Bize
en muhalif olanlar dahil, bu iftardan sonra bütün Alevi sivil
toplum kuruluşlarını dinleyeceğiz. Alevilerin yüzde 99’u ‘bir
şey yapmayın, biz böyle iyiyiz’ diyorlarsa, bizim onlara rağmen
bir şey yapmamız söz konusu olamaz. Ama o zaman da ‘taleplerimiz
var’ sözü havada kalır
GİRİŞ:
AKP
İstanbul milletvekili Reha Çamuroğlu’nun önayak olduğu girişim,
Alevi sorununu Türkiye’nin öncelikli gündem maddelerinden
biri haline getirdi. Konu önce “Alevilerde toplu iftar var
mı, yok mu” minvalinde tartışıldı; ama asıl önemlisi bunun
bir “açılım” olup olmadığı, gerisinin gelip gelmeyeceğiydi.
Alevi örgütlerinin çoğunun sert eleştirileri ve iftara katılmama
kararı almaları bir yana, “ılımlı İslamcı” olmakla itham edilen
bir partinin, en azından bir “açılım” niyeti taşıdığını belli
etmesi, anlamlı bir gelişmeydi. Şimdiden belli ki bu konu
Türkiye’nin gündemine girmiştir; üzerinde daha çok konuşulacak,
tartışılacaktır. Konunun odağındaki isim, Reha Çamuroğlu ile
sınırlı bir zaman dilimi içinde de olsa, meclisteki odasında
görüştük. Çamuroğlu, eleştiri ve tepkilerden hoşnut değildi,
tepkiliydi. Öte yandan, atılan adımın bir “açılım” olduğundan
kuşku duymuyor ve gerisinin de geleceğini belirtiyordu. Bir
“çözüm projesi” olduğunu söyledi bize, partisinin ve hükümetin
desteğini de vurgulayarak. Projesinin içeriğini açıklamadı,
ama galiba Aleviler için 11 Ocak, önemi bir tarih olarak uzun
zaman hatırlarda kalacak…
REHA
ÇAMUROĞLU: ALEVİ VE KÜRT SORUNUNU ÇÖZEMEMİŞ BİR TÜRKİYE DÜŞÜNEMİYORUM
Kamuoyuna
“AKP’nin Alevi açılımı” şeklinde yansıyan iftar konusu, birçok
Alevi kurumu tarafından tepkiyle karşılandı, eleştirildi.
Eleştirilerden biri de bunun sizin “bireysel girişiminiz”
olduğu yönündeydi. Bu, sizin bireysel girişiminiz mi, arkasında
partiniz ve hükümet var mı?
Türkiye’de
bugüne kadar kimse meclis kürsüsünden, bakanı aracılığıyla
adını koyarak sahiplenmedi bu sorunu. Ak Parti, sayın Sait
Yazıcıoğlu aracılığıyla meclis kürsüsünden Alevilerin meseleleri
olduğunu, bu meselenin yanlış tanımlandığını, hep birlikte
yeni bir tanım yapılması gerektiğini, yeni bir elbise dikilmesi
gerektiğini açık açık söyledi. Başka bir Ak Parti milletvekili,
yani ben, çıkıp adını koyarak bu problemin çözülmesi gerektiğini
ilan ettik. Bunların bugüne kadar yapılmamış şeyler olduğu
unutuluverdi. Bugüne kadar hiçbir hükümet bu kadar açık bir
siyasi irade beyanında bulunmamıştır. Sayın Başbakan herhalde
11 Ocak Muharrem iftarına gelip, oradan bu konuda hiçbir şey
söylemeden ayrılacak değildir. Kaldı ki sayın Başbakan Muharrem
iftarına katılıp Kerbela şehitlerine fatiha okusa dahi, bu,
bugüne kadar hiç olmamış bir şeydir; farklı inanç gruplarının
yakınlaşması açısından. Ortada bir açılım yokmuş gibi tavır
takınanlar kafalarını deve kuşu gibi kuma gömenlerdir. Bir
açılım vardır. Bu yasama dönemi içinde ciddi sonuçlara varmak
istiyoruz. Hiçbir milletvekilinin de parti disiplinini bir
yana bırakıp tek başına böyle bir açıklama yapması mümkün
değildir. Kaldı ki, bu eleştirileri yapanlar, meclis kürsüsünden
yaptığım konuşmanın Ak Parti milletvekilleri tarafından alkışlarla
desteklenmesini nasıl izah ederler? Türkiye’de bir şey var.
