|
ALEVİLER NE İSTİYOR? -1-
Hazırlayan: Sultan Özer
‘Alevilerin
Türk ve Sünni olmaları istendi’
SUNU
Selçuklulardan,
Osmanlı’ya Alevilerin kaderinde hep baskı, horlanma, yok sayılma katliamlar
oldu. Cumhuriyet döneminde de farklı bakılmadı Alevilere. Kimliklerini, Alevi
olduklarını uzun yıllar boyunca saklamak zorunda kaldı, ibadetlerini, ritüellerini
gizli yaptılar. İşe girerken, okula kayıt yapılırken, hatta seçimlerde adaylıklarda
hep karşılarına “suç” gibi çıkarıldı Alevilikleri. Şimdilerde Aleviler, bir
yandan AB müzakere süreçleri, bir yandan da artık seslerini daha fazla yükseltmeleri,
hak talebinde bulunmalarıyla yine gündemdeler.
AKP
Hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ın bakışı da diğer iktidarlardan farklı olmadı
Aleviliğe; “Ali’yi sevmekse Alevilik, ben daha fazla Aleviyim” diyebildi.
Ya da kendi ibadetlerini, kendi mekanlarında yapmak için cemevi isteyen Alevilere,
“Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman. Aleviler de Müslüman. Cami herkes içindir.
Aleviler de Camiye gelsin” dediler. Cemevi talepleriyle adeta dalga geçer
gibi, “cemevleri cümbüşevi” yakıştırması yaptılar.
Türkiye’nin
dört bir yanını yabancı tekellere satıp, onların istedikleri gibi at koşturmasına
meydan ve teşvik verenler, iş Alevilere ve cemevlerine gelince “olmaz”dan
öte gitmediler. Alevilerin karşısına hep “yasak”lar çıkarıldı. Seçim zamanlarında
“oy deposu” görüldü, akıllı, uslu olmaları, “devletin çizdiği noktada hareket
etmeleri, onun dışına çıkmamaları” istendi. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta,
Gazi’de olduğu gibi toplu katliamlara uğradılar. Zorunlu din dersleri ile
asimilasyona uğrayan, istekleri dışında nüfus kağıtlarına “İslam” yazılan,
kendi vergileriyle desteklenen Diyanet İşleri Başkanlığı ile yıldızları hiç
barışmayan Aleviler, artık isteklerini örgütleri aracılığıyla daha fazla dile
getirmeye başladılar.
Bir
yandan, Aleviler için unutulmaz acıları da beraberinde getiren Sivas Katliamı’nın
yıldönümü olması, bir yandan taleplerinin yeniden gündeme getirilmesi amacıyla
Alevilere, Alevi örgütlerinin temsilcilerine. Aleviliği araştıran bilim adamlarına
teyplerimizi uzattık. Onların düşüncelerini, devletin Alevileri nasıl gördüğünü
Alevilerin gözünden vermek istedik.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri
Avukat Fevzi Gümüş sorularımızı yanıtladı:
Aleviler ne talep ediyor?
Anadolu’nun
özgün bir inancı olan Alevilik, Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma baskı
politikalarından hâlâ kurtulamadı. Cumhuriyet öncesinde şeyhülislam fetvaları
ile katli vacip görülen Aleviler, kimi zaman çok açık kimi zaman da örtülü
şekle bürünmüş, baskı, şiddet, inkar ve asimilasyon politikaları ile karşı
karşıya... Sünni ve Alevi kitleler birbirine yabancılaştırılırken, Alevilere
yönelik önyargılar geliştirildi ve Aleviler inançlarını gizlemek durumunda
kaldılar.
Cumhuriyet döneminde uygulamaya konulan tek kimlik esaslı (Sünni
ve Türk) politikalar sayesinde de Alevilerden sadece Türk ve Sünni olmaları
istendi.
1990’lı yıllarda başlayan Alevi örgütlenmesi, Osmanlı’dan beri devam
eden asimilasyoncu ve inkarcı politikalara bir itiraz geliştirdi. Bu itiraz,
her ne kadar Alevilerin kendi konumlarıyla sınırlıymış gibi algılanıyorsa
da özünde Türkiye’deki demokrasi ve çarpık laiklik anlayışınadır.
