Sayın
Milletvekilleri Son günlerde, gerek yazılı ve gerekse görsel
basında, hükümet tarafından yapılan açıklamalarda, “AB düzenlemelerine
uymayan mevcut Anayasa’ mızın, 10 maddesinin değiştirileceğini”
ifade edilmektedir.
12 Eylül
askeri yönetiminin ürünü olan ve hazırlanması sırasında
Demokratik Kitle Örgütleri ile toplumun diğer kesimlerinin
görüşleri alınmadan, (tek bir pencereden bakılarak hazırlanmış
olan) ve kamuoyunda tartışılmasına ve farklı görüşlerin
dile getirilmesine izin verilmeden oylanarak kabul edilmiş
olan 1982 Anayasa’ sının, hem hazırlanış şekli ve hem de
içerik olarak, çağdaş demokratik sistemlerden uzak bir sistem
getirmiş olması nedeni ile değiştirilmesi kaçınılmazdır.
Nitekim
82 Anayasası, kabul tarihinden itibaren birkaç defa, bir
çok maddesi değiştirilmiş olmasına rağmen, nitelik ve içerik
olarak çağdaş demokrasilerden uzak sistemini halen korumaktadır.
Bu
nedenlerle, 82 Anayasa’ sında TBMM tarafından yapılacak
değişiklikler toplum istem ve beklentilerine cevap vermelidir.
Değerli Milletvekilleri
ZORUNLU
DİN DERSLERİ ANAYASA’DAN ÇIKARILMALIDIR.
Ancak,
Hükümetin yapmış olduğu açıklamalardan, yazılı ve görsel
basına yansıyan durumu ile, 82 Anayasa’ sında yapılması
düşünülen değişikliklerin içerisinde, 24. madde başlığı
altındaki “....Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta
öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer
alır....” hükmünün değiştirilmesi yönünde bir çalışma yapılmadığını
ve hükümetin gündeminde olmadığı gibi, hazırlanan değişiklik
tasarısında yer almadığını üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayız.
Uluslar
arası sözleşme statüsünde olan ve devletimizin de imza koymuş
olduğu “Çocuk Hakları Sözleşmesi” nin 30. maddesi, “.....Çocuklar
kendi inanç ve kültüründen ve dilini kullanma hakkından
yoksun bırakılamaz. ” hükmünü taşımaktadır.
Keza
AİHS’ de, devletimiz tarafından imzalanmış ve iç hukuk kuralına
dönüşmüştür. AİHS’ nin 9/1. maddesi de “Her şahıs düşünme,
vicdan ve din hürriyetine sahiptir.” hükmünü taşımaktadır.
Görüldüğü
üzere, devletimizin de imzalayarak taraf olmuş olduğu uluslararası
düzenlemelerde, “Vicdan ve din hürriyeti” ile “İnanç ve
kültürler” güvenceye alınmış bulunmaktadır. 82 Anayasa’
sının 24. maddesindeki, “....Din kültürü ve ahlak öğretimi
ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler
arasında yer alır....” şeklindeki düzenlemesi, hem devletimizin
imza koyduğu ve bu nedenle de iç hukuk kuralı halini almış
olan uluslararası düzenlemelere ve hem de eşitlik ilkesi
ve vicdan ve din hürriyeti ilkelerine aykırı olmasına rağmen
Anayasa hükmü olarak kalması, yanlıştır.
Değerli
Millletvekilleri
Demokratik
toplum, temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir kavramdır.
Anayasa değişikliklerinde bu ilke temel alınmalıdır. Demokratik
toplumda, devletin rolünden ziyade toplumun rolü ön plandadır.
Bu nedenle, toplumu oluşturan bireylerin birbirine yaklaşımı
ve hoşgörüsü, devlet karşısında bireylerin ve farklı inançsal
kimliklere sahip yurttaşların eşit haklarla birbirini koruması
önem taşır. Demokratik toplum, demokratik devleti kurmak
için sahip olunan oy hakkını aşan bir kavram olup, burada
işin içine kolektif özgürlükler, toplumsal bilinç ve hoşgörü
girer. Yani farklı inanç, etnik ve kültürel kimlikler karşısında
eşit davranmayı ve bu kesimlerin yasalar önünde eşit haklara
sahip ve farklılıkları ile bir arada yaşamasını güvence
altına alır.
82
Anayasa’ sında yapılması düşünülen değişiklikler kapsamına,
Anayasa’ nın 24. maddesindeki “....Din kültürü ve ahlak
öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu
dersler arasında yer alır....” hükmünün de alınmasını ülkemizin
yurttaşları olarak istiyor ve talep ediyoruz.
Sayın Milletvekilleri
DİYANET
KURUMU, LAİKLİK İLKESİ İLE BAĞDAŞMAZ.
DİB
KADROSU BÜTÇESİ VE ARAÇLARI İLE TEK BİR İNANÇ GRUBUNUN HİZMETİNDEDİR.
