Ciddi
dayanakları olmamasına rağmen Atatürk’ün ‘Alevi’ olduğu, ölmeseydi
Alevilere haklarını vereceği yönünde şayialar hayli yaygın.
Durumu abartıp Atatürk’ü neredeyse ’13. İmam’ mertebesinde
görenler bile var…
KONU
NEYDİ?
Muharrem
Dede’nin, duvarlarını 12 İmam resimleri, Atatürk büstü
ve Türk bayraklarının süslediği makamında, söyleşiden önce
biraz sohbet etme imkanımız oldu. Elazığlı olduğunu söyledi.
Benim Dersim, Ovacık’lı olduğumu öğrendiğinde ise, “aslen
ben de Ovacık’lıyım” dedi. Bunu neden baştan söylemeyişini,
“çok eskiden ailesinin Elazığ’a göç etmesine” bağladı. Hemen
ardından, “Dersimli olunca başka şeyler düşünüyorlar” diyerek
güldü. Muharrem Dede ile görüşmemiz, aklıma geçen yıl, o zaman
çalıştığım bir TV kanalı için haber yapmaya gittiğim Gazi
Mahallesi’ndeki cem evinin dedesini getirdi.
İstanbul İdare Mahkemesi, bir Alevi yurttaşın başvurusu üzerine,
bütün Alevi velilerine emsal teşkil edecek önemli bir karar
vermiş ve “eğer istemiyorsa din dersine girmeyebilir” demişti.
(Valilik sonradan bu kararı tecil etti.) Gazi Cem Evi dedesinden
bu durumu değerlendirmesini istemiştim. Ben dedenin “bu kararın
alınmasında geç bile kalınmıştır, hemen bu yönde gerekli yasal
düzenlemeler yapılmalıdır” şeklinde görüşler beyan edeceğini
düşünürken, o, dönemin cumhurbaşkanına hiç ilgisi yokken övgüler
düzmeye başladı. Sonra uzunca bir Atatürk güzellemesi yaptı.
Bazı Alevilerin Atatürk’ü neredeyse “13. İmam” mertebesinde
gördüklerini de biliyordum. Acıklı bir durumdu. Zorunlu din
dersi uygulamasını getiren 12 Eylül askeri cuntası idi. Ama
yine de “Allah devletimize, ordumuza zeval vermesin” durumu
söz konusu idi.
Gazi
Cem Evi’nden çıktığımda, kapıda “devrimciler” vardı. Onlar
da görüşlerini söylemek istediler. Biri cebinden çıkardığı
bir broşürden, içerisinde bolca “emperyalizm, neo-liberalizm”
kavramları geçen cümleler okumaya çalıştı. “Devrimciler” bir
telden, dede bir başka telden çalınca, çareyi sokaktan insanların
görüşlerini almakta bulmuştum. Konuyla ilgili konuşanlar da
sadece onlar olmuştu zaten. Alevilerin cem evlerinin “ibadethane”
olarak kabul edilmesini talep etmesi ne denli doğru ve haklı
ise, cem evi ve dedelerimizin mevcut durumunu neden ve sonuçlarıyla
birlikte sorgulamaları da, bir o kadar Aleviler açısından
ertelenemez bir ihtiyaç…
“AZİZ
ATATÜRK’ÜMÜZ YAŞASAYDI…”
Cumhuriyet ve Alevilik
Cumhuriyet, Aleviler için, kim için olursa olsun, ulusal bir
devlettir. Aziz Atatürk’ümüz bizlere cumhuriyeti kurdu, güzel
bir yaşam tarzı bıraktı. Tabii kanunlar, yasalar çıktı. Herkese
haklarını veren bir anayasamız var. Anayasa diyor ki, herkes
inancında, ibadetinde hürdür, kimse kimseyi inancından ötürü
kınayamaz. Ama her nedense bu yasa yürürlüğe girerek Alevi
inancına taraftar olmadı. Hatta parlamenterler de tartışmışlardır.
