Sanatçı
Fazıl Say, 'Metin Altıok Ağıtı'nın nasıl sansürlendiğini Milliyet'e
anlattı
Sohbet
Odası'nda bu hafta Fazıl Say konuk oluyor
AKP'nin
döneminde sansürsüz çalınmalı
SOHBET
ODASI Derya SAZAK
Eserini
Madımak görüntülü icra etmesi engellenen Say, "Erkan Mumcu'nun
son dakika baskısı ve vakfın bakana boyun eğmesi hoş değil.
Bunu 'Türk, Türke yapar!' Bunu festivale getirdikleri yabancı
sanatçılara yapamazlardı" diyor
Sivas
katliamının 10'uncu yıl etkinlikleri çerçevesinde 37 aydının
anısına bestelediğiniz 'Metin Altıok' oratoryosu geniş yankı
uyandırdı. Eser, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde can veren
37 insanımızı temsil eden 37 metronom vuruşuyla sona eriyordu.
Madımak Oteli görüntüleri sansüre uğradı. Siz bu sansürü nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Aydınılarımızın
ölümü, Türkiye tarihinin yüzyılın son çeyreğindeki en hazin
olayıdır. Her türlü kimlik tartışması bu ülkede yapılmalı
ama bunlar cinayete dönüşmemelidir. 37 şehitten, aydınımızdan
çoğunu ailecek tanıyorduk. Behçet Aysan'ı babam (Ahmet Say)
çok severdi. Metin Altıok'la uzun yıllara dayanan dostlukları
vardı. Çocukluğumda, Altıoklar'ın Kavaklıdere'deki evine birkaç
kez gittiğimi hatırlıyorum.
Eserin
adı 'Madımak Ağıtı' değil.Eserin adı Metin Altıok Ağıtı. Tamamen
Metin Altıok'un hayatını ele alan ve en son bölümünde ölümüne,
dolayısıyla Madımak faciasına bağlanan bir yapısı var. Sivas
katliamını anan bir eserdir. Ama ilk on bölümünde sanatını,
benim dahiyane bulduğum şairliğini ve hayatını yansıtıyordum.
Şiirlerin öyle bir dizilişini yaptım ki, Ankara'da geçirdiği
gençlik yılları, Bingöl'de yazdığı eserler ve en sonunda Sivas'a
kadar geldi.
Altıok
bir simge
Altıok'u
seçmiş olmanızda sizi etkileyen bir şairin simgesel yönü kadar,
sizin toplumsal olaylara duyarlılığınızın da rolü büyük...
Burada
unutulmaması gereken çok hassas noktalar var: 37 sanatçıyı
değil de niye içlerinden birini seçtim? Metin Altıok bir simge.
Sadece birisini seçerek diğerlerine bağlanmak... Ve hepsinin
ne kadar önemli olduğunu anlatmak... Sanatçılarımızın, orada
yakıldığı için anılmasına karşıyım. Metin Altıok, dünya çapında
bir sanatçı. Sadece orada yakıldığı için değil... Benim için
Metin Altıok, kökleri bin yıl öncelere uzanan sözlü ve yazılı
edebiyat geleneğimizin 20'nci yüzyıldaki en parlak temsilcilerinden
biridir.
Oratoryoda
şairimizin yaşamı ve şiirleri işlendi, elbette ki yaşamının
noktalandığı bahtsızlığı gizlemeyecektim. Oratoryoya onun
gözüyle bakmaya çalıştım. Altıok, 'Hayatı ölümle birlikte
tartmak'tan söz ediyordu.
Sadece
yangını göstermedik
Facianın
uygarca anılmasından yanasınız.
Uygar nasıl olunur? Orkestranın, benim sahnede olduğum Zuhal
Olcay'ın, koronun, arkada barkovizyonun hepsinin yer aldığı
bir eserle ve İstanbul Festivali kapanış konserine gelmiş
4500 biletli seyirciyle Sivas'ın anılmasından daha uygar,
bundan daha insancıl yaklaşım nasıl olur? Metin Altıok'u şiirleriyle
ele aldık. Onun şiirlerini vermeden popülizme gitmek, sadece
yangını göstermek yanlış olurdu. Tam tersine sanatçılığını
esas aldık, şiddete karşı inceliği öne çıkardık.
