Okullarımızdaki şiddet durmuyor. Hedefte ise öğretmenlerimiz
var. Bunlardan biri de Hüseyin Cebe. Öğretmen Cebe 2 Nisan
2007 tarihinde Darıca Süreyya Yalçın İlk Öğretim Okulu'nda
gerçekleşen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Öğretmen
cinayeti davasının ilk duruşması dün Gebze Ağır Ceza Mahke-mesi'nde
yapıldı. Duruşmaya tutuklu sanık Necati Kumaş ve avukatı
Himmet Kuşçu, müşteki olarak Hüseyin Cebe'nin abisi Ali
Ekber Cebe, müşteki avukatları olarak Cebe'nin akrabaları
Sebahat Cebe ve eşi Çetin Cebe, Eğitim-Sen Genel Merkezi
tarafından görevlendirilen Zuhal Çolak ile Ferdi Çinik ve
Ahmet Bindal katıldı.
OLAYIN
ÜSTÜ ÖRTÜLÜYOR
Olay
sırasında ölümden dönen öğretmen Serdar Şimşek, okul müdür
yardımcıları İlhami Asan ve Ali Albayrak ile öğretmenler
Sedat Mesut ve Tuncay Başoğlu tanık olanak dinlendi. Mahkeme
tutuklu sanık Necati Kumaş'ın akıl hastalığı nedeni ile
işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamama
veya bu fiil ile ilgili davranışlarını yönlendirememe yeteneğinin
azalmış olup olmadığı konusunda raporun hazırlanması için
davayı Temmuz ayına erteledi. Avukat Çetin Cebe yazılı bir
açıklama yaptı. Cebe, "Cinayetin siyasi içerikli olduğunu
hepimiz biliyoruz. Bu tek başına bir psikopatın işi değildir.
Cinayetin arkasında bazı karanlık güçler vardır. Ancak cinayetin
bu yönü gizleniyor, meye çalışılıp sıradan, adli bir vaka
gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ayrıca, Milli Eğitim Bakanhğı'ndan
maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduk" dedi.
BİRGÜN
GAZETESİ - 08/06/2007
Cebe'nin
katili ilk duruşmasına çıktı
GEBZE
(08.06.2007)- Darıca Süreyya Yalçın İlköğretim Okulu'nda
çalışan öğretmen Hüseyin Cebe'yi 2 Nisan günü katleden Necati
Kumaş dün Gebze Ağır Ceza Mahkemesi'nde ilk duruşmasına
çıkarıldı. Davaya, Cebe'nin ailesi, akrabaları, öğretmen
arkadaşları ile avukatları katıldı.
Eğitim
emekçisi Hüseyin Cebe'yi okul içerisinde vurarak öldüren
Necati Kumaş, mahkemeye sunduğu ifadesinde Cebe'nin kendisine
küçük düşürücü davranışlarda bulunduğunu iddia etti. Mahkeme
heyeti ise Kumaş'ın akli dengesinin soruşturulmasını istedi.
Necati
Kumaş, okul öğretmenlerinden Serdar Şimşek ve Hüseyin Cebe'nin
kendisine cinsel taciz ve dalga geçme gibi davranışlarda
bulunduklarını öne sürerek, "Cinayet öncesinde bu davranışlarına
devam ettiler. Olay günü bana bakarak imalı şekilde sırıttılar,
beni tahrik ettiler. Ben de küfrettim. O anda sinirlendim
ateş ettim, planlayarak yapmadım. Yaralayarak kaçmak istedim
ama panik halinde 6 kurşun sıktım" dedi. Kumaş ise okul
içerisinde üzerinde taşıdığı silaha bir açıklık getiremedi.
'Cinsel taciz suçlaması uydurmaca"
Katledilen
öğretmen Hüseyin Cebe'nin abisi Ali Ekber Cebe, cinsel taciz
ve dalga geçme gibi suçlamaların uydurmaca olduğunu, Hüseyin'in
bu şekilde davranışlarda bulunacak biri olmadığını söyleyerek
davacı olduğunu söyledi. Davaya katılan öğretmen Serdar
Şimşek ise Kumaş'ın söylediklerini yalanladı. Duruşmada
ifadeleri alınan olayın tanıkları da Cebe'nin olumsuz davranışları
olmadığını ve Kumaş'ın rahatsızlığından haberdar olmadıklarını
söyledi.
