Devlet Alevilerden ne istiyor?
Devlet Alevilerden akıllı, uysal çocuklar olmalarını istiyor. “Sizin
ne olup olmadığınızı ben tanımlar, nasıl hareket etmek istediğinizin haritasını
ben çizerim. Bu çerçevede akıllı yurttaşlar olarak yaşamaya devam” diyor.
Aleviliği bir yaşam biçimi, bir kültür, algılayış, bir inanç biçimi olmaktan
çıkarıyor ve kendisi tanımlıyor. Ve diyor ki, ‘Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman.
Aleviler de Müslümandır. Cami herkes içindir. Ezan kulağına kadar uzanan herkes
içindir”. Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bu yana bu böyle. Ne yazık ki, Cumhuriyet
döneminde de böyle. Geçtiğimiz yüzyıllarda bu tanımlama biçimini Alevilere
zorla kabul ettirmeye uğraşıyorlardı. Ancak son yıllarda şiddetin yerini tatlı
dilli asimilasyon söylemleri aldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı ve faaliyetleri, zorunlu din
dersleri ve güdülen temel ideoloji, cemevlerini reddediş bunların birer örneği.
Yok sayan, inkarcı bir yaklaşım. Aleviler ‘cemevi’ dedikçe ‘hayır orası cümbüşevi’
diyen bir yaklaşım... Elbette cemevleri klasik anlamda cami gibi, sinagog,
kilise gibi bir ibadethane değildir. Aynı zamanda orası bir kültür merkezidir.
Kütüphanesi, tiyatro salonu, sağlık ocağı, cenaze kaldırma birimleriyle komplike
bir yapıdır.
Elbette cem yapılan ibadethane bölümü de vardır. Bunu reddediyor,
Alevilerin kendi kimlik ve kişilikleriyle bu ülkenin unsurlarından biri olduğu
gerçeğini yadsıyorlar. Bu da gerilim yaratıyor ve geleceğe ilişkin tehlikelere
işaret ediyor.
Aleviler ne istiyor
Bir tek şey istiyorlar, demokrasi. Herkes için demokrasi, Aleviler
için de demokrasi.
AKP Hükümeti din ve vicdan özgürlüğü derken, şeriatçıların kendi
inançları doğrultusunda nasıl gerekiyorsa öyle yaşamayı bir hak, hatta laikliğin
bir gereğiymiş gibi sunarken, laiklikle hiçbir problemi olmayan, TC’nin ‘bekaasıyla,
bölünmez bütünlüğü, bayrağı, sınırları’ ile hiçbir sorunu bulunmayan sadece
demokrasi isteyen Alevilerin bu talebini şiddetle reddediyor. Aleviler kendi
adları ile dernek, vakıf kurma faaliyetlerini ancak mahkemeler yoluyla elde
edebiliyorlar. Alevi Bektaşi Kuruluşları Kültür Derneği yıllarca süren mahkeme
sürecinin sonunda ancak bu sıfatı kullanabildi. Alevilerin başka bir isteği,
nüfus cüzdanlarındaki çağımız değerleri, demokrasi, hatta laiklik ile bağdaşmayan
din hanesinin kaldırılması...
Diyanet Teşkilatı, zorunlu din dersleri olmasın, cemevleri yasal
statüye kavuşturulsun, Alevi köylerine cami yapma politikalarından vazgeçilsin,
başta TRT olmak üzere kamusal bütçeden yayın yapan kuruluşların tek taraflı
yayınları olmasın. Bunlar o kadar masumane istekler ki, her akıllı iktidarın
da ‘evet böyle olmalıdır’ diyebileceği istekler. Bunların gerçekleşmesi halinde
Alevilerin geriye söyleyebileceği sözleri kalmayacağı gibi, olsa olsa ‘Aleviliği
nasıl daha modernize edelebiliriz, çağın koşullarına nasıl uydurabiliriz,
feodal yapısından nasıl arındırabiliriz’ gibi sorunlar gündeme gelebilir.
Ama gözüküyor ki, bugün bunu gerçekleştirmek o kadar kolay değil.