“Dövüş var” derseniz bin kişi koşuyor, “gelin barışalım” derseniz,
dövüşte duymadıkları endişeyi “acaba başıma bir şey mi gelir?”
diyerek barışta duyuyorlar. Ak Parti’nin niyeti çok ciddi,
samimi ve Türkiye’de daha önce ortaya konmamış bir niyettir.
“Alevilikte
toplu iftar yok” şeklinde eleştiriler de oldu…
Alevilerin
daha önce yaptığı iftarları sayarsak, buna sayfalarınız yetmez.
Nedense biz yapmaya kalkınca “yok” denildi. Yurt içi ve dışında
binlerce iftar yapılmıştır. Eleştiren arkadaşlar işlerine
gelince “yenilikçi”, işlerine gelince “gelenekçi” oluyorlar.
Stadyumda bin kişiyle semah dönülmesi Alevi geleneğinde nerede
görülmüştür? Kendi kendini posta oturtan dedeler nerede görülmüştür?
Siyasi tercihleri nedeniyle bir takım laik olduğunu iddia
eden örgütlerin bir Aleviyi “düşkün” ilan ettiği nerede görülmüştür?
Atılan
adımın bir “açılım” olduğunu söylüyorsunuz. Bunun devamı gelecek
mi? Alevi kurumlarının, farklı görüşleri olsa da üzerinde
ortaklaştıkları istemleri de var, Diyanet’in kaldırılması
veya özerkleştirilmesi gibi.
Bize en muhalif olanlar dahil, bu iftardan sonra hepsini davet
edeceğiz, bütün Alevi sivil toplum kuruluşlarını dinleyeceğiz.
Alevilerin yüzde 99’u “bir şey yapmayın, biz böyle iyiyiz”
diyorlarsa, bizim onlara rağmen bir şey yapmamız söz konusu
olamaz. Ama o zaman da “taleplerimiz var” sözü havada kalır.
Bu talepleri kim yerine getirecek? Hükümet cevap vermeyecekse
kim verecek? Alman hükümeti mi?
İlgili devlet, hükümet yetkililerinin ve Alevi örgütlerinin
katıldığı bir konferansta Alevi istemlerinin netleştirilmesi
ve çözümü yönünde bir yol haritasının belirlenmesi şeklinde
bir öneri de var. Bunu doğru bulanlar olduğu kadar, “Alevilerin
istemleri zaten bellidir, önemli olan somut adım atılmasıdır”
diyen de. Siz ne dersiniz?
Aslında diyalogdan kaçıyorlar. Bakın bize yöneltilen eleştiriler
kategorik eleştirilerdir. Bazı örgütler, bir inancın sivil
toplum örgütünden, Alevi örgütünden çok, siyasi-ideolojik
örgüttür. Ak Parti ağzıyla kuş tutsa, böylelerini memnun edemez.
Bunların yaptığı “Aleviciliktir”. Bizim Alevilerle bir problemimiz
yok. Bizim problemimiz “Alevicilerle”. Aleviliği post modern
bir ideoloji haline getirmek, bunu etnik bir kimlik inşasında
kullanmak isteyenlerle. “Ak Parti ile diyalog kurmayız, sadece
dövüşürüz” demek istiyorlar. Taleplerine cevap verildiğini
gördükleri anda yeni talepler ileri sürmeye başlıyorlar. Mesela
“hükümet, Türkiye Cumhuriyeti, özür dilesin” diyorlar.
Ne
şekilde isimlendireceğimiz çok önemli olmayabilir, ama bugüne
kadar Alevilerle ilgili izlenen politikalardan dolayı hiç
değilse “Alevilere yanlışlar yaptık” denilmesi gerekmez mi?