Altıok
oratoryosu düşüncesi size mi ait?
Evet,
içimden gelen bir şey. Benim en iyi eserim olduğunu düşünüyorum.
Sanat eleştirmenleri de beğendi. 37 aydının sanatlarıyla da
anılmasını istedim.
Eser
bir bütün, müziğiyle korosu ve son sahnedeki görüntüleriyle...
Can Dündar'ın hazırladığı 3 dakikalık filmin son anda çıkarılması
bir 'sansür' değil mi? Nasıl oldu, Kültür Bakanlığı mı istedi?
Ben eserin İstanbul Müzik Festivali'ne konulacağını 2002 Eylül
başında konuştum. Kasım ayında Zuhal Olcay'ın ve barkovizyon
görüntülerinin gireceğini kesinleştirdik. Kültür Bakanlığı
Çoksesli Korosu da tamamdı.
Çok sonra... Bakan değişti. Erkan Mumcu çok sonra geldi. Kültür
Bakanlığı Çoksesli Korosu dünyanın en iyi korolarından biridir.
Harikulade. 15 Nisan'da eserin çalınabilir izni geldi. Mayıs
sonu gibi Kültür Bakanlığı'ndan 'görüntüler varmış onları
görebilir miyiz' isteği geldi. Koro Şefi İbrahim Yazıcı olduğu
için ona Genel Müdür Osman Nalbantoğlu mektup yazmış. Bakanlık
olarak filmin sorumluluğunu alamayacaklarını bildirmiş. Bunun
üzerine ben dedim ki, görüntüleri verelim. Çünkü bunlar zaten
Madımak faciasının televizyonlarda yayımlanan, herkesin bildiği
filmler. Olayların ve sonunda cesetleri ve Metin Altıok'un
ölümünden önce komadaki halini gösteren TV görüntülerin 3
dakika 20 saniyelik kısaltılmış versiyonudur. Onu da yolladık.
Mayıs sonuydu, Bakanlık'tan denildi ki, bu görüntü olursa
koromuzu veremeyebiliriz!
Böyle
denilince Şakir Eczacıbaşı'ndan rica ettim Erkan Mumcu ile
konuşmasını, zaten araları iyidir, televizyona falan çıkıyorlar.
Bunu
şunun için anlatıyorum: Son anda bir dayatma değildir. Mayıs
sonundan başlayan bir tartışma sürüyordu. 4 Haziran'da bir
haber çıktı: 'Film geri çekilmezse koronun verilmeme tehlikesi
var.' Bunun üzerine ben Erkan Mumcu'ya bir faks çektim. 'Yes
or no!'
Evet
ya da hayır deyin de, biz bilelim bir ay kala ne yapacağımızı.
Bakan 'evet' dedi. Kendi filmi görmüş müydü, görmemiş miydi
bilmiyorum ama 'devam' dedi. 3 Temmuz öğleden sonra saat ikide
Şakir Bey'den telefon geliyor: Biz bu filmi göstermeyelim!
O zaman ben de sahneye çıkmam dedim.
Akşama
kadar telefonlar edildi, denildi ki, 'Fazıl hiç olmazsa şu
feci ceset ve koma görüntülerini çıkart!' Tamam. 3 dakika
20 saniyelik filmin son 12 saniyesidir onlar, çıkartalım dedim.
Madem feci buluyorsunuz, gerçek bir şeyi dayanılmaz hissediyorsanız,
ben bakabildiğime Zeynep Altıok bakabildiğine göre diretiyorsanız
'Peki' dedim. Yarım saat sonra telefon geldi, 'Erkan Mumcu
yangını da istemiyor!'
Yangın
olayın tamamı. Bütün bir öğleden sonra otel yanmaya başlıyor.
Yangını da çıkarırsak film on saniye kalacak. Sonunda tüm
sanatçılar şöyle bir karar verdik: Sahneye çıkalım, bütün
emeğimizi yazık etmeyelim, Metin Altıok'u ve Sivas'ta yakılan
37 aydınımızı en iyi şekilde anmak lazım. Sansüre de uğrasak
biz bu haliyle en iyi şekilde anarız.
Erkan Mumcu'nun son dakika baskısı ve İstanbul Kültür Sanat
Vakfı'nın bakana boyun eğmiş olarak bana dönmesi hoş değil.
