun birlikte yaptıkları Danışma Kurulu
toplantısıdır:
·
Bu toplantıya Avrupa’dan dokuz ülke federasyonundan başkan
ve temsilciler değil 5–6 kişi katılmıştır.
·
Türkiye örgütlerinden de; çoğu ABF’na üye olmayan HBVAK
Vakfı şube yöneticileri olmak üzere toplam 30–40 kişi gelmiş,
geri kalanı Danışma Kurulu üyesi olmayanlar olmak üzere
60’a yakın kişi katılmıştır.
· Danışma Kurulu toplantısı 2 gün değil, ancak 1 gün yapılabilmiştir.
· Ankara dışında ki örgüt ve şubelerden gelenlerin söz almamaları
üzerine daha çok Avrupa’dan gelenlerle ABF yöneticilerinin
konuştukları bir toplantı olmuştur.
·
ABF. na üye 7 örgütün katılmadığı ve katılmama nedenini
de içeren yazılı bir açıklama, Danışma Kurulu Divan Başkanlığına
iletilmiş ve gelenlere dağıtılmıştır.(EK:
15–2 sayfa)
Bu
konuyu güzel bir “mesel” ile bitiriyorum.
Bir
köye başka bir köyden gelin gelmiş. Köyün genç kızları ve
gelinleri yeni gelini yalnız bırakmazlar ve her gün ziyaretine
giderlermiş. O da her gelişlerinde konuklarına “Babamın
şu kadar dönüm tarlası var, şu kadar sürüsü, şu kadar çobanı,
adamı var” diye hava atarmış.
Bir
böyle, iki böyle sürmüş gitmiş. O köyün kızı olup o köyde
gelin olan birisi bir gün dayanamamış ve “ Keşke ben de
bir başka köyde gelin olsaydım” demiş.
PARTNERLİK
NEDİR?
(Alevi öğretisindeki tanımlanmasıyla musahiplik, yol arkadaşlığı,
yoldaşlık.)
AABK
ile ortak çalışmalar yapmak, etkinlikler düzenlemek ve ortak
projeler geliştirmek kadar doğal bir durum olamaz.
Ancak,
bu tür çalışmalarda; karar alma süreçlerinde her şeye karar
verip “ biz böyle düşündük, karar aldık, birlikte gerçekleştirelim”
oldubittileriyle daha önce karşılaştığımız gibi dayatmalarla
olmamalıdır.
Daha
önce;
-
Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ile görüşme,
-
İstanbul’da gerçekleştirilen Bin Yılın Türküsü,
-
1. Alevi Konferansı
tavır ve davranışları gibi.
ABF’nda
göreve geldikten sonra AABK. na Selahattin Özel imzalı 13
Kasım 2005 gün ve 205/41–2 sayılı bir yazı fakslayarak bundan
sondaki ortak çalışmalarda uyulması gereken koşulları bildirdik.(EK:
16–2 sayfa)
AABK’nca bu yazıda bildirilen ilkelere hiç uyulmadı, örgütün
(ABF) bağımsızlığına saygı gösterilmedi:
- Ali Kenanoğlu hakkında yaptırım istenmesi,
-
ABF üyesi ve derneklerin genel merkezleri dışlanarak şubelerle
etkinlik yapılması,
-
18 Ekim 2006 CHP ile görüşme girişimi,
- 29 Ekim 2006 Adana’da ki etkinlik gibi.
SİYASET
VE SİYASETE MÜDAHELE
Yayınladıkları bildirilerde önce Alevi’lerin “siyasete müdahalesi”
ve Mersin’de ki toplantı sonrası 14 Ocak 2007 tarihli yazıda
(Aleviler doğrudan temsil edilmek istiyorlar) sözleri siyasi
literatürde yeri olmayan kavramlardır. (EK:
17–3 sayfa)
15 Ağustos 2006’da Serçeşme’ de gerçekleştirilen Dünya Alevileri
Toplantısı Sonuç Bildirgesinde de (15.08.2006) yine “ siyasete
müdahale” deniyor. (EK:5)
Örgütlerden ve çevreden gelen eleştirilerden sonra bu söylem
yerine “Alevilerin siyasi alana katılım kararlılığı …” demeye
başladılar. Bununla da yetinilmedi. Fettullah Gülen’in Aksiyon
Dergisinde ki bir söyleşinin başlığı şöyle: “Turgut Öker:
Meclis’ de Alevi kontenjanı istiyoruz.” (EK:
14)
“ Siyasete Müdahale” kavramında ki müdahale sözcüğünü hiçbir
demokrat, ilerici ve solcu kullanmaz. Çünkü bu sözcük, bu
kesimlere hep geçmişi ve kötülükleri, insanlık dışı şeyleri
anımsatır.
