|
"Hak, Muhammed, Ali üçlemesi" YAZAR: HASAN KILAVUZ
Alevi yol ve yolağın temsilcisi olan dedeler, babalar, mürşid ve ocakzadeler, ortaya atılan bir fikri geniş bir hoşgörü ortamında edep ve erkana uygun bir hal içerisinde tartışıp, akılcı ve doğru çözümler üretmişlerdir. Anadolu Kızılbaş Alevileri’nin inanç anlayışında, Tanrı kavramı (hakk) insanda görülen bir varlığa dönüşüyor. Tanrısal görüşün en olgun örneği Hz. Ali’nin nesnel varlığıdır. Ali en olgun ve en yetkin insandır. Kamil ve erdemliliğin bütün meziyetlerine haiz olan Ali, Aleviler’in ibadet ve inancının mihenk taşı olmuştur. Tanrısal görünüşün onda belirmesi bu insan üstü yetkinlik ve özellikleri nedeniyledir. ‹nsan ve sevgi kavramı üzerine kurulan Alevi inanç ve yaşam biçiminde, sevginin üç aşaması vardır; „‹nsanın olgunlaşması“, „Tanrıya varmak“, „Varık birliğine ulaşmak“. Bu aşamalara insan denilen varlığı ulaştıran yegane olgu sevgidir. Sevgi denilen o yüce değerin sağladığı başarılardır. inancımızda sevgiye „aşk“, sevene „Aşık“ denir. Sevginin doğduğu pınar gönüldür. Gönül Tanrı’nın evidir. Bu evde üç kişi vardır; „Hak, Muhammed, Ali“. Anadolu Alevileri, sevdikleri ve kendisine meftun oldukları kişileri bu üçlemenin şahsında görürler. Bu deyimler pirleri, mürşidleri için veya o makama layık gördükleri şahıslar için kullanırlar; Hz. Hüseyin, Bozatlı Hızır, Pir, Hünkar, 7 Ulular gibi. Anadou Alevileri, gerek Hz. Ali’ye, gerek Hz. Muhammed’e, „Hazreti Pir“ de derler. „Eri, erden seçen kördür“ düsturundan hareketle erleri aynı nazarda görürler. Alevi ozanları bu inanç uluları; Ehl-i Beyd ve 12 ‹mam’a duyulan bu müşterek sevgiyi, yüzlerce yıldır bir meşe seli gibi coşkuyla söyleye gelmiştir. Yaşadıkları coğrafyada kahır görenler bizim gönül bahçemizde muhabbet suyu verilerek aşk ile beslenip büyütülmüşlerdir. Onlara içten, bir yanardağ volkanı gibi hitab edilmiştir.
Anadoludaki bu yüce inancın Alevi Kızılbaş dervişleri, ikrar verip sevdikleri, gönülden bağlandıkları, ocakzadelerine ve pirlerine daha adem zuhur etmeden göndermeler yaparlar;
işte Genç Abdal’ın yukarıda vasıflandırdığı Pir, Hakk, Muhammed, Ali’den başkası değildir. Bir dörtlüğü:
Alevi cem erkanlarında okunan hemen her dua ve deyişinde, her katılan insanın dilinde düşürmediği ve genelde tüm Aleviler’in günlük ikrar ve yeminlerinde bu üçleme mutlaka vardır. Yine Genç’i bir deyişinin dörtlüğünde bir başka şekilde bu üçlüyü gizleyerek söylüyor.
Alevi dervişinin ve aşıklarının dediği, bu üçlemede şu açıktır; Gece gündüz, namazım, niyazım, zikrim, fikrim hep sizin içindir. "El aman, medet, mürvet" diye bütün aşıklar çırpınıp dururlar. Anadolu Kızılbaş Alevileri’nin ve Bektaşileri’nin inancında Hakk, Muhammed, Ali üçlemesinin ilk beirtilerini on ikinci yüz yılın sonu ile on üçüncü yüz yılın başlarında görürüz. Kızılbaş Alevi ve Bektaşi deyiş ve dualarının dışında Sünni ‹slam inancının hiç bir yerinde veya bir kitabında bu deyimlere rastlamak mümkün değildir. Çünkü ‹slam anlayışında ve ?eriat hükümlerine göre ibadet eden Müslümanlar’da Hakk, Muhammed, Ali (Üçünü bir bilmek) bu üçlemeyi dile getirmeke Tanrı’ şirk koşmuş sayılır mü’min. On ikinci yüz yıldan itibaren tek tek şair ve ozanların Ali ile ilgili övgü dolu şiirleri varsa da, 1310 ile 402 yıllarında yaşadığı söylenen Hz. Pir Hünkar’ın tek oğlu olduğunu söyleyen ve asil ismi ‹brahim olan Seyid Ali Sultan’dır. Bir beyitine;
12’inci yüzyılın sonu ile 13’üncü yüzyılın başında yaşadığı söylenen Yunus Emre, bütün şiirlerinde çok güzel konulara değinmiştir. Hz. Muhammed’e ve soyuna yapılan haksızlığı görmezikten gelmemiş ve şiirlerinde Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’i yer yer işlemiş, fakat bir bütün "Hakk, Muhammed, Ali" üçlemisini kullanmamıştır. Bir şiirinde şöyle der Emre;
Yunus Emre’yi izleyenlerden ve 14’üncü yüzyılın başlarında yaşayan Said Emre’nin de şiirlerinde bugünkü Aleviler’in kullandığı üçlemeye rastlamıyoruz. Ama şu beyiti çok manadardır:
Ali sevgisi ve net olarak vurgulamalar 14’üncü yüzyıldaki şair ve ozanların şiirlerinde görülüyor. Bu gruptan Abdal Musa hazretleri bir şiirinde;
Yine 14’üncü yüzyılda Hz. Ali ile ilgili şiirleriyle Seyid Nesimi öne çıkıyor. Söylemi gayet açıktır;
15’inci yüzyıldaki şairlerin şiirlerinde bu Hakk, Muhammed, Ali üçlemesi daha belirginleşmeye başlıyor. Tarikatların en dorukta olduğu dergah ve tekkelerin en iyi çalıştığı dönemdir bu dönem.
