Gazi
Mahallesi katliamının üzerinden tam 12 yıl geçti. 12 Mart
1995’te çıkan ve kamuoyunun çok yakından tanıdığı devlet
görevlilerinin de adının karıştığı olaylarda, 17 kişi kolluk
kuvvetleri tarafından öldürülmüş, açılan davada ise gerçek
sorumlular yargı önüne çıkarılmadan 2 polise toplam 4 yıl
32 ay hapis cezası verilerek olayın üzeri kapatılmıştı.
Gazi Mahallesi Katliamı’nın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen
katliamın gerçek sorumluları hâlâ ortaya çıkarılabilmiş
değil. Katliamın, her yıldönümünde olduğu gibi bu yıl da
binlerce kişi Gazi’de toplanarak katliamı lanetleyecek,
sorumlulardan hesap sorulmasını isteyecek.
Çok
şey değişti
Katliamdan sonra karanlık güç odaklarının hedefi haline
gelen Gazi Mahallesi’nde çok şey değişti. Katliamdan sonra
her fırsatta medyanın hedefe koyduğu, yetkililerin de en
basit kamu hizmetini götürmek için halkı süründürdüğü mahallede,
katliamın yaşandığı günlerde doğan çocuklar 12 yaşına girdi.
Sol grupların kalesi olarak lanse edilen ve her fırsatta
cezalandırılan Gazi Mahallesi’nde istenilenin kısmen başarıldığını
söylemek mümkün. Öyle ki mahalledeki birahane sayısı neredeyse
bakkal sayası ile eşitlenmiş durumda. 12 Mart 1995’ten önce
mahallede yaşayan insanların deyimi ile ‘95’ten önce kapıların
açık bırakılarak yatıldığı mahallede, şimdilerde çelik kapılar
bile mahallelinin kendisini güvende hissetmesine yetmiyor.
‘95’ten önce mahallede uyuşturucu ve fuhuşun lafı bile edilmezken
şimdi uyuşturucu bulmak bakkaldan sigara almak kadar kolaylaşmış
durumda. Bunca şeye rağmen mahalle hâlâ istenilen düzeye
getirilebilmiş değil. İstanbul’da çok az mahalleye ‘nasip’
olacak büyüklükte bir polis karakoluna sahip olan Gazi Mahallesi’nde,
uyuşturucu haplar leblebi gibi satılıyor. Yine bu yıl mahallede
birçok fuhuş evi, mahalleliler tarafından ortaya çıkarıldı.
Neresinden
baksan sorun
‘95’teki
katliama kadar İstanbul’un en büyük birkaç mahallesinden
biri olan Gazi Mahallesi, katliamdan hemen sonra 5’e bölündü.
Ülkedeki toplumsal olayların yıldönümlerinde İETT otobüslerinin
sokulmadığı mahallede, ulaşım en önemli sorunlardan biri
olarak dikkat çekiyor. İETT birkaç yıl önce otobüs yakılmasını
bahane ederek mahalleye yeni otobüs vermiyor. Belediyenin
seçim dönemlerinde bile hatırlamadığı Gazi’nin en merkezi
caddesi olan İsmet Paşa Caddesi birkaç aya kadar köstebek
çukuru gibi idi. Yakınlarındaki taş ocağında patlatılan
dinamitlerden dolayı sarsıntılarla yaşamaya alıştırılan
Gazi Mahallesi’nde yapılan yollar, her gün yüzlerce kez
gelip giden taş yüklü kamyonlar yüzündün birkaç ay içinde
çöküyor. Alibey Barajı’na komşu olan mahalle, İstanbul’da
su kesintilerinden en çok etkilenen yerlerin başında geliyor.
BEDAŞ’a 5 dakikalık mesafede bulunan Gazi Mahallesi’nde
yetersiz kalan elektrik trafoları nedeni ile gecekondular,
kışın bir gün ışıkta, bir gün karanlıkta oturuyor. Alevi
ve Kürt olduğu için işe alınmayan gençlerin önüne bir de
Gazili olmak “suçu” çıkarılıyor. İş başvurularında Gazili
oldukları için birçok genç, ya en son tercih edilen oluyor
ya da “Biz sizi sonra ararız” denilerek bir daha aranmamak
üzere evine gönderiliyor. İyi bir iş bulmuş “şanslı” azınlığın
ise ulaşım sıkıntısı nedeni ile işine gidemediği ya da geç
gittiği için işyerlerindeki ömürleri fazla uzun sürmüyor.