Alevi
örgütleri yeri ve zamanı geldiğinde toplumsal değişim ve
gelişme adına, sorunlara çözümler üretir ve bunu da örgütleriyle
oluşturur / paylaşır ve kitlelere mal ederler. Siyasete
değil, yaşama müdahale ederler.
Tüm
bunlar yapılıp, örgütlülük dağıtılacağına 10 aylık bir sürede
ve bir bütünsellik içinde doğru olan yapılabilirdi. (Bölge
toplantıları, sonra Ankara’da bir toplantı yaparak ABF’
nun görüşü netleştirilip, daha sonra dışımızda ki Alevi
örgütleriyle görüşmeler yaparak “ortak paydalar” arama ve
olabildiğince birlik sağlayarak oluşacak sinerji Alevilere
taşınır ve bir bütünsellik sağlanabilirdi.)
Bu süreç zahmetli ve yorucuydu. Böyle yapılacağına göstermelik
/ gösteriye dönüşen toplantılar yapılarak bir parti genel
başkanının bir Alevi örgütü yöneticisine dediği gibi “pazarlık
ve şantaj” yolları yeğlendi.
Oysa
Eylül 2006 da “Bölge Toplantıları” başlatılmış olsaydı,
şimdiye kadar çalışmalar tamamlanmış, ABF siyaset konusunda
kitlesiyle bir “Ortak Görüş” sağlamış olurdu.
Bunca
zaman boşa harcandı.
Siyaset,
üreterek toplumsal yapıyı değiştirmek ve geleceği kurma
sanatıdır. Ciddi bir çalışma ister. Bazı örgüt yöneticilerinin
akşamdan sabaha alacakları kararlarla olmaz. Eğer bir örgütlülük
varsa, orada karar alma, oluşturma mekanizmalarının çalıştırılması
gerekir. Siyaset oluşturmak, bir süreç olayıdır:
· Konu önce örgütsel yapı içinde tartışılır, görüşülür.
· Aşağıdan yukarıya doğru örülerek ortak görüş, ortak karar
oluşturulur.
·
Sonra ortak eyleme geçilir.
Turan
Eser’in “Yapacak daha çok işimiz var” başlıklı ve 2006 tarihli
bir çalışmasının 3. sayfasında miting ve toplantı yerleri
sayılıyor ancak şubelerin haberi yok.(EK:
18–3 sayfa) Bu çalışma GYK’dan geçip karara dönüştükten
sonra uygulansaydı, daha anlamlı olurdu.
Aynı
Turan Eser, Pir Sultan Dergisin 56.sayısının 64.,68., ve
69. sayfalarındaki (Mart 2004) yazdıklarını unutmuş ve yazdıkları
ile çelişkili davranış içindedir. (Ek–19,
3 sayfa)
Ben
onun bu günkü uygulamasıyla sahip çıkamadığı görüşlere aynen
sahip çıkıyorum. Çünkü olay örgüte saygı ve ilkeliliktir.
Aradan
geçen iki yıllık zaman da ne oldu, ne değişti ki?
SİYASET
YAPMA YOLLARI
· Lobi çalışması yapmak ( Bir konuda karar alma sürecini
etkilemek. AB için Brüksel’de temsilcilik açmak gibi )
· Bir siyasi parti ile pazarlık. ( Milletvekilliği kontenjanı
almak )
·
Siyasi Parti kurmak ( Siyasete müdahale ve Alevi kontenjanı
isteyenlerin büyük bir çoğunluğu Barış Partisinde yönetici
ve milletvekili adayı idiler)
· Sol / demokrat partilerin birliği konusunda çalışmak,
demokrasi ve emek güçleriyle bir araya gelerek, oluşacak
yapıyı iktidara taşımak.
Bizim
tercihimiz bu noktada olup, ayrışma nedenlerinden birisi
de budur.
Bir
yandan bir parti ile ilişki kurmak için denemedik yol bırakmıyorlar,
çalmadık kapıları kalmıyor, bir yandan da şu anda o partide
milletvekili olanlar için demediklerini bırakmıyorlar.
S.
Özel, 26 Ağustos 2006 tarihli Evrensel Gazetesi’nde ki bir
söyleşisinde “ Biz Alevi örgütlerini değil, Alevileri siyasallaştırmak
istiyoruz. Toparlamak istiyoruz. Birisi Baykal’a çanta taşıyor,
“ben Aleviyim” diyor.” diye konuşuyor. Öbür taraftan da
toplantılarda söylemedik söz bırakmadıkları parti genel
başkanı ile görüşmek için her yolu deniyorlar. (EK:
20–3 sayfa) Bu sözlerin sahibinin 14 Mayıs 2006 günlü
www.hurriyet.com
adresinde İzmirde yapılan Cumhuriyet Mitingi haberleri arasında
“Baykal'ın önünde diz çöken Adaylar” arasında yer almasının
değerlendirmesini kamuoyuna bırakıyoruz.