Bir sonuç elde edilemedi… Aleviler camiye gitmediler. Hangi
hükümet gelse, tabii ‘Alevi’ diyen olmuştur, ama hakları verilmedi.
Günümüze kadar çok partiler geldi geçti. DP’den bu yana devam
ediyor. Ben yaşadım bunları. Hiçbiri Alevilere haklarını vermedi,
‘ibadetini yap’ demedi. Her kul, Allaha giden yolu kendi seçer.
Bu yol ne camiden, ne kiliseden, ne havradan, ne cem evinden
geçer. Ama Aleviler bugün cem evlerini açarak, bu dünyada
hesabını veriyor.
Tabii
devlet bu kanunu çıkardı Cumhuriyet devrinde, tekke ve zaviyelerin
kapatılması için. O zaman Nakşiler vardı, Osmanlıdan kalan
birçok tarikat vardı. Bunlar da yaşamıyor artık; o zaman kapatıldı.
Aziz Atatürk’ümüz bu konuda ‘seninkini kapattım, Alevilerinkini
açık tutacağım’ demedi. Ama son zamanlarında, hasta yatağında
şöyle bir ifade buyuruyor, diyor ki; ‘Aleviler siz kendinizi
hazırlayın, Hacı Bektaş dergahını açmak için parlamenterle
konuşacağım, haklarınızı vereceğim’. Ama ne yazık ki Hatay
olayları, kendisinin hastalığı buna imkan vermemiştir.
Aleviler,
laiklik
Tabii,
Atatürk’ten bu yana bir laiklik tanımı yok. Laiklik demek
cumhuriyetçilik demektir. Herkes ibadetinde hürdür. Ama ne
yazık ki gelen hükümetler bunu engellemiştir. Örneğin din
dersleri sadece imam-ı Adem mezhebi üzerinedir. Yani hiçbir
mezhebin görüşleri okunmadan, Diyanet kendi müfredatına göre
veriyor. Alevi çocukları asimile edilmek isteniyor. Okullarda
bunu yapıyorlar. Biz diyoruz ki kendi müfredatımızı kendimiz
koyarak ya da ailesi içinde eğitim alınırsa, din dersinden
daha fazla güzellik getirir. Ama kabul edilmiyor. Bunların
hiçbiri din dersi değil. Din dersi demek, Hz. Muhammed’in
yaşadığı günün dersini vermektir. Namazdır, oruçtur, hacdır,
şudur-budur değil. Bunlar hükümetlerin getirdiği bir düzenden
ibarettir.
Almanya’daki
dizi film, Alevilere büyük bir hakarettir. Cumhuriyet olmazsa,
laiklik olmazsa, bu mu olsun? Bunun için haykırıyoruz. Reha
Çamuroğlu’nun Muharrem iftarı var. Başbakan da gelecekmiş.
Bunlar Alevileri asimile etmekten başka bir şeye yaramaz.
‘Açılım’ın sesi hoş, ama…
Sesi
hoş geliyor. Sevgili Reha Çamuroğlu’nun bu hareketi sevindirici,
ama inandırıcı olmuyor. Başbakan’ın ayrı bir toplantı yaparak
Alevilerin haklarını kamuoyu önünde açıklaması gerekir. Yoksa
oruç açmakla olmaz. Fikrinize katılmamak (konferans-bn.) mümkün
değil. Haklar-hukuklar makul seviyeye getirilmeli. Ama Alevilerin
de kendi içinde, barış içinde birleşmeleri gerekiyor. Ama
her yerden bir ses çıkarsa, toplumu rencide eder. Konferans
yapılmalı, makul istekler de devletin önüne konur. Mantıklıdır.
Partiler ve politika
Partiler,
malumunuz, politiktir. İnönü’ye soruyorlar, bu politika nedir
diye, diyor ki, ‘Yunanca bir terimdir. Yalanı çok doğruca
inandırmaktır’. Siyasi partilerin Alevilere şirin görünmeleri,
oy kapmak içindir. Bir de Türk-Kürt diyorlar. Hepimiz Ali’nin
sancağı altındayız. Bizde Türk-Kürt zihniyeti, ayrımcılık
yok.”