Sadece AKP mi, ondan önce kendilerini sosyal
demokrat olarak tanımlayan iktidarlar da geldi...
Bugün AKP iktidarda olduğu için onun adını andık. Yoksa bu bir hükümet
yaklaşımı değil, devlet öyle bakıyor. Kurtuluş savaşı sonrası ilk Meclis’in
bileşenlerini bir yana bırakacak olursak, ikinci Meclis’ten bu yana devletin
Alevilere bakışı bu. Hanefi olan özbe öz, has evlatları dışında kalan herkesi
dışladı. Tek tip vatandaş... Türk, Sünni, hatta onun da ötesinde Hanefi yurttaşlardan
oluşan bir devlet, millet tahayyülü. 80-90 yıldır yaşadığımız sancı da bundan
geliyor.
AKP bugün böyle, Çiller dün öyleydi, CHP önceki gün öyleydi, demokrat
parti ondan önce öyleydi. Partilerden ziyade devlet politikası olduğu için
öyle.
Alevilerde de farklılaşma var galiba...
Evet, Aleviler bu konuda hemfikir, homojen değiller. Nüfusunun 20-25
milyon olduğu varsayılan bir topluluğun esasen homojen olması da beklenemez.
Aleviler dün köyde homojen idiler. Ama 30-40 yıldır kentteler. Kentte farklılaştılar,
yabancılaştılar. Hem kültürlerine, inançlarına, hem doğalarına, hem de birbirlerine
yabancılaştılar. Aleviler kentte her şeyden önce sosyalizmi tanıdılar. Baktılar
ki, yüzyıllardır kendi ulularının söyledikleri ile sosyalist önderlerin söyledikleri
arasında benzerlik, paralellik var. Sosyalist ilke ve görüşleri benimsemekte
hiç de zorlanmadılar.
Sünnileri tanıdılar. Gördüler ki, onlar da kendileri gibi insanlar.
Sandıkları gibi yezit, muaviye, cani, gaddar değil. Aynı apartmanda, sokakta,
çarşıda birlikte oldular. En önemlisi fabrikada tezgahın başında birlikte
çalışmaya başladılar ve fark ettiler ki, aynı derece sömürülüyorlar, aynı
sorunları yaşıyorlar ve kurtuluş yolları bir; sendikal mücadele, siyasi mücadele...
Köyde sadece askerlik ilişkisi içinde tanıdıkları devleti, kentte daha yakından
tanıdı ve gördüler ki, sorunun kaynağı Sünni yurttaşlar değil, devlet ve bizatihi
onun ideolojisi. O ideoloji sadece Alevileri, Alevi emekçileri sömürmüyor
Sünnileri de sömürüyor. Alevilerin kentte bunun farkına varmaları, kendi içinde
ekonomik ve siyasi farklılaşmayı da yarattı. Artık Alevilerin de işadamları,
fabrikatörleri, sanayicileri, ihracatçıları olduğunu gördüler. Herkes sınıfının
çıkarı nerede ise orada olmaya özen gösterdi. Alevilik Müslümanlıktır, Müslümanlığın
özüdür hatta gibi söylemleri kendi sınıfsal çıkarları için doğru buldular
ve devletle işbirliği yaptılar. İşbirlikçi dedeler, dernek, vakıf yöneticileri
buldular, hatta bu tür vakıfları dernekleri kurmaya özendirdiler, cemevleri
inşa ettirdiler. Kiralık diyebileceğimiz dedelerle kol kola girip, Aleviliği
gerçek değerleri ile değerlendiren, tarihsel verileri ile tanımlayan, otantik
özüne sadık kalan bilim adamlarına, araştırmacılara, yazarlara, ozanlara,
dernek ve vakıf yöneticilerine cephe açtılar. Bu kavga hâlâ süregidiyor.
Birleşme mümkün mü?
Alevilerin böylesine bölünmüşlükleri devletin, iktidarların çok da
işlerine geldi. Alevilerin sorunlarına en demokrat yaklaştığı söylenen Ecevit
bile, ‘siz gidin önce kendi aranızda anlaşın, söylemlerinizi tekleştirin ki,
ona göre bu konuyu düşünelim’ dedi. Diğerleri de aynı şeyi dediler.
