Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

ABF KONGRESİ

BU GÖKKUBBE ALTINDA KONUŞULMAYAN HİÇBİRŞEY KALMAMALI

ARABA DEVRİLMEDEN ÖNCE

YAZAR: Kamil ATEŞOĞULLARI

Bu güne değin ABF Olağanüstü kongresi ile ilgili olarak çoğu kasıtlı ve tek yanlı çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Kişiliğimden ve öğretimden, inancımdan aldığın yol terbiyesi gereği hep sustum. Ne var ki “gemileri yakmış”, “gözü kara” bir ekibin uzun erimde Alevilere ve Alevi örgütlerine verecekleri zararları da düşünerek -daha önce ki parti deneyinden bilindiği gibi- yazarak sağduyu sahibi, objektif düşünen ve toplumsal çıkarı kendi çıkarından üstün tutan insanlara duyurmayı görev bildim.

OLAĞAN ÜSTÜ KONGREYE NASIL GELİNDİ?

15 Ekim 2005 tarihinde yapılan ABF 2. Olağan Kongresi’nde bizlere görev verildi. Bu görev bizlere onur verdiği kadar, büyük bir sorumluluk da yükledi. Bu sorumluluk; Alevi hareketini akıllıca, sağduyu ile götürmek, yönlendirmek ve olması gereken yere taşıyarak; Alevilerin çağlar boyu biriken sorunlarına çözüm bulmak için gereken çabayı göstermek, çalışmayı yapmak ve savaşımı vermekti.

Bunun yolunun da ortak aklı kullanmaktan ve maceradan uzak durmaktan geçtiğinin da bilinmesi gerekiyordu. Çünkü yaşam bize “ makul çözümlerin, makul kadrolarla olanaklı olduğunu öğretmiştir.”

Bir örgütle göreve gelenler, o örgütün tüzüğünde yazılı “amaçları” yine tüzükteki “temel ilkeler” doğrultusunda gerçekleştirmek zorundadırlar.

Bize de görev verilirken “ABF’ nun amaçlarını, tüzüğün 4. maddesindeki “ilkeler” doğrultusunda gerçekleştirin, değerlerimize ve ilkelerimize sahip çıkın” dendi.

Yönetim içindeki görüş ayrılıklarının ve ayrışmanın önemli nedenlerinden, ilk nedenlerinden birisi; temel ilkeler ve örgütsel bütünlük içinde çalışmak isteyenlerle, eski alışkanlıkları gereği, örgüte rağmen karar alıp onu kendi gelecek hesapları için kullanmak isteyen, örgütün bağımsızlığına özen göstermeyip; örgütü başka bir örgütün vesayeti altına sokanlar arasındaki görüş ayrılıklarıdır.

Temel ilkelere, örgüt kararlarına, örgütsel çalışmaya, bir şeyler yapmaya, yaratmaya ve üretmeye aykırı birçok şeyler yapıldı.

Tavır ve davranışlarını düzeltmeleri için uyardık, eleştirdik, konuştuk ve sabırla bekledik. Ama anlamazlıktan geldiler.

Tüzüğümüzün 4. maddesindeki “temel ilkelerden” bazıları aşağıdadır:

* Alevi- Bektaşi Kuruluşları Federasyonu Demokratik bir kuruluştur. Hiçbir siyasi parti, örgüt, hareket ve ideolojik yapılanmaya bağlı değildir. Kendi amaçları ve ilkeleri doğrultusunda bağımsızdır.

* Hukukun evrensel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere bağlıdır. Bu ilkeleri her koşulda savunur.

* Çalışmaları yürütürken iş ve eylem birlikteliği yapacağı kişi, kurum ve kuruluşların Alevi kültür ve öğretisini tanımasını önemser.”

2. Olağan Genel Kuruldan sonda yapılan görev bölümünde; verdiği sözler nedeniyle 17 kişilik GYK da aldığı oy sayısına göre 16. sırada bulunan Selahattin Özel, ABF Genel Başkanı seçildi. Oylamaya 15 GYK üyesi katılmış olup Selahattin Özel 8 oy, Attila Erden 7 oy aldılar.

Selahattin Özel başkan olursa;

A)

— ABF’ nun o güne değin birikmiş borçları en kısa zamanda ödenecekti.

— 15 günde bir Ankara da olacaktı. Danışma Kurulu’nun yapıldığı 26 Mart 2007- 15 Mayıs 2007 de yapılan GYK toplantısına kadar 50 gün Ankara’ya hiç gelmedi ama Avrupa’ da ki tüm etkinliklerde boy gösterdi.

— GYK olarak Ankara, İstanbul ve İzmir’de yemek/ gece düzenleyerek gelir temin etme kararı aldık. Ankara’ da 25 Mart 2006 tarihinde düzenlediğimiz geceden sonra İzmir de bir gece düzenlenecekti ve sorumlusu da Selahattin Özel’di. Bu konudan bir daha hiç söz edilmedi.

— ABF’ nun 15 Ekim 2005 tarihi itibariyle ( 2. Olağan Genel Kurul) 17.606 YTL. Borcu vardı. Bunun bir kısmı Ankara’da ki yemekten sonra ödenmesine karşın, borç devam ederek Olağan üstü Genel Kurul’a kadar yeniden 18.500 YTL. ye çıktı.

B)

Selahattin Özel’den GYK kararlarına uyması istendi. 26 Mart 2006 tarihinde düzenlenen ABF’ nun Danışma Kurulundan sonra yapılan ve Turgut Öker ile Hıdır Temel’in de katıldığı GYK toplantısında ki tutum ve davranışlarıyla da GYK ile ters düşmüştür. İlkeli ve objektif davranamamıştır.