Mahkeme
heyeti savcının talepleri doğrultusunda Necati Kumaş'ın
tutukluluk halinin devamı ile birlikte akıl hastası olup
olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu tarafından rapor
alınmasını istedi. Duruşma 5 Temmuz 2007 tarihine ertelendi.
Hüseyin
Cebe’nin ilk duruşması görüldü…
(08.06.07)- Gebze Darıca Süreyya Yalçın İlköğretim Okulu’nda
görev yapan Eğitim Sen Üyesi Hüseyin Cebe 2 Nisan 2007 tarihinde
silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştü. Cebe’yi vuran Necati
Kumaş’ın yargılanmasına dün Gebze Ağır Ceza Mahkemesi’nde
başlandı. Görülen duruşmada; Hüseyin Cebe’nin kendisiyle
“alay ettiği ve cinsel tacizde bulunduğu” iddiasında bulunan
Kumaş’ın akli dengesinin soruşturulması mahkeme heyeti tarafından
talep edildi.
Davacı
Ali Ekber Cebe, ailesi, akrabaları, öğretmen arkadaşları,
avukatları ve sanık Necati Kumaş ile avukatının da hazır
bulunduğu duruşmada iddianameyi okuyan mahkeme heyeti sanık
Necati Kumaş’a polis ve savcılıktaki ifadesinin doğru olup
olmadığını sorarak savunmasını dinledi. Necati Kumaş; Süreyya
Yalçın İlköğretim Okulu’nda görev yapan öğretmenlerden Serdar
Şimşek ve Hüseyin Cebe’nin kendisiyle dalga geçtiklerini,
cinsel tacizde bulunduklarını, kendisini küçük düşürücü
davranışlarda bulunduklarını öne sürerek, “Cinayet öncesinde
bu davranışlarına devam ettiler. Olay günü bana bakarak
imalı şekilde sırıttılar, beni tahrik ettiler. Ben de küfrettim.
O anda sinirlendim ateş ettim, planlayarak yapmadım. Yaralayarak
kaçmak istedim ama panik halinde 6 kurşun sıktım.” dedi.
Kumaş’ın avukatı tarafından mahkeme heyetine hastaneden
hezeyanlı bozukluk teşhisi verildiğinin söylendiği duruşmada
en geç üç hafta içinde Kumaş’ın akıl hastası olup olmadığının
tespitinin yapılması karar altına alındı. Sonraki duruşma,
5 Temmuz 2007 tarihine ertelendi.
Kızıl
Bayrak/İstanbul
İNANCA
VE DÜŞÜNCEYE KURŞUN SIKILMAZ
Hüseyin
Cebe bir öğretmendi, eğitim emekçisiydi. Eğitim Sen üyesiydi.
Aleviydi. Demokratik ve Laik bir Türkiye’nin mücadelesini
veriyordu. Darıca Süreyya Yalçın İlköğretim Okulu’nda, öğrencilerinin
gözleri önünde vahşice, farklı renklere tahammülü olmayan
zihniyetin silahlı saldırısı sonucu öldürüldü.
Hüseyin
Cebe’ye kurşun sıkan katil ile beraber, bu ülkede kurşun
sıktıran zihniyet yapısını ve şiddet kültürünün sorgulanması
gerekiyor. Çünkü Hüseyin Cebe Aleviydi. O ramazan ayında
oruç tutmadığı için horlanıyordu. Cuma günleri namaza gitmediği
için dışlanıyordu. Farklı bir inançsal kimliğe mensup olması,
onu bu ülkede ötekileştiriyor ve hedef haline getiriyordu.
Bir öğrenci velisine göre “Olayda okul müdürünün çok
büyük ihmali var. Niyazi Kumaş ile Hüseyin Cebe ve Serdar
Şimşek arasındaki tartışma Ramazan ayına dayanıyor. Hüseyin'in
Alevi olması, oruç tutmaması, Cuma namazına gitmemesi ölümüne
gerekçe” iken, amcasına göre “Yeğenimin vurulma gerekçesi
Alevilik” olması, olayın arka planı ve bu arka planı
oluşturan makro politik söylemlerin, kimlere cesaret verdiğini
gösteriyor.
