Dün
yüksek yargı organlarımızdan Danıştay’ın, 2. Daire Üyelerini
katletmeye yönelik bir saldırı düzenlendi.
Danıştay
2. Dairesi, iki ay önce türban ile ilgili olarak bir karar
vermiş ve bu karar basında yer almıştı.
Ülkemizde
hızla gelişen ve devlet kademelerinde de yer bulmuş olan,
gerici ve şeriatçı zihniyet; dönem dönem çeşitli eylemlerle
gücünü ölçmekte ve toplumun sabrının sınırlarını test etmektedir.
Ne
yazık ki üzücü olan en önemli nokta; bu zihniyettin siyasi
iktidardan destek görmesidir.
Son
iki aylık dönemi şöyle gözden geçirdiğimizde;
23
Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramında, her sene rutin olarak
yapılan, devlet kademelerinin çocuklara devredilmesi törenleri
bu sene de yapılmıştır. Ancak bu sene diğer senelerden farklı
olarak, Meclis Başkanlığı makamı 21 yaşında askerlik çağında
ve çocuk olmaktan çok uzak imam hatipli bir öğrenciye, bilinçli,
planlı ve programlı olarak devredilmiş ve bu öğrenci vasıtası
ile Büyük Millet Meclisi Başkanlık Kürsüsünden, Cumhuriyete
meydan okunmuştur. Bunu yapan Meclis Başkanı ve bunu bakanlık
koltuğundan seyreden de Milli Eğitim Bakanıdır.
Keza
Meclis Başkanı yapmış olduğu 23 Nisan Çocuk ve Egemenlik
Bayramı konuşma ile Laikliğin tartışılması gerektiğinin
altını çizerek, konuyu çok farklı noktalardan tartışmaya
açmıştır.
Daha
geçen hafta Cumhuriyet Gazetesi bir hafta içinde üç defa
bombalanmış, faillerin yakalanması bir yana, başbakan “bizimde
parti binalarımız bombalanıyor.” Diyerek, bunun doğal olduğu
şeklinde bir kanaatin, kamuoyuna yansımasına neden olmuştur.
Danıştay’ın
kuruluş yıldönümü nedeni ile, Danıştay Başkanı Sayın Sumru
ÇÖRTOĞLU konuşmasında, hukuka ve cumhuriyetin temel niteliklerine
yönelik saldırılardan duyduğu rahatsızlıkları dile getirmesi,
başbakandan rahatsızlık yaratmış, konuşma sonrası toplantı
salonunu terk ederken gazetecilerin soruları üzerine, “hep
söylüyorlar, biz dinliyoruz.” diye cevap vererek, “onlar
ne söylerlerse söylesinler, biz hedefimize yürüyoruz.” Kanaatinin
doğmasına neden olmuştur.
Gümüşhane
Baro Başkanı Ali GÜNAYDIN’ın ( Hakikatten Katil İzzet Kıraç
nerededir şimdi? ) katledilmesi olayının meydana geliş şekli
bir örnek olarak ortada dururken, Danıştay 2. Dairesi’nin
türban hakkındaki kararı kamuoyuna yansıdığında, Vakit Gazetesi,
Daire Üyeleri’nin resimlerini manşetten vererek üyelerin
hedef olmasını sağlanmış olması ve ne yazık ki, hiçbir tedbirin
alınmamış olmaması da çok düşündürücüdür.
Bu
gazete, Radikal Gazetesinde yapmış olduğumuz bir söyleşi
nedeni ile, 11-12 ve 13 Ekim tarihlerinde, şahsımızı da
hedef olacak şekilde manşetten haber yapmış, ancak, Cumhuriyet
savcıları bizim hakkımızda soruşturma açıp kapatırken, bu
basın organı hakkında işlem dahi yapmamışlardır.
Bu
gazete son iki haftadır da, yalan ve yanlış haberlerle,
Kadıköy ilçesi sınırları içinde yapmaya çalıştığımız Kültür
Merkezi ve Cem evimize; Cem evimiz üzerinden Kadıköy Belediye
Başkanlığına ve Belediye Başkanına saldırılarını sürdürmektedir.
Tüm
bunların yanında, daha da çok düşündürücü olan bu menfur
saldırı sonrası Başbakan ile Meclis Başkanı’nın söyledikleridir.