Türkiye’de, insan hakları hadım edildiği, düşünce özgürlüğü sınırlandırıldığı,
demokrasi de sakat edildiği için Aleviler kendi inançlarını özgürce yaşayamıyor;
toplumun diğer mağdur kesimleri gibi… Aleviler;
“- Devlet, Alevi inancını tanımlama noktasında fikir yürütmekten
vazgeçmeli ve Aleviliğin ne olduğunu o inancı yaşayanlara bırakmalı,
- Tek kimlikli (Türk-Sünni) politikalardan vazgeçmeli, Alevi kimliğini
kabul ederek, hukuksal güvenceye kavuşturmalı,
- Cemevlerinin Alevilerin ibadet merkezi olduğu kabul edilerek bu,
yasalarda ifade bulmalı,
- Zorunlu din dersleri kaldırılmalı
- Diyanet İşleri Teşkilatı lağvedilmeli ve inanç ve ibadet hizmetleri,
inanç mensuplarına bırakılmalı,
- Alevi köylerine cami yapılması uygulamasından vazgeçilmeli” diyor.
Devlet, Alevilere nasıl bakıyor?
Devletin
Alevilere bakışını iki sözcükle ifadelendirmek mümkün. İnkar ve asimilasyon.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Alevilik kesinkes kabul edilmiyor, Aleviler yok
sayılıyordu. Ancak inkar politikalarının sonuç vermediği anlaşılınca, asimilasyon
stratejileri geliştirilmeye başlandı. 1980 darbesinden sonra Alevi köylerine
zorla camiler yapılırken, zorunlu din dersleriyle de Alevilere, inanmadıkları
bir inanç empoze edilmeye çalışılıyor. AB’ye giriş sürecinde Alevilerin insan
haklarıyla ilgili itirazlarını bastırmak ve AB kapısında aklanmak isteyen
hükümetler bugün sıkça “Alevilerin ibadet yeri camidir” savını ileri sürerek,
Alevileri Sünnileştirmek istiyor. Asimilasyon politikasında başarılı olmak,
kitlelerin sesini kısmak ve belki de toplumun Alevilere karşı önyargılı kesimlerini
kışkırtmak amacıyla “eşit yurttaşlık” talebimizi bölücülük suçlamasıyla bastırma
gayreti içine girmek, Aleviliği linç etmek istiyorlar.
Bu linç çabasında devlet için cemevlerinin çoğalıp gelişmesi stratejik
rahatsızlıktır.
Son dönemde devlet eliyle cami-cemevi karşılaştırılmasına girilmesi,
dahası kimi cemevlerinin minaresiz camiye çevrilmek istenmesi bu rahatsızlıktan
kaynaklanıyor.
Türkiye tarihinde
kara bir leke; Sivas Katliamı
Pir Sultan
Abdal Kültür Derneği’nin, Kültür Bakanlığı’nın da desteği ile Sivas’a taşınan
Pir Sultan’ı anma etkinlikleri, tarihe kara bir leke olarak geçecek olan Sivas
Madımak Katliamı ile sonuçlanır. 2 Temmuz 1993’te gerici güruh Madımak Oteli’ni
ateşe verir. Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu bir grup aydın, yazar,
genç kurtulurken, 33 kişi onlar kadar şanslı olmaz. Aralarında Türkiye’nin
yetiştirdiği en önemli yazar, çizer, sanatçı ve aydınların da bulunduğu 33
can... Aslında katliamın faturası 37 yaşamdır. Ama bunlardan 2’si ‘oteli mi
korumak, içindekileri mi yalnız bırakmamak için bilinmez’ otelden ayrılmayan
görevli, diğer 2’si ise saldırganlardandır.
Şenlik için Sivas’a
giden 33 aydın, yazar, sanatçı, semahçının isimleri ise şöyle; Nesimi Çimen,
Asım Bezirci, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Behçet Aysan, Edibe
Sulari, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Erdal Ayrancı, Sehergül Ateş, Hasret Gültekin,
Muammer Çiçek, Gülender Akça, Mehmet Atay, Sait Metin, Carina Johanna, Gülsün
Karababa, İnci Türk, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt,
Handan Metin, Yasemin Sivri, Asuman Sivri, Serpil Canik, Serkan Doğan, Belkıs
Çakır, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Menekşe Kaya, Koray Kaya (1981)
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE
İSTİYORUZ
Mustafa Özarslan- Kızılırmak Köyleri Sosyal
Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı
Devlet Alevileri her zaman, ‘Demokrasinin, laikliğin tamponu’ olarak
görüyor. Yani devletin yedek gücü. Zor durumda kaldığı, sıkıntıya girdiği
zaman, şeriatçılık hortladığında Aleviler akıllarına geliyor. ‘Aleviler bizim
birinci sınıf vatandaşımızdır’ diyor en yetkili ağızlar. Bu, sözde kalıyor.