Siz de “bugüne kadar yapılmamış bir şeyi yapıyoruz” dediniz.
Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin varlığını inkar eden
veya istemlerini, haklarını görmezden gelen anlayışlar oldu.
Maraş katliamı gibi acılı olayların yaşandığı bir sorundan
bahsediyoruz.
Sayın
bakan meclis kürsüsünden bunu söyledi! Ayrıca bunu hangi hükümetten
istiyorlar? Diğer hükümetler çok iyi yaptılar, bu sorun Ak
Parti hükümeti zamanında mı ortaya çıktı? Mesela tek parti
zamanında Aleviler güllük-gülistanlık yaşıyorlardı, cem evleri
serbestti, dedelerin hiçbir sorunu yoktu, bunlar Ak Parti
döneminde mi ortaya çıktı? Eğer öyle ise diyecek bir şey yok.
Sanki tek parti dönemi bir cennet, vaat edilmiş topraklardı!
1940’ta bir binaya cem evi tabelası asılsaydı ne olurdu acaba?
Kurşuna mı dizerlerdi, meydanda asarlar mıydı? Bir dönemi
“cennet” gibi anlatacaksınız, sonra “Madımak’ı unutmayız”
diyeceksiniz. Hepsini birden hatırlayalım! İkiyüzlülüğe yer
yok bu işte. Her şeyi birden hatırlayalım. Bir taraftan darbe
çağrısı yapacaksınız seçimden önce, bakın bazı Alevi örgütlerinin
internet sitelerinde vardır bu tür makaleler, bildiriler…
Bir taraftan totaliter olacaksınız, sahte kahramanlar yaratacaksınız,
bir taraftan demokratlığı kimseye bırakmayacaksınız. Bir taraftan
“laikiz” diyeceksiniz, ama işinize geldiğinde de bütün dinsel
öğeleri kullanacaksınız.
Peki
bu açılım nasıl devam edecek? Hangi Alevi istemlerinin karşılanması
gündeme gelecek?
Çok net söyleyeyim. Biz ayrıntılı bir proje ilan etseydik,
o zaman “bize sormadan yaptılar bunu” diyeceklerdi. Biz kendileriyle
bir diyalog süreci yürütmeden ayrıntılı hiçbir proje açıklamayız.
Yoksa 20 yılını bu işe vermiş bir entelektüelin projesi olmaması
mümkün mü? Ben sadece bir entelektüel olsam, açıklardım. Ama
ben iktidar partisinin milletvekiliyim.
Türkiye’nin
Alevi sorununu çözmesi ne demek? Biliyorsunuz farklı Alevi
yorumları da var; Aleviliği İslam içi veya dışı gören, hatta
ayrı bir etnisite gören tezler bile var. Bu parçalı durum
karşısında kalıcı bir çözüm için iyimser olunabilir mi?
Biz Alevilerin problemini çözmek için yola çıkıyoruz. Aleviler
“bu ülkede inançlarımızdan dolayı ayrım görmüyoruz, adaletsizliğe
tabi tutulmuyoruz, özgürce inançlarımızı yaşayabiliyoruz”
dedikleri gün, bu mesele çözülmüş olur. Milyonlarca kişiden
oluşan bir cemaatten bahsediyoruz. Her cemaatte farklı, uç
görüşler çıkar. Sünnilikte yok mudur? Var. El Kaide davasından
tutuklanan Türk vatandaşı yok mudur? Var. Bunlar kompanse
edilebilir uçukluklardır. Problemi çözeriz. En zor kısmı,
devletin yaptığı şeyler değil, toplumdaki önyargılardır. Yasaları
değiştirebilirsiniz, kararnameler çıkarabilirsiniz. Ama esas
olan toplumda kalıcı değişiklikler yapmaktır. Bu da siyasi
iktidarın ancak etkileyebileceği bir şeydir, yoksa kökünden
değiştirilemez. Bunun bir zamana yayılması gerekir. Zamanla
olacak bir şeydir. Ama en önemlisi de budur.
