Diyanet
İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasası’nın değiştirilmesi için
yeni bir taslak hazırlandığı söyleniyor. Taslağa göre, Diyanet
İşleri Başkanı artık seçimle göreve gelecekmiş. Ayrıca 77
bin cami, ‘bütün müştemilatıyla birlikte’ Diyanet’e bağlanacakmış.
Yeni Şafak ‘Diyanet Devrimi’ olarak duyurdu
ama ortada devrim adını hak edecek kayda değer bir değişiklik
yok. Başkan, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, hukuk müşaviri,
daire başkanları ve il müftüleri gibi atanmış kişilerden oluşan
‘Aday Tespit Kurulu’ tarafından, yani kendi aralarından ‘seçilecekmiş’.
Yani tasarının seçim dediği aslında seçim falan değil. Tek
Parti dönemindeki ‘iki dereceli seçimler’e veya bugünkü bazı
yargı organlarının kendi kendilerini seçmelerine benziyor.
Yani ‘zekat saraydan çıkmıyor’.
Ayrıca 77 bin caminin, onun için para toplayıp
inşa eden derneklerin elinden alınıp Diyanet’e bağlanması
da yeni değil. 28 Şubat’ta zaten bu mabetlere el konmuştu.
Kanun sonradan gelecek olabilir, ama hukuki bakımdan anormal
olsa bile, bizde bu da normal. Kısacası bir ‘KİT’ olarak
Diyanet’in biraz daha büyüyüp palazlanmasından başka bir durum
yok.
Asıl Diyanet Devrimi nasıl olur, biliyor
musunuz? Beklemeden, uzatmadan, kestirmeden onu toptan kaldırmak!
Hem de ‘müştemilatıyla birlikte’. Yapılması gereken,
devletin din işlerinden çekilmesi, din ‘hizmetleri’nin özelleştirilmesi,
devasa bütçesiyle ondan yararlanan, yararlanmayan veya zorla
yararlandırılan insanların üzerindeki yükün kaldırılmasıdır.
‘Din gerekiyorsa onu da biz yaparız’ın terk edilmesi, devletin
bizim nasıl inanacağımıza, nerede ve nasıl ibadet edeceğimize
falan karışmamasıdır.
Biliyorum, uzun bir zamandır bu tuhaf kurumla
birlikte yaşamak zorunda kaldığımız için, onun olmadığı bir
ortam bazılarına kargaşa veya kaos durumu gibi görünebilir.
Ama kaos gibi görünen bu ortam, aslında adalet ve özgürlük
durumudur; ki biz henüz bunun tadına bakabilmiş değiliz.
Bırakın kim neye inanmak istiyorsa ona inansın,
inancının gerektirdiği cami, kilise, havra, dergah, cemevi
veya başka türden mabedini kendi parasıyla inşa etsin, orada
yapılacak ibadetin içeriğini kendisi belirlesin, imamını,
papazını, hahamını, şeyhini, dedesini kendisi seçsin, onun
ücretini kendisi ödesin, eğitimini kendisi versin, kısacası
başkasına dayatma yapmadan ne yapmak istiyorsa onu yapsın.
Bugün Diyanet, aslında inanç alanında barışı
bozan bir konumda. Ona karşı çıkanların argümanları haksız
mı? Müslüman olmayanlar veya dindar olmayanlar, hiçbir şekilde
yararlanmadıkları bir hizmetin finansmanına katılmak zorunda
bırakıldıklarından yakınıyorlar; haklıdırlar. Aleviler, onun
sadece Sünniliği temel aldığından yakınıyorlar; haklıdırlar.
Sünniler, Diyanet’in yaptığının ‘hizmet’ falan olmadığını
devletin imam veya hutbe dayattığından yakınıyorlar, haklıdırlar.
Peki, Diyanet’i sevenler ne olacak? Onlar dilerlerse,
Diyanet benzeri bir yapıyı kendileri kurabilir ve yaşatabilirler.
Yeter ki din alanındaki bu tekel de diğer tekeller gibi kaldırılsın.