|
BİR SÖYLENCENİN İZİNDE - Fuat BOZKURT Pir Sultan Abdal budur işte. O, yaşadığı dönem ve ortamın dışına aşmış gerçek bir ozandır. O’nu asanlar, O’nun deyişlerini silememişlerdir. O’nu yargılayanları, tarih çoktan süpürüp çöplüğe atmıştır, ama O kalıcı olmuştur. O yokluklar içinde kıvranırken, bir koyunun kuzusu için yazdığı sözcükler birey belleğinde iz bırakmıştır. Ölüm buyruğunu verenler ise, konaklarında yüzlerce ayakçı ve koruma ile yaşamışlar ne yazık ki, yalnızca O’nun kin dizelerinde lanetle anılan adlar olarak kalmışlardır. Söylenceye dönüşen bir yaşam Pir Sultan Abdal’ın yaşamını dört başı bayındır olarak niteleyen Cemal Süreya, söylence sözcüğünün anlamını şöyle özetler : “Olayların ya da kişilerin, kitlenin ortaklaşa düşgücünde değiştirilip abartılması, yeni görüntüler kazanması.” Bir yerde ütopya anlamını da taşır efsane sözcüğü. Kitlenin birtakım derin özlemleri vardır; kitle bir olayı, bir kişiyi, o özlemler çerçevesinde hayatın atomlarını indirir. Onu kendine özgü bir dışavurum biçimi haline getirircesine çarpıtır, düzeltir. Ama içinde o özlemin karşılığını taşımayan bir efsane değeri kazanamaz. Bunun için sözkonusu olayın ya da kişinin elverişli olması gerekir. Dikkat edersek, yurdumuzda efsaneleşme koşulları bu ana ögelerin bir araya gelmesi, ya da bunlardan birinin ilginç biçimde başat olmasıyla tamamlanıyor. Nelerdir bunlar ? Sanırım şunlardır : mazlumluk (ezilmişlik), haklılık, haklılığın kitlenin hak anlayışıyla birleşmesi, bir de gözüpeklilik. Efsaneleşmiş kişide, efsaneleşmiş olayda kimi zaman bu ögeler yan yana gelir. Kimi zaman sadece birinin çektiği derin çizgi, o olayı bir efsane, o kişiyi bir efsane kişisi haline getirir. Kısacası, efsane, halk duygusunun, bir ortaklaşa bilincin malıdır. (Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, Ada Yay. İstanbul 1976) Pir Sultan Abdal’ın yaşam öyküsü, bütün bu ögeleri içerir. Olay üç önemli kişilik üzerinde kurulmuştur. Pir Sultan Abdal (mazlum), Hızır Paşa (zalim) Pir Sultan Abdal’ın musahibi Ali Baba (dönek) olarak bu söylencede yerlerini alırlar. Günümüzde, Sivas topraklarında söylencenin canlı izlerini süreriz. Yıldız Dağı sırtlarındaki taş yığınını andıran bir yer için “Pir Sultan’ın Ağılı” tanımlaması kullanılıyor. Banaz’ın ortasında eski bir tekke ayakta kalmak için son direnişini verir gibi duruyor. Bakımsız küçük bir bahçe içinde yer alıyor. Yakın zamana dek, halkı kubbesi altında birleştirici işlevini sürdürmüş. Söylendiğine göre, tekkedeki çok sayıda yazma kitap kısa süre önce yitmiş. Şimdi boş, loş ve nemli tekkede üç dört boş tabut durmakta. Tekkenin hemen başucunda bir kaya yer alıyor. Bu, bir tür “dilek kayası”. Kayanın altında mumlar yakılır, dilekler dilenir, adaklar adanır. Biraz ileride ise, köyün ortak pınarı ve yunağı bulunuyor. Çok renkli giysiler içinde, Pir Sultan Abdal’ın bacıları pınar başında çalışıyorlar. Köyü boylu boyunca geçip, Pir Sultan Abdal yontusu görülüyor. Köyün içinde Pir Sultan Abdal’ın bir anısı daha var. Bu kocaman bir kaya. Kayanın ucunda üç parmak kalınlığında bir delik yer alıyor. Söylenceye göre, Pir Sultan Abdal, bu kayayı asasının ucuna takıp Horasan’dan getirmiştir. Önceleri köyün bir başka yerinde bulunan kaya, 1979 yılında şimdiki durduğu küçük bahçeye yerleştirilmiş. Bu küçük bahçe ise Pir Sultan Abdal’ın bostan yeridir. 1979 yılında yapılan Pir Sultan Abdal heykeli Banaz’ın kuzeyindeki tepe üzerinde kondurulmuş. Köye yaklaşık yarım km. uzakta. Yontuda, Pir Sultan Abdal, bağlamasını iki eli ile başının üzerinde tutuyor. Yüzü ise Yıldız Dağına dönük. Yontunun yer aldığı bu tepenin üzerinde bir düşek bulunuyor. Bir harman yeri büyüklüğündeki alan, Pir Sultan Abdal’ın oğullarından Seyit Ali Sultan’ın adını taşıyor. Seyit Ali’nin cem yapıp semah döndüğü yer olarak biliniyor. Orada bulunan taş yığını, Seyit ali’nin ya oğullarından birinin mezarını simgeliyor. Pir sultan’ın mezarı Banaz’da değil. Akla yatkın bir anlatışa göre, Pir Sultan asıldıktan sonra Sivas’ın Kepçeli mezarlığına gömülmüştür. Kızılbaşlarca gizli gizli ziyaret edilen mezar, bir süre sonra yitip gitmiştir. Bu nedenle günümüzde Pir Sultan Abdal’ın mezarının yeri bilinmez. Hızır Paşanın Pir Sultan ile ilişkisi de söylenceye dayanır. Buna göre Hızır Paşa, Sivas’ın Hafik İlçesi Sofular köyünde doğar. Pir Sultan’ın adını duyup Banaz’a gelir. Pir’den nasip alır. O’nun ilkin azapı (hizmetkarı) sonra mürüdi olur. Kapısında yedi yıl hizmet görür.
Pir Sultan’ın kimi şiirlerinde bir ayaklanma hazırlığı içersinde olduğunu göstermektedir.
Toplu bir ayaklanma yaşanır. Yetmişüç kişilik kalabalık arasında Pir Sultan aranır. Pir Sultan bu evrede Ali Babadan yardım ister. Ne var ki, korkudan Ali Baba yardım etmez.Bunun üzerine Pir Sultan Abdal :
Müsahibi Ali Baba taş yerine bir gül atar, oysa bu gül atılan taşlardan daha çok yaralar Pir Sultan’ı :
Söylenceyle tarihin örtüştüğü noktalar bizi bir insana götürür. Bu insan, tüm sesi ile Anadolu insanının duygularını ve düşüncelerini yansıtır. Cemal Süreya, ün ile söylenceyi şöyle karşılaştırır : “Ün, türlü koşullar içinde koşuyu kazanan bir attır. Efsane, koşuyu kaybetse de, “kaybettikten sonra da” koşuyu sürdüren bir at. Zapata’nın atı gibi. Vurulduktan sonra da uçan bir kuş. Halk onu alır, can kafesinin içine sokar, orda besleyip durur can yongasıyla. Budur efsane. Efsanemiz ise başkalarının yazgısında ________________________________________________________________________
|