Bir
de “ana diliyle ibadet” sorunu ve istemi var Kürt Alevilerin;
bildiğim kadarıyla siz de Dersimlisiniz…
Ana
dili kavramıyla, kendi dili kavramını ayırt etmekte fayda
var. Ana dili yanlış anlaşılıyor. Aslında bu kavramın batıdaki
karşılığı, “main language” yani “temel dil”dir. Ülkenin temel
ve resmi dilinin Türkçe olduğu bence tartışma götürmez. Anayasa’da
da “değiştirilmesi önerilemeyecek” maddeler arasında.
Ama
ana dili ile resmi dil farklı, aynı şeyler değil…
Temel
dil ile resmi dilin de farklı olduğu yerler var dünyada. Bizde
hem temel dil, hem resmi dil Türkçe’dir. Değiştirilemez. Değiştirilmesi
gerektiği kanaatinde de değilim. Bunun ulusal kimliğimizin
çok önemli bir öğesi olduğunu düşünüyorum. Ama insanlar kendi
dilleriyle ibadet etmeli. Bundan daha doğal bir şey yok. Eğer
kendi dili ile ibadet etmek istiyorlarsa, ederler. Fakat bu
başka zamanlarda başka sorun ve tartışmalara da neden olmuştur.
Mesela Türkçe ezan tartışması gibi. İslamiyet için de, Türklerin
ibadet dili de Arapçadır… Çok karmaşık bir alanda hareket
ediyoruz.
İslam’da
Arapça yazılı bir kutsal metin, Kuran olduğu için, söylediğiniz
anlaşılır bir şey. Ama bütün Alevilerin kabul ettikleri yazılı
metinleri yok ki, biz örneğin “Alevilerin ibadet dili Türkçedir,
Kürtçedir” diyebilelim?
Cem
ayini, kuşaktan kuşağa dedeler tarafından aktarılan teatral
bir ayindir. Kaç tane sure, ayet okunduğunu sayabiliriz. Fetih
suresinden, Nur suresinden, Bakara suresine kadar. Pir Sultan’ı
Kuran’ı bilmeyen biri anlayamaz. Nesimi’yi, Fuzuli’yi hiç
anlayamaz. Biz değil miyiz Nesimi’ye, Fuzuli’ye “yedi ulu
şairimizden ikisidir” diyen? Bana sorarsanız Alevilik İslam
içidir-dışıdır tartışmasına hiç gerek yok. Ama tartışılacaksa,
ortaya bir metinle, tezinizle çıkarsınız. Bir bilimsel makale
veya kitap haline getirirsiniz. Alevilik inancının bütünü
içinde başka inanç sistemlerinden alınmış öğelerin olduğunu
söylemek meseleyi halletmez, sizin tezinizi haklı çıkarmaz.
Çünkü bütün inançlarda başka inançlardan alınmış öğeler olur.
Bundan dolayıdır ki Alevilik, bağdaştırmacı bir inançtır.
Bağdaştırmacı bir yolun adıdır. Söz gelimi musahiplik, doğrudan
göçebe kültüründen alınmış bir şeydir. Bunu söylemek, “Alevilik
İslam dışıdır” anlamına gelmez. Ona bakarsanız bir tek Katolikler
Hristiyandır, bir tek Sünniler müslümandır, Kabalacılar Musevi
değildir. Her dinde vardır Ortodoks, heterodoks şeyler hadisesi.
Peki.
Cem evlerinin var olan durumunu nasıl görüyorsunuz?
Cem
evleri tarihte yoktu. Tekkeler, dergahlar vardı. Cem, köylerde
köyün en büyük evinde yapılırdı. Sadece ibadet için gidilen
mekan anlamında bir yer yoktu. Tarihte otoparklar da yoktu.
Tarihte olmaması bugün olmayacağı anlamına gelmez. Aleviler
için 90’lı yıllarda başlayan bu yapılaşma, bugün vazgeçilmez
bir kurum haline gelmiştir. Çünkü 90’lı yıllarda kamusal alanda
görülmeye başlandı. Sosyalist blokun çöküşü, Aleviliğin kendi
adına görünür hale gelmesi noktasında önemli bir etken oldu.