Meclis
Başkanı : “…Danıştay’daki silahlı saldırı, hiçbir siyasi
partinin tekelinde yorumlanabilecek, sadece belli bir siyasi
görüşe rant kazandırabilecek bir olay değildir. Bu acı olay
üzerinden kimse rant devşirmeye kalkmasın…” derken, kendisinin
bu olaydan bir siyasi rant beklediğini, başkaları siyasi
ranta çevirirlerse, kendisinin ve partisinin zarar göreceğini
ortaya koymaktadır.
Başbakan:
“…. Öncelikle bu saldırı hangi taraftan gelirse gelsin ….
Asla tasvip edilemez.” demektedir. Başbakan, Tüpraş’a, Erdemir’e
vb. özelleştirmelerde hükümet kararlarına karşı karar üreten,
türbana dur diye ve bu nedenle, kendisinin sık sık dile
getirdiği, “Danıştay çalışmalarımızı engelliyor.” Sözleri
nedeni ile nerede ise “..bu saldırıyı tasvip edeceğim geliyor.”
Düşüncesinin insanda doğmasına neden olmaktadır. Sizin bu
sözleriniz olmasa, kimsenin haddine değildir, bu saldırıyı
tasvip etmek.
Bu
saldırı da, tıpkı Menemen’de Kubilay’a olan saldırı gibi,
Sivas’ta ülkemizin aydınlık yüzünü oluşturan aydınlarımıza
olan saldırı gibi, ülkemiz tarihinde bir kara leke olacaktır.
Katliamlara
ve benzer saldırılara yönelik olarak tüm kamuoyunun birlikte
demokrasi adına seslerini yükselmesi gerekmektedir.
Saygı
ile kamuoyuna sunulur.
18.05.2006
Av.Kazım
GENÇ
Genel
Başkan
Danıştay
Saldırısı (17 Mayıs 2006)
Danıştay
Saldırısı (17 Mayıs 2006) , 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay
II. dairesine Alparslan Arslan adlı saldırganın gerçekleştirdiği
silahlı eylemidir. Alparslan Arslan (avukat) bu saldırıyı,
Danıştay II. dairesinin türban hakkında aldığı kararlara
tepki olarak gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Saldırı
sonrasında, Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin
ölmüş, aralarında daire başkanı Mustafa Birden'in de yer
aldığı dört üye daha yaralanmıştır. Arslan, saldırı sonrasında
kaçmaya çalışırken Danıştay'da görevli polis memurları tarafından
yakalanmıştır. Alparslan Arslan'ın, saldırıya yakın tarihlerde
Cumhuriyet Gazetesi'ne el bombası atan kişi olduğu tespit
edilmiştir.
Saldırıya
Türkiye'deki belli kesimlerden tepkiler gelmiştir. Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer, 19 Mayıs 2006'da yaptığı açıklamada
saldırının sadece Danıştay'a değil, laik devlete de yöneltilmiş
olduğunu söylemiştir. Saldırıdan sonraki gün kaldırılan
Yücel Özbilgin'in cenazesi sırasında bazı kesimlerce irticaya
ve irticanın oluşmasına imkan verdiği iddia edilen Tayyip
Erdoğan Hükümeti'ne tepkiler yağmıştır. Cenaze namazı öncesi
ve sonrasında "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları
atılmış ve cenazeye gelen AKPli hükümet üyeleri "katiller
dışarı" sloganları ile protesto edilmiştir. Cenazeye gelen
yargı ile YÖK üyeleri, cumhurbaşkanı ve askerler ise göstericiler
tarafından alkışlanmıştır.
Hükümet
dışında hükümete yakınlığı ile bilinen Vakit Gazetesi de
tepki görmüştür. Gazetenin, Danıştay 2. Dairesi'nin okul
öğretmenlerinin türban takmasını uygun bulmayan kararından
sonra "İşte O üyeler" diye hedef gösteren bir başlık atıp
daire üyelerinin resimlerini basmasıve gazetenin bu sayısının
saldırganın üzerinde çıkması, Vakit Gazetesi'nin saldırıda
rolü olduğu şüphesini uyandırmıştır.
Saldırgan
Arslan ile birlikte saldırıya karışmış yedi kişinin davası
hala devam etmektedir. Davanın ilk duruşması sırasında Arslan
kaçmaya çalışmış], fakat başaramamıştır. Dava günü açıklama
yapan baba İdris Arslan, "Laiklik adı altında kutsal değerlerine
saldıranlara Türkiye'nin gereken cezayı vereceğini" söyleyerek
oğlunun yaptıklarını desteklemiştir.