MUHARREM
DEDE’NİN KORKUSU: ALEVİLER BU GİDİŞLE KARA ÇARŞAFA GİRECEKLER
Burası Türkiye’de kurulmuş olan ilk Alevi dergahıdır. 1969da
kurulmuş. Türkiye’nin her yarinden Aleviler ziyarete gelirler.
Tarih boyunca Emevi, Abbasi, Osmanlı saltanatında baskı gördük.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde laiklik geldi. Diyanet tarikatlara
karşı kuruldu, ama sonradan sadece Hanefilere hizmet etti.
130 bin kadrosu var, ama bir tane Alevi-Bektaşi bulamazsın.
Her dönemde TV’lere çıkıp “kardeşiz” derler, ama iş icraata
gelince, bir şey yok. Söylemek kolay, ama icraat önemli. Demirel
de cumhurbaşkanı iken Hacı Bektaş’ı ziyaret etmiş ve ‘siz
bizim birinci vatandaşımızsınız’ demişti. Ama gerisi gelmedi.
Ben Reha Çamuroğlu’nun sırrına eremedim. Eskiden ‘yoldaş’tı,
şimdi ise Alevileri AKP’nin arka bahçesi yapmak istiyor. Ben
onun ‘vazifeli’ olduğunu düşünüyorum. Ama Alevi toplumu cahil
değil. Onların peşinden gitmez. Böyleleri de çıkar, ama benim,
bizim paraya pula ihtiyacımız yok. Alevileri asimile etmek
istiyorlar
Önce
Hacı Bektaş’ı Alevilere verin
Aleviliğin
tanımlanması lazım. Alevilik ayrı bir din, mezhep değil. Biz
İslamız. Onun bir koluyuz. Bizim ibadetimiz, Ehlibeyt’in yoludur.
Onlarınki Muaviye’nin, Yezid’in fetvalarının yoludur. Kitapta
5 vakit namaz yok, ramazan orucu yok. O dönemde hükümdarlık
onlarda. Mezhepler de yoktu önceleri.Abbasilerde ortaya çıktı.
Alevi yurttaşlarımızın katıldığı Hacı Bektaşi Veli, hala Alevilere
verilmemiştir. Orası Müzeler müdürlüğünün emri altında. Öncelikle
cem evlerinin Hacı Bektaşi Veli dergahının bize teslim edilmesi
lazım. Zorunlu din derslerinin kaldırılması lazım. Baskı illa
vurmak kırmak değil. Düşünceler üzerinde baskı kuruluyor.
Çocuklarımız okuldan gelip bize ‘din dersi öğretmeni öyle
söylemiyor’ diyerek sorular soruyor. Biz camiye karşı değiliz,
onlar da bize karşı olmasınlar.
Diyanet
işlerinin kuruluşu tarikatların önünü kapatmak içindi. Şimdi
tarikatçılara hizmet ediyor, Hizbullahçıları savunan kadroları
var, rejimi değiştirmek isteyenler var. Her inanç kendi masraflarını
karşılasın, nasıl biz yıllardır kendi masraflarımızı kendimiz
karşılıyorsak camilere de öyle yapılsın. Kadrolaşma var. Ben
de vatanın öz evladıyım, bizim vergilerlimizle onların maaşları
ödeniyor. 30 bin kadro da bize versinler. Diyanetin bütçesi
kaç tane bakanlıktan fazla, bir de diyanet vakfı var. Trilyonlarca
bütçesi var. Ekonomisi kuvvetli. Biz de o güç yok. Ama Alevilere
para verilmesini de istemiyoruz, kimine verecek, kimine vermeyecekler
Alevileri böyle yaparak birbirine düşürecekler. Biz zorunlu
din derslerin kaldırılmasını, diyanetin eğer kaldırılmıyorsa
özerk hale getirilmesini istiyoruz. Bu yasal düzenlemeleri
çıkarmaları bir günlük iş. Cem evlerini de tanısınlar.