93’teki
Sivas katliamından sonra, Alevilerin sistemden kopmasının
önüne geçmek için cem evleri kurulmasına olanak tanındığı
görüşü de var?
Biz
91 yılında Cem dergisini çıkardık. Onun çalışmalarını da 89’da
başlatmıştık. 89’da bir Alevi bildirisi yayınlandı. Sivas’tan
çok öncedir olay. Talihsizlik eseri, ünlü bir Alevi sanatçımızın
Hamburg’da Alevilere bir panelde şunu söylediğini hatırlıyorum;
“Size birkaç tane Sivas lazım ki uyanasınız”. Kim olduğunu
söylemeyeyim. Binden fazla tanığı vardır.
Cem
evlerinin var olan hali için görüşünüzü sormuştum. Yani Aleviliği
geliştiriyor mu, köreltiyor mu?
Bunu
biz taktir edemeyiz; iyi mi, kötü mü. Beğenmediğin cem evine
gitmezsin. Beğenmediğin dedenin cemine katılmazsın. Sünni
vatandaşlarımız da her camiye gitmez, her imamın arkasında
namaz kılmaz. Bence Türkiye’nin din meselesini ele alışta
o kadar çok yanlış var ki, biz şimdi devenin bozuk taraflarını
düzeltmeye çalışıyoruz.
Reha
bey bu süreç bir tartışmayı da başlatmış oldu. Bu tartışma
süreci nereye evrilecek sizce? Alevi sorununu çözmüş bir Türkiye
tahayyülünüz var mı?
Alevi
sorununu, Kürt sorununu çözmemiş bir Türkiye düşünemiyorum.
Biz Kürt sorununu seneler önce çözmüş olsaydık, bir terör
örgütü çıkıp bunu bahane edemeyecekti. Milli gelirde de, ekonomik,
sosyal gelişmede de bugün İtalya seviyesinde olacaktık. Çok
uzak bir şey değil, terörle ilgili harcanan bütçeyi düşünürsek.
200-400 milyar dolardan bahsedenleri biliyorum. Bu sorunlar
çözülür. Ak Parti’nin bu sorunları demokrasi içinde çözülebileceğini
göstereceğine inanıyorum. Bunu da tek umut görüyorum. Ak Parti,
ülkenin çimentosudur. Şanstır. Ak Parti çözemezse, bilmiyorum
ne zaman, nasıl, ne şekilde çözülür? Onu da düşünmek istemiyorum.
AKP,
seçim yatırımı mı yapıyor?
Sizce
yüzde 47 Ak Parti’ye yeterli değil mi? 341 milletvekilimiz
var. Tek başına iktidarız. Eğer siyasi çıkarlar açısından
hesaplıyor olsak, Alevi oylarının CHP’ye bloke olması bizi
çok rahatsız etmez. Bizim Türkiye’nin geleceği, demokrasisi
için bir kaygımız olmasa, seçimden çıkan siyasi tablo bizi
on tane daha seçime götürür. Neden böyle bir ihtiyaç duyalım?
Alevi oylarını alan parti ya da partilerin bunca senedir hiç
mi söyleyeceği bir söz yoktu? Bu niye sorulmuyor? “Alevicilik”
yapanların bize kızarken, bunun on misli de CHP’ye kızmaları
gerekmez mi?
11 Ocak İftarına kimler katılacak, o gün neler olacak?
Kerbela
şehitleri anılacak. Hz. Hüseyin için mersiye okunacak. Sofra
duasıyla yemek yenilecek. Yemekten sonra da Kerbela şehitleri
için fatiha okunacak. Daha sonra İbrahim Yiğit ve benim konuşmam
olacak. Son olarak sayın Başbakanımız bizlere hitap edecek.
Bilindiği gibi bunu benim moderatörlüğümde Abdal Musa Vakfı
düzenliyor. Pek çok Alevi sivil toplum kuruluşu temsilcileri,
Alevi belediye başkanları, Alevi cemaatinden akademisyenler,
işadamları, Ak Parti milletvekilleri katılacaklar. Biliyorsunuz
bizde “yüz” kutsaldır. İnsanların “yüz yüze” bakmasını istiyoruz.