Alevilerin Sesi Dergisi sayı: 96, sayfa: 7‘de Turgut Öker
konuşmasında, bir gün önce tarihi Kırkpınar yağlı güreşlerini
izlemeye giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yüklendi.
Turgut Öker, seçimler geldiğinde Alevilerin kapısını aşındıranlar,
şunu artık kafalarına yazsınlar: Bu gün buraya değil de
Kırkpınar’ı tercih edenler bundan böyle asla Alevi toplumundan
gereken dayanışmayı göremeyeceklerdir. Çünkü bunlar bizim
acımıza saygı duymuyorlar” dedi, yazılıdır. (EK:
21)
Alevilerin/Aleviliğin sorunlarının çözümü, Alevilerin tek
başlarına çözecekleri bir sorun değildir. Demokrasi güçlerinin
ortak çabası sonucu toplumun demokratikleşmesi ve bireyin
özgürleşmesine bağlıdır. Bu da tekçi anlayış / mentalite
yerine çoğulculuğun, özgürlüğün ve eşitliğin gerçekleştiği
bir toplumsal yapının kurulmasına bağlıdır. Gelişme sağlayan
bir değişim ve dönüşüm için ortak bir programın oluşturulmasında
Alevi hareketinin çok önemli bir rolü olabilir.
Böyle
düşünüleceğine, bir grup önce “siyasete müdahale etme” olarak
siyaset yapmaya başladı. İkinci olarak “siyasal sürece müdahale”
sonra “sürece müdahil olarak katılma” (zaten müdahil olma
katılma demektir) ve “siyasi alana müdahale” demeye başladılar.
Üçüncü aşama da “Alevilerin Doğrudan Temsili” dedikten sonra
“Meclis de Alevi kontenjanı isteme” noktasına geldiler ki
ta başından bu noktaya gelineceği saptamasını yapmıştık.(
F. Gülen’e ait Aksiyon Dergisi EK: 14)
Bundan sonra ki istem ve söylemlerinin ne olacağını kamuoyu
merakla beklemektedir, bekliyoruz.
SONUÇ
· Olayları ve gelişmeleri elimden geldiğince yazdım ve elimdeki
belgeleri ekledim.
·
Konu ile ilgili olarak her türlü bilgi vermeye ve tartışmaya
hazırım.
·
İlkesiz, günü ve bazı kişileri kurtarmayı başarı sayan,
bazı hesapları veremeyen, söyledikleri sözün ve imzalarının
arkasında duramayan, gelecekle ilgili hiçbir proje ve öngörüsü
olmayanlarla, ilkeli ve örgüte ve örgütün bağımsızlığına
önem veren anlayışın sonuna kadar bir arada olamayacağı
kaçınılmaz bir gerçektir.
· Kimlerin “darbeci” , kimlerin “şer güçleri”, kimlerin
“derin devletin ve genelkurmayın adamı” olduğunun örgütlerce
anlaşılması yetmez, bunun hesabının da sorulması, hareketin
geleceği açısından çok önemlidir.
·
Olağanüstü kongrede yurtdışının gölgesinde; kişilikli, birikimli,
bilgili ve deneyimli yöneticiler yerine, her şeye boyun
eğecek ve ABF’ nu kişilerin vesayetine sokmakta bir sakınca
görmeyen ve ABF’ nu, AABK. na bağlı bir alt örgüt / şube
durumuna gelmesine göz yuman, hatta neler olduğunun bile
farkında olmayan yöneticilerin gelmesi sağlanmıştır.
· Yurtdışının müdahalesi yalnız örgütlerle sınırlı kalmamış,
kongre sürecinde Türkiye’ye gelen bazı işadamları da kendi
yöntemleriyle kongre çalışması yapmışlardır. Olanaklarını
Alevi hareketinin daha olumlu bir yere gelmesi için kullansalardı
en azından daha olumlu bir iş yapmış olurlardı.
· Daha önce Demokratik Barış Hareketi (DBH) ve Barış Partisi
(BP) deneyleri yaşanmış olup; Alevi örgüt yöneticileri siyasal
parti ilişkisinin örgütlere verdiği zarar unutulmamıştır.(Hem
de bu kadro ile)
Sonuç
olarak; her istediklerini tartışmasız yerine getirecek bir
yönetim istiyorlardı onu da başardılar.