Saldırı
Saldırı,
17 Mayıs 2006 sabahı saat 9:45 civarında gerçekleşti. Arabasını
Necatibey Caddesi'nde park ettikten sonra Danıştay'a gelen
Alparslan Arslan adlı avukat, sahip olduğu avukat kimliği
sayesinde güvenlikten silahıyla birlikte geçmeyi başardı.
Danıştay 2. Dairesi'nin bulunduğu kata geldikten sonra daire
başkanı Mustafa Birden'in odasına yöneldi. Kapıda sekreter
Aynur Taslı tarafından durdurulan, fakat çay servisi yapılmakta
olduğu için açık olan kapıdan içeri giren Arslan, içeride
toplantı yapan daire üyelerine elindeki Glock marka silahla
11 el ateş etti, bu sırada "Allahuekber" diye bağırdı.
Arslan'ın
silahından çıkan kurşunlar, daire üyelerinden Birden, Özbilgin,
Gönenç, Özdemir ve Çobanoğlu'na isabet etti. Üye Kamuran
Erbuğa, saldırı sırasında masanın altına girerek yara almadan
kurtuldu. Odadaki çaycı da yaralanmadı. Odadan çıkarken
bağıran Taslı'ya susması için silahını doğrultan Arslan,
koridorda havaya bir el ateş ettikten sonra merdivenlere
yöneldi.
Kaçmaya
çalışırken yolu polisler tarafından kesilen Arslan etkisiz
hale getirilip yakalandı. Bu sırada Arslan polislere "Ben
Osmanlı'nın torunuyum. Allah'ın gazabı Danıştay'ın üzerine
olacak" diye bağırdı iddia edildi.
Saldırgan
Alparslan Arslan, ifadesinde olayı türban kararı nedeniyle
gerçekleştirdiğini belirterek “Aldıkları karar Allah’ın
adaletine sığmıyor. Cezalandırmak istedim” demiştir.
Saldırı'nın
ardından Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırılan
yaralı üyelerden Mustafa Yücel Özbilgin aynı gün içinde
hayatını kaybetmiş, diğer üyeler ise ilerleyen haftalarda
iyileşip taburcu olmuşlardır.
Tepkiler
Türkiye'de,
özellikle laiklik konusunda duyarlı çevrelerde, saldırıya
tepki çok büyük oldu. Ertesi gün saldırıyı protesto etmek
için Ankara'da toplanan kalabalık Anıtkabir'i ziyaret etti
ve sonrasında Yücel Özbilgin'in cenazesine katıldı. Bu kalabalık
içinde Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay,
Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri
ile Türkiye Barolar Birliği temsilcileri ve 30 kadar ilin
baro başkanları, savcılar, rektörler, öğretim üyeleri de
vardır. Anıtkabir'de yapılan Yargıtay ve Danıştay imzalı
açıklamada saldırının gerçekleşmesinde Tayyip Erdoğan hükümetinin
ve Vakit Gazetesi'nin sorumluluğu olduğu dile getirilmiştir.
Anıtkabir'e
yürüyüş ve Yücel Özbilgin'in cenazesi sırasında irtica karşıtı
ve laiklik yanlısı sloganlar atılmıştır. Bu sloganlardan
en çok tekrarlananı "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganıdır.
Bunun yanısıra bu kesimlerce, laiklik konusunda yeteri kadar
hassas olmadığına ve irticai faaliyetlerin gerçekleşmesine
sebep olduğuna inanılan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti aleyhine
de sloganlar atılmıştır. Hükümeti temsilen cenazeye katılan
AKP'li bakanlar "katiller dışarı" ve "mollalar İran'a" sloganlar
arasında camiye girmiştir.
Hükümetin
Tutumu
Saldırı,
hükümetin tüm üyeleri tarafından kınanmıştır. Ancak hükümet
ve hükümete yakın çevreler saldırının irticai bir saldırı
olduğunu reddetmiş ve hükümeti devirmek amaçlı bir komplonun
parçası olduğunu savunmuştur. Protesto gösterilerinin ardından
hükümet adına açıklama yapan devlet bakanı Mehmet Ali Şahin,
"saldırganların saldırıyla değil, hükümete yönelik protestolarla
amaçlarına ulaştıklarını" söylemiş ve saldırının "türban
kararı ile ilgili olmayıp Türkiye'deki istikrar ortamını
yoketme amacında olduğunu" savunmuştur.
Takip eden günler içinde hükümetin diğer üyelerinden de
bu saldırının Türkiye'deki istikrarı yok etmeye yönelik
bir komplo olduğu fikrini destekleyen açıklamalar gelmiştir.
Hatta başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet lideri Deniz
Baykal'ı bu komplonun bir parçası olmakla suçlamıştır.
