Gazi’de
konuştuğumuz mahalle halkı, 12 yıl önceki katliamdan sonra
mahallenin kaderinin değiştiğini söylüyorlar. Olaylardan
sonra mahallede oturanların iş bulmakta zorlanması, belediye
hizmetlerinden mahrum bırakılması ve mahalle halkına tehlikeli
insanlar gözüyle bakılması gibi sorunlar, artık alışagelinen
bir durum haline gelmiş. Bütün bu sorunların yanında olaylardan
sonra mahalle gençliğinin bilinçli bir yönelim sonucu yozlaştırılması,
uyuşturucu ve alkol kullanımının artması da dile getirilen
sorunlardan biri. Konuştuğumuz mahalle muhtarları, özellikle
bu sorunların altını çiziyor.
‘Gazi farklı yorumlandı’
Gazi
Mahallesi Muhtarı Ali Ekber Özen:
Gazi
Mahallesi, yaşanan olaylarla ismini duyurdu. Gazi, olaylardan
sonra farklı yorumlandı. Gazi insanı, gazi halkı denince
insanlar ürkmeye başladı. Gazililer, iş başvurusuna gittiğinde
sırf bu yüzden işe alınmadı. Bu yıl 12 Mart’ta yaşananların
12. Yıldönümü; anmamızı, Gazi’ye yakışır şekilde yapmak
istiyoruz. Gazi’ye hiçbir yatırım yapılmıyor. O dönem doğan
çocuklar şu an 12 yaşında. Bu çocukların oyun oynayabileceği
bir alanı bile yok. Spor yapacağı, oyun oynayacağı yerler
olmayınca da çocukların yaşama bakışı farklılaşıyor.
‘Ben devlet değilim’
Zübeyde
Hanım Mahallesi Muhtarı Ali Reçber:
32
yıldır bu mahallede yaşıyorum. İlk önceleri buranın nüfusu
azdı ve nüfusun çoğu gecekondularda yaşıyordu. Zamanla apartmanlaşma
başladı. Göç arttı, olumluluklarla birlikte olumsuzluklar
da baş gösterdi. Mahallemiz ‘95’te bir vaka yaşadı. Kaybedilen
insanlarımız oldu, insanlarımız üzüldü. Bu olaylardan sonra
devletin buradaki prestiji sarsılmıştır. 12 Mart’ı sürekli
anıyoruz; eskiden birey olarak katılıyordum, şimdi muhtar
olarak bu anmalara katılıyorum. Muhtar olarak benim görevim,
herhangi bir soruna meydan vermeden anmalarımızın gerçekleştirilmesine
katkı sunmaktır. Arzumuz, kitle örgütlerinin ve sivil toplum
kurumlarının birbirini tamamlayacak şekilde, herhangi bir
olaya izin vermeden güçlü bir katılımla anmamızın gerçekleşmesidir.
Bu mahallede birkaç kez otobüs yakılma olayı yaşanmıştır.
Bunlar gerekçe gösterilerek mahalleye kimi zaman otobüs
sokulmuyor. Yetkili kurumlara bir muhtar olarak bu sıkıntıyı
ilettiğimde, benden güvence istiyorlar. Ben devlet değilim,
neyim var ki bunun güvencesini vereyim. Araç sayısının artırılması,
araçların mahalleye girişinin sağlanması ile yeni araç talebimize
yanıt olarak Genel Müdürlük, araçların güvencesini istedi.
Ben sıradan bir muhtarım, hizmet akışının sağlanmasını talep
ettiğimizde bu yanıtla karşılaştık, bizim de bu güvenceyi
verme şansımız yok. Diğer mahallelerle bizim mahalleyi karşılaştırınca,
bizim mahallenin yeteri kadar hizmet alamadığı ortada.
‘Gençlerimizin üretken yapısını bozdular’
Yunus
Emre Mahallesi Muhtarı Ali Yurt :
12
Mart’tan önceki gençlerimiz, sosyal ve siyasal olarak çok
daha ileriydi. Sokakta oluşmuş yeni bir kültür hakim. Yoz
kültür; esrar, eroin, hap, hırsızlık vb. şeyler, gençliği
bitirme aşamasına geldi. 12 Mart öncesindeki gençlik daha
bilinçli, ne yaptığını bilen, kültürel olarak, politik olarak
daha iyiydi. Fakat 12 Mart’tan sonra buranın değerleri ile
oynandı. Gençliğimizin genetik yapısı ile oynanmıştır. Ürkütücü
bir tablo çıkarılmış ortaya. Gençlik ortada başı boş dolaşan,
ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi. Saydığım
sorunlar ülkenin her yerinde yaşanıyor, fakat bizim mahallemizde
bunlar 12 Mart’tan önce yaşanmayan sorunlardı. 12 Mart’tan
hemen sonra pat diye bu sorunlar çıkıverdi. Üretken yönünü
yitirmiş, sokak kültürü ile uzlaşmış bir gençlik ne yapar;
gasp yapar, hırsızlık yapar, uyuşturucu kullanır... Bizim
gençlerimizin üretken yanları yok edilip sokak kültürü ile
uzlaştırıldı. Bunlar her yerde yaşanan sorunlar. Bizim duyarlı
kurumlarımız var, muhtarlar olarak gençliğe karşı daha duyarlıyız.
Kendi imkanlarımızla bir şeyler yapma gayreti içindeyiz.