Türkiye
laik mi, değil mi?
Düzen
laik değil. Diyaneti istemiyoruz aslında. Ahmet Necdet Sezer
şanstı. Diyanet cemaatlere karşı kurulmuştu. Biz cemaat değiliz.
Ama Türkiye o aşamaya gelmemiş, özerk olsun o zaman. Haklısın,
bir çelişki var. Ama Doğu Anadolu’da töre olayları var, bunları
da unutmamak lazım. Ama diyanetten maaş alıp siyasal İslamcılık
yapacak, biz bunu kabul etmiyoruz…. Alevi toplumu şeriata
da darbelere de karşıdır. Ama gücümüz yetmiyor. Bir olmazsak
diri de olamayız.
Alevilerin
geleceği
Biz
olmayız, her toplum birlik olur, biz olmayız. Mesela Nurcusu,
Fetullahçısı gereğinde birleşiyor, ama bizde herkes akıllı,
herkes her şeyi biliyor, öyle olunca kimse kimseyi dinlemiyor.
Tıkanıp kalıyoruz, keşke herkes sizin dediğiniz gibi düşünse,
bir araya gelip toplansak. Maalesef içimizde Hızır paşalar
var. 100 tane dernek var. Bunlar tabanla alakası olmayan dernekler,
Ehlibeyt Vakfı bilmem ne. Çoğu tabela derneği. Federasyon
da oluyorlar. Alevi toplumu adına geleceğimizi aydınlık görmüyorum.
Alevilik İslam dışı diyenler de çıktı. Tüm Alevi kuruluşları
bir olalım desek, kimse olmuyor. Kendi sorunlarımızı içimizde
çözemiyoruz. Alevi gençlerimiz yakında türbana da, kara çarşafa
da girer bu gidişle, Ramazan orucu da tutarlar. 12 imamda
eğlence yapanlar da oluyor…
Caner
Canerik: Alevilik sembolik bir hale geldi
Bir “köy inancı” olan Alevilik, kentleşmeyle beraber farklı
bir sürece girdi. Alevileri ikiye ayrırmak lazım; şehirde
yaşayan Bektaşi ve köylerde yaşayan Kızılbaşlar. Bektaşilerin
Osmanlıyla ilişkileri malum. Yeniçeriler Bektaşi idi. Özellikle
60’dan sonra ekonomik, sosyal nedenlerin de etkisiyle Kürt
Alevilerin zorla veya gönüllü büyük göçleri oldu. Bunun Alevilik
açısından yarattığı en önemli sıkıntılardan biri, yargılama-yaptırım
mekanizmasının çökmesidir. Mesela ‘düşkünlük’ Alevilikte çok
önemli bir yaptırımdır. Kentlere gelince bunun hiçbir anlamı
kalmadı. İnanç ve ibadetlerdeki yerel motifler anlamsızlaştırıldı.
Yaşamın birçok alanında Alevilik, Alevilerin günlük sorunlarına
çözüm getiremedi ve sembolik bir hale büründü. Alevilerin
Perşembe günü yaptıkları ayin-i cemlerin Pazar günü ve sadece
sembolik olarak gerçekleştirilmesi, bu ayine katılan insanların
ayinin özünde yer alan ve rızalıklarının alınması, aralarında
husumet olmaması ve varsa da çözülmesi gibi toplumsal bağları
güçlendirici unsurlardan uzaklaşıldı. Bununla birlikte cem
evleri ve “önder” olarak ortaya çıkan kime hizmet ettikleri
pek bilinmeyen kişilerin yönlendirmeleri, Alevilerin bunu
sorgusuz-sualsiz kabullenmeleri, teslim olmaları da kentleşmeyle
birlikte Aleviliği olumsuz etkileyen unsurlardan…