Bu toplantı GYK da ayrışmalara neden olmuş ve Alevilik yol terbiyesi yönünden EDEB’in hiçe sayıldığı bir üslupta geçmiştir. Örgütçülükten öğrendiğimiz ve bildiğimiz kadarıyla bir Konfederasyon başkanı, konuştuğu her sözü ve attığı her adımı hesaplamalıdır, saygılı olmalıdır. ( EK: 1 Serçeşme Dergisi Sayı: 23 5.Sayfa)

Nisan 2006 başlarında Hıdır Temel’in Hubyar Tekkesi ile ilgili olarak İstanbul’da yapacağı toplantıya katılacağının öğrenilmesi üzerine ABF’nun Ankara’ da bulunan 9 GYK üyesi ile İstanbul’da bulunan 3 üyesi telefonla görüşerek, Selahattin Özel’in bu toplantıya katılmasının yanlış olacağı değerlendirilmesi yapılmış ve Genel Sekreter Fevzi Gümüş’ten bu ortak görüşün telefonla kendisine bildirilmesi istenmiştir. Ortak görüş kendisine bildirilmesine karşın toplantıya katılmakla kalmayıp toplantıyı yönetmiştir. Daha sonra bu konu tartışıldığında da “Bu konuda yazılı bir karar var mı ki?” diyecek kadar da pişkin davranmıştır.

Oysa Hıdır Temel, Ağustos 2005 başlarında Ankara’da ABF’n da yapılan ve Hubyar Tekkesi ile ilgili tüm tarafların katıldığı toplantıda Attila Erden’e “Babam Mustafa Dede’nin sizlere selamı var, ancak hakemliğinizi kabul etmiyor, bu taplantıya sorunumuzu anlatmaya geldik.” demiştir. Daha sonra da kabul etmediği ABF. ndan Ali Kenanoğlu için yaptırım istemiştir.

Hubyar’la ilgili toplantı da arkadaşlara “dava mahkemeye intikal etmiş de olsa, verilecek karar, taraflardan birini memnun etmeyecektir. Korkarım ki hem Tokat’ta, hem de İstanbul’ da istemediğimiz şeyler olabilir. Çünkü buna benzer bir olay Bergama da EUROGOLD yüzünden; yandaşlık ve karşıtlık nedeniyle bir “dede” ailesi olan Kılıç’lar da yaşanmış ve bu olay ve benzeri olaylar tüm Alevileri üzer.

Her ne kadar mahkemeye gidilmişse de, biz bu sorunu karardan önce “yolumuza göre çözelim.” Alevi örgüt temsilcileri ve Hubyar’ın bağlı olduğu Serçeşme’nin yol büyüğü Veliyeddin Ulusoy ve örgüt temsilcileri eğer hakem olarak kabul edilirse, tarafların da katıldığı bir toplantıyı köyde, kaç gün sürerse bir “cem” de çözelim dedim.

Birkaç gün sonra İstanbul’dan Ergül Şanlı’yı Veliyeddin Ulusoy’a olan yakın ilişkisi nedeniyle arayarak görüşmesini ve düşüncesini almasını rica ettim. Ergül Şanlı bir süre sonra beni arayarak “iki tarafta vereceğimiz karara uyacak olursa elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım” dediğini iletti. ( Selahattin Özel’in Serçeşme Dergisi’nde ki V.Ulusoy ile ilgili acıklamasıyla birlikte değerlendirildiğinde ne denli tutarsız bir sav olduğu ortaya çıkmaktadır.(Syf. 17)

13 Mayıs 2006 tarihli GYK toplantısında;

- Hubyar Tekkesi ile ilgili tartışmalarda, Federasyonumuzun taraf olmaması, hakemlik talebi olursa durumun değerlendirilmesi,

— Alevi ulularının anıldığı etkinliklere katılınması, 02 Temmuz 2006 etkinliklerine destek verilmesi kararları alınmıştır.( Bu tarihte Mersin’ de olduğumdan bu toplantıya katılamadım.)

28 Mayıs 2006 tarihinde HBVAK Vakfı kongresinden sonra T.Öker, H. Temel, S.Özel, F. Gümüş, H. Yıldırım, K. Ata, K. Genç ve N. Ceyhan’ın katıldığı resmi olmayan bir değerlendirme/ görüşme sırasında, T.Öker, S. Özel, H. Temel, H. Yıldırım, H. Temel taraftarlarının yapacakları Hubyar Etkinliği’nin ABF’nun resmi etkinlik programına alınmasını istemeleri üzerine F.Gümüş;

* ABF. na bağlı Hubyar Derneği’nin yapacağı etkinlik dışında yapılacak bir etkinliğin ABF. nca desteklenmesinin yanlış olacağı,

* Konunun GYK toplantısında görüşülmesi gerektiği noktalarından bu isteme karşı çıkarak toplantıyı terk etmiştir.

Bu ve buna benzer davranışlar karşısında ABF Genel sekreteri F. Gümüş 29 Mayıs 2006 tarihli (Gelen evrak 35. sırada) istifa dilekçesi vererek görevinden istifa ettiğini bildirmiştir.Dilekçesinde örgütsel işleyiş ve ABF hukukunun ve temel ilkeleri konusunda görüş ayrılığına düşüldüğünden ve böyle bir anlayış sahibi Genel başkanla çalışamayacağını açıklamıştır.

Bu dilekçe 13 Haziran 2006 günlü GYK toplantısında ele alınarak görüşmeye açıldı. Toplantıya 16 GYK üyesi katılmış olup, 10 GYK üyesi… Önümüzde 2 Temmuz ve Hacı Bektaş Veli Törenleri var, böyle bir aşamada istifa yanlış değerlendirmelere neden olur, istifa edilmemesi gerekir dediğimizde Selahattin Özel “Ben böyle bir durumda Fevzi Gümüş ile çalışmam, istifamı veririm” dediğinde Hüseyin Yıldırım ve Tekin Özdil de “bizde görevimizden ayrılırız dediler.”

Bu toplantıda Selahattin Özel’e “hem Hubyar konusundaki tutum ve davranışları, hem de AABK. na yazdığımız ilkelerin, imzanın arkasında duramadın, size güvenim kalmamıştır, MYK yeniden oluşturulsun.” dedim.

Sonuçta, istifaların değerlendirilmesi Eylül–2006 da yapılacak GYK toplantısına bırakıldı.

HACI BEKTAŞ VELİ TÖRENLERİ

Gerek 13 Mayıs 2006, gerekse 6 Ağustos 2006 tarihli GYK toplantılarında Hacı Bektaş’ı Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerine katılma kararı alınmıştır. Ancak; Belediye Başkanı protesto edilecekti. 6 Ağustos 2006 tarihli GYK kararının ardından 9 Ağustos 2006 tarihinde biri Tekin Özdil, ikiside Selahattin Özel imzalı üç ayrı yazı hem örgütlere gönderiliyor, hem de kamuoyuna duyuruluyor.