Diyanet
İşleri Başkanlığı, 75 283 çalışanı, 81 il, 851 ilçe müftülüğü,
3430 resmi Kur'an kursu, 259 lojmanı, binlerce araç, ayrıca,
yüzlerce vakıf, dernek, basın yayın kuruluşlarıyla dev bir
kuruluş olarak, sadece, tek bir Sünni islam propagandası
yapmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı,
22 Haziran 1965 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 633
sayılı yasayla, eğitim –yayın, sağlık ve ticaret gibi birçok
alanları kapsayan devasal bir kuruluş haline gelmiştir.
90’lı yılların sonlarına kadar çıkartılmış çok sayıda yeni
yasalar, yönetmelik ve tüzüklerle yetki alanları öylesine
genişletilmiş ki, sözde-laik devlet içinde teokratik bir
güce kavuşmuştur. DİB Sünni İslam inanç ilkeleri, yani Hanefi
hukuku genişletilip yaygınlaştırılarak, eğitim ve yayınlarla
ülkedeki farklı inanç topluluklarına anti-demokratik bir
biçimde dayatılmıştır.
DİB TOPLUMUN TÜMÜNDEN TOPLANILAN
VERGİ İLE 10 BAKANLIKTAN VE
GENEL
BÜTÇE DAHİL 25 DAİREDEN DAHA FAZLA BÜTÇEYE SAHİPTİR.
Son
üç yılda Sünni İslam inancının gereksinimi adına ayrılan
bütçe miktarları:
2001
Yılı Bütçesi 600 trilyon TL.
2002
Yılı Bütçesi 913 trilyon TL.
2003 Yılı Bütçesi 1.100 Katrilyon TL.
2004 Yılı Bütçesi 1 Katrilyon TL.
(Bu sadece DİB bütçesidir)Diyanet Vakfı ve Diğer Kamu kurumlarındaki
Din görevlileri ve dini yapılar için tahsisi edilen bütçe
ile yaklaşık 2,5 Katrilyonu bulmaktadır.
Not:
Rakamlar (2004 Hariç), DİB, İlahiyat Fakülteleri, MEB Din
Öğretimi Gnl. Müd. Ve Vakıflar Gnl. Müd.’nün cami onarımları
için ayrılan miktarlarının toplamıdır.
Laik,
Sosyal ve Hukuk Devletinde, devlet din hizmeti vermez. DİB,
Sünni İslam inancı doğrultusunda verdiği hizmetler karşılığından
yıllardır, vergilerimizden oluşan bütçeden, büyük paylar
almaktadır. Bu durum, bugün üzerinde tartışılan ANAYASA
değişikliği çalışmalarında göz önünde bulundurularak, DİB
gibi bir kurumun laik bir devlet yapısında olmayacağı görüşü
ile Anayasa’dan çıkarılmalıdır. Çünkü DİB varlığı Laiklik
tanımını zedelemektedir.
Anayasa’nın 136. Maddesinde, “Genel
idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik
ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin
dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç
edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”
denilmektedir.
Diğer taraftan, 633 Sayılı Diyanet
İşleri Başkanlığı Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun’un
1. Maddesinde ise “ İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak
esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu
aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa
bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.” denilmektedir.
Görüldüğü
üzere DİB yasası, Anayasa ile açıkça çelişmektedir. Diğer
taraftan DİB yasası Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik
ilkesine, 24. Maddesindeki inanç özgürlüğü ilkesi ile de
çelişmektedir.
Anayasada
yapılması düşünülen değişiklikle:
Evrensel
Laiklik İlkesi, Özgürlükçü bir doğrultuda güvenceye alınmalıdır.
82
Anayasa’ sında yapılacak olan değişiklik kapsamına 24. maddesindeki,
istediğimiz değişikliğin yer alması durumunda, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde, Derneğimiz tarafından açılmış olan
davadaki, hukuki sorun da kalkmış olacaktır.
Alevi-Bektaşilerin
asimle edilmesini sağlayan ve çocuklarımızın inançlarından
uzaklaşmasına neden olan, zorunlu din dersi eğitimi ve DİB’
nın kaldırılması, TBMM’ nin gündeminde olan Anaysa değişikliğinde
ele alınıp sonuçlandırılmalıdır.
Değerli
Milletvekilleri
Bütün bu anlatılanlar vesilesiyle
şu konu bir kez daha net olarak bilinmelidir ki Aleviler
demokrasinin, laikliğin, aydınlığın, çağdaş ve insanların
insanca yaşadığı bir Türkiye’nin yanındadırlar. Bu doğrultuda
üzerlerine düşeni yapmış ve yapmaya hazırdırlar.
İstemlerimiz
tüm ülke insanlarının iyiliği, dostluğu ve kardeşliği içindir.
Bu doğrultuda farklılıklarımızın bir zenginlik olduğu bilinciyle,
son Anayasa değişikliği görüşmelerinde Anayasanın 24. ve
136. maddelerinin kaldırılması konusunda, uğraş ve desteğinizi
bekler saygılarımızı sunarız.