Bunu 'Türk, Türk'e yapar!' Bunu festivale getirdikleri yabancı
sanatçılara yapamazlardı. Bakan Bey Bellini'yi sevmiyor da
Donasetti'yi seviyor diye program değişikliğine gidemezsiniz.
Bunu Fazıl Say'a yaptılar!
Bildik
görüntüler
Nasıl
yorumladınız?
Sansür... Başka türlü nitelenemez. Ben tabii ki İstanbul Kültür
Sanat Vakfı'nın böyle bir sansürden yana olduğunu zannetmiyorum.
Onlar demokrat insanlar. Ama bunun arkasında başka bir şey
var. Erkan Mumcu'nun bile ben filme itiraz edeceğini düşünmüyorum.
Zaten herkesin izlediği görüntüler.
Siyasi
baskı yapıldı
Baskı
daha yukarıdan gelmiş olabilir mi?
Parti
içi anlaşılan. Siyasi bir baskı. Şakir Eczacıbaşı ile Erkan
Mumcu arasında yakınlık var.
Sanat
çevrelerinde şöyle bir polemik var, biliyorsunuz İstanbul'da
vakfa ait yarım kalmış konser salonunun tamamlanması yönünde
söz alınmış. Kültür Bakanlığı'yla ilişkiler bozulmasın istenebilir.
Ben de duydum. Olabilir ama o bunu karşılamaz. Bir konser
salonu yapılacak diye bu yapılmaz. Fazıl Say'ın solo resitali
olsa tamam es geçilir ama 37 aydının anısına bir eser sansüre
uğramamalı. Acıklı durum bu. Kültür Sarayı'nı yapalım da ne
olursa olsun, diyemezsiniz.
Eserde
metronom, daktilo, mum gibi hem müzikte hem sahnede değer
bulacak enstrümanlara yer vermişsiniz. Alevlerin gösterilmemesi
dramatik kurguyu etkiledi mi?
Oradaki
eksiklik büyük. Eserin sadece Metin Altıok'u değil Madımak'ta
ölen herkesi anması söz konusu. Madımak'taki hazin olaya on
birinci bölümde yer vermiştik. O bölümü yok ettiler. Dolayısıyla
oraya bağlanamadık. Metin Altıok ve sanatında kaldık, Sivas
unutturuldu.
Eserin
intikamcı özü yoktu
Müziği
politize ediyor, intikamcı duyguları körükleyecekti eleştirisine
ne diyorsunuz?
Müzik
sözü içerdiği anda politize olur. Metin Altıok oratoryosu
intikamcı öze sahip değil. Tersine uygar ve insancıl. O filmin
eserden çıkarılmasının teklif bile edilmemesi gerekirdi. Ben
bu eseri bir daha çalacağım. Sansürsüz! Yoksa Türkiye'de çok
şeyden vazgeçmemiz lazım. Çok yakın zamanda Ankara'da sansürsüz
çalacağım.
Devlet
korosuna mecbur musunuz?
Benim biraz elim mahkûm. Çünkü Devlet Çoksesli Korosu çok
iyi. Eserin teknik kapasitesi o performansta bir koroyu gerektiriyor.
O da Kültür Bakanlığı'na bağlı. Bilkent Üniversitesi Orkestrası
da seçenek olabilir. Eylül'de deneyeceğim.
Ayasofya'daki
konsere dışarıda tepki gösterilmesi de Sivas filmi nedeniyle
İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nı tereddüte itmiş olabilir mi?
Ayasofya bin yıl kilise, beş yüz yıl cami son dönemde de müze
değil mi? Ayasofya'da konser normal. Sivas sansürü buna bağlanamaz.
Bazı şeyler var ki beni ürkütüyor. 3 dakika 20 saniyelik filme
sansür, 37 aydının katillerine af girişimi... Bu eser AKP
döneminde sansürsüz çalınmalı. Ben 3 Temmuz gecesi yenildim.
Performans yenilmiştir.
Yakılan
aydınlar anılmayacak mı?
Genç
bir sanatçı olarak 1980'in depolitik ortamında yetişmiş ve
yurtdışında eğitim görmüş olmanıza rağmen Türkiye'deki toplumsal
olaylara çok duyarlısınız. Geçen yıl da Nâzım Hikmet'i seslendirdiniz.
