Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

BASINA ve KAMUOYUNA

"GAZİ KATLİAMINDA AİHM KARARINA UYULMALI VE KATLİAMIN ARKASINDAKİ GÜÇLER AÇIĞA ÇIKARTILMALIDIR!"

12 Mart ise 1995'de görünüşte her şeyin sıradan olduğu bir günün akşamında, işsizliğin, yokluğun, yoksulluğun kol gezdiği, Gazi Mahallesi'nin tıka basa dolu kahvehaneleri ve yörenin tek Cem evi, faili meçhul kişiler tarafından otomatik silahlarla taranmış; biri Alevi dedesi, iki canımız katledilmişti. Aslında Gazi Mahallesi'nde gerçekleştirilen bu saldırının benzerleri, 12 Eylül öncesi dönemde Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Balgat'ta, Piyangotepe'de görülen cinstendi. Ancak ilk defa bir katliam bu kadar açık, herkesin gözü önünde yapılıyordu.

Katliam, polis karakoluna 100 metre mesafedeki bir kahvehanede yapılmış; polis, olay yerine, saldırı olduktan; mahalle halkı sokağa çıkıp, protestoya başladıktan sonra gelebilmiştir. Geç gelen polisin, saldırganların peşine düşmektense, protestocu halkı dağıtmayı tercih etmesi, saldırının adresi açısından manidar bir ipucu niteliğindeydi. Ertesi gün de devam eden protestolar sırasında güvenlik güçlerinin halkın üzerine ateş açması sonucu 17 canımız yaşamını yitirmiş; yüzlercesi yaralanmıştı.

Saldırının, Alevilerin çete düzenine karşı yükselttikleri sesin en gür çıktığı ve örgütlenme bilincinin arttığı yerlerden biri haline gelen Gazi Mahallesi'ni hedeflemesi, örgütlenme bilincini dağıtmaya yönelikti. Gazi Mahallesi'ne yapılan saldırıyı protesto etmek isteyenlere yönelik şiddet kullanılması sonucu Gazi ve Ümraniye Mustafa Kemal(1 Mayıs) mahallelerinde 22 kişi yaşamını yitirmişti. Otopsi raporları, ölenlerin tümünün arkadan ve tek kurşunla öldürüldüğünü açığa çıkardı. Buradan da anlaşılıyor ki, Gazi Mahallesi'nde yapılan protestolar sırasında güvenlik güçleriyle halk arasında bir çatışma söz konusu olmamış; inançlar arasındaki farklılıkların çatışmaya dönüşmesini isteyenlerin provokasyon senaryolarının kurbanı olarak katledilmişlerdir.

Toplumsal bir çatışmanın fitilini ateşleyebilecek bir kışkırtmaya yol açabilmek amacıyla yapılan katliam için Gazi'nin seçilmesinin rastlantı olmadığı sonradan anlaşılacaktı. Alevi kökenli yurttaşların yoğun olarak yaşadığı, kendi inançlarını gerçekleştirmek için Cemevi'ni kendi olanaklarıyla kurduğu bir ortamda, çalıntı arabayla otomatik silah kullanan faillerin bugüne dek bulunmamaları da, olayın ne kadar "derin" olduğunun işareti olarak algılanmalıdır. Hedef seçilen yerleri Alevi kökenli yurttaşlar işletmekteydi; hedeflerin arasında Cemevi'nin bulunması da, muhtemelen Kahramanmaraş katliamı, Madımak katliamı gibi bir sonuç elde etme amaçlı olduğunun işaretini vermektedir.

Gazi'de gerçekleşen katliamın ardından konu yargıya intikal etti. 20 polis hakkında dava açıldı. İstanbul'dan Trabzon'a taşınarak gözden kaçırılmaya çalışılan dava sonrasında polislerden 18'i aklandı. Polislerden yalnızca ikisi 20'şer ay hapis cezasına çarptırıldı. Gazi katliamına yol açtıkları iddiasıyla yargılanan polislerin davalarının, yargı sisteminin kadro ve mekan olarak çok güçlü olduğu varsayılan İstanbul gibi bir ilde değil de, Trabzon gibi bir taşra kentine nakledilmesi de davanın seyri açısından ilk işaretti. Son dönemlerde, Trabzon ilinde yaşananlar, Trabzon'un neden seçilmiş olduğunun da göstergesidir. Belli ki dava gözlerden ırak tutularak uygulanmak istenen senaryo gizlenmek istenmişti. AİHM' in yargılanmanın adil yapılmadığına ilişkin kararına rağmen, davanın yeniden görülmesinin bir türlü gerçekleşmemiş olması da, bu katliamın unutturulmasına yönelik bir çabadır.

Bu katliamın izleri sürüldüğünde önce Susurluk'a; ardından da Şemdinli'ye çıktığı açıkça görülecektir. Katliamı yapanların aklanması konusunda gösterilen çaba da bunu kanıtlar niteliktedir. Nitekim katliama karışanların, "görevleri nedeniyle" karıştıklarına ilişkin savunmalarının kabulü de, 21 canımızın "görev icabı" öldürüldüğünün resmiyete kavuşturulması anlamına gelmektedir.

Keza, katliamdan 11 yıl sonra, aldığı ceza nedeni ile, polislik mesleğinden atılan Adem Albayrak'ın "Bize ateş etme emrini zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Emniyet Müdürü Nejdet Menzir ve İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu verdi" yönündeki gecikmiş itirafı, gerçeği göz önüne sermektedir.

Tarihe kara bir leke olarak düşmüş bulunan Gazi-Ümraniye katliamlarını unutmak bir yana; sürekli olarak hatırlamaya ve topluma hatırlatmaya devam edeceğiz. Çünkü bu katliamın ucu, her gün ülkemizin başka bir coğrafyasında karşımıza çıkmaktadır. Susurluk'tan Şemdinli'ye, Uğur Mumcu suikastinden Hrant Dink cinayetine kadar uzanan bir dizi faili meçhul cinayet ve katliamlar benzer yöntemlerle yapılmış, esas katillerin bulunup toplumun önüne çıkartılması ve yargılanması görevi bilinçli olarak hep savsaklanmıştır.

Bu nedenle bundan 12 yıl önce yaşadığımız Gazi-Ümraniye katliamlarını, perde arkasından organize edenler ile tetikçilerini kınıyor, katliamın arkasındaki gerçek güçlerin ve sorumluların açığa çıkarılarak cezalandırılması; AİHM kararına uyularak, yeniden yargılamanın yapılmasını diliyor ve kamuoyunu, katliamlara karşı duyarlı olmaya davet ediyoruz.

12.03.2007

Av. Kazım GENÇ

Genel Başkan

PIR SULTAN ABDAL CULTURAL ASSCIATION ORGANIZATION

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZ

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org