İlgi: 29/12/2004 tarih ve B.02.DİB.4.34.00/240-10366 sayılı
yazı eki, Sadegül ÇAVUŞ'a ait 21 Aralık 2004 tarihli Dilekçe
633
sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanunun 1.maddesinde Başkanlığımızın görevleri "İslam Dininin
inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek
ve din konusunda insanları aydınlatmak ve ibadet yerlerini
yönetmek" şeklinde belirlenmiştir
Anayasanın
"İnkılap Kanunlarının Korunması" başlıklı 174. maddesinin
3 numaralı bendinde zikredilen 677 sayılı "Tekke ve Zaviyelerle
Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların
Men ve İlgasına Dair Kanun" değiştirilmeksizin, kaldırılan
tekke ve zaviylerin ihyası anlamına gelebilecek ayin-i cem
icra etmek üzere Cemevi tesis edilmesi anılan kanuna uygun
düşmemektedir. Nitekim anılan Kanunla dervişlik, dedelik,
babalık, çelebilik ve halifelik gibi unvan ve sıfatlar da
yasaklanmıştır.
Cumhuriyetin
ilanından sonra 03 Mart 1924 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk
ve arkadaşları tarafından 429 sayılı Kanunla, bir Cumhuriyet
Kurumu olarak kurulan ve Anayasanın 136. maddesi gereği genel
idare içerisinde yeri belirtilen Diyanet İşleri Başkanlığı,
günümüze kadar kendisine Kanunla verilen görevini, mezhep,
meşrep, tarikat, Alevi, Sünni vb. hiçbir ayrım yapmadan Müslümanlık
üst kimliğinde herkesi içine alacak şekilde sürdürmüştür.
Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden olan laiklik de devletin
ve bütün kamu kuruluşlarının eşit statüdeki vatandaşlık esasına
göre hizmet sunmasını gerektirir. Kamu hizmeti sunumunda dini
alt ayrılmalara ve ayrışmalara yol açması muhtemel yapılanma
ve düzenlemeler sonuçta toplumsal birlik ve bütünlüğü tehdit
edecektir.Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Diyanet İşleri
Başkanlığı bu çizgide bir kamu hizmeti anlayışını sürdürdüğü
içindir ki, toplumumuz birlik ve bütünlük içinde, mezhep ve
meşrep tartışmalarından uzak bir şekilde varlığını devam ettiregelmiştir.
İslam
Tarihinde, Hanefi, Şafii, Caferi gibi mezheplere, Mevlevi,
Kadiri ve Bektaşi gibi tarikatlara mahsus "Cami ve Mescit"
dışında ibadethane mevcut değildir.
Dini,
tarihi ve bilimsel kabule göre; İslamdan ayrı bir Alevilik-Bektaşilik
Dini; cami ve mescitten gayri "Cemevi" adında bir İslam mabedi
de bulunmamaktadır. Ayrıca Müslüman olan Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın
Kur'an'dan başka bir kutsal kitabı, Hz. Muhammed'den gayri
bir peygamberi de yoktur. Bu tarihte de böyledir, günümüzde
de böyledir. Bu durum Alevi-Bektaşi evliyasının, ulularının
eserlerinde, nefeslerinde, şiirlerinde de hep böyle ifade
edilegelmiştir.
Günümüzde
bazı çevrelerin Aleviliği İslam dışı bir din, ayrı bir mezhep,
ayrı bir kültür olarak gösterme çabaları, aleviliğin aslına
ters düşen bir takım değerlendirmelerdir. Alevi vatandaşlarımızın
en önemli referansı olan Hacı Bektaş-ı Veli'nin "Makalat"
isimli eseri elimizde bulunmaktadır. "Makalat"ta anlatılanlar
İslam'ın özüdür.
Alevi
adı da Sünni adı da bize sonradan verilmiş isimlerdir. Halkımızın
hemen hemen tamamı Kuran-ı Kerim'im ilke ve prensiplerine
bağlı kişilerdir.Binlerce yıl bir arada ve hiçbir problemi
olmadan yaşamış bu milletin fertlerinin, yapay sorunlarla
karşı karşıya getirilmek istenmesi ve aralarında tefrika tohumlarının
yeşertilmeye çalışılması faaliyetleri, üzerinde uzun uzun
düşünülmesi ve gerekli analizlerin yapılması milli bir zarurettir.