Anadolu'ya sık gidiyorsunuz, Aşık Veysel'e tutkunsunuz. Ümraniye'de
halk konserleri verdiniz. Bu yıl dünyaca ünlü Rus kemancı
Maxim Vengerov ile dünya turuna çıkacaksınız. New York Filarmoni
ile konser verip Avcılar'da sahneye çıkmak nasıl bir duygu?
Türkiye'de
sanatçıyla halk arasında kopukluklar oldu ama onları aşıyoruz.
Klasik müzik snop bir olaydır. 'VIP'ler girebilir. Festivalde
280 milyon liraya konser bileti var. Öyle fiyat koyunca şehirdeki
nüfusu zaten kavrayamazsınız. Ümraniye ve Avcılar'da birer
ikişer milyondu biletler. Anadolu konserlerini sürdüreceğim.
Aydınları
unutamayız
Nasıl
bir Türkiye gözlemliyorsunuz, kültürel ve sosyal yönden.
Ben demiyorum ki Türkiye klasik müziğin ülkesi olsun Almanya,
Fransa gibi. Ama bu bilinci de kazansın. Avrupa ile ortak
paydaları olacak. Mozart'ı, Bach'ı insan olarak bilmesi lazım.
Ben klasik müziği Anadolu'ya da sevdirmeye çalışıyorum, yavaş
yavaş olacak bu, çocuklarla piyano başında oyun oynayarak
yapıyorum bazen bunu. Bu bir misyon değil. Görev. Daha yapılacak
çok şey var. Ümraniye'de Boğaziçi'nde klasik müzik tezi hazırlayan
bir arkadaşımız konser sırasında bir anket yaptı. İlk kez
klasik müzik dinletisine gelen 75 kişiden 49'u tekrar konsere
gideceğini belirtmiş. Aralarında başörtülü, türbanlılar da
vardı. Ben Sivas'ta da çaldım, Aşık Veysel'in köyünde de çaldım.
İnsanların kalpten kalbe gideceğinden eminim.
Konser
sonrası başlayan 'Sivas'ı unutmak mı, anmak mı?' tartışmasına
ne diyorsunuz?
Sivas'ın
halkı Madımak faciasından ötürü bu olayla anılmamalı. Ben
bu görüşe hak veriyorum. Bu tür oratoryolar, tiyatro eserleri,
sergiler kültürle kaybettiğimiz sanatçıları 2 Temmuz akşamları
Türkiye'nin her yerinde anmamız en uygarı olur. Sivas'ta yakılan
aydınları unutamayız. Hiç anılmasın demek doğru değil. Ben
bu olay olduğunda 23 yaşındaydım. Korkunç bir olaydır. Bence
Türkiye'de 2 Temmuz ulusal bir anma günü olmalıdır. Ben sadece
birini işledim, geride 36 sanatçı var.
Çıkmasaydım
8-0 yenilirdim
Keşke
sahneye çıkmasaydım dediniz mi?
Hayır.
Sahneye çıktığım için 5 - 4 yenildim, sahneye çıkmasaydım
8 - 0 yenilmiş olurdum. Korodan vazgeçseydim eserin yüzde
90'ı giderdi. Kültür Bakanlığı'nın bunu sansürsüz tekrarını
yapması bizi kazanmaları olur. Koroyla orkestrayla Türkiye'de
müzik yapamayacak mıyız? Sansürlü mü dolaşacağız!
Cumhurbaşkanı'ndan,
siyasi parti liderlerinden konserden sonra bir destek mesajı
aldınız mı? Ya da sansüre uğramanız karşısında tepki gösterildi
mi? Ne tepki aldınız Ankara'dan?
Hiç. Sıfır. Nâzım'ın, ki çok daha ağır bir metni vardır, o
esere Sayın Cumhurbaşkanımız ve devlet erkanı gelmişlerdi.
Hepsi tebrik etmişlerdi.
Devlet
100'üncü yılında Nâzım'la barıştı.
Sadece
konsere geldiler, barışmadılar. Nâzım Hikmet'in vatandaşlığa
dönüşü imzalanmadı.
Mezarı
da Anadolu'ya getirilecekti.
Hepsi
unutuldu. Sivas'ta yakılan 37 aydınımız unutulmamalı. En iyi
şekilde anılmalılar.