22 Haziran 1527 tarihinde Sadık Bendesi, Dulkadir beylerinden Veli Dündar ile birlikte, Osmanlılar tarafından bir pusuya düşürülerek, Sadrazam ‹brahim Paşa tarafından, Nurhak yaylalarında başı kesilen Kalenden Çelebi’de bu üçlemeler daha çok görümeye başlanıyor.
Kalender Çelebi’nin bu içli şiirine o tarihte rastlanırken, yine aynı çağlarda yaşamış Yemini (Alevilerin 7 Uluları’ından olup uzun dörtlüklerden oluşan Faziletnamenin ona ait olduğu söylenir). Onun şiirlerinde bu üçlemelere pek rastlanmıyor. 1551 yılında Sersem Ali Baba’da da bu üçlemeleri görmek mümkün.1550 yılına ait Muyiddin Abdal’ın bir şiirinde;
Anadolu Kızılbaş Aleviliğine Süleyman misali mührünü vuran Erdebil dervişlerinin Pir’i Sah Hatayi (1487-1524) Kızılbaş Aleviler’in, inanç ve ibadetlerinin en doruk noktası olan cem törenlerinde ve zakirlerin „Telli Kur-an“ı eşliğinde seslendirdikleri deyişlerin yarısından fazlası Sah Hatayi’nindir.
Yukardaki üçlemeleri içeren yüzlerece deyişi vardır. Pir Sultan (1502-1576) ?ah Hatayi’den çok etkilenmiştir. Ona ve onun yoluna olan bağlılığını ve verdiği ikrardan dönmeyişini canıyla ödetmişlerdir. Ancak 400 yıldır hiçbir hükümdar fermanı onu Anadolu Alevileri’nin gönlünden söküp atamamıştır.
Kul Hüseyin, Pir Sultan’ın müridi Kul Himmed’den (XVI. yüzyıl) el almıştır;
16’ıncı yüyılın sonlarında yaşayan ozanlardan biri de Virani’dir. Hazreti Ali’nin türbedarlığını yapmıştır. Aleviler’in saydığı 7 ululardandır.
17’inci yüzyılda yaşayan Fakir Edna koyu bir Sah Hatayi yanlısıdır;
Çağlar boyunca aynı aşk ve sevgiyle gönüllerde yer yapan bu üçlemedeki ulu isimler, şairlerin dilinde çeşitli konulara göre çağrılmıştır. Güzide Ana, 18’inci yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. ?ehit Feyzullah Çelebi’nin kızırıdır. Hazreti Pir Hünkar’ın mekanı olan Hazret Avlusu’nun girişinde, sol tarafataki terasta mezarı vardır.
18’inci yüzyıl oda şiirlerinde bu üçlemeleri kullanan onlarca Alevi Bektaşi ozanı vardır. Bu coşku Alevi yerleşim birimlerindeki ozanlar tarafından duygulu bir şekilde şiirlerde işlenerek 19’uncu yüzyıla ulaşılıyor;
Ali Özsoy Dede 1907 yılında Sivas’ın Sivrialan köyünde doğdu;
Yakın tarihimize kadar bazı Alevi ozanlarının şiirlerinde Hakk, Muhammed, Ali üçlemesini kullandıklarına kullanmışlardır. 20’inci yüzyılda tarikat kavram ve konuları yerine daha çok açlık, yoksulluk, emekçilerin hali, işlevleri yani daha çok sosyal içerikli konular şiirlerde işlenmeye başlanmıştır. Yaşadığımız çağda Alevi, Bektaşi şaireri ekonomik, politik, kültürel ve sanatsal konulara daha çok ağırlık vermişlerdir. Hep geriye bakarak yürümek kimseye yarar sağlamaz. Alevilik tarihte hızla akan bir ırmak gibidir. Değişik ortam ve koşullara göre kendini yeniler ve bu değişimleri şiirine yansıtır. Bir birlikte bin ayrılığı giderebilenlerin demine hüüü... YAZAR: HASAN KILAVUZ |