Ama biz bu sözlerden rencide oluyoruz. Niye ‘Sünniler bizim birinci sınıf
vatandaşımız’ demiyorlar da Aleviler için söylüyorlar. Ağızlarına bir parmak
bal sürüyorlar. O öyle bir süre gidiyor. Yeni Sivaslar, Gaziler, Maraşlar
olana kadar…
Sistem taa Osmanlı’dan, Selçuklu’dan beri hep aynı yöntemi kullanmıştır.
Böl parçala, yönet... Aleviler içinde de devlete yakın, devletten nemalananlar
var. Devletin, iktidarın, sistemin borazanlığını bunlara yaptırıyorlar. O
örgütler kendi vatandaşlarına karşı tetikçilik yapıyorlar.
AB’ye uyum çerçevesinde bir takiyye başladı. Nüfus cüzdanlarındaki
din hanesi… Hükümet, ‘vatandaşlar dilekçe versinler kaldıralım’ diyor. Fişleyecek
yani. Bakacak nüfus cüzdanlarına, ‘haaa bu bizden değil diyecek’. Bu bizdenciliği
dayatıyorlar. Biz hiç böyle bakmadık. ‘72 millete bir gözle, bir nazarla bakan
bir halkız’. Alevilere ‘şu yapılsın, şunlar verilsin’ demedik asla. Biz sadece
halkların tamamına ne verildi ise onları istiyoruz. Herkese ne veriliyorsa,
eşitlik uygulansın. Ama Diyanet’ten tutun, zorunlu din derslerine kadar yok
yok...
Önderlerimizin idam sehpasına giderken bile dedikleri ‘tam bağımsız
Türkiye’ biz de bunu istiyoruz, tüm dünya için, sadece kendimiz için de değil.
Halkların kardeşliği olsun, bu kültürler devam etsin istiyoruz. Kültürler
gittikçe bitiyor, dejenere oluyor. Gençlerimiz kendi kültürlerini bilmiyor
yozlaşma var. Amerikancı, lümpen bir gençliğe doğru gidiş var. Şiddet olayları
ilköğretime kadar indiyse devletin ‘nerede hata yapıyoruz’ demesi gerekiyor.
Sivas Davası’nın seyri
Sivas Katliamı’ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Artan
toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı.
Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalafetten
dolayı soruşturma başlatılıp, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet
Savcılığı’na sevk edildi. 190 kişiden 124’ü tutuklanıp, kalanlar serbest bırakıldılar.
Sivas Katliamı davası, “güvenlik” gerekçesiyle Ankara 1 No’lu DGM’de
görüldü ve 26 Aralık 1994’te karara bağlandı. 22 sanık hakkında 15’er yıl,
3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer
yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Müdahil avukatlar,
DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek temyize
gittiler.
Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, katliamı “cumhuriyete, laikliğe ve
demokrasiye yönelik” olarak değerlendirerek, DGM’nin kararını esastan bozdu.
Ankara 1 No’lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniledi.
28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezası verildi. Bu cezalar
çeşitli hukuksal süreçlerden geçerek kesinleşti.
Topluma Kazandırma Yasası’nın çıkmasının ardından Sivas Katliamı
hükümlüleri de pişmanlıktan yararlanmak için başvurdular. Sivas davası sanıkları,
hüküm giyenler dahil 60 kadarının pişmanlık başvurularına ilişkin yargılama
ise halen sürüyor.
Başından beri dava sürecini izleyen Avukat Şenal Sarıhan, Pişmanlık’tan
yararlanmamaları gerektiğini, çünkü bu sanıkların pişmanlıktan yararlanmaları
için hem örgüt üyesi olmaları hem de itirafta bulunmaları gerektiğini söylüyor.
Davanın örgütten sonuçlanmadığını, kişilerin tek tek ceza aldığını kaydeden
Sarıhan, ayrıca “itiraf” olarak yeni bir şey sunmadıklarını da dile getiriyor.
02.07.2006
KAYNAK:
http://www.evrensel.net/
|