Vakit Gazetesi'nin Manşeti
Vakit gazetesinin konuyla ilgili manşeti.13 Şubat 2006'da
yayınlanan Vakit Gazetesi'nde, saldırıya uğrayan Danıştay
İkinci Dairesi üyelerinin resimleri basılmış ve "İşte o
üyeler" başlığı atılmıştı. Gazetenin yargıtay mensuplarının
fotoğraflarını açıkca göstermesinin bir hedef gösterme olduğu
iddia edilmiştir. Ayrıca bu gazetenin Alparslan Aslan'ın
üzerinde bulunduğu da iddia edilmiştir.
Ahmet
Taner Kışlalı'nın, o zamanlar Akit adıyla yayın yapan, gazetenin
"Yuh pişkin zorba" ve "Zorba Kemalist gemi azıya aldı" manşetlerini
atmasının ardından suikaste kurban gitmesi bu iddiaları
güçlendirdiği söylenilmektedir.
Yargı
Süreci
Saldırgan Alparslan Arslan ve saldırıya karışmış diğer kişilerin
davasının ilk duruşması 11 Ağustos 2006'da gerçekleşmiştir.
Alparslan Arslan ve diğer sanıklar "anayasal düzeni cebren
değiştirmeye teşebbüs" ve "silahlı örgüt kurma" suçlarından
yargılanmaktadır. Alparslan Arslan'ın da aralarında bulunduğu
yedi sanık tutuklu; Salih Kunter ile Ayhan Parlak ise tutuksuz
yargılanmaktadır.
İlk duruşmada kendine yöneltilen suçlamaları kabul eden
Alparslan Arslan; türban konulu kararı nedeniyle Danıştay'a,
türban takanları domuza benzeten karikatüre yer verdikleri
için ise Cumhuriyet Gazetesi'ne saldırdığını itiraf etmiştir.
Saldırılarda kullandığı bomba ve silahları Osman Yıldırım
adlı kişiden aldığını söylemiştir.
Saldırılarda kullanılan Glock marka silahın, incelemeler
sonucu, Amerikan'ın Irak Devleti'ne hibe ettiği silahlardan
olduğu kesinleşmiştir. ABD'nin hibe ettiği 400.000 silahtan
yalnız 12.000'i kayıt altına alındığı tespit edilmiştir.
Amerikan tarafının yürüttüğü soruşturmada, kayıp silahların
saklandığı silah deposu sorumlularının hesaplarında milyonlarca
dolar tesbit edilmiştir. Tanık konumundaki iki depo sorumlusu
suikasta kurban giderken, soruşturmanın yolsuzluk soruşturmasına
dönüştüğü ve üst düzey rütbelilere kadar uzanacağı belirtilmiştir.
Alparslan
Arslan'ın ilk duruşma sırasında yaptığı itiraflar arasında,
olayları kurgulama aşamasında kendisine hoca lakabıyla bilinen
Salih Kunter'in destek olduğu ve Fethullah Gülen'in yeğeni
Kemalettin Gülen'in Vakit Gazetesi'ndeki manşete dikkatini
çektiği de vardır. Ayrıca mahkemeye, Kemalettin Gülen'in
Danıştay 2'nci Dairesi Başkanı Mustafa Birden'i evinden
telefonla arayarak, türban kararıyla ilgili küfürler içeren
hakarette bulunduğunu kendisine söylediğini aktarmıştır.
Alparslan
Arslan, Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay saldırılarından
başka Mehmet Ali Erbil, Mehmet Ali Birand ve sabetayist
Bülent Eczacıbaşı'na da saldırmayı planladığını söylemiştir.
Duruşması
sırasında ezan sesini duyması üzerine namaz kılmaya gitmek
için izin isteyen Arslan, isteğinin reddedilmesinin ardından
dışarı çıkmaya çalışmış ancak başaramamıştır.
Duruşma
sonrasında basına açıklama yapan saldırganın babası İdris
Arslan, "Türkiye'de Türk, İslam, Bayrak, Kur'an düşmanları"
olan "birçok Ermeni ve Rum" olduğunu ve "Laiklik adı altında
bu ülkenin değerlerine düşmanlık" ettiklerini söylemiştir.
"Milletin değerlerine hakaret edene, bu millet gereken dersi
verir. Bunu herkes bilsin" diyerek de oğlunun yaptıklarını
desteklemiştir.Bu
sözlerinden dolayı hakkında "suçu ve suçluyu övmek"ten dava
açılmıştır.