Alevilerin tek söz söyleme olasılıkları var mı; yok. Onun için bu
sürüncemede, böyle gidiyor. Daha ne kadar gider, bu biraz da demokrasi güçlerinin
ortak mücadelelerine bağlı bir şey.
Ne yazık ki birçok aydınımız, sol hareketin birçok kesimi Alevilerin
bu hak arayışlarını, demokrasi taleplerini gerici, feodal, inançsal, mezhepsel
talepler olarak gördüler; uzak durdu, eleştirel yaklaştı, soğuk baktılar.
Oysa Aleviler sadece cemevi, Diyanet İşleri, semah saz için mücadele etmiyorlar.
Onlar 1 Mayıs’ta işçilerle, 1 Eylül’de barışseverlerle bir olmaya, her 6 Mayıs’ta
şehitlerimizin mezarı başında olmaya, birlikte olmaya özen gösteriyorlar.
Bunu göstermelik de yapmıyorlar, içlerinden geldiği, inandıkları, böyle duyumsayıp,
düşündükleri için yapıyorlar. Devletle hareket eden Alevi kesimi ile işçi
sınıfı ile hareket eden Alevi kesiminin söyledikleri arasındaki farkı anlamaları,
görmeleri gerekiyor.
Emel Sungur (Pir Sultan Abdal,
2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı)
Cemevlerinde tüm Aleviler hemfikir mi?
Cemevleri Alevi kesiminin inanç merkezleridir. Alevilik ile ilgili
değerlendirmelerde farklılıklar olmasına rağmen, cemevlerinin inanç merkezi
olduğu noktasında tüm Aleviler birleşiyor. Bu ülkeyi yönetenlerin, iktidarların
cemevini tartışmaya zaten hakkı yok. Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir.
Nasıl diğer inanç merkezlerine saygı duyuluyorsa, cemevlerine de saygı istiyoruz.
Ama onu derken asla ‘devlet cemevlerini yaptırsın, dedelerin paralarını ödesin’
değil. Devlet tamamen işin içinden çekilsin, her inanç kendisini finanse etsin.
Zaten bu ülkede yaşanan bütün kavgaların, acıların temeli budur, inanca müdahale
etmek, inancı siyasallaştırmak...
Devlet Alevilerden ne istiyor?
Alevileri tamamen İslam, hatta Sünni İslam olarak görmek istiyor.
Hem ırk olarak tek bir ırk, hem de mezhep olarak tek bir mezhep, Sünni mezhebi
istiyor devlet. Birdenbire Aleviliği ortadan kaldırması, yok etmesi mümkün
değil. Ne istiyor o zaman, Diyanet’e dedeleri çağırıyor, ‘Gelin paranızı biz
verelim, ama bizim istediğimiz anlamda Aleviliği anlatın’ diyor. Zorunlu din
derslerinde de öyle; ‘Size din eğitimi verelim, Alevilik öğretisi öğretilsin
ama bizim düşündüğümüz Alevilik’. Devlet yıllardır böyle bir asimilasyon politikası
ile götürdü işi.
Aslında bu iş daha böyle sürerdi. Ama toplum olarak acıları yaşadıktan
sonra silkeleniyoruz ya, Sivas olayları bu anlamda diriliş noktası olmuştur.
Türkiye’de şunu gördük, bir darbeden sonra biraz hareketleniyoruz, sonra yeniden
suskunluk dönemi başlıyor. Yalnız bu sefer toplumda ciddi bir tepki var, AKP’ye
oy verenlerde bile. Danıştay olayında gördük bunu.
Kuruluş amacımız demokratik Alevi örgütlenmesi ama tek nedeni bu
değil. Türkiye’de demokrasinin, laikliğin, barışın, bağımsızlığın, özgürlüklerin
yerleşmesi noktasında demokratik platformlarda da var olmak.
Yarın: Atilla Erden, Kazım Genç