Hep
zorluk çıkarılıyor
Gazi
Mahallesi’nde doğup büyümüş olan 28 yaşındaki Ali Bülbül
de buna dikkat çekiyor. Bir büfede çalışan Bülbül, Gazili
olmanın büyük zorluklar getirdiğini söyleyerek eğitim ve
iş olanaklarının kısıtlılığına dikkat çekiyor. Mahallenin
medya tarafından hedef gösterildiğine vurgu yapan Bülbül,
bir iş başvurusunda bile birçok sıkıntı ile karşılaştıklarını
kaydederek şöyle devam ediyor: “Gazili olduğunu söylediğinde
senin ne olduğundan bağımsız karşındakinin kafasında hemen
sana dair bir portre oluşuyor. Eğer işyerine 10 kişi alınacak
ve iş için 15 kişi başvurmuşsa 15 kişiden 5 Gazili ise inanın
dışarıda kalacak olanlar bu 5 kişidir. Büyük şirketlere
ya da fabrikalara girme şansımız neredeyse yok denecek kadar
az. Diyelim ki bir işe girdiniz ve o ana kadar kimse Gazili
olduğunuzu bilmiyor ve sizinle iyi geçiniyorlar; bu sizinle
iyi geçinenlerin bile Gazili olduğunuzu öğrendiğinde size
bakışı değişiyor.”
Katliamın
yaşandığı 1995 yılında lise öğrencisi olan Bülbül, okuduğu
Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi’nde Gazili olduğunu öğrenmeden
önce kendisini seven öğretmenlerinin bile kendisine bakışının
değiştiğini, okuldaki ülkücü öğrencilerin hedefi haline
geldiğini söyleyerek okulun kendisine ders programı vermediğini,
ders programı verilmediği için de derslere giremediğini,
okulu bırakmak zorunda bırakıldığını söylüyor ve ekliyor:
“Hâlâ okuyamamanın acısını içimde hissediyorum. Okul kaydımı
İnönü Meslek Lisesi’ne göndermek istediler, oraya gitmek
istemediğim için de beni derslere sokmadılar. Bunların hepsi
Gazili olduğum içindi.”
Türkiye’nin
her yerinde yaşanan sorunların Gazi’de de yaşandığına işaret
eden Bülbül, bu sorunlara ek olarak Gazi Mahallesi’ne has
sorunlar yaşadıklarını da ekliyor. Komşu mahallelerin aldığı
birçok hizmeti kendilerinin alamadığının altını çizen Bülbül,
“Bakın Yeşilpınar’ın otobüslerine hepsi gıcır gıcır. Bir
de bizim bindiğimiz hurdalara bakın. 4-5 yıl önce yaşanmış
ve kimsenin de tasvip etmeyeceği otobüs yakılması olayı
yüzünden mahalleye doğru dürüst otobüs verilmiyor. Başka
yerlerde esnaflar büfeden alkol satmak için gerekli ruhsatı
almak için büyük torpillere ihtiyaç duyarken, bizim mahallede
başvurana hemen birahane ruhsatı veriliyor. Sanki belediyede
Gazi Mahallesi için açılmış birahane ruhsatı kampanyası
var. Her köşe başında birahane ve kahvehane var. Ulaşım
yok, mahallede de gidilebilecek bir yer yok, bizi bu kahvelere
ve birahanelere gitmeye mecbur bırakmak istiyorlar” diyor.
‘95 öncesindeki mahallesini istediğini söyleyen Bülbül,
uyuşturucunun, fuhuşun olmadığı ‘95 öncesi Gazi Mahallesi’ni
özlediğini belirterek katliamdan sonra geçen 12 yılda mahallenin
çok değiştiğini, değiştirildiğini söylüyor. ‘95’te sözü
bile edilmeyecek işlerin bilinçli bir politikanın neticesinde
bugün sıradanlaştığını kaydeden Bülbül, “Eskiden Gazi Mahallesi
ile adı yan yana gelmeyecek ne kadar pis iş varsa şimdilerde
çok açıktan yapılır oldu” diye konuşuyor.
Gazi
katliamı nasıl gerçekleşti?
12
Mart 1995 yılı akşamı saat 20.30’da cemevi ve Yavuz, Doğu,
Dostlar ve Öntaş kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesi’nin
taranması ve Halil Kaya’nın ölmesi, Gazi Olayları’nın başlangıcı
oldu. Tarama haberini alanlar Gazi Karakolu’na doğru yürüyüşe
geçti. Polislerin kitleyi dağıtmak için havaya ateş açması
ve cemevi önünde bekleyen Mehmet Gündüz’ün vurularak öldürmesi,
öfkenin artmasına neden oldu. Polisin tavrı ertesi gün de
devam etti. Birçok ev ve dükkan basıldı. Polisin mahallede
kurduğu barikatlar askeri birliklerle daha da güçlendirildi.
Cemevi önünde Halil Kaya ve Mehmet Gündüz’ün cenazesini
almak için bekleyen 6 bin kişi, cenazelerin verilmemesi
üzerine saat 11.00’de karakola doğru yürüyüşe geçti. Ancak
polis barikatı ile engellenen kitlenin üzerine ateş açılması
ile sabah saatlerinde 3, öğleden sonra ise 12 kişi öldü.
13 Mart günü katliamın bilançosu ortaya çıkmıştı; 17 ölü,
yüzlerce yaralı...
Gazi
Mahallesi’nde katliama dönüşen olayı protesto etmek için
pek çok eylem yapıldı. Polis, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde
15 Mart günü yapılan protesto eylemlerine silahla müdahale
etti. 5 kişi öldü, 20’den fazla kişi yaralandı. Gazi Mahallesi’nde
başlayan katliam, Ümraniye’de devam etti ve bilanço 22’ye
yükseldi.