Yine kurumlarımızın, gençliği bu yozluktan kazanmak gibi
çabaları var.
‘Bize
terörist olarak bakıyorlar’
9
yıldır Gazi’de yaşayan ve bir otelde garsonluk yapan Ali
Begtoral dışarıda kendilerine karşı yaratılan önyargıdan
yakınıyor. Hiçbir yerde Gazili olduğunu saklamadığını anlatan
Begtoral, Gazi’yi bilmeyen birçok kişinin, kendilerine “anarşik”,
“terörist” diye baktıklarını ifade ediyor. Begtoral, “Normal
bir otobüsün yarım saatte gittiği yolu, bizim hurdalar 1
saatte zor gidiyor. İşyerine varana kadar motor gürültüsü
kafamın içine işliyor. Hırsızlık almış başını gidiyor. Belediyenin
verdiği tek hizmet çöp almak, bunun dışında kendilerini
mahallede göremiyoruz” diye konuşuyor. “Belki de İstanbul’daki
en büyük mahalle karakolu bizim mahallede ve en çok sivil
polisin dolaştığı mahalle de Gazi Mahallesi” diyen Begtoral,
“Ama ne hikmetse her gün ev soyuluyor. Uyuşturucu bulmak
da çok kolay. Karakol, sadece yapılan eylemlere müdahale
etmek için kurulmuş sanki. Sabah 4’te işe gidiyorum. Haftanın
en az iki üç günü o saatte sokakta bir hırsızlık olayı ile
karşılaşıyorum ama polis, bunları bir türlü göremiyor, yakalayamıyor.
O karakoldan, mahallenin aptalları hariç herkes rahatsız.
O karakol, millet düşünmesin, ot gibi yaşasın diye kuruldu.
Çünkü yaptıkları tek şey, mahallede yapılan eylemlere saldırmak.
Bunun dışında bir icraatlarına tanık olmadık” diyor.
Mahallede
yaşayan birçok kişi hizmet alamamaları ile iş bulamamalarını,
Gazi’nin büyük bir bölümünün Alevi ve Kürt nüfusundan oluşmasına
ve İstanbul’un diğer mahallelerine göre düzenle daha çatışmalı
olmasına bağlıyor.
Aradan
12 yıl geçti, sorumlular yargılanmadı, yaşamını yitirenlerin
yakınlarına davalar açıldı ve katliamdan sonra mahallenin
cezalandırılmasına her fırsatta devam edildi. Gençler mahallede
işsiz, dışarıda “terörist”. İnsanlar inançlarından ve siyasi
fikirlerinden dolayı cezalandırılmaya devam ediyor...
Katiller
yerine mağdurlar yargılandı
İstanbul
Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, kamu güvenliğinin
sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon’a gönderildi. 5 yıl
süren yargılamanın ardından mahkeme heyeti, polislerin hedef
gözeterek ateş ettiklerine dair fotoğrafları ve Adli Tıp
Kurumu’nun hazırladığı otopsi raporlarını dikkate almayarak
“Türkiye bir hukuk devletidir” diyenlere durumun böyle olmadığını
bir kez daha gösterdi.
Raporlar, hayatını yitiren 15 kişinin ateşli silahtan çıkan
mermi çekirdeğine bağlı yaralanmalar sonucu öldüğünü gösteriyordu.
Mahkeme müdahil avukatların bütün isteklerini reddederek,
katliamın figüranlarına da bütün kolaylıkları sağlayarak
hukuk kurallarının, egemen güçlerin isteği ve emri doğrultusunda
nasıl hamura dönüştürülebileceğini gözler önüne serdi.
Katliam
mağduru aileler, 31 kere Trabzon’a gidip geldiler. 9 kişinin
ölümü, 5 kişinin de yaralanmasına neden olmaktan dava açılan
20 polisten 18’i, ‘delil yetersizliğinden’ beraat etti.
Mahkeme heyeti, 4 kişiyi öldürmek suçundan Adem Albayrak’ı
6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına, 4.5 ay kamu hizmetlerinden
geçici mahrumiyete; Mehmet Gündoğan’ı ise 2 kişiyi öldürmekten
3 yıl 9 ay hapis ve 2 ay 15 gün süreyle kamu hizmetlerinden
geçici süreyle mahrumiyete mahkum etti. Ancak Yargıtay,
Albayrak ve Gündoğdu hakkında verilen kararı “Haklarında
adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle
bozdu.
Yargıtay,
sanıkların TCK 49. maddeye göre yargılanmasını istedi. Bunun
üzerine dava, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülmeye
başladı. Ancak aileler ve avukatlar, Yargıtay kararı ile
devletin bir kere daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan
çekildiklerini bildirdiler. Ve tekrar görülmeye başlanan
dava, üçüncü celsede karara bağlandı. Albayrak ve Gündoğdu’ya
toplam 4 yıl 32 ay hapis cezası verildi. Aileler, AİHM’e
başvurdu. Dava, AİHM’de ilk aşamada kabul edilip yargılamaya
devam edildi. AİHM’in 11 yıl önce Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de
17 kişinin öldüğü olaylar nedeniyle suçlu bulduğu Türkiye’yi,
toplam 510 bin Avro ödemeye mahkum eden kararı, katliamda
hayatını kaybedenlerin ailelerinin acılarını dindirmeye
yetmedi.