Katil sadece şiddet ve linç kültüründen beslenmiyordu. Onun
besleyen başka ideolojik kaynağı da vardı. Tekçilik anlayışı
ve farklı olanı yok etme ve inkar etme kültürü vardı.
Katil
sadece bir kişi değildir. Aynı zamanda bu ülkede farklı
kimliklerin bir arada yaşama kültürüne karşı oluşan ideolojidir.
Toplumsal barışın karşıtı olanlardır. Farklı inançsal kimliklerin
bu ülkede özgür ve eşit koşullarda yaşamasına karşı olan
tahammülsüzlüktür. Resmi din anlayışının dışında olan insanlara
karşı yaratılan sosyal baskı mekanizmaları bu tür cinayet
girişimlerini ve saldırılarına zemin hazırlamaktadır.
Psikolojik
sorunu olan bir hasta katil, tıpkı kendisini üreten ideoloji
ve düşünce sistemine benziyor. Katilin emekli olmasına rağmen,
onu tekrar göreve çağıran MEB’da bu olayda suçludur. Hasta
bir kişiyle hangi “sağlıklı eğitim” hizmetini sunacağını
bilmemektedir. Düşüncesi ve kendisi psikolojik vaka olan
katille, eğitim yuvalarında şiddet üretmeye zemin hazırlayan
bir yönetim anlayışı, katili neden göreve geri çağırdığını
açıklamalıdır.
Tekçi düşüncenin topluma bulaştırdığı şiddetin etkileri
giderek artmaktadır. Eğitim sisteminde farklı kültürlerin
ve kimliklerin zenginlik olduğu ders haline getirilerek,
eğitim sistemi tekçilikten kurtulmalıdır.
ABF
bu cinayet karşısında sorgulamaktan vazgeçmeyecektir. Bu
bir ilk değil. Eğer 21 yüzyılda Aleviler “ramazan orucu
tutmadı” ya da “Cuma namazına gitmiyor” diye,
“katli vacip” anlayışa teslim edilmesi karşısında
siyasi iktidar sus pus olmaya devam ettikçe, bu ülkede barış
ortamından, demokrasiden, eşitlikten ve hoşgörüden bahsetmek
mümkün olmayacaktır.
MEB
derhal bu olayın arkasındaki tüm detayları açığa kavuşturulmalıdır.
İçişleri Bakanlığı’nı bunun için göreve çağırıyoruz. Tetikçi
silahı nereden bulmuştur? Bu cinayetin ardında neler var?
Bu soruların yanıtı verilmelidir.
ABF olarak, inanca, eğitime, laikliğe ve farklı olma hakkına
yönelik bu cinayeti nefretle kınıyor ve dün Cemevi’den son
vedasını yapan Hüseyin Cebe’nin başta ailesi olmak üzere,
Cenaze töreninde "Hepimiz Hüseyin'iz, hepimiz Alevi'yiz",
diye haykıranlara ve tüm eğitim emekçilerine baş sağlığı
diliyoruz.
04.04.2007
Saygılarımızla
ALEVİ
BEKTAŞİ FEDERASYONU
Turan Eser, Genel Sekreter
Hüseyin
öğretmen göz göre göre öldürüldü
Cebe’nin
öldürülmesinin, idarenin ihmallerinden oluşturulan ideolojik
ortama kadar bir dizi gelişmeye bağlanması, cinayete dair
pek çok soruyu gündeme getirdi
Darıca
Süreyya Yalçın İlköğretim Okulu’nda, sınıf öğretmeni Necati
Kumaş’ın (56), tartıştığı meslektaşı Hüseyin Cebe’yi (36)
kurşun yağmuruna tutarak öldürmesinin altından ırkçı nedenler
çıktı. Emekli olduktan sonra 1997 yılında “ihtiyaç” nedeniyle
tekrar mesleğe başlatılan Necati Kumaş’ın, Hüseyin Cebe’yle
geçtiğimiz Ramazan ayında oruç konusunda tartıştığı ve bu
olaydan sonra defalarca ölüm tehdidinde bulunduğu ortaya
çıktı. 2001 yılından bu yana psikolojik tedavi gören ve
meslektaşlarını ölümle tehdit eden Necati Kumaş’ı ısrarla
okulda tutan idarenin de cinayette büyük ihmali olduğu belirtiliyor.