· Tekin Özdil imzalı yazıda 15 Ağustos 2006 programımız başlığı altında “…tüm Alevi – Bektaşi yöneticilerinin katılacağı bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı yapılacağı,16 Ağustos 2006 da ise; Alevi örgütlülüğü ve sorunlarımız hakkında bir panel yapılacağı.( EK: 3)

· Selahattin Özel imzalı yazılarda ise ; “ 15 Ağustos 2006 da Serçeşme’de gerçekleştirilecek olan Dünya Alevileri Toplantısı” yapılacağı bildiriliyor.(EK: 4–2 sayfa)

· Sonuç Bildirgesinde ise (sayfa: 3) “ Alevilerin Siyasete Müdahele etme gerekçeleri nettir.( !) başlığı atılıyor. (EK: 5–4 sayfa)

· Taner Boyraz imzalı 10–10–2006 tarihli ve Köln’de yapılan bir toplantıya ilişkin yazıda da “Dünya Alevileri Toplantısı’ndan” söz edilmektedir. ( Ek: 6–4 sayfa)

Alınan kararlar ve örgütlere gönderilen yazıda 16 Ağustos 2006 da törenin açılışında alınan kararlar uygulanacak ve panel yapılacakken Turgut Öker ve arkadaşları törenlere bile katılmadan kuracakları Umut TV ( daha sonra adı YOL TV oldu) toplantısı için Avanos’ta kalarak Hacı Bektaş’a gelmemişlerdir.Bununla da kalınmamıştır. 15 Ağustos 2006 da yapılan Dünya Alevileri Toplantısı’nda (!) Turgut Öker 29 Ekim 2006 da Adana’da bir miting düzenleyeceklerini açıklamıştır. Bundan birkaç ABF yöneticisi ve bağlı dernek yöneticisi dışında kimsenin haberi yoktur. Bu nedenle de üye örgütlerle şubeleri arasında tatsızlıklar baş göstermiştir.(EK: 7)

09 Ekim 2006 tarihli bir yazı ile ABF Genel başkanı bu etkinliğe davet ediliyor ve 13 Ekim 2006 tarihli bir yazı ile de siyasi partilerin genel başkanlarının çağrılmasına kara veriliyor.(EK: 8) Ancak davetiyeler ABF Genel Başkanı Attila Erden’e değil, HBVAK Vakfı’na gönderiliyor. Davetiyelerden Genel Başkanın haberi yok.Olay bununla da kalmıyor. 18 Ekim 2006 da Adana’dan iş adamı Zülfikar Deniz ile Turgut Öker , CHP Genel Başkanını davet etmek için parti genel merkezine gidiyorlar ve görüşme istemleri kabul edilmeden geri dönüyorlar.( Olayın Tanıkları: aynı gün CHP genel merkezinde Almanya’dan gelen bir Alevi Kültür Merkezi Gençlik Komisyonu üyelerini getiren CHP İstanbul Milletvekili A.Rıza Gülçiçek, ABF yöneticilerinden Neşe Ceyhan ve Almanya Nevmünster’den Erdoğan Biçici ve gençlerle birlikte olan Erdoğan Aslan’ dır.)

MYK’ DA DEĞİŞİKLİK

Yukarıda açıkladığım gibi 13 Haziran 2006 da yapılan GYK toplantısındaki konuların Eylül 2006 da yapılacak GYK toplantısında görüşülmesine karar verilmişti.

16 Eylül 2006 tarihli GYK toplantısından bir gün önce (15 Eylül 2006) ABF Genel Başkan yardımcısı Ali Kenanoğlu HBVAK Vakfı’na uğradığında; bir ara olağanüstü genel kurula gidilmesi isteneceğinin konuşulduğunda kendisine Hüseyin Yıldırım tarafından “yarın ki GYK toplantısında olağanüstü kongre kararı alacağız, blok liste uygulayacağız ve işi bitireceğiz” dendikten sonra Attila Erden, Kazım Genç, Fevzi Gümüş, Ali Kenanoğlu ve Kamil Ateşoğulları’nın tasfiye edileceğini söylüyor. Tekin Özdil’ de aynı içerikte görüş belirtiyor.

16 Eylül 2006 tarihli GYK toplantısında S. Özel ve arkadaşları olağan üstü kongre istediler. Biz de özetle “kongre yapılalı daha bir yıl olmadı, olağanüstü kongre Federasyona zarar verir, yıpratır. Olağanüstü kongre en son yapılacak, düşünülecek bir şeydir, MYK da değişiklik olsun dedik. Olağanüstü kongre istemi oylandı. Toplantıya 13 GYK üyesi katılmıştı ve bu öneri (6) oy aldı. İstem reddedilince “ biz MYK’dan çekiliyoruz” denmesi üzerine Dr. A. Erden’in genel başkanlığında yeni MYK oluştu. Bunun üzerine S. Özel “ olağanüstü kongre için yarından itibaren imza toplamaya başlayacağız” dedi.

Bir gün önce “tasfiye kararı” alanlar, her nedense bu tasfiyeyi durdurmaya yönelik hareketi “darbe” olarak niteleyebiliyorlar. Bununla da kalınmadı. Hemen arkasından HBVKTD’nde MYK değişikliği yaparak A. Erden’i genel başkanlıktan alarak Tekin Özdil’in başkanlığında yeni bir MYK oluşturdular.

Toplanan imzaların çoğu geçersizdi. Ancak, geçerli imzalar olağanüstü kongre toplanması için yeterli olduğundan işleme konarak gereği yapıldı. Bu aşamada da olağanüstü kongrenin “eski delege ile mi? Yeni delege ile mi? yapılacağı 16 Eylül 2006 GYK toplantısında tartışıldı. (Çünkü HBVKTD ile Seyit Garip Musa Sultan Derneği, kongrelerini ABF 2. Olağan Genel Kurulunun yapıldığı 15 Ekim 2005 ten sonra yaparak üst kurul delegelerini yenilemişlerdi.)

Bu toplantı ile ilgili olarak T.Eser’in 21–11–2006 günlü yazısında (EK: 9) “ …zaten GYK toplantısında MYK üyesi Kamil ifade etti. Amaç Kamil Ateşoğulları’nın GYK Toplantısında ifade ettiği gibi MYK gereğini yapacak, sizin de hoşunuza gitmezse mahkemelere başvurup hakkınızı arayın” dayatması ile …” demekte ancak benden önce konuşan S.Özel’in dediğini de yazsaydı, neden böyle söylediğim açıkça anlaşılırdı. Bir bütünü değil de, bir yazı ya da konuşmanın işine gelinen bir bölümünün ele alınarak taraflı ve maksatlı yaklaşımlar (eklektizm) ne kimseye bir yarar sağlar, ne de konuya açıklık getirir.MYK olarak Olağanüstü kongreye bir önceki Olağan Genel Kurula katılan (eski delegeler) delegelerle gidilmesi kararını da aldığımız bilirkişi raporuna dayanarak aldık.(Ek 10 –Bilirkişi Bilal Uçar’ın Raporu)

26 Kasım 2006 da Genel Kurula gidileceğinin açıklanmasından sonra AABK ve bağlı bazı ülke federasyonu yöneticileri Türkiye’ye gelerek gitmedikleri yer, toplantı, bölge bırakmamışlardır. Keşke bu çalışma ve çabaları olumlu bir yönde Alevi hareketinin gelişmesi için ve etik/ ahlaki değerler içinde yapsalardı… Kongreden bir gün önceki akşam YOL TV yi tanıtma adına HBVAK Vakfı’ndaki kokteyl ve yemekte kongreye yönelik burjuva partilerinde ve sarı sendika kongrelerinde yaşanan her türlü şey (!) Alevi hareketine de girmiş, yaşanmıştır. Bazı onurlu delegeler tanık oldukları şeylerden utanarak yemeği terk etmişlerdir. “

Gaye, vasıtayı meşru kılar” Makyivel

Ayrıca gittikleri yerlerde iftira, çamur atma, bol keseden söz vermeyi sürdürmüşlerdir. Bizler için “darbeci”, “şer güçleri”, gibi şeyler söylemişler ve bunu daha sonra basınla görüşmelerinde de sürdürmüşlerdir. Attila Erden, Fevzi Gümüş, Kelime Ata için de “derin devletin ve genelkurmayın adamı” suçlamasını yapmışlardır.(EK: 11–4 sayfa)

Fevzi Gümüş ve Kelime Ata’nın ABF na yazdıkları 09-12-2006 tarihli yazı üzerine 31 Mart 2007 tarihinde ABF’da suçlananlar, suçlayan ve olayın tanıkları ve tarafsız kişiler bir araya getirilerek yüzleştirme yapılmış olup, konuşmalar banta alınmış ve çözümü yapılmış, olağan üstü kongre öncesi ve sırasında Alevi yoluna, inancına yakışmayacak karalamalarla kişiler yıpratılarak sonuç alınmıştır.Şimdi herkes şunları soruyor:

* Bu sözleri söyleyenler 10 yıldan beri Attila Erden ile birlikte çalışan aynı derneğin yöneticileri olup, böyle bir durum var idiyse bugüne kadar neden sustular?

* Neden bugün konuşuyorlar?

ABF olağanüstü kongresinden bir önceki günün akşamı T.Öker, A.Erden’i arayarak “Hocam ABF’ye geliyorum, beni bekle de görüşelim” demiş. A.Erden’ de o sırada yanında bulunan K.Genç, A. Kenanoğlu, N.Ceyhan ve İbrahim Karakaya’ya “sizler de bekleyin beraber görüşelim” demiş. Bu görüşmede T.Öker, A.Erden’e “Hocam yarın için ne düşünüyorsunuz” diye sormuş. A.Erden de “bir aydır sağda solda arkamızdan Derin Devletin adamı, Genel Kurmayın adamı gibi sözler söylüyorsunuz. Yarın bunu söyleyenler kürsüden bunun belgelerini bir açıklasınlar, bunun hesabını bir versinler bakalım” demiştir.

Bunun üzerine olağanüstü genel kurul ile ilgili olarak: “Biz Avrupa Konfederasyonu olarak yolumuzu çizdik, biz bu yolda ilerleyeceğiz. İster ABF ile olur, ister ABF siz olur. ABF’ ye bağlı kurumların en fazla 100 bin üyesi var. Fakat dışarıda milyonlarca Alevi var, biz bunları etkileriz.” demiştir.

Söz alan İbrahim Karakaya “ Siz güzel gemiler yapıp denize açılmış olabilirsiniz ama yanaşacak limanınız olmazsa o geminin hiçbir kıymeti olmaz. Bu liman da TÜRKİYE’dir. Anadolu’da ki Alevi kurumlarıdır. Avrupa’da ki Alevi Diasporasının tüm dünyadaki diğer diasporalarla aynı psikolojiyi yaşadığını, bunun da anayurtlarındaki partnerlerinin güçlü olmaması ve buraları sürekli kendilerinin yönetmesi ve belirleyici olması gibi bir psikoloji olduğunu, Avrupa Konfederasyonu’nun da, Türkiye’de ki Alevi Kurumları ve ABF için de aynı şeyi uyguladıklarını…” söylemesi üzerine T.Öker toplantıyı terk etmiştir.

Sanıyorum ki bu toplantıda Turgut Öker’in konuşmasını değerlendirmesi gerekenler öncelikle ABF’nun şu anki yöneticileri olmalılar. ( ABF’nun bağımsızlığı açısından)

Kongre öncesi çeşitli karalamalar yetmezmiş gibi bir yazıda hızını alamayıp bu suçlamaları az bularak daha da ileriye giden 2 Aralık 2006 günlü Birgün Gazetesi’ndeki köşesinde Necdet Saraç’tan:

“Bu güne kadar rahatça yönetilen Alevilerin, kendi adlarına hareketlenmeleri, siyasal sürece müdahil olmak istemeleri, karar mekanizmalarında hak talep etmeleri, hatta daha da ileri giderek “ Türkiye’ yi İmam Hatip kökenli biri yönetiyorsa Alevi kökenli biri neden yönetmesin diye ortaya çıkmaları ABF içinde bir operasyon sürecini hızlandırdı. ABF’ nun ve doğal olarak alevi hareketinin önünün kesilmesi gerekiyordu. Nitekim S.Özel’in ABF Genel Başkanlığından alınmasında niyetlerden öte bu yaklaşım belirleyici olmuştur.” diyor. (Ek:12)

Bunlara karşı söyleyecek söz bulamıyorum. Anlıyorum artık yaşınız geçiyor ve Türkiye’ye dönmeniz gerekiyor!.. Kazım Genç’in yazısı da zaten durumu açıkça ortaya koyuyor. (Ek:13-Sayfa 6)

Bir Federasyonun yönetim kadrosu üye derneklerin delegeleri arasından seçilir. Temel felsefe de, ilkelerde amaç da olmasa bile uygulamada, yöntemde ayrı düşünceleri olabilir. Önemli olan temel mutabakatı sağlamaktır.

Bazı AABK ve ABF nun sorumsuz yöneticileri “tasfiye edilenler” için “şer güçler” demekteler ve gerekçe olarak örneğin; T.Öker “O birkaç insanı yan yana getirmekte zorlanıyorduk. Sohbet etmekte bile zorlanıyorlardı. Aynı listede görmüş olmama tepkiydi.”Şer cephesi” ifadesini kullanmam. Bu birlik yoldaşça birlik değildi. Daha çok seçimi kazanmaya yönelik ittifaktı.” (EK: 14 Aksiyon Dergisi sayfa:32)

Eğer “ şer cephesi” olmanın ölçütleri bunlarsa, şimdi şunları sormam gerekiyor:

1/A) 9/10 Ekim 2004’te Ankara’da HBVAK Vakfı’nda yapılan “Cemevleri Alevilerin İnanç Merkezidir” toplantısında Ercan Geçmez yazılı bir metin sundu ve Avrupa örgüt yöneticilerini, Türkiye’de ki Alevi örgütlerinin içişlerine karışmakla suçladı. Metnin bir çıkışını okuyan T.Öker’in Ercan’a tehdit savurması üzerine Hüseyin Yıldırım “bu görüş yalnız onun değil, ortak görüşümüzdür.” demiştir.

1/B) İstanbul’da yapılan Binyılın Türküsü’yle ilgili olarak HBVAK Vakfı üzerinden ABF’ na verilmesine karar verilen 150 bin Euro konusunda E. Geçmez’in AABK yöneticileri için söylediklerini bilmeyen yok.

2/A) Kayseri Hacı Bektaş Derneği ve Vakfı yöneticilerinin ABF ve AABK ‘ca her yıl protesto edilen Hacı Bektaş Belediye Başkanı ile ABF’ nun bilgisi dışında İç Anadolu Bölge Toplantısı yapmaları nedeniyle ben bu konunun yönetimde ele alınarak ABF üyeliğinin değerlendirilmesini istememe karşın konunun üstü hep örtülmüştür.

2/B) Kayseri Hacı Bektaş Vakfı Başkanı aynı zamanda Kayseri Hacı Bektaş Derneğinin üst kurul delegesi ve bu kişi şu anda hep karşı çıktığımız ve eleştirdiğiniz Alevi Vakıfları Federasyonunun Genel Başkan Yardımcısındır.

3/A) Her Kongresinde ABF üyeliğinden ayrılıp ayrılmamayı gündem maddesi yapan ve karar yetkisini yönetim kuruluna bırakan Seyyid Garip Musa Sultan Derneği’nin bir ayağı Cem Vakfı’nda olan Başkanının ‘Turgut Özal’ın Gölbaşı toplantısına’ katılmayı övünç olarak gören kişi ve örgütünün ele alınmasını yine ben istedim.

3/B) Bu kişinin oyunu almak için S. Özel’in “ T.Öker Alevilik konusunda öyle söylüyor ama ben o görüşte değilim” dediğini Ankara’da bilmeyen yok.

Şimdi şunları soruyor ve yanıt bekliyorum:

1- Bu kişilerle hangi ortak noktada buluştunuz?

2- Buluştuğunuz temel ilkeler nelerdir?

3- Hangi düşünsel birlikteliğiniz var?

4- Birkaç oy için verdiğiniz ödünlerin farkında mısınız? Hangi pazarlığı yaptınız?

5- Tüm bunlardan sonra bizim de sizlere “şer cephesi” dememiz mi gerekiyor?

BİR SÖZ AĞIZDAN ÇIKANA KADAR SENİN TUTSAĞIN, AĞIZDAN ÇIKTIKTAN SONRA SEN ONUN TUTSAĞI OLURSUN…

Yunus Emre’nin dediği gibi:

“ilim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır.”

Bazı görevlere gelen kişilerin uluorta konuşmamaları, düşünüp, tartıp konuşmaları, bu konuşmaların sonra kendilerine soru olarak döneceğini bilmeleri de gerekir. S. Özel bir konuşmasında “Hukukçuluklarını Alevilik için kullansalardı” diyor. Daha önce ki GYK da dört hukukçu vardı ve hepsi de hukukçuluklarını değişik alan ve konularda hiçbir beklentileri olmadan, ücretli yönetici olmadan yerine getirmiş kişilerdir.

Neler yapıldığını bilmemeleri doğal…

· 1994 ve 1995 yılları 2 Temmuz Etkinliklerinin komite başkanlığını yaptım.

· HBVAK Vakfı’nın son iki döneme ilişkin çalışma raporlarını okuduklarında, bu etkinliklerin kim tarafından gerçekleştirildiğini öğrenebilirler.

· Yine Vakfı’n yayınladığı 6 kitaptan üç’ünün tarafımdan hazırlandığını, sonraki etkinliklerde de katkım olduğunu, bazıları bilmese de herkes bilmektedir.

· 1. Alevi Konferansının alt çalışması, hazırlanması, kitap haline gelmesi kimin çabasıydı?

· Eylül 2004’de Brüksel’e gidecek raporu ve ABF adına hazırlanan kitapçıkları kim / kimler hazırladı. ( İlk iki kitapçığı ben, üçüncü kitapçığı ben, Kazım Genç, Ali Balkız birlikte hazırladık.)

· Gerek Sivas Davası, gerekse zorunlu Din dersi Davası /Davaları ve ABKB davasının her aşamasında AİHM ‘de mücadele veren Kazım Genç değimlidir?

· Sivas Davası ve ABKB Davasının avukatlarından birisi de Fevzi Gümüş değil midir?

· Fettullah Gülen’in Ali Balkız aleyhine açtığı davanın ve Zorunlu Din Dersi davalarının bir avukatı da Muhterem Aktaş değil midir?

BAZILARININ BUNLARI BİLMEMESİ ÇOK DOĞAL. BÜTÜN BUNLAR YAPILIRKEN NEREDEYDİNİZ?

Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin çoğu yöneticilerinde şöyle bir anlayış var:

  • Türkiye’de ki örgütler hiçbir şey yapmıyorlar/ yapamıyorlar.
  • Türkiye’de ki örgütler bizi hep ekonomik güç/ para olarak görüyorlar.

Zor koşullara karşı gerçekleştirdiğimiz;

  • ‘Cemevleri Alevilerin İbadet Merkezidir’ imza kampanyası
  • ‘Zorunlu Din Dersine Hayır’ imza kampanyası
  • 1. Alevi Konferansı

görmezlikten geliniyor.

Bu etkinliklerin yapılması için verilen hiçbir söz yerine getirilmemiş ve ABF’nun bazı borçları bu etkinliklerden dolayıdır.

1. Alevi Konferansı için de aynı şey yapılmış, verilen söz yerine getirilmemiş ve 1.Alevi Konferansı kitabı aradan 16 ay geçtikten sonra kişisel çabamla temin ettiğim parayla bastırılmıştır.

Avrupa örgütlerinin bu güne kadar ki katkıları:

* Avusturya Federasyonu : 1.000 Euro

* Fransa Federasyonu : 1.640 YTL

* İsviçre Federasyonu : 700 Euro

* Haydar Aygören(Kişisel) : 500 Euro

Ayrıca İstanbul’da yapılan Binyılın Türküsü etkinliği sonunda ABF’ye verilecek 150 bin Euro’dan hiç söz edilmiyor.

‘Gölge etme başka ihsan istemem’ (DİYOJEN)

Şimdi Avrupa’da ki Alevi örgütleri yöneticilerinden öncelikle de AABK yöneticilerine şunları soruyorum:

· Köln’ de ki binanın son durumu nedir?

· Bilim ve Araştırma Merkezi, aradan 3 yıl geçtiği halde neden açılmadı?

· Benim de bulunduğum 23 Ekim 2004 tarihli bir toplantıda Brüksel’de açılmasına karar verilen ve 1 yıllık kirası ile donanımını karşılamayı Hayrullah Akkaya’nın üstlenme sözü verdiği temsilcilik neden açılmadı?

· AB organları, özellikle AP(Avrupa Parlamentosu) ve AİHM ile ilişkileriniz Kasım Yeşilgül’ün hakka yürümesinden sonra ne durumda?

· Avrupa Alevi örgütlerinden, örgütün belirleyeceği isim ya da isimlerin AP’da olmasını da istiyoruz. Çünkü AP’ da bir temsilcimizin bulunması çok önemli.

Türkiye’de ki partilerden kontenjan isteyenlerin neden AP’ da olmak istememeleri anlaşılır bir durum değil. Yoksa Avrupa’da ki Alevilere ve demokrasi güçlerine mi güvenemiyorsunuz? Onlar mı size güvenmiyorlar?

· Avrupa’da yaşayan; kapkaç, tecavüz ve uyuşturucu v.s. suçlardan cezaevlerinde bulunan Alevi gençlerine yönelik neler yaptınız? Daha önceden onları kazanma adına Alevilik değerleri ile neden buluşturamadınız? Bu konuda herhangi bir projeniz oldu mu? Var mıydı?

· H. Zengin’in kızı E.Z.’ye İstanbul’da hesap açtırmanıza rağmen bu güne kadar kaç lira gönderdiniz?

· Sizler birkaç seneden beri Türkiye sevdalısı (!) olmadan önce sizler yokken 2 Temmuz’larda Sivas’ta Sivas Demokrasi Platformu vardı. Onları dışlamaya kalkıp bir de suçlamanızın dayanağı nedir?

· Türkiye’de ki Şehit Aileleri şunları soruyorlar:

a-Davalar sırasında bunlar neredeydiler?

b-Sivas Katliamının Almanya’da yaşayan katillerinin yakalanması için hiçbir çabaları oldu mu? ( Bazı suçluların yakalanmaları, Türkiye’de ki Alevi örgütlü yöneticilerin özverili çalışmaları sonucudur.)

* 2006 yılı Sivas Madımak Otelinin önündeki yığınsallığı neden tek başına kendi çalışmanız olarak gösteriyorsunuz? SU Tv. ve Düzgün Tv.nin hiç mi katkısı olmamıştır.

· Avrupa’dan “insanlığın ortak değeri” olarak yalnızca bunları mı; Alevi inanç ve öğretisine, EDEBE aykırı dili ve sözleri mi öğrendiniz.

ÖRGÜTLERE DOĞRU BİLGİ VERİLMİYOR

Örgütlere doğru bilgi vermek, örgütsel terbiyenin ve sorumluluğun bir gereği olduğu kadar, inancımızın da bir gereğidir. Cemlerde dede “ Kov, gaybet etmeyin, yalan söylemeyin” der ki; bu EDEB’in bir gereğidir.

Avrupa’dan Türkiye’ye gelen bazı örgüt yöneticileri abartılı bilgiler veriyorlar. Türkiye de yapılanları da Avrupa’ya aynı biçimde aktarıyorlar.

Bunun en çarpıcı örneği de 10/11 Şubat 2007’de Ankara’da yapılacağı duyurulan ABF ile AABK’nun birlikte yaptıkları Danışma Kurulu toplantısıdır:

· Bu toplantıya Avrupa’dan dokuz ülke federasyonundan başkan ve temsilciler değil 5–6 kişi katılmıştır.

· Türkiye örgütlerinden de; çoğu ABF’na üye olmayan HBVAK Vakfı şube yöneticileri olmak üzere toplam 30–40 kişi gelmiş, geri kalanı Danışma Kurulu üyesi olmayanlar olmak üzere 60’a yakın kişi katılmıştır.

· Danışma Kurulu toplantısı 2 gün değil, ancak 1 gün yapılabilmiştir.

· Ankara dışında ki örgüt ve şubelerden gelenlerin söz almamaları üzerine daha çok Avrupa’dan gelenlerle ABF yöneticilerinin konuştukları bir toplantı olmuştur.

· ABF. na üye 7 örgütün katılmadığı ve katılmama nedenini de içeren yazılı bir açıklama, Danışma Kurulu Divan Başkanlığına iletilmiş ve gelenlere dağıtılmıştır.(EK: 15–2 sayfa)

Bu konuyu güzel bir “mesel” ile bitiriyorum.

Bir köye başka bir köyden gelin gelmiş. Köyün genç kızları ve gelinleri yeni gelini yalnız bırakmazlar ve her gün ziyaretine giderlermiş. O da her gelişlerinde konuklarına “Babamın şu kadar dönüm tarlası var, şu kadar sürüsü, şu kadar çobanı, adamı var” diye hava atarmış.

Bir böyle, iki böyle sürmüş gitmiş. O köyün kızı olup o köyde gelin olan birisi bir gün dayanamamış ve “ Keşke ben de bir başka köyde gelin olsaydım” demiş.

PARTNERLİK NEDİR?

(Alevi öğretisindeki tanımlanmasıyla musahiplik, yol arkadaşlığı, yoldaşlık.)

AABK ile ortak çalışmalar yapmak, etkinlikler düzenlemek ve ortak projeler geliştirmek kadar doğal bir durum olamaz.

Ancak, bu tür çalışmalarda; karar alma süreçlerinde her şeye karar verip “ biz böyle düşündük, karar aldık, birlikte gerçekleştirelim” oldubittileriyle daha önce karşılaştığımız gibi dayatmalarla olmamalıdır.

Daha önce;

- Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ile görüşme,

- İstanbul’da gerçekleştirilen Bin Yılın Türküsü,

- 1. Alevi Konferansı

tavır ve davranışları gibi.

ABF’nda göreve geldikten sonra AABK. na Selahattin Özel imzalı 13 Kasım 2005 gün ve 205/41–2 sayılı bir yazı fakslayarak bundan sondaki ortak çalışmalarda uyulması gereken koşulları bildirdik.(EK: 16–2 sayfa)

AABK’nca bu yazıda bildirilen ilkelere hiç uyulmadı, örgütün (ABF) bağımsızlığına saygı gösterilmedi:

- Ali Kenanoğlu hakkında yaptırım istenmesi,

- ABF üyesi ve derneklerin genel merkezleri dışlanarak şubelerle etkinlik yapılması,

- 18 Ekim 2006 CHP ile görüşme girişimi,

- 29 Ekim 2006 Adana’da ki etkinlik gibi.

SİYASET VE SİYASETE MÜDAHELE

Yayınladıkları bildirilerde önce Alevi’lerin “siyasete müdahalesi” ve Mersin’de ki toplantı sonrası 14 Ocak 2007 tarihli yazıda (Aleviler doğrudan temsil edilmek istiyorlar) sözleri siyasi literatürde yeri olmayan kavramlardır. (EK: 17–3 sayfa)

15 Ağustos 2006’da Serçeşme’ de gerçekleştirilen Dünya Alevileri Toplantısı Sonuç Bildirgesinde de (15.08.2006) yine “ siyasete müdahale” deniyor. (EK:5)

Örgütlerden ve çevreden gelen eleştirilerden sonra bu söylem yerine “Alevilerin siyasi alana katılım kararlılığı …” demeye başladılar. Bununla da yetinilmedi. Fettullah Gülen’in Aksiyon Dergisinde ki bir söyleşinin başlığı şöyle: “Turgut Öker: Meclis’ de Alevi kontenjanı istiyoruz.” (EK: 14)

“ Siyasete Müdahale” kavramında ki müdahale sözcüğünü hiçbir demokrat, ilerici ve solcu kullanmaz. Çünkü bu sözcük, bu kesimlere hep geçmişi ve kötülükleri, insanlık dışı şeyleri anımsatır.

Alevi örgütleri yeri ve zamanı geldiğinde toplumsal değişim ve gelişme adına, sorunlara çözümler üretir ve bunu da örgütleriyle oluşturur / paylaşır ve kitlelere mal ederler. Siyasete değil, yaşama müdahale ederler.

Tüm bunlar yapılıp, örgütlülük dağıtılacağına 10 aylık bir sürede ve bir bütünsellik içinde doğru olan yapılabilirdi. (Bölge toplantıları, sonra Ankara’da bir toplantı yaparak ABF’ nun görüşü netleştirilip, daha sonra dışımızda ki Alevi örgütleriyle görüşmeler yaparak “ortak paydalar” arama ve olabildiğince birlik sağlayarak oluşacak sinerji Alevilere taşınır ve bir bütünsellik sağlanabilirdi.)

Bu süreç zahmetli ve yorucuydu. Böyle yapılacağına göstermelik / gösteriye dönüşen toplantılar yapılarak bir parti genel başkanının bir Alevi örgütü yöneticisine dediği gibi “pazarlık ve şantaj” yolları yeğlendi.

Oysa Eylül 2006 da “Bölge Toplantıları” başlatılmış olsaydı, şimdiye kadar çalışmalar tamamlanmış, ABF siyaset konusunda kitlesiyle bir “Ortak Görüş” sağlamış olurdu.

Bunca zaman boşa harcandı.

Siyaset, üreterek toplumsal yapıyı değiştirmek ve geleceği kurma sanatıdır. Ciddi bir çalışma ister. Bazı örgüt yöneticilerinin akşamdan sabaha alacakları kararlarla olmaz. Eğer bir örgütlülük varsa, orada karar alma, oluşturma mekanizmalarının çalıştırılması gerekir. Siyaset oluşturmak, bir süreç olayıdır:

· Konu önce örgütsel yapı içinde tartışılır, görüşülür.

· Aşağıdan yukarıya doğru örülerek ortak görüş, ortak karar oluşturulur.

· Sonra ortak eyleme geçilir.

Turan Eser’in “Yapacak daha çok işimiz var” başlıklı ve 2006 tarihli bir çalışmasının 3. sayfasında miting ve toplantı yerleri sayılıyor ancak şubelerin haberi yok.(EK: 18–3 sayfa) Bu çalışma GYK’dan geçip karara dönüştükten sonra uygulansaydı, daha anlamlı olurdu.

Aynı Turan Eser, Pir Sultan Dergisin 56.sayısının 64.,68., ve 69. sayfalarındaki (Mart 2004) yazdıklarını unutmuş ve yazdıkları ile çelişkili davranış içindedir. (Ek–19, 3 sayfa)

Ben onun bu günkü uygulamasıyla sahip çıkamadığı görüşlere aynen sahip çıkıyorum. Çünkü olay örgüte saygı ve ilkeliliktir.

Aradan geçen iki yıllık zaman da ne oldu, ne değişti ki?

SİYASET YAPMA YOLLARI

· Lobi çalışması yapmak ( Bir konuda karar alma sürecini etkilemek. AB için Brüksel’de temsilcilik açmak gibi )

· Bir siyasi parti ile pazarlık. ( Milletvekilliği kontenjanı almak )

· Siyasi Parti kurmak ( Siyasete müdahale ve Alevi kontenjanı isteyenlerin büyük bir çoğunluğu Barış Partisinde yönetici ve milletvekili adayı idiler)

· Sol / demokrat partilerin birliği konusunda çalışmak, demokrasi ve emek güçleriyle bir araya gelerek, oluşacak yapıyı iktidara taşımak.

Bizim tercihimiz bu noktada olup, ayrışma nedenlerinden birisi de budur.

Bir yandan bir parti ile ilişki kurmak için denemedik yol bırakmıyorlar, çalmadık kapıları kalmıyor, bir yandan da şu anda o partide milletvekili olanlar için demediklerini bırakmıyorlar.

S. Özel, 26 Ağustos 2006 tarihli Evrensel Gazetesi’nde ki bir söyleşisinde “ Biz Alevi örgütlerini değil, Alevileri siyasallaştırmak istiyoruz. Toparlamak istiyoruz. Birisi Baykal’a çanta taşıyor, “ben Aleviyim” diyor.” diye konuşuyor. Öbür taraftan da toplantılarda söylemedik söz bırakmadıkları parti genel başkanı ile görüşmek için her yolu deniyorlar. (EK: 20–3 sayfa) Bu sözlerin sahibinin 14 Mayıs 2006 günlü www.hurriyet.com adresinde İzmirde yapılan Cumhuriyet Mitingi haberleri arasında “Baykal'ın önünde diz çöken Adaylar” arasında yer almasının değerlendirmesini kamuoyuna bırakıyoruz.

Alevilerin Sesi Dergisi sayı: 96, sayfa: 7‘de Turgut Öker konuşmasında, bir gün önce tarihi Kırkpınar yağlı güreşlerini izlemeye giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yüklendi. Turgut Öker, seçimler geldiğinde Alevilerin kapısını aşındıranlar, şunu artık kafalarına yazsınlar: Bu gün buraya değil de Kırkpınar’ı tercih edenler bundan böyle asla Alevi toplumundan gereken dayanışmayı göremeyeceklerdir. Çünkü bunlar bizim acımıza saygı duymuyorlar” dedi, yazılıdır. (EK: 21)

Alevilerin/Aleviliğin sorunlarının çözümü, Alevilerin tek başlarına çözecekleri bir sorun değildir. Demokrasi güçlerinin ortak çabası sonucu toplumun demokratikleşmesi ve bireyin özgürleşmesine bağlıdır. Bu da tekçi anlayış / mentalite yerine çoğulculuğun, özgürlüğün ve eşitliğin gerçekleştiği bir toplumsal yapının kurulmasına bağlıdır. Gelişme sağlayan bir değişim ve dönüşüm için ortak bir programın oluşturulmasında Alevi hareketinin çok önemli bir rolü olabilir.

Böyle düşünüleceğine, bir grup önce “siyasete müdahale etme” olarak siyaset yapmaya başladı. İkinci olarak “siyasal sürece müdahale” sonra “sürece müdahil olarak katılma” (zaten müdahil olma katılma demektir) ve “siyasi alana müdahale” demeye başladılar. Üçüncü aşama da “Alevilerin Doğrudan Temsili” dedikten sonra “Meclis de Alevi kontenjanı isteme” noktasına geldiler ki ta başından bu noktaya gelineceği saptamasını yapmıştık.( F. Gülen’e ait Aksiyon Dergisi EK: 14)

Bundan sonra ki istem ve söylemlerinin ne olacağını kamuoyu merakla beklemektedir, bekliyoruz.

SONUÇ

· Olayları ve gelişmeleri elimden geldiğince yazdım ve elimdeki belgeleri ekledim.

· Konu ile ilgili olarak her türlü bilgi vermeye ve tartışmaya hazırım.

· İlkesiz, günü ve bazı kişileri kurtarmayı başarı sayan, bazı hesapları veremeyen, söyledikleri sözün ve imzalarının arkasında duramayan, gelecekle ilgili hiçbir proje ve öngörüsü olmayanlarla, ilkeli ve örgüte ve örgütün bağımsızlığına önem veren anlayışın sonuna kadar bir arada olamayacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

· Kimlerin “darbeci” , kimlerin “şer güçleri”, kimlerin “derin devletin ve genelkurmayın adamı” olduğunun örgütlerce anlaşılması yetmez, bunun hesabının da sorulması, hareketin geleceği açısından çok önemlidir.

· Olağanüstü kongrede yurtdışının gölgesinde; kişilikli, birikimli, bilgili ve deneyimli yöneticiler yerine, her şeye boyun eğecek ve ABF’ nu kişilerin vesayetine sokmakta bir sakınca görmeyen ve ABF’ nu, AABK. na bağlı bir alt örgüt / şube durumuna gelmesine göz yuman, hatta neler olduğunun bile farkında olmayan yöneticilerin gelmesi sağlanmıştır.

· Yurtdışının müdahalesi yalnız örgütlerle sınırlı kalmamış, kongre sürecinde Türkiye’ye gelen bazı işadamları da kendi yöntemleriyle kongre çalışması yapmışlardır. Olanaklarını Alevi hareketinin daha olumlu bir yere gelmesi için kullansalardı en azından daha olumlu bir iş yapmış olurlardı.

· Daha önce Demokratik Barış Hareketi (DBH) ve Barış Partisi (BP) deneyleri yaşanmış olup; Alevi örgüt yöneticileri siyasal parti ilişkisinin örgütlere verdiği zarar unutulmamıştır.(Hem de bu kadro ile)

Sonuç olarak; her istediklerini tartışmasız yerine getirecek bir yönetim istiyorlardı onu da başardılar.

Kamil ATEŞOĞULLARI

 

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org