Öğrencilerinin gözü önünde katledilen Hüseyin öğretmen için
ilk olarak önceki gün okulunda bir tören düzenlendi. Okul
bahçesinde düzenlenen törene katılan yüzlerce kişi, duygulu
anlar yaşarken Cebe’nin yakınları sinir krizleri geçirdi.
Milli Eğitim Müdürü Hayrettin Gürsoy yaptığı konuşmada,
saldırıyı kınadıklarını söyledi.
Hüseyin
öğretmenin cenazesi, Kocaeli’ndeki törenin ardından gönderildiği
memleketi Malatya Kürecik’te dün sabah toprağa verildi.
Çoğunluğunu eğitim emekçilerinin oluşturduğu yaklaşık bin
500 kişinin katıldığı cenaze töreni sırasında sık sık cinayeti
lanetleyen sloganlar atıldı.
Sendika
üyesiydi
Eğitim
Sen Genel Merkez Yöneticisi Adnan Gökpınar, mezar başında
yaptığı konuşmada, öldürülen Hüseyin Cebe’nin sendikalarının
üyesi olduğunu ve ülkenin demokratikleşme mücadelesinde
yer aldığını söyledi. Cebe’nin son dönemlerde kışkırtılan
ırkçı milliyetçi dalganın kurbanı olduğunu ifade eden Gökpınar,
Eğitim Sen’in olayın takipçisi olacağını ifade etti.
Sürekli
tehdit
Gazetemize
konuşan, öldürülen öğretmen Hüseyin Cebe’nin yeğeni Doğan
Cebe, olayın tanığı öğretmen Serdar Şimşek ile görüştüğünü
söyledi. Geçtiğimiz Ramazan ayında oruç tutmadıkları gerekçesiyle
Hüseyin Cebe ve Serdar Şimşek’in Necati Kumaş tarafından
tehdit edildikleri aktaran yeğen Doğan Cebe şunları söyledi:
“Ramazan’da yaşanan tartışma sonrası katil Necati Kumaş
sürekli ölüm tehdidinde bulunuyormuş. Üstelik okul idaresinin
de tehditlerden bilgisi varmış. Olay günü ise amcam Hüseyin
Cebe ile Serdar Şimşek nöbetçilermiş. Koridorda yürürlerken
katille karşılaşmışlar, katil silahını Serdar Şimşek’e doğrultmuş
fakat silah tutukluk yapmış. Silaha tekrar mermi sürerek
Hüseyin Cebe’ye doğrultarak kapıdan çıkana kadar ateş etmiş.
Sonra da okuldan kaçmış.”
Hüseyin
Cebe’nin diğer yeğeni Kenan Cebe ise Hüseyin öğretmenin
Kürt ve yurtsever olduğu için katledildiğini söyledi. Saldırının
planlı olduğunu dile getiren yeğen Kenan Cebe, kitle örgütlerinden
ve siyasi partilerden olayın peşini bırakmamalarını istedi.
Ne
olmuştu?
Hüseyin
Cebe adlı öğretmen, görev yaptığı Darıca Süreyya Yalçın
İlköğretim Okulu’nda önceki gün, Necati Kumaş tarafından
kurşunlanarak öldürülmüştü. Necati Kumaş’ın, tartıştığı
meslektaşı Hüseyin Cebe’yi (36) kurşun yağmuruna tutarak
öldürmesini okulun güvenlik kamerası saniye saniye görüntülemişti.
Kamera kayıtlarına göre Cebe, meslektaşı Serdar Şimşek’le
okul koridorunda dolaşmaya başladı. Teneffüsün son dakikalarında
öğrenciler sınıflara yönelirken Kumaş, elinde bir dosyayla
koridorda belirdi. Cebe ve Şimşek’in önünü kesen Kumaş,
elindeki dosyayı atarak silahını bir anda ikiliye doğrulttu.
Tabancası tutukluk yapan Kumaş, bir kez daha namluya mermi
sürdü. Kaçmaya çalışan Cebe’nin arkasından koşan Kumaş,
art arda ateş etti. Cebe, meslektaşlarının kolları arasında
yere yığıldı.
Önceki gün polise teslim olan Kumaş, Gebze İlçe Emniyet
Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye
çıkarıldı. Savcılık sorgusunun ardından mahkemeye sevk edilen
Kumaş tutuklandı. (HABER MERKEZİ)
Olayın
takipçisiyiz
Eğitim
Sen Genel Merkezi ve Gebze Şubesi de Hüseyin Cebe’nin öldürülmesini
kınadı. Eğitim Sen Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada,
öğretmen Hüseyin Cebe’nin, öğrencilerinin gözleri önünde
öldürülmesinin sıradan bir adi suç olmadığı bildirildi.
Açıklamada, iki kişi arasındaki anlaşmazlık sonucu Cebe’nin
öldürüldüğü yorumlarının olayın gerçek nedenlerini gizlediği,
yaşanan katliamın toplumu saran şiddet ve linç kültürünün
bir sonucu olduğu kaydedildi. “Toplumsal sorunların demokratik
yollardan çözümünün önünü şiddet ile kesenler, bu cinayetin
sorumlularıdır” denilen açıklamada, olayın failinin yakalanmasının
olayın aydınlatıldığı anlamına gelmediğine dikkat çekildi.
Açıklamada,
Eğitim Sen’in olayın peşini bırakmayacağı ifade edildi.
Gebze Şubesi de yaptığı açıklamada, “Sen rahat uyu Hüseyin
öğretmen… Biz kamu emekçileri olarak yükselen gerici, milliyetçi,
şoven dalgaya karşı halkların kardeşliği, emekçilerin birliği,
bilimsel demokratik–laik eğitim taleplerimizi savunmaya
devam edeceğiz” denildi. (HABER MERKEZİ)
Kocaeli'nin
Darıca ilçesinde öğrencilerin gözleri önünde öldürülen Hüseyin
Cebe'nin öldürülmesinin asıl nedenleri gizlenmeye çalışılıyor.
Cinayet, Birgün, Evrensel gibi gazetelerin dışındaki basında
ve televizyonlarda "iki kişinin arasındaki" anlaşmazlık
sonucu "sıradan bir cinayet" ya da "cinnet" haberi olarak
yer bulabiliyor. Milliyet Gazetesi, cinayeti "Öğretmen Cinayetinde
'İdeolojik' İddiası" başlığıyla vermeyi uygun buluyor. Basın,
emniyet güçleri, Eğitim Bakanlığı ve kamuoyu olayın üzerine
gidip cinayeti aydınlatacağına, öldürülen Hüseyin Cebe'nin
yakınlarının ve cinayetin aydınlatılmasını isteyenlerin
üzerine gidiyorlar. Cenaze töreni sırasında Eğitim Bakanı'nın
istifasını isteyen Hüseyin Cebe'nin yeğenini, Kocaeli Milli
Eğitim Müdürü susturmaya kalkıyor.
Yetkili
bütün birimler ve kamuoyunun vicdanı olması gerek basın
gerçeklerden kaçıyor: Hüseyin Cebe'nin öğretmen olan kimliği
dışındaki bütün kimlikleri özenle saklanıyor. Hüseyin Cebe,
öğretmen kimliğinin yanı sıra başka kimliklere de sahip:
Alevi, Kürt, solcu, Eğitim Sen üyesi...
Cinayeti
bu kimlikleri gizleyerek veren gazeteler ve televizyonlar,
özenle, "cinnet'i öne çıkarıyorlar. Öldürülen Hüseyin Cebe'nin
ve silah tutukluk yaptığı için öldürülmekten son anda kurtulan
öğretmen Serdar Şimşek'in katil zanlısı Necati Kumaş tarafından
ölümle tehdit edildiği ve bu tehdidin okul idaresi tarafından
bilindiği gizleniyor.
Bu
ülkede Alevi olmanın, üstelik Kürt ve solcu olmanın bazı
yerlerde "3 K" (Kızılbaş, Kürt, Komünist) olarak anıldığı
sanki bilinmiyormuş gibi davranılıyor.
Bu
ülkede Ramazan'da oruç tutmayanların, cuma namazına gitmeyenlerin,
bırakın "psikolojik olarak nasıl terörize edildiklerini",
daha önce fiziki olarak saldırıya uğradıkları, yaralandıkları,
öldürüldükleri sanki bilinmiyormuş gibi davranılıyor. Çok
uzaklara gitmeye gerek yok:
3
Mayıs 1987 tarihinde Van Üniversitesi'nde oruç tutmayan
Mehmet Şirin Tekin'in öldürüldüğü, 5 kişinin de ağır yaralandığı
bilinmiyor mu?
Malatya
Üniversitesi öğrencisi Ümit Cihan Tarho oruç tutmadığı için
öldürülmedi mi?
1998
yılında, İzmit'te oruç tutmayan 13 yaşındaki ortaokul üçüncü
sınıf öğrencisi dövülerek hastanelik edilmedi mi?
Samsun'da
Kazım Özdemir İlkokulu'nda İngilizce öğretmeni Baki Sezgin
oruç tutmadığı için yumruklandığı, Pendik Belediyesi'nde
görevli iki doktorun, Ramazan ayında dinlenme odasında çay
ve sigara içtikleri için bizzat Belediye Başkan Yardımcısı
tarafından tehdit edildikleri unutuldu mu?
19
Ekim 2004'de Tokat'taki Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nde oruç
tutmadığı için Bayram Yağ adlı öğrenci dövülerek 4 metre
yükseklikteki Taşköprü'den Yeşilırmak Nehri'ne atılmadı
mı?
20
Ekim 2006'da TRT çalışanı iki kişi oruç tutmayıp, sigara
içtikleri için Ankara Ulus'ta dövülmedi mi?
Bu
yıl, Erzurum Adnan Menderes Lisesi'nde S.E. isimli 15 yaşındaki
bir öğrencinin okul bahçesinde "oruç yediği" için dövülerek
hastenelik edildiği ne çabuk unutuldu?
Ramazan
ayında, birçok devlet kurumunda, üniversitelerde kantinlerin
kapatıldığı, Erzurum Üniversitesi'nde olduğu gibi Ramazan'da
öğrencilerin zorla sahura kaldırıldıkları sanki bilinmiyor
mu?
Bunlar tabii ki biliniyor. Çünkü bu olaylar bir başka ülkede
değil, Türkiye'de yaşanan ve yalnızca basına yansıdığı için
bilinen birkaç örnek. Bütün bu saldırılarda ve ölümlerde
ortak gerekçe hep aynı: Ramazan orucunu tutmamak! İnsan
öldürmeye kadar varan fanatizmin gerekçesini uzaklarda aramaya
da gerek yok. Çünkü Türkiye'nin en yetkili dini kurumları
ve İslam uleması "Ramazan'da özürsüz olarak oruç tutmamayı
günah" sayıyor. Üstelik "bu günahı" da açıkça yazıp çiziyorlar.
Bu konuda fetvalar yayınlanıyor. Bırakın, resmi olmayan
internet sitelerinde yazılanları, Diyanet İşleri Başkanlığı'na
bağlı İstanbul Müftülüğü'nün resmi internet sitesi (www.istanbulmuftulugu.gov.tr/sorular/oruc.htm)
bakın bu konuda ne yazmış: "Ramazanda oruca niyet etmeden
yiyip içen kimse, tutmadığı oruçları, gününe gün kaza eder.
Ancak mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır."
Şimdi
bunu okuyan ya da sabah akşam bu tür fetvaları dinleyen
ne yapar diye lütfen düşünün? Kendisi gibi oruç tutmayanı
"günahkâr" olarak göreceği için, "günahkârı" da cezalandırmayı
kendine doğal "görev" saymaz mı? Hüseyin Cebe'yi öldüren
Niyazi Kumaş da "bu görevi" yerine getirmiş! Sorun tam da
burada. Bu gerçekle yüzleşmekten ısrarla kaçınanlar bunu
bildikleri için, istifa edeceklerine, hesap vereceklerine
Hüseyin Cebe cinayetinin üstünü örtmeye, cinayeti "iki kişi
arasındaki husumete" ve psikolojik tedavi gören hasta bir
öğretmenin "cinneti"ne indirgemeye çalışıyorlar. Hrant Dink
cinayetini de 17 yaşındaki O.S'nin birkaç arakadaşıyla kişisel
planına indirgeyerek, cinayetin arka planı karartmaya çalışan
zihniyetle bu